07.03.2005

   

Anasayfa

e-posta


 
 

            ANKARA, 07/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  04-06 Mart 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (04/03) "AB, Türkiye'den Kıbrıs'ı da Kapsayacak Şekilde Gümrük Birliği Anlaşmasını Genişletmesini İstiyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği tarafından yapılan açıklamada, Türkiye'ye, AB ile yaptığı Birliği Anlaşmasını Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletilmesi taahhüdünü yerine getirmesi uyarısında bulunulduğu belirtilmektedir. Türkiye'ye yapacağı üç günlük ziyaret öncesinde AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, Ankara'ya, uzun  süredir yürürlükte olan Gümrük Birliği'nin Kıbrıs'ı ve diğer dokuz ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören  protokole imza atma çağrısında bulunduğu belirtilen haberde, Rehn'in, "Aynı zamanda Türkiye'nin uyum  protokolünü imzalama taahhüdünü yerine getirmesi beklentisi içindeyim." dediği ifade edilmektedir. AB yetkililerinin, atılacak imzanın 3 Ekim'de başlaması planlanan müzakereler için hayati önemde olduğunu, çünkü bunun Kıbrıs Rum Hükümeti'nin fiilen tanınması ile eşanlamlı olduğunu belirttikleri vurgulanan haberde, Rehn'in aynı zamanda ziyaretinde en az 10 yıl sürmesi beklenen müzakerelere yönelik teknik hazırlıklar konusunun ele alınacağını belirttiği kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Kölner Stadt-Anzeiger gazetesinde (03/03) "Yüksek Engeller, Derin Uçurumlar ve Tabular" başlığı altında ve Horst Willi Schors imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin AB'deki geleceği konulu toplantının, CDU'lu siyasetçi Wolfgang Bosbach'ın sözde "Ermeni soykırımı"nı dile getirmesiyle kaosa dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı belirtilmektedir. Bosbach'ın sözleri üzerine Başbakan Erdoğan'ın tanınmış danışmanı Cüneyt Zapsu'nun yüz ifadesinin yıldırım çarpmışçasına değiştiği ve dinleyiciler arasında ise huzursuzluk çıktığı, Almanya'nın Sesi Radyosu (Deutsche Welle) Türkçe Servisi Müdürü olan ve tartışma etkinliğini yöneten Baha Güngör'ün, "En iyisi bu konuyu tartışmaya dahil etmeyelim" şeklinde ısrarlı ricada bulunduğu ifade edilen yazıda, 90 yıl önce Alman generallerinin yardımıyla Türk askerleri tarafından gerçekleştirilen sözde Ermeni soykırımının, yakın Türk tarihinin anılmak istenmeyen konuları arasında yer aldığı ve Bosbach'ın toplantının Türk ev sahiplerine yönelik olarak, "Eğer Yahudi katliamı (Holocaust) olayındaki suçumuzu kabul etmeseydik, Almanya hiç bir zaman AB'nin saygın bir üyesi olamazdı." dediği aktarılmaktadır. Türkiye dışında yaşayan, Avrupai zihniyete sahip ve Avrupa toplumuna dahil olan, hedefleri entegrasyon, talepleri de Türkiye'nin AB üyeliği olan  Türkler tarafından kurulan bir örgüt olan Union of European Turkish Democrats (UETD) tarafından düzenlenen tartışma etkinliğinin, "Türkiye'yle Katılım  Müzakereleri... Bundan sonra ne olacak?" şeklinde masumane bir başlık taşıdığı belirtilen yazıda, tartışmada kullanılan kibar dile rağmen, eski Avrupa ile dinamik yapıda bir ekonomiye sahip olan Türkiye arasındaki derin uçurumun gözler önüne serildiği ve ortamı yatıştırmak amacıyla, "Katılım müzakerelerinden mutlaka her iki taraf da fayda sağlayabilir." diyen Federal Milletvekili Rolf Mützenich'in (SPD/Köln) "Ama sonunda ortaya başka bir AB çıkabilir." uyarısında bulunduğu, Bremen'li Profesör Erich Röper'in ise, Türkiye'nin AB'yle gerçekten nasıl bir işe giriştiğinin farkında olup olmadığı sorusunu dile getirerek, -Egemenliğin kısıtlanması, federalizm, kadının konumu, insani değerler- "Türkiye bu yolda  bizimle yürürse başka bir ülkeye dönüşür." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

