01.03.2005

   

Anasayfa

e-posta


 
 

ANKARA, 01/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  28 Şubat 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Handelsblatt gazetesinin internet sayfasında (28/02)  "Polonya Cumhurbaşkanı Vatandaşlarına Güveniyor" başlığı  altında ve "mzi." rumuzuyla yer alan bir yazıda, Polonya  Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski'nin, Polonya'nın AB'ye  üyeliğinin başlamasından 10 ay sonra, üyelikle bağlantılı  olarak oluşan ümitlerin boşa çıkmadığını söylediği  belirtilmektedir. Berlin'de Bertelsmann Vakfı'nda konuşma  yapan Cumhurbaşkanı Kwasniewski'nin, "Anayasa, Parlamento'daki  siyasi oyunlara alet edilmemelidir." diyerek vatandaşlarının  yüzde 65'inin AB Anayasası'na kabul, yüzde 15'inin red oyu  vereceğini, yüzde 10'unun da henüz kararsız olduğunu tahmin  ettiği belirtilen yazıda, Federal Alman Hükümeti'nin Türkiye  politikasına özellikle destek vererek, "Ortak Avrupa'da  Türkiye'ye de yer var" diyen Cumhurbaşkanı Kwasniewski'nin,  AB'ye üyelik perspektifinin şimdiye dek, AB'ye üye olmak  isteyen tüm ülkeler üzerinde etkili olduğunu belirterek, bu  perspektifin, demokratik süreçleri ileri götürme motivasyonu  yarattığını vurguladığı ve bunun Türkiye için de geçerli  olduğunu söylediği kaydedilmektedir.

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (28/02) "Ermenileri  Anma" başlığı altında ve Karl-Heinz Baum imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, CDU/CSU Federal Meclis Grubu nisan ayının  ortalarında, Türkiye'de bir milyondan fazla Ermeni'nin  sürülmesi ve öldürülmesini anmak ve bunun için diğer siyasi  partilerin de desteğini almak istediği belirtilmektedir.  CDU/CSU Federal Meclis Grubu Dış Politika Sözcüsü Friedbert  Pflüger'in, Berlin'de yaptığı açıklamada, bu girişimi Birlik  Partileri olarak başlatmış olmalarına rağmen, Federal  Meclis'teki diğer siyasi parti gruplarının da istemeleri  durumunda bu önergeye ortak olabileceklerini söyleyerek,  verdikleri önergede "soykırım kelimesine bilinçli bir  şekilde" yer verilmediğini, bu ifadenin yerine sürgün ve  katliamlar kelimelerinin kullanıldığını, ancak bu konuyla  ilgili olarak hiç kimseyi dava etmek istemediklerini  belirterek, önergenin Türkiye ile AB arasındaki katılım  müzakereleriyle bir bağlantısının bulunmadığını belirttiği  ifade edilen yazıda, önergenin verilmesine öncülük eden  Saksonya Anhalt Eyaleti eski Başbakanı ve Federal Meclis  CDU Milletvekili Christoph Bergner'in de konuya ilişkin  açıklamasında, bu yöndeki (AB bağlantısı kurulan) bir  paragrafın metinden çıkarılmış olduğunu, önergenin  Türkiye'nin AB katılımını savunanlar tarafından da  desteklendiğini, bu girişimin Türkiye'nin Avrupa'nın  geçmişini inkar etmeme kültürüne dahil edilmesiyle ilgisi  bulunduğunu, tarihin karanlık sayfalarıyla yüzleşmenin de  bunun bir parçası olduğunu, bu konunun tabu olmaktan  çıkarılması ve bugüne kadar devam eden suskunluğa bir son  verilmesi gerektiğini söylediği kaydedilmektedir. Yazıda,  CDU/CSU'nun önergesinde ayrıca, Türkiye'nin o zamanlar  meydana gelen olayların planlı bir şekilde yürütüldüğünü hala  reddettiği ve bunun da, üyesi olmak istediği AB'nin değerler  topluluğunda yer alan barışma fikrine tezat teşkil ettiğinin  belirtildiği vurgulanmaktadır.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Die Presse gazetesinde (26/02) "Türkiye Konusunda  İşimizin Kolay Olacağını Hiç Söylemedim" başlığı altında ve  AB Komisyonu Başkanı Jose Barroso ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu  ifadeler yer almaktadır:

 

            "SORU: Türkiye'nin AB'ye katılma ihtimaline ilişkin  tartışma Avusturya tarafından eleştirel gözlerle izleniyor.  AB Türkiye'nin katılımını kaldıracak güçte mi?

