02.03.2005

   

Anasayfa

e-posta


 
 

ANKARA, 02/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  01 Mart 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (01/03)  "Barroso: Kıbrıs Sorunu, Giderek Artan Bir Şekilde AB'nin  Sorunu Haline Geliyor" başlığı altında ve Güven Özalp  imzasıyla yer verilen bir haberde, Kıbrıs Rum lideri  Papadopulos'un, Brüksel ve Lüksemburg'a yaptığı ziyaret ele  alınmakta ve Papadapulos ile bir araya gelen AB Komisyonu  Başkanı Barroso'nun, Kıbrıs sorununun giderek artan bir  şekilde AB'nin sorunu haline geldiğini söylediği  belirtilmektedir. Türk tarafında gerçekleştirilen seçimlerin  sonucunun ve Türkiye'nin müzakere süreci aşamasında olmasının,  Kıbrıs sorununun çözümü konusunda daha iyi bir ortam  oluşturduğunu söyleyen Barroso'nun, "Kıbrıs sorunu, giderek  artan bir şekilde AB'nin sorunu haline geliyor. Komisyon,  daha fazla devreye girmeye ve daha büyük bir rol oynamaya  hazır." dediği belirtilen haberde, Barroso'nun bu mesajının, Papadopulos'un başından bu yana yerleştirmeye çalıştığı AB'yi  sürece daha aktif bir şekilde dahil etmek politikasının  meyvelerini vermeye başladığını göstermesi açısından önemli  olduğu vurgulanmakta ve AB'nin birleşmiş bir Kıbrıs'tan yana  olduğunu söyleyen Barroso'nun, sorunun esas olarak BM'nin  şemsiyesi altında çözüleceğini vurguladığı kaydedilmektedir.  Haberde, Papadopulos'un, Lüksemburg'da AB Dönem Başkanlığı'nı  yürüten Lüksemburg'un Başbakanı Juncker ile görüşme sonrasında  yaptığı açıklamada ise, Türkiye'nin, Ankara Antlaşması'nı 10  yeni üyeye uyarlayan protokolü imzalamadan müzakerelerin  başlamasının söz konusu olamayacağını söylediği ifade  edilmektedir.