            Westdeutsche Algemeine Zeitung'un internet sayfasında (04/03) "Türkiye'nin Coşkusu Azalıyor" başlığı altında ve Lutz Heuken imzasıyla yer alan bir yazıda, "Türkiye yine kafaları karıştırıyor. AB'ye girmek istiyor mu yoksa istemiyor mu?" şeklinde bir soruya yer verilmekte ve Avrupa perspektifinden bakıldığında Türkiye'de bir devrim gerçekleştirildiği ve reform yasalarının peş peşe çıkarıldığı -idam cezasının kaldırılması, ceza kanununun yenilenmesi, azınlık haklarının tanınması ve işkenceye karşı mücadele- belirtilmektedir. Türk politikasında, futbolda kazanılan büyük Avrupa kupalarından sonra oluşana benzer bir havanın hakim gibi göründüğü ve aralık ayından bu yana Ankara'dan hayalleri boşa çıkaran haberler geldiği öne sürülen yazıda, AB üyeliği açısından çok önemli olan Kıbrıs sorununda Türk Hükümeti'nin çok inatçı davrandığı, insan hakları ihlallerine yönelik haberlerin devam ettiği, Başbakan Erdoğan'ın sevmediği karikatürcüleri dava ettiği ve 1915 sonrasında sözde Ermenilere yönelik katliamın sorumluluğunun Ankara tarafından ısrarla geri çevrildiği ileri sürülmektedir. Yazıda, "Ankara istemeden de olsa, çok sayıdaki Türkiye'nin AB üyeliği karşıtlarının eline koz vermiş olmakta. Bunlar Brüksel'de endişeyle izleniyor. Çünkü şu sorunun cevabı henüz verilmedi: Son gelişmeler Erdoğan'ın formdan düşmesi mi? Yoksa bir zamanların bu katı İslamcısı gerçek yüzünü mü gösteriyor? Türkiye AB yolunu, ancak reform yoluna geri dönerse  bulabilecektir. Aksi takdirde Türkiye karşıtları sevinç çığlığı  atacaklardır." denilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Kurier gazetesinde (04/03) "Amacınız Ne Sayın Matt?" başlığı altında ve Viyana Sanat Merkezi Müdürü Gerald Matt ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

 

            "SORU: Kanak Attack ile nasıl bir etki uyandırmayı amaçlıyorsunuz?

 

            MATT: Viyana'nın merkezinde Türk bayraklarından oluşan bir çadır, Avrupa'nın en önemli siyasi ve toplumsal sorunlarından birine sanatsal bir katkıda bulunulmuş olacak; Avrupa'nın Türkiye ve Türk göçmenlerle ilişkisine, ayrıca Türkiye'nin AB'ye katılımına. Burada söz konusu olan bazı şeyleri görünür hale getirmek, bayrak açmak, Türklerin çoktan burada olduğuna ve Viyana'da birlikte yaşamın çok iyi gittiğine işaret etmek, sanatın yardımıyla, ekonomik ve siyasi tartışmanın ardında önyargıların ve eski korkuların yattığını göstermek.

 

            SORU: Viyana FPÖ'sünün Başkanı Strache sizi entegrasyon çabalarını engellemekle suçluyor.

 

            MATT: Entegrasyon düşmanı olmakla tanınan FPÖ'nün birden bire entegrasyon damarını keşfetmesi, ancak utanmazlık olarak algılanabilir. Bu, kundakçının itfaiyecilik yapması gibi bir şey."

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Financial Times gazetesinde (05/03) "Türkiye, AB'ye Katılım Hazırlıklarında Ayak Sürüyor" başlığı altında ve Vincent Boland imzasıyla yer alan bir haberde, AB'ye katılım yolunda ağırdan almış gibi görüldüğü için eleştirilere hedef olan Türk Hükümeti'nin, bir uyandırma mesajı almak üzere olduğu belirtilmektedir. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, Türkiye'nin, 3 Ekim'de başlayacak olan AB katılım müzakereleri için yaptığı hazırlıkları gözden geçirmek üzere Ankara'ya geleceği ve Olli Rehn'in ziyaretinin, Ankara'da gözlenen siyasi sapma  ve Türkiye'nin nihai üyeliğine yeşil ışık yakan AB'nin aralık ayındaki kararının ardından, Türk Hükümeti'ni harekete geçmede başarısız bulan Brüksel'deki rahatsızlıkla aynı zamana rastladığı belirtilen haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 17 Aralık'taki karardan bu yana, hassas üyelik müzakerelerini yürütecek bir ekibi henüz atamadığı kaydedilmekte, geniş ve hantal Türk bürokrasisinin, son iki yılda kabul edilen ve üyelik görüşmelerine başlamak için gerekli AB onayını almakta son derece önemli olan anayasal, sosyal, ekonomik ve siyasi reformların uygulanmasını sağlamaya zorlamak konusunda kayda değer bir ilerleme de sağlanamadığı ifade edilmektedir.