 

            BARROSO: Türkiye 40 yıldan beri AB'nin bekleme salonunda  yer alıyor. AB'nin kapıyı kapaması, Türkiye'deki demokratik  partilerin büyük bir düş kırıklığına uğramasına neden olur.  Giriş müzakerelerine başlama kararı verildi. Ama müzakerelerin  sonucunu önceden kestirmek zor, bu konuda bir karar verilmedi.  Birçok şey Türkiye'ye bağlı. Burada Türkiye'nin geçtiğimiz  yıllarda büyük ilerleme kaydettiğini de söylemek gerekir.  Giriş müzakerelerine başlamak, tabii ki AB'nin Türkiye'nin  gerekli reformları gerçekleştirmesi halinde Birliğe  katılabileceğinden yola çıktığı anlamına geliyor.

 

            SORU: Bu ne zaman gerçekleşebilir?

 

            BARROSO: Tarih konusunda bir spekülasyon yapmıyorum.  Katılımın hem AB hem de Türkiye açısından büyük bir sınav  olduğunu gizlemiyorum. Bunun kolay olacağını da zaten hiç  söylemedim."

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (28/02) "Juncker, Ankara Anlaşmasını İmzalama  Sözünü Tutması Konusunda Türkiye'ye Baskı Yapıyor" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, AB'nin Dönem Başkanlığı'nı  yürüten Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker'in yaptığı  açıklamada, Türkiye'yi, Gümrük Birliği Anlaşmasını Kıbrıs'ın  da içinde bulunduğu 10 yeni AB üyesine genişletme sözünü  tutmaya çağırdığı, aksi halde Ankara'nın, 3 Ekim için  öngörülmüş olan AB'ye üyelik müzakerelerine başlayamama riski  bulunduğunu ima ettiği belirtilmektedir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı  Tasos Papadopulos ile görüşmesinin ardından katıldığı basın  toplantısında Juncker'in, "Türkiye protokolü (1963'te  Ankara'da imzalanmış olan Gümrük Birliği anlaşmasına diğer  üyeleri de dahil eden protokol) imzalamalı" dediği  belirtilen haberde, Juncker'in, "Türkiye'nin protokolü  mümkün olan en kısa zamanda imzalaması yönünde AB üyeleri  tarafından genel bir beklenti var. Ankara'nın daha önce  müzakere edilmiş bir şeyi yorumlamaya başlamasına hiçbir  olanak yoktur" vurgulamasında bulunduğu kaydedilmektedir.

            AFP'nin (28/02) "Fransız Parlamentosu, Anayasa  Değişikliğini Kabul Etti" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Paris yakınlarındaki Versailles'da toplanan Fransız Parlamentosu'nun Anayasa değişikliğini kabul ettiği ve  böylelikle, Avrupa Anayasası Anlaşması konusundaki  referandumun yolunun da açılmış olduğu belirtilmektedir.  Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın şahsen ilgilendiği  revizyonun, 730 milletvekili ve senatör tarafından kabul  edildiği, oylamada 66 karşı ve 96 da çekimser oy kullanıldığı  belirtilen haberde, böylece Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın,  AB Anayasa taslağı konusundaki referandumun yapılacağı tarihi  ilan etmesi için de yolun açılmış olduğuna işaret edilmekte  ve kabul edilen metne göre, AB'nin gelecekteki üyelikleri,  referanduma tabi tutulacak, ancak bu durumun, Romanya,  Bulgaristan ve Hırvatistan'ın üyeliklerinden sonra  gerçekleşeceği vurgulanmaktadır. Söz konusu düzenlemenin  öncelikli olarak Türkiye'nin olası üyeliğini ilgilendirdiği  ve söz konusu üyeliğin, Fransa'da önemli polemiklere konu  olduğu ve başlıca iki siyasi parti olan iktidardaki çoğunluk  partisi UMP ile Sosyalist Parti arasında görüş ayrılıklarına  neden olduğu ifade edilen haberde, Fransa Başbakanı  Jean-Pierre Raffarin Kongre'nin açılışında yaptığı konuşmada,  "Bu anayasa revizyonu, Avrupa Örgütü'nün temel ve olumlu bir  gelişmesinin sonucudur: Avrupa daha da siyasi yani daha  demokratik hale geliyor. Anayasa revizyonu taslağı, Fransız  halkına önemli bir yetki veriyor. Bu yetki, gelecekte AB'ye  yeni üyeliklere karar verme yetkisidir. İşte bu nedenle,  siyasi Avrupa önemli bir etabı aşmış bulunuyor" şeklindeki  ifadelerine yer verilen haberde, Chirac tarafından olumlu  mütalaa edilen, ancak Fransızların oldukça çekimser olduğu  izleniminin edinildiği Türkiye'nin üyeliği konusunda da  Raffarin'in, "Bu düzenleme bize, Türk Hükümeti'nin  girişimlerine korkmadan ve çekingenlik göstermeden yanıt  verme imkanı sağlayacaktır" dediği aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (28/02) "AB Türkiye'den Reform Hızını  Sürdürmesini İstiyor" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, AB'nin Dönem Başkanlığı'nı yürüten Lüksemburg'un,  Türkiye'den nihai AB üyeliğine giden yolda reform ivmesini  kaybetmemesini istediği belirtilmektedir. Türk basını ve AB'li diplomatların, ekim ayında başlayacak olan AB'ye üyelik  müzakerelerine hazırlık için son zamanlarda hükümetin yavaş  davrandığı yönünde suçlamalarda bulunduğu ve bu suçlamalarda  Ankara'nın geçtiğimiz aralık ayındaki AB zirvesinde bir  müzakere tarihi almaktan başka pek bir ilerleme  kaydetmediğinin savunulduğu belirtilen haberde, Lüksemburg  Dışişleri Bakanı Yardımcısı Nicolas Schmit'in, Ankara'daki  temasları sonrasında yaptığı basın toplantısında, Türkiye'nin  daha fazlasını yapabileceğini ima ederek, "Sadece arkamıza  yaslanıp bir şeylerin olmasını bekleyemeyiz. Çalışmak  durumundayız. AB'nin Lüksemburg Dönem Başkanlığı, bizi  17 Aralık tarihinde alınan mutlak karara ulaştıracak bu güçlü  hareketin devamlılığı için son derece kararlıdır. Bu  canlılığı kaybetmemek içinse daha fazla çaba gösteriyoruz"  dediği, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ise, Ankara'nın AB'ye  katılma konusunda gevşek davrandığı iddialarını reddederek,  "Türkiye, AB'ye giriş sürecine önem veriyor... Hazırlık  sürecindeyiz ve siyasi reformlar devam ediyor" şeklindeki  ifadesine yer verilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:

