|
ANKARA,
04/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 2-3 Mart 2005
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe
internet sayfasında (03/03) "Ankara Anlaşması'nın Yeni AB Üyelerine
Nasıl Uygulanacağı Müzakere Ediliyor" başlığı altında ve Güven Özalp
imzasıyla yer alan bir haberde, Türkiye'nin 3 Ekim'de Avrupa
Birliği'yle tam üyelik müzakerelerine başlayabilmesi için imzalamakla
yükümlü olduğu Ankara Antlaşması'nı 10 yeni üyeye genişleten uyarlama
protokolüne ilişkin pazarlıkların ilk raundunun Brüksel'de
gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Büyükelçi Ertuğrul Apakan başkanlığındaki Türk heyeti ile
Avrupa Birliği Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü yetkilileri arasında
gerçekleştirilen toplantıda, uyarlama protokolünün neredeyse kelime
kelime ele alındığı ve metine ilişkin ilk kapsamlı müzakere olma
özelliği taşıyan toplantıda tarafların, özellikle de Türkiye'nin,
savunduğu tezlerden taviz vermeme yoluna gittiği belirtilen haberde,
Ankara'nın çabasını Avrupa Birliği kanadını ikna etmeye yoğunlaştırdığı
ve protokole ilişkin olarak küçük de olsa açılım sağlanan unsurların
başını paraf konusunun çektiği ifade edilmekte, Avrupa Birliği'nin,
belgenin paraf edilerek bir an önce yürürlüğe sokulması gerektiği tezini
yinelediği, Türkiye'nin ise parafın Türk sistemine uygun olmadığı
konusunda direttiği ve bunun üzerine, "metinde mutabık kalındığı
yönünde bir açıklamanın" sorunun aşılmasına yardımcı olacağı yönünde
görüş belirdiği kaydedilmektedir. Haberde, Avrupa Birliği'nin "uyarlama
yapılmasının gerekli olduğu söyleminden" hareket eden Türkiye'nin,
uyarlama protokolünün sadece 10 yeni ülkeyi değil tüm üyeleri kapsayacak
şekilde düzenlenmesini talep ettiği, Komisyon'un ise kendisine verilen
yetkinin 10 yeni ülkeye yönelik olduğu görüşünü tekrarlayınca bu konuda
da kilitlenme yaşandığına işaret edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau gazetesinde
(03/03) "Erdoğan'ın Adımları Bozuldu" başlığı altında ve Gerd Höhler
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, güçlü bir şekilde AB'ye girmeye çalışan
Türklerin reform şevkinin felce uğramış gibi göründüğü, karışıklık ve
çekişmelerin hükümet cephesinde yayıldığı ve Ankara'nın savunmaya
geçtiği belirtilmektedir. Daha birkaç hafta öncesine kadar kariyerinin
zirvesinde görünen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın üyelik müzakereleri
vaadiyle geri döndüğü aralık ayındaki AB zirvesinden sonra Ankara'da
havai fişekler ve marşlarla "Avrupa Fatihi" olarak karşılandığı, fakat
kahramanın şimdi oldukça bitkin olduğu izlenimi verdiği belirtilen
yazıda, şimdi ise hiçbir şeyin başarılamadığı öne sürülmekte ve AB Dönem
Başkanlığı'nı yürüten Lüksemburg'un Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicolas
Schmit'in de Türk başkentine yaptığı bir ziyarette aynı tespitte
bulunduğu ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile buluşmasının ardından,
"arkaya yaslanıp işlerin kendiliğinden olması beklenemez" eleştirisinde
bulunduğu kaydedilmektedir. Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rehn'in
önümüzdeki hafta Ankara'ya geleceği ve fakat Türk Hükümeti'nin hala
üyelik müzakereleri için bir baş müzakereci belirlemediğine işaret
edilen yazıda, 1996 yılında imzalanan Gümrük Birliği'nin yeni üyeleri de
kapsayacak şekilde genişletilmesinin de gecikmiş durumda olduğu,
Ankara'nın bu genişletmeyi şubat ayı sonuna kadar gerçekleştirmesinin
gerektiği, fakat Erdoğan'ın tereddüt ettiği ve çünkü böyle bir şeyin,
Kıbrıs Rum kesiminin tanınması olarak yorumlanıp iç politik tartışmalara
yol açabileceği vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (03/03) "AB Temsilcisi
Türkiye'yi Reformları Hayata Geçirme Konusunda Kusurlu Buluyor" başlığı
altında ve Gareth Jones imzasıyla yer verdiği bir haberde, AB temsilcisi
Kretschmer'in yaptığı açıklamada, "Türkiye AB'ye girme yolundaki reform