            International Herald Tribune gazetesinin internet  sayfasında (01/03) "AB, Müzakerelerin Kıbrıs'ın Hemen  Tanınmasına Bağlı Olduğu Noktasında Türkiye'yi Uyardı"  başlığı altında ve Graham Bowley imzasıyla yer alan makalede,  Avrupa Birliği'nin, Türkiye'ye, "ekim ayında müzakerelere  başlamak istiyorsa vakit kaybetmeden Kıbrıs'ı tanımalıdır"  uyarısında bulunduğu belirtilmektedir. Bu görüşün, AB'nin,  geçtiğimiz aralık ayında belirlediği ve 3 Ekim tarihinde  müzakerelere başlamak için bir ön şart olan Türkiye'nin  Kıbrıs'ı tanımayabileceği yönünde giderek artan endişesini  yansıttığı belirtilen makalede, AB'nin Dönem Başkanlığı'nı  yürüten Lüksemburg'un Başbakanı Claude Juncker'in, "AB üye  ülkeleri Türkiye'den bir an önce Ankara Anlaşması'nın  uygulanmasıyla ilgili protokolü imzalamasını bekliyor."  dediği ifade edilmektedir. Juncker'in, Kıbrıs Rum Lideri  Tassos Papadopoulos'la Lüksemburg'da yaptığı görüşme  sonrasında, "Ankara'nın görüşülmüş meseleler üzerinde  yorumlarda bulunmaya başlaması mümkün değildir." dediği  kaydedilen makalede, bir dönüm noktası niteliğindeki  Kıbrıs da dahil AB'ye katılan 10 yeni üye ülkeyi kapsayacak  olan halihazırdaki Gümrük Birliği Anlaşması'nın  genişletilmesi ile ilgili bu anlaşmanın, aylardır süregelen  Türkiye'nin AB'ye kabul edilip edilmeme polemiğine de bir  son verdiği, bu durumun aynı zamanda, Türkiye'ye 10 ila 15  yıl içerisinde, müzakerelerin sonucu olarak AB'ye katılma  yolunu da açmış olduğuna işaret edilmektedir. Aralık  ayından beri Türkiye'nin protokolü imzalamak için herhangi  bir adım atmamasının, AB yetkililerinin, böylesi bir  gecikmenin son yapılan anlaşmayı tehlikeye sokacağı  açıklaması yapmasına sebep olduğu belirtilen makalede,  Lüksemburg Hükümet Sözcüsü'nün, "Şurası açık ki, protokolün  zora sokulmaksızın açıkça onaylanması gerekiyor. Eğer  Türkiye hemen imzalamazsa onaylama sürecinde bir sorun  yaşayacağız. Vakit ilerliyor." dediği aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Deutsche Welle Radyosu'nun internet sayfasında (01/03)  "Türkiye'de Çok Eşlilik... Dönüşüm Yavaş İlerliyor" başlığı  altında ve Dorian Jones imzasıyla yer alan bir yazıda,  yasak olmasına rağmen, bugün Türkiye'de yaklaşık bir milyon  insanın çok eşlilik yaşadığı ve bu geleneğin, Güneydoğu  Anadolu'da sürdürüldüğü ve ortadan kaldırılmasına ısrarla  direnildiği belirtilmektedir. AKP'nin az sayıdaki kadın milletvekillerinden Nimet Çubukçu'nun, Türkiye'nin AB  perspektifinin reform sürecine önemli bir katkı sağladığı  görüşünde olduğu belirtilen yazıda, Çubukçu'nun, sığınma  evleri açılmasının çok eşlilik yaşayan kadınların  sorunlarına çözüm olmayacağını belirterek, "Önümüze geleni  hapse atamayız. Bu, ancak düşünce yapısının değişmesi,  eğitim ve AB'nin sağladığı süreçle gerçekleşebilir.  İnsanlar, Türkiye AB üyesi olacaksa değişim olması  gerektiğinin farkındalar." dediği, ancak birçok AKP'linin  bu modernleşme hamlesine itiraz ettiği, bunların arasında  hükümete yakınlığıyla bilinen "Yeni Şafak" gazetesi yazarı  Akif Emre'nin de bulunduğu ifade edilmektedir. Emre'nin,  Avrupa'da çok sayıda insan Türk geleneklerini eleştirse de  iki tarafın karşılıklı anlayış göstermesi gerektiği  görüşünde olduğu belirtilerek, "Türk toplumunun değerleri  Batı değerlerinden çok farklı. Ne kültürel ne de ahlaki  anlayış bakımından böyle bir farklılığın olmadığı konusunda  kamuoyu ikna edilmeye çalışılıyor. Oysa aynı olmak zorunda  değiliz. Sahip çıkmamız gereken kendi kültürümüz, tarihi ve  dini anlayışımız var." dediği aktarılan yazıda, Batı ve  Arap dünyası arasında sınır olan Türkiye'nin güneydoğusunun  Brüksel'e ışık yılı mesafesinde olduğu, ancak özellikle  burada kadınlar açısından, Türkiye'nin AB üyeliğinin olası  olumlu etkilerinin en iyi şekilde hissedileceğine işaret  edilmektedir. Yazıda, Ankara'nın AB rüyasını  gerçekleştirmesi durumunda, asırlardır süren geleneklerin,  eskiden olduğu gibi bugün de kadınları ayrımcılığa maruz  bırakan geleneklerin tartışmaya açılmasına hazırlıklı  olması gerektiği vurgulanmaktadır.

            Deutsche Welle'nin internet sayfasında (28/02) "Alman  Muhalefetinden Ermeni Tartışması" başlığı altında ve Baha  Güngör imzasıyla Hıristiyan Birlik Partilerinin Türkiye  raportörü Ruprecht Polenz ile yapılan bir mülakata yer  verilmektedir. Almanya'da ana muhalefetteki Hıristiyan  Birlik partilerinin, Ermeni soykırımı iddialarının 90.  yıldönümünde "Türkiye'nin tarihiyle yüzleşmesinin  sağlanması için Berlin'in gereken adımları atmasını" talep  eden bir önergenin ele alındığı mülakatta şu ifadeler yer  almaktadır:

 

            "SORU: Hıristiyan Birlik partileri CDU/CSU'nun Türkiye  raportörüsünüz ve bu görevinizle Türkiye'yi yakından tanıma  şansına da eriştiniz. Şimdi sizin grubunuz, sizin  imzanızla da Alman Hükümeti'ne bir önerge sundu. Bu  önergede hükümete, Türkiye'yle Ermeni sorununda daha yakın  temasta bulunması arzunuzu dile getiriyorsunuz ve  hükümetten Türkiye'ye tarihiyle yüzleşmesi gerektiğini  söylemesini istiyorsunuz. Neden bu önergeyi şimdi verdiniz?