 

            Il Giornale gazetesinde (28/02) "Kuzey Ligi... Türkiye  Karşıtı Bin Kadar İmza Standı" başlığı altında ve Gianandrea  Zagato imzasıyla yayımlanan bir haberde, Kuzey Ligi tarafından  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı imza kampanyası düzenleneceği  ve bugün ve yarın Lombardiya bölgesi meydanlarında Türkiye'nin  AB'ye katılımına "hayır" seslerinin yükseleceği belirtilmekte,  aleyhteki imzaların "vatandaşların fikrinin dinlenmesi"  talebine işaret ettiği kaydedilmektedir. Kuzey Ligi'nin Avrupa Parlamenteri Matteo Salvini'nin, "Avrupa'nın geleceği hususunda  Avrupa'nın geri kalan kısmında anketler yapılırken ve  hükümetlerin görüşleri dinlenmezken, bu hususta İtalya'da çok  büyük bir sessizlik mevcut" dediği belirtilen haberde,  Stefani'nin, "Kötü hava koşullarına rağmen açık olan bin  standımız, Komünist Yeniden Kuruluş Partisi seçmenlerinden  Forza İtalya'ya ve Ulusal Birlik Partisine (AN) kadar herkese  açık. Türkiye'ye 'hayır' demelerini değil; ama bir imzayla bu  konuyu gündeme getirmelerini ve 'Türkiye'nin AB'ye katılımı  konusunda referanduma gidilsin' diye bize destek olmalarını  istiyoruz." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir. Türkiye'nin  AB üyeliği konusunda referanduma gidilmesi yönünde Kuzey Ligi  tarafından sunulan ve önümüzdeki salı günü Meclis'te oylanacak  olan önergeden bir sonuç çıkmayacağını bilen Kuzey Ligi'nin,  söz konusu imzaları "halkın iradesini gösteren bir nevi  referandum aracı" olarak kullanmak üzere talep ettiği  kaydedilen haberde, Stefani'nin, "'Türkler dost; ama kapının  dışından' nakaratı üç geçerli sebeple ortaya konuluyor: Türkiye  yüzde 99'luk bir oran itibariyle Avrupalı değildir,  Hristiyanlıkla da hiçbir alakası yoktur ve nihayetinde de 71  milyon nüfusuyla AB içinde Almanya'dan sonra en fazla nüfusa  sahip olan ülke olabilir" dediği aktarılmaktadır.

           

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Simerini gazetesinde (27/02) "Erdoğan Çok Yakında Görüşmek  Zorunda Kalacak" başlığı altında ve Aristos Mihalidis-Kornilios  Hacıkostas imzalarıyla Kıbrıs Rum kesimi lideri Papadopulos  ile yapılan mülakata yer verilmektedir: Kıbrıs konusu ve çözüm  çabalarının ele alındığı mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

 

            "SORU: Acaba bugün Türkiye'nin üyelik süreci ve Kıbrıs'ın  AB üyeliği göz önünde bulundurulursa, Ankara ile doğrudan  müzakereler gerekli midir?