sürecinde 'düşüş' gösteriyor, ancak bu yavaş gidişat 3 Ekim'de
başlanacak olan müzakereleri tehlikeye atmamalıdır" dediği
belirtilmektedir. AB Temsilcisi Hansjorg Kretschmer'in, Türkiye'nin
gayrimüslim azınlıkların eğitim ve mülkiyet haklarını güvence altına
almak için dini kurumlara özgü bir kanun çıkartması gerektiğini
söylediği belirtilen haberde, Kretschmer'in, "Kanunları uygulama
konusunda bir yavaşlama olmuştur" diyerek, eksikliklerden dolayı
özellikle muhafazakar hükümeti suçlamadığını, ancak Türkiye'nin tüm
devlet bürokrasisinin reformları garantileyip yasallaştırması için
çalışması gerektiğini ifade ettiği kaydedilmektedir. Kretschmer,
"Demokrasi ve insan hakları tüm ülkelerde savunulmalıdır... Her zaman
bunu engellemek isteyen taraflar vardır... Ancak diğer demokrasisi
oturmuş ülkelere kıyasla, Türkiye'de daha büyük bir risk vardır"
şeklindeki ifadelerine yer verilen haberde, Kretschmer'in, "Eğer AB'de
Türkiye'nin politik reformları artık uygulamaya geçirmediği izlenimi
oluşursa, AB ülkelerinden karşıt bir siyasi tepki gelebilir" uyarısında
bulunduğu vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Özel Antenna Televizyonu'nun internet
sayfasında (02/03) "İtalya: Kıbrıs Sorununun Çözümü Bir Ön Şart" başlığı
altında yer alan bir haberde, İtalya'daki koalisyon ortağı Kuzey
Ligi'nin, katıldığı Silvio Berlusconi Hükümeti ile ilişkilerinde yeni
sürtüşmelere yol açarak Türkiye'nin AB üyeliğine karşı yeni kampanya
başlattığı belirtilmektedir. Kuzey Ligi'nin, Türkiye'nin AB üyeliği
konusunda referandum yapılması için gerekli olan bir milyon imza toplama
çalışmalarına başladığı ve bunun yanı sıra Senato'da referandum
önerisinin onaylanması için büyük mücadele verdiği belirtilen haberde,
hükümetin referanduma gitmesini isteyen Kuzey Ligi'nin 15 senatörün söz
aldığı Senato'nun toplantısında, İtalyan senatörler partilerinin
tezlerini açıklarken, kendi tarihlerinin Türkiye'nin Avrupa için
tehlikeli olduğunu öğrettiğinden, kültürel dengeyi yıkıp kapıları
başka İslam ülkelerine açacağından ve Kıbrıs'ı, Ermeni ve Kürt
soykırımını tanımadığından ve azınlıklara saygılı davranmadığından
Türkiye'nin üyeliğine "hayır" dediklerini açıkladıkları ifade
edilmektedir. İtalyan Hükümeti'nin Türkiye'nin AB üyeliğini
desteklediğinden oylamaya sunulan Kuzey Ligi'nin önerisinin
reddedildiği, ancak İtalyan Hükümeti'nin, Dışişleri Bakan Yardımcısı
Margarita Boliver'in açıklamasıyla, dile getirilen bazı konuların
Türkiye'nin üyelik sürecinin şartlarından olduğu yönünde tutum aldığı
kaydedilen haberde, Kıbrıs konusuna değinirken Boliver'in, Türkiye'nin
üyelik sürecinin olumlu gelişmesi hatta olumlu sonuçlanması için
soruna hızlı bir şekilde çözüm bulunmasını umduklarını belirttiği ve
azınlık hakları konusunun denetim altında olduğunu kaydettiği
vurgulanmaktadır.
Ta Nea gazetesinde (03/03)
"Dayanışma Olmazsa Avrupa da Olmaz" başlığı altında ve Yannis
Diakoyannis imzasıyla Danimarka Sosyalist Parti Lideri eski Başbakan
Paul Rasmussen ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye
ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Neden AB Türkiye ile
bu kadar sıcak konuşuyor ancak aynısını Rusya ile yapmıyor?
RASMUSSEN: Çünkü Rusya henüz
bizim düşünce tarzına yaklaşmadı. Tabii, birçok konuda, örneğin
terörizm konusunda işbirliğinde bulunabiliriz. Orta Doğu'da barış için
de anlaşmaya yaklaşıyoruz.
SORU: Türkiye gerçekten
Avrupa kriterlerini yerine getirmeyi başardı mı da onu gelecekte üye
yapmayı düşünüyorsunuz?
RASMUSSEN: Avrupa Sosyalist
Partisi'nin bir programı var. Yorgo Papandreu çok faaldir ve yardımcı
oldu. Türkiye'nin, elbette kanıtlaması gereken birçok şey var, Kıbrıs'ı
tanıyacağını kanıtlaması gerekir. Gelecekte ne olacağı hakkında
tahminlerde bulunmak mümkün değil. Ancak, Türkiye'ye bu fırsatı vermek
doğrudur ve birçok şeyin düzelmemesi durumunda müzakerelerin
başlamayacağını söylemek de aynı şekilde doğrudur."
|