            Financial Times'da (05/03) "Chirac, AB Anayasası İçin Referandum Tarihini Belirledi" başlığı altında ve Martin Arnold imzasıyla yayımlanan bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, Avrupa'nın anayasal sözleşmesi için 29 Mayıs tarihinde referanduma gidilmesi kararı aldığı, böylece şüpheleri giderek artan seçmenlerin oyunu kazanma konusunda üç ay sürecek bir müsabakanın başlama vuruşunu da yaptığı kaydedilmektedir. Referandumun, 2002 yılında göreve başlayan merkez sağ hükümet için en büyük sınav olacağına ve Avrupa şüpheciliğinin güçlü olduğu diğer ülkeler için de emsal teşkil edeceğine dikkat çekilen haberde, referandumdan çıkacak "hayır" cevabının sözleşmeyi bozacağı ve AB'yi kargaşaya sürükleyeceği ifade edilmektedir. Haberde, Fransa'nın kendi iç sorunlarından bahsedilmekte ve Türkiye'nin AB'ye katılımı konusuna da değinilerek şöyle devam edilmektedir: "Sözleşmeye karşı olan sol görüşlü siyasetçiler, bu sözleşmenin fazla 'liberal' olduğunu düşünüyorlar. Philippe de Villiers ve Jean  Marie Le Pen gibi aşırı sağdaki siyasetçiler ise sözleşmenin, seçmenlerin büyük bir kısmını endişelendiren bir senaryo olan Türkiye'nin AB'ye kabul edilmesinin önünü açacağını söylüyor. De Villiers, 29 Mayıs'ın, İstanbul'un 1453'te Türkler tarafından fethinin yıldönümü olduğuna işaret ederek, referandumu Türkiye'nin AB'ye muhtemel üyeliğiyle ilişkilendirme fırsatını yakaladı. De Villiers bu arada televizyonda tartışma isteyerek Chirac'a meydan okudu."

            Aynı haber, The Times'da da yer almaktadır.

            The Guardian gazetesinde (05/03) "Fransa Tarih Belirledi" başlığı altında yayımlanan başyazıda, AB referandumu ile ilgili   gelişmeler aktarılarak, Avrupa Birliği içinde en büyük Müslüman nüfusa sahip Fransa'daki bazı kesimlerin Türkiye'nin Birliğe muhtemel katılımından oldukça rahatsızlık duydukları belirtilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Haravgi gazetesinde (04/03) "Erdoğan ve Ankara'nın Açıklamaları" başlığı altında ve Kostakis Konstantinu imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakan Erdoğan'ın son zamanlarda, büyük laflarla ve iletişim hileleri ile, Avrupa'da, sadece Türkiye'yi Avrupalılaşmaya ve AB üyeliğine götürecek çağdaş bir kişi olarak kendini göstermediği, aynı zamanda, kendini, Kıbrıs sorununun çözümünde ilerleme cesaretine sahip politikacı olarak gösterdiğine işaret edilmektedir. Ankara'nın Kıbrıs sorunundaki olumsuz politikasının, Erdoğan'ın aralık ayındaki zirve toplantısı sırasında, Kıbrıs Rum kesimi aleyhindeki tutumu ile yarattığı imajın, AB karşısındaki yükümlülüklerine yanıt verme konusundaki kararsızlığının, Avrupa toplumunda olumsuz izlenimler yarattığı ve bu yüzden tepkiler ve uyarıların sürekli olarak arttığı belirtilen yorumda, Türkiye'nin, Kıbrıs Rum kesimini ile Gümrük Birliği Protokolünü imzalaması yönündeki isteksizliğinin, AB ile sürekli olarak sürtüşmesinin, AB üyesi bir ülkeyi tanımayı reddetmesindeki ısrarının Türkiye'nin gerçek politikasını ortaya koyduğu öne sürülmektedir.

 

            RUSYA BASINI:

 

            Haftalık Expert dergisinde (28/02) "Avrupa Mangalında Türk Ateşi" başlığı altında ve Olga Vlasova imzasıyla üç bölüm olarak yayımlanan bir yazıda, AB üyeliği ele alınmaktadır. Türkiye'nin tarihinin, laik Avrupalı yaşantıyı ve derin dindarlığı birbiriyle başarıyla bağlamanın mümkün olduğunu sergilediği ve AB'ye katılma pahasına dindarlıktan vazgeçmeye niyetli olmadığı vurgulanmaktadır. Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi üyeliğe kabul etmeye hazırlandığı -fakat hemen değil, belki 10 veya 20 yıl sonra, yani Brüksel'in kanaatine göre Türkiye buna hazır olduğu zaman- belirtilen yazıda, Avrupa kamuoyunun ve  politikacıların hemen iki kampa (ikisi de aslında Türkiye'ye pek de dost değil) bölünmesinin bir rastlantı olmadığı, bir grubun, Türkiye'nin AB'ye katılmasının Birlik ülküsünün çarpıtılması anlamına geleceğine inandığı, diğer grubun ise Türkiye'nin kabulünün AB açısından zorunlu bir adım olduğunu düşündüğü, ancak AB'nin, Türkiye'ye üyelik vaat ettiği için artık sözünü geri alamadığına işaret edilmektedir. Avrupalıların üyelik işinin sonsuza dek uzatabileceği ve aşırı taleplerde bulunabileceği, birçoğunun bu sürenin Türkiye'nin değişmesi ve sıradan bir  Avrupalı ülkeye benzemesi için gerekli olduğuna inandığı kaydedilen yazıda şöyle denilmektedir: "AB, Türkiye'de belli bir aşamaya kadar 'Atatürk usulü' devlet yapısının büyük ve olumlu bir rol oynadığına inanıyor. Zira Atatürk, ülkeyi yalnız ekonomik bakımdan geri kalmışlıktan değil, geleneksel İslam karanlığından da çıkararak bir mucize gerçekleştirdi. Ancak, AB'ye göre bu milli devlet modeli bugün artık Türk demokrasisinin gelişmesini engelliyor... Türk toplumu ilk bakışta dıştan çok laik görünüyor. Türkiye'nin AB'ye katılımını inceleyen Avrupa medya organları, söz birliği etmişçesine ülkenin şu imajından söz ediyorlar; Türkiye, kendi içinde iki ayrı ülke gibidir. Biri laik, Batı yanlısı ve ilerici, diğeri İslamcı, geri kalmış ve muhafazakar. Batılı toplumun modern bilinci, içinde birbirine zıt özellikleri doğal olarak barındıran bir kültürü tasavvur edemiyor. Batılı toplum yalnızca, birbirine karşıt iki özelliği ayrı ayrı algılayabiliyor. Üstelik yalnızca sıradan vatandaşlar değil, Avrupa'nın bütünleşmesinin ideologları, yani politikacılar da bu özelliğe sahip. Onlara göre, toplumu 'aydınlık' ve 'karanlık' olmak üzere ikiye bölmek gerekir. Ondan sonra biri yoğun bir şekilde geliştirilir ve teşvik edilir, diğeri ise mümkün olduğunca kontrol altında tutulmaya çalışılır. Türkiye'de de bu yapılabilirse, oldukça kısa zamanda gayet demokratik bir ülke haline gelebilir... Avrupa'nın Türkiye'nin gerçekleştirmesini istediği reformlar, devletin rolünün asgariye indirilmesini, buna karşın toplumun rolünün artırılmasını öngörüyor… Bugün artık belli ki, Türkiye'nin AB'ye katılması başlı başına bir amaç değil. Türkler açısından AB'ye katılmaya hazırlık döneminde Avrupa Birliği, bir nevi dış garantör rolü oynayacak. Yani, yoğun ekonomik büyüme döneminde ülkeyi siyasi krizlerden koruyacak. Bu nedenle Türkiye'nin tüm büyük iş adamları ülkenin AB'ye katılma düşüncesini destekliyor..."

 

            ULUSLARARASI ARAP BASINI:

 

            El Şark'ül Ewsat gazetesinin internet sayfasında (06/03) "Papadopulos: Protokol İmzalanmazsa Müzakereler Başlamaz" başlığı altında ve Abdussettar Berekat imzasıyla yer alan bir haberde, AB'nin son günlerde, Kıbrıs Rum kesimi ile Gümrük Birliği anlaşmasını imzalaması için Türkiye'ye yoğun baskı uyguladığı ve baskıların, AB ilkeleri ve Ankara'nın AB'ye üyelik müzakere tarihi aldığı son zirve toplantısında varılan anlaşma çerçevesinde yapıldığı belirtilmektedir. Ankara ziyareti öncesinde AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, Türk Hükümeti'ni, aralarında Kıbrıs Rum kesiminin de bulunduğu 10 yeni AB üyesi ülkeyle Gümrük Birliği Protokolü'nü imzalama işlemini hızlandırmaya çağırarak, "Protokol ne kadar çabuk imzalanırsa o kadar iyi olur." dediği ve bunun Türkiye ile müzakerelere başlanması konusunda iyi izlenim yaratacağını belirterek, protokolü imzalamanın, 10-15 yıl sürmesi beklenen müzakerelere başlamak için gerekli işlemlerin en  önemlilerinden biri olduğunu vurguladığı kaydedilmektedir. Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos'un, Ankara ile üye ülkeler arasında Gümrük Birliği Protokolü'nün imzalanmasını, Türkiye'nin AB üyelik müzakereleriyle bağlantılandırarak, "Protokol imzalanmazsa, AB üyelik müzakereleri de başlamaz." dediği aktarılmaktadır.   

             

 

 

                                          ESKİ SAYILAR