 

            POLENZ: Gerekçeli sebepler var. İlk önce Almanya'nın da  bu konuya eğilmesi gerekiyor. Bunu şimdi yapmamız elbette ki  geleceğe yönelik. Çünkü Türkiye ile Ermenistan arasındaki  bir komşuluk çatışması, bölgedeki stabilite için bir tehlike  oluşturuyor. Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinde, üye  ülkelerin komşu ülkeleriyle olan gerginliğini en aza  indirmesi şart.

 

            SORU: Türkiye'nin bu konudaki karşı tutumu yeni değil.  Önergede, eğer Türkiye Avrupa yolunda adım atmak istiyorsa,  barışma fikriyle uzlaşması gerektiği yazılı. Türkiye Avrupa  Birliği'yle yıllardır yakın bir ilişki içerisinde. Şimdi  Türkiye'nin önüne yeni kriterler konuluyor.

 

            POLENZ: Biz bu konunun üyelik müzakerelerinde ya da tüm  bu süreçte bir kriter olduğunu söylemedik. Biz sadece  Avrupa'da, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde insan hakları ve  hatırlama kültüründe belirli bir anlayışın olduğuna dikkat  çekmek istedik. Yani Avrupa devletlerinin de insan hakları  konusunda yaptığı hatalar oldu. Ben ilk önce kendi ülkemde  yani Almanya'da 1933 ile 1945 yılları arasında yaşadığımız  olayları düşünüyorum. Özellikle bu dönemde Yahudilerin  katledilmesi politikası buna bir örnek. Ayrıca birçok Avrupa  ülkesinin sömürgecilik geçmişini düşünüyorum. Avrupa ülkeleri,  acı bir durum ve kendi tarihlerinde bir kara sayfa dahi olsa  bile, bu tarihçesinin hesabını veriyor. Severek yapmıyor  Avrupa ülkeleri bunu. Bu konuda Türkiye'nin de tarihteki  kara sayfasını kabul etmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Çünkü  şimdiki zamanda sadece gerçeklerle ve samimiyetle yapılırsa  kabul görür; hatalar ancak böyle telif edilebilir."

 

            ULUSLARARASI ARAP BASINI:

 

            El Şark'ül Ewsat gazetesinin internet sayfasında (01/03)  "Straw: Mevcut Türk Hükümeti İnsan Hakları ve AB Üyeliği  Konusunda Muazzam Bir İlerleme Kaydetti" başlığı altında ve  Ammar el Cundi imzasıyla İngiltere Dışişleri Bakanı Jack  Straw ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın  Türkiye ile ilgili bölümünde, "Irak'ta Şii ağırlıklı olması  beklenen hükümetin bölge ve dünyaya yaklaşım noktasında  zorluklarla karşılaşmayacağına inanıyor musunuz?" şeklindeki  bir soruya karşılık, Straw'un, "Ben dine saygısını dile  getiren siyasi partilerle işbirliği yapılmasında bir sorun  görmüyorum. Tersine, ben bu tutumlara büyük saygı duyuyorum.  Bizim ülkemizde, devlet ve Anglikan Kilisesi birbirinden  tamamen ayrı değil. Bu ikisi kanun gereği birbirine bağlıdır.  Parlamentoda çalışma günleri duayla başlar. Bu durum birçok  ülkede görülebilir. Örneğin Türkiye'yi ele alalım. Burada  iktidarda bulunan parti ideoloji olarak İslamı benimsiyor.  İnsanların oylarıyla seçmiş olduğu bu partinin arkasında  büyük destek var. Bize göre mevcut Türkiye hükümeti ile  çalışmak olabildiğince kolay oldu. Bu hükümet, insan hakları  ve AB üyeliği konusunda muazzam bir ilerleme kaydetti. Bu  yüzden dini yapılı bir hükümetle çalışmada hiçbir zorluk  yaşamayacağız." cevabını verdiği belirtilmektedir.

             

 

 

                                          ESKİ SAYILAR