 

            PAPADOPULOS: Bu konularda 'siyah-beyaz' tarzı yanıt  yoktur. Elbette daha önce de söylediğim gibi, sadece Türkiye'yi ilgilendiren konular var. Çünkü sadece Türkiye uzlaşma ve  uzlaşmaya varılan konuları hayata geçirme imkanına sahiptir.  Ancak devletin iç yapısını ilgilendiren konular, Kıbrıslı  Türklerin karar vermesi gereken meselelerdir. Türkiye'nin  itirazı, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamasıyla ilgilidir. Bir  zamanlar Erdoğan'a söyleme fırsatını yakaladığım gibi,  görüşlerini ve zorluklarını anlıyorum, ancak çok yakında o da,  ülkesinin üyelik süreci çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni  görmezden gelemeyeceğini anlayacaktır. Örneğin, başka başlıklar  açabilmesi ve her başlığı kapatabilmesi için, devletler arası  zirve toplantısının oybirliğiyle alınacak kararına ihtiyaç  vardır. Türk heyeti, başlık başlık görüştüğü ve Kıbrıs  temsilcisi sorular sorduğu zaman ne olacak? Acaba Türk  temsilci, sana yanıt vermiyorum mu diyecek?

 

            SORU: O halde bir gün Türkiye, Kıbrıs Rum kesimi ile  görüşmek zorunda kalacak. Böyle bir şeyi ne zaman ve nasıl  isteyeceğiz ve bu olumsuz tutumunu devam ettirmesi halinde  Türkiye ne gibi olumsuz sonuçlar yaşayacak?

 

            PAPADOPULOS: Her şeyden önce bu, Türkiye'nin AB'ye  yönelik yükümlülüğüdür ve birçok ülke, AB'ye üye olmak  isteyen bir ülkenin eşit üye devletlerinden birini  tanımamasının anlamsız olduğunu, hem resmi hem de gayri  resmi bir şekilde ifade etmişlerdir. Dolayısıyla, Türkiye  sadece bize değil, AB'ye de izahatta bulunmak zorunda  kalacak. Bu ne zaman olacak? Örneğin, müzakerelerin çerçeve  anlaşmasının görüşülmeye başlayacağı ilk günden itibaren,  yani çok yakında.

 

            SORU: Yani Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti ile görüşmek  zorunda mı kalacak?

 

            PAPADOPULOS: Evet kesinlikle, ancak tanınma konusunda  bir şey söylemek istiyorum. 1920'li yıllarda bir devletin  tanınmasının belge alışverişiyle gerçekleştiği dönem artık  geçmiştir. Bugün tanınma, elbette daha özlü bir adımla,  diplomatik ilişkiler kurulmasıyla, yani Büyükelçiliklerin  mübadele edilmesiyle bileşik bir durumdur. Ancak böyle bir  şeyin Türkiye ile çok yakında gerçekleşeceğini görmüyorum.  Ancak hep birlikte tanınma denen şeyi oluşturan başka diğer  süreçler de var. AB tarafından da çok doğru bir şekilde  belirtildiği gibi, Gümrük Birliği Protokolünün genişletilmesi  gibi ortak uluslararası sözleşme imzalanması, tek başına  tanınma değildir, ancak önemli bir adımdır. Tanınma denen  şeyin bileşimidir. Tanınma konusunu, Türkiye ile  ilişkilerimizde önemli bir konuya dönüştürmeyelim.  İlişkilerimizin iyileşmesini istiyoruz..."

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            İmerisia gazetesinde (26/02) "Yaşar Yakış: Ege'de  Joint Venture" başlığı altında ve Meri Savva imzasıyla  TBMM-AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış ile yapılan  mülakata yer verilmektedir. Türk-Yunan ilişkileri, Kıbrıs  konusu ve Heybeliada Ruhban Okulu konusundaki sorunların  ele alındığı mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

 

            "SORU: AB-Türkiye yakınlaşması Türk-Yunan ilişkilerini  nasıl etkiliyor?

 

            YAKIŞ: Türkiye'nin AB'ye üye olmasından birçok ülke  yararlanacak. Bana göre en başta yararlanacak ülke  Yunanistan'dır. İkili sorunlarımız çözümlenecek. Ayrıca,  ekonomik etkileri de olacak. 70 milyonluk bir piyasayız.  Yunanlı işadamları bu piyasayı tanıyor. Temasları var,  dinamizm var.

 

            SORU: Yakınlık, aynı zamanda da sorunlar getiriyor.  Ege'de kıta sahanlığının belirlenmesi ayrılık yaratıyor.  Geriye doğru adım atma marjları var mı?

 

            YAKIŞ: Evet. Türkiye başkasının aleyhinde toprağını  genişletmek istemiyor. Biz güvenlik istiyoruz. Diğerleri  hayal oluşturuyor..."

             

 

 

                                          ESKİ SAYILAR