08.03.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

           

ANKARA, 08/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  07 Mart 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (07/03) "Türkiye, Gümrük Birliği Anlaşmasına  Kıbrıs'ı Dahil Edecek Protokolü İmzalayacak" başlığı altında  ve Suzan Fraser imzasıyla yer verdiği bir haberde, Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül'ün yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Avrupa  Birliği ile Gümrük Birliği Anlaşması'nın mayıs ayında Birliğe  katılan dokuz yeni ülke ve Kıbrıs'ı kapsamasına yönelik bir  protokolü imzalayacağını söylediği belirtilmektedir. Kıbrıs  Rum Hükümeti'nin Türkiye tarafından fiili olarak tanınması  anlamına gelecek olan Gümrük Birliği protokolünün  imzalanmasının, üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de planlandığı  gibi başlaması açısından çok önemli olduğu belirtilen  haberde, Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ve  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile yaptığı  görüşmelerin ardından Gül'ün, "Bu protokol zamanı geldiğinde  imzalanacak. ekim için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz."  dediği ifade edilmektedir. Bazı AB yetkililerinin Türkiye'yi  üyelik görüşmelerinin başlaması için tarih aldığı aralık  ayından bu yana siyasi reformlar konusunda çok az ilerleme  kaydettiği konusunda uyardığı kaydedilen haberde, Rehn'in,  "Türkiye'nin tarih elde ettikten sonra çok yoğun olduğu  anlaşılabilir. Fakat aynı zamanda reform ivmesinin korunması  çok önemli." diyerek, AB'nin, Türkiye'nin, işkencenin  kaldırılması, ifade özgürlüğünün genişletilmesi, kadın ve  sendika haklarının güçlendirilmesi konusundaki reformlarında  gelişme kaydetmesini istediğini belirttiği vurgulanmaktadır.

           

            ALMANYA BASINI:

 

            Süddeutsche Zeitung'da (05/03) "29 Mayıs Referandumu"  başlığı altında ve Gerd Kröncke imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, Fransa'nın, 29 Mayıs tarihindeki referandumda AB  Anayasası'nı oylayacağı ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın, parti genel başkanları ile görüş alışverişinde  bulunduktan sonra bu tarihi açıkladığı, böylece AB  Anayasası'nı destekleyenlerin açıkça önde oldukları  kampanyanın başlamış olduğu belirtilmektedir. Başbakan  Raffarin'in diğer partilerden, "siyasi engelleri  aşmalarını" ve birlikte Anayasa'ya "evet" demelerini  talep ettiği, Chirac'ın partisi UMP'nin Genel Başkanı  Nicolas Sarkozy'nin, bu tarihi memnuniyetle karşılayarak,  "iyi bir karar; üç aylık bir kampanyanın en doğrusu. Söz  konusu olan, insanlara evet oyu kullanmaları gerektiğini  söylemek değil. Anayasaya evet demenin neden hepimizin  çıkarına olduğunu izah etmeliyiz." diye konuştuğu  belirtilen yazıda, UMP partisinde, Türkiye'nin olası AB  üyeliği tek tartışma noktası olmaya devