|
ANKARA,
03/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 03 Mart 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da (02/03) "Ankara
Yarı Uyku Durumunda" başlığı altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin Avrupa bayramını kutlamasının
üzerinden iki buçuk ay geçtiği ve Avrupa Birliği'nin liderlerinin
Ankara'ya müzakerelerin başlayacağı sözünü verdikleri ve Türkiye'nin bir
rüyanın gerçekleşmesini kutladığı belirtilmekte, fakat bir sarhoşluğun
ardından genelde baş ağrısı geldiği ve bunun Ankara için de geçerli
olduğunun anlaşıldığı kaydedilmektedir. Ankara'nın, AB ile müzakerelerde
Türk tarafını kimin temsil edeceğine ilişkin en önemli personel kararını
hala vermediği belirtilen yazıda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Olli Rehn'in, Lüksemburg ve İngiltere'nin Dışişleri ve Avrupa
Bakanlarının, (şu anki "AB Troykası") dört gün sonra Türkiye'ye
geleceklerine işaret edilmekte, bir AB diplomatının, Tayyip Erdoğan
hükümetinin o zamana kadar kalıcı bir muhatap üzerinde hala karar
kılamaması durumunda, "bunun yadırganacak bir etki yapacağını" söylediği
vurgulanmaktadır. Erdoğan'ın, AB'nin Brüksel zirvesinden önce reform
hızını oldukça artırmış olduğu ve bu yüzden, Türkiye'deki AB
lokomotifinin neden hız kestiğine ilişkin soruların şimdi arttığı ifade
edilen yazıda, yorumcu Mehmet Ali Birand'ın, Turkish Daily News
gazetesinde, "Biz Türkler çok heyecanlıyızdır. Bir hedefimiz varsa bizi
hiçbir şey durduramaz. Fakat bunun sonrasında bitkin bir şekilde uykuya
dalarız." diye yakındığı aktarılmakta ve şöyle denilmektedir:
"Ankara'nın bu son zamanlardaki duraksaması sadece bitkinlikle
açıklanamaz. AB'ye yakınlaşma, Türkiye'nin bir çok siyasi evreden
geçmesini gerektiriyor. Artık sivil bir genel sekreter tarafından
yönetilen ve siyasetçilerle askerlerin bir masada oturduğu Milli
Güvenlik Kurulu geçen cuma günü toplandı. Toplantı öncesinde, Kurulun
Türk dış politikasında 'devrimsel değişiklikleri' yürürlüğe koyacağı
söyleniyordu. Toplantıdan sonra ise medyada dikkat çekici bir sessizlik
hakimdi. Belli ki siyasi düğümler hala tam olarak çözülememişti.
Kurulun gündeminde üç önemli madde vardı: Kıbrıs, Ermenistan ve Irak.
Türkiye, Kıbrıs siyasetinde Kıbrıs Rumlarına bir yakınlaşma anlamına
gelebilecek herhangi bir adım atmaktan hala kaçınıyor. Bu durum AB ile
sürekli bir tartışma konusu yaratıyor..."
Nürnberger Nachrichten
gazetesinin internet sayfasında (02/03) "ABD, AB'ye Yabancı" başlığı
altında ve Georg Escher imzasıyla yer alan bir yazıda, tıpkı kendinden
önceki başkanlar gibi George Bush'un da birçok kez Türkiye'nin Birliğe
alınması için AB'ye baskı yaptığı, ancak bunu yapmakla insanlarda sevinç
yaratmadığı belirtilmekte ve hatta bir keresinde, Fransa Cumhurbaşkanı
Chirac'ın, ABD'nin Meksika'yla ilişkilerine kendisinin müdahalede
bulunmadığını belirterek tepkisini ortaya koyduğu hatırlatılmaktadır. Nürnberg'teki
Alman-Amerikan Enstitüsü'nde tanınmış davetlilerin, transatlantik
perspektiften Türkiye'nin AB üyeliği konusunu tartışmaya açtıkları
belirtilen yazıda, AB Parlamentosu Başkan Yardımcısı Ingo Friedrich'in,
bu yaşananların çoğunun Amerikalı siyasetçinin AB'nin yapısına çok
yabancı olduğunu gözler önüne serdiği görüşünde olduğu, konuşmacılardan
Amerikalı Siyaset Profesörü Marc R. Thompson'un buna itiraz etmediği ve
ABD'nin Ankara'nın üyeliğe alınmasıyla AB'ye aşırı yük binip binmeyeceği
konusuyla ilgilenmediğini belirterek, Beyaz Saray için stratejik
konuların önemli olduğunu dile getirerek, Türkiye'nin bölgenin
demokratikleşmesi konusunda bir model olmasının istendiğini vurguladığı
kaydedilmektedir. AB Parlamentosu Başkan Yardımcısı Ingo Friedrich'in,
Türkiye'nin üyeliğe hazır olmadığını belirterek, ülkenin 50 yıl sonra
geleceği nokta konusunda spekülasyon yapmak istemediğini vurguladığı
ifade edilen yazıda, CSU'lu siyasetçi Friedrich'in, yüksek maliyet,
vatandaşların itirazı ve AB'nin fazlasıyla genişlemesi üyeliğin
karşısındaki gerekçeler olduğunu belirterek, kendi iç işleyişinin
bozulması nedeniyle AB'nin dağılmasının Türkiye'ye bir yarar
sağlamayacağı uyarısında bulunduğu vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (02/03) "AB Araştırması
Türklerin Birliğe Büyük Umut Bağladığını Gösteriyor" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, bir AB araştırmasının bugün yayımlanan sonucuna
göre, Türklerin neredeyse üçte ikisinin ülkelerinin gelecekte AB'ye üye
olmasından yanayken, sadece yüzde 12'sinin Birliğe katılmanın kötü bir
şey olacağını düşündüğü belirtilmektedir. Ekim ayında üyelik
müzakerelerine başlayacak olan ülkenin ilk Eurobarometre ulusal
araştırmasının, Türklerin üyeliğin ekonomik refah getirmesini ve
işsizlikle mücadeleye yardımcı olmasını umduklarını, ama Birlik ile
ilgili çok az şey bildiklerini gösterdiği belirtilen haberde, Avrupa
Komisyonu'nun Ankara Temsilcisi Hansjorg Kretschmer'in, "Türkiye
konusundaki bu raporun zamanlaması, AB ve Türkiye'nin, Türkiye'nin
üyeliğinin her iki tarafta da gerçekçi beklentiler yaratması için
halklar arasındaki diyalogu güçlendirmeye çalıştıkları bir dönemde
yerinde oldu." dediği kaydedilmektedir. İlk kez Türkiye konusunda bir
raporu da içeren araştırmanın, 2 Ekim-8 Kasım 2004 tarihleri arasında 30
ülkede ve yaklaşık 25 bin vatandaştan oluşan bir örnekleme ile
gerçekleştirildiği ifade edilen haberde, Türklerin AB hakkında en az
bilgiye sahip olduğunun belirtildiği araştırmada katılımcıların sadece
yüzde 25'inin bilgili olduklarını söylerken, yüzde 73'ünün bu konuda
bilgi sahibi olmadıklarını düşündüklerini, yüzde 43'ünün gelecekte
yaşamlarının iyileşmesini beklediğini söyleyen Türkler arasında
iyimserliğin en üst düzeyde olduğu kaydedilmektedir. Haberde, Türkler
tarafından AB üyeliğinin en önemli unsurunun "ekonomik refah" (yüzde 48)
olarak belirlenen araştırmada, bunu yüzde 34 ile "toplumsal koruma" ve
yüzde 30 ile "seyahat etme, AB'nin herhangi bir yerinde eğitim görme ve
çalışma özgürlüğünün" izlediği vurgulanmaktadır.
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher Zeitung'da (01/03) "Fransız
Anayasasında 'Türk Maddesi'" başlığı altında ve "Ch.M." rumuzuyla
yayımlanan bir yorumda, Fransa'da kongrenin, AB Anayasası'nın halk
oyuna sunulmasını öngören anayasa değişikliğini büyük çoğunlukla kabul
ettiği ve buna "Türk maddesi" olarak adlandırılan, AB'nin gelecekteki
her genişlemesine Fransız halkının onayını gerektiren kararın da dahil
olduğu belirtilmektedir. En anlamlı revizyonun, AB'nin gelecekteki her
genişlemesinin otomatik olarak Fransız halkının onayından geçme
zorunluluğunu içeren madde olduğu ve bu ek maddenin, herşeyden önce
Türkiye ile yapılan üyelik müzakereleri gözönüne alınarak yazıldığı ve
bu yüzden "Türk maddesi" adını aldığı ifade edilen yorumda, üyelik
müzakerelerine başlayan Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan'ın bu
maddeden etkilenmeyeceğine işaret edilmektedir. Fransız Anayasası'nın
yeni yazılan 15. maddesinin, AB Anayasa sözleşmesinin, öngörülen
halkoylamasında onaylanması halinde geçerli olacağı, ancak kesin olarak
anayasaya alınan "Türk maddesinin" hariç tutulacağı belirtilen yorumda,
Başbakan Raffarin'in, AB Anayasası'nın lehinde konuşarak kabulünü
istediği, ayrıca Türkiye'nin üyeliği için kararın ileride yine Fransız
seçmenlerinin elinde olduğunu vurguladığı kaydedilmektedir. Yorumda, bu
resmi çabalar dikkate alınmaksızın AB anayasası karşıtlarının, "Türk
tehlikesi" söylemleri ve vicdansız demagojilerle anayasa oylaması ve
Ankara'nın üyeliğini birbirinden ayrı ele almak istemediğine dikkat
çekilmektedir.
ULUSLARARASI ARAP BASINI:
El Hayat gazetesinin
internet sayfasında (02/03) "Avrupalı Türkiye, İsrail ve İran Arasında
Orta Doğulu Bir Ortak" başlığı altında ve Cihad Salih imzasıyla yer
alan bir yazıda şöyle denilmektedir: "Uluslararası çevrelerde zor bir
denklem ağırlığını hissettiriyor. Kendi Müslümanlarını 80 yılı aşkın bir
süredir uygulanan laiklik ilkesine ikna etmeyi başaramayan Türkiye,
İslam dünyasını laik ılımlı İslam kuramına ne kadar ikna edebilir?
Burada askerler bir yandan laikliğin güvencesi olarak Avrupa'ya
katılmayı olumlu karşılarken, bir yandan da Avrupa'nın demokrasi ve
insan hakları şemsiyesi altında İslamcıların nüfuzunun artmasından kaygı
duyuyor. Türkiye'nin resmi tutumu, denklemi yarı yolda bıraktı.
Abdullah Gül denklem tılsımını şu sözlerle açtı: 'Türkiye'nin durumu
birkaç gün içerisinde değişti. Bölgedeki durumu Orta Doğu ve
Kafkaslar'daki komşuları nezdindeki konumuyla İslam dünyasındaki rolü ve
değeri yeni bir düzeye ulaşmıştır.' Bu durumda şu soruya cevap bulmak
lazım: 'Türkiye'nin AB üyeliği bu ülkenin içteki durumunu ne kadar
etkiler?' Türkiye'de halk, Türkiye'deki geleneksel hükümetlerin şu ana
kadar günlük yaşamın çeşitli alanlarında Türk halkının ana çıkar ve
ihtiyaçlarına eğilmediğini düşünüyor. Dolayıyla AB üyeliğinin
Türkiye'nin içte boğuştuğu sorunların çözümüne katkı sağlayabileceği
beklentisi var. Bu ülkedeki çeşitli azınlıklar, dini hareketler ve
İslami tarikatlar ise Türkiye'nin AB üyeliğinin Türkiye'de siyasi
yaşamın demokratikleşmesine katkı sağlayacağını, bunun sonucunda bu tür
İslami hareketler ifade özgürlüğüne kavuşacağı gibi azınlıklara
uygulanan bazı baskıların son bulacağını düşünüyor. Bu bağlamda, Erdoğan
hükümetine güveni artan Türk halkı AB üyeliğinde iki çıkarı olduğuna
inanıyor: 1- Hem Türk halkı açısından hem de uluslararası düzeni
yakalama açısından zaruri olan siyasi reformlar. Geçmişte askeri
müdahaleler nedeniyle Türk halkı bu reformları demokratik kurumlar
yoluyla gerçekleştirebilecek durumda değildi. 2- Türk halkı AB
üyeliğinin Avrupa'dan gelecek yabancı yatırımlar yoluyla maddi refah
getireceğine ve daha fazla iş imkanı doğuracağına inanıyor. ABD'nin
nüfuzu altında bulunan NATO'nun bir üyesi olması, oldukça önemli bir
stratejik konuma sahip olması, coğrafya ve uygarlık bağlamındaki
ağırlığı, Orta Doğu bölgesi ile olan toplumsal ve dini yapı
ilişkileriyle askeri gücü de bu yönde etkili olmuştur. Türkiye'nin
Avrupa kulübüne girişi ise bu ülkeye Arap-İsrail barış sürecine etki
edecek ek bir somut güce kavuşmasını sağlar. Orta Doğu ile ilgili
uluslararası ortak girişimler çerçevesinde 'Avrupa'nın sesi' konumuna da
gelebilir... Üyelikten sonra Türkiye, Avrupa ile İslam dünyası arasında
Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkaslar'da her türlü coğrafi ve psikolojik
başarı etkenine sahip bir ekonomi köprüsünden ibaret olacaktır...
Dolayısıyla bu, Avrupa ekonomisinin bir milyarı aşkın bir nüfusu temsil
eden Müslüman pazarlarına girmesi için eşine az rastlanır bir
fırsattır... Türkiye'nin üyeliği İslam dünyasında aşırı ve köktenci
İslami eğilimleri zayıflatarak uygarlıklar arası kaynaşmayı
sağlayacaktır. Yani Orta Doğu bölgesinin Avrupa'nın arka bahçesi olacağı
söylenebilir. Ancak Türkiye'nin AB üyeliğinin yaratacağı en önemli ve en
tehlikeli etki, Amerika ve İsrail'in baş düşmanı İran üzerinde
bırakacağı etkidir. İran-Türkiye ilişkilerinde mevcut sorunların çoğu,
Kürt milliyetçiliği ve Türk milliyetçiliğinin yayılmasından duyulan
korku ile İslami ve Kemalist eğilimlerden ileri geliyor. Türkiye'nin
siyaset değişikliğine giderek askerlerin siyasi alandaki etkisini
azaltması da bu bağlamda etkili oluyor..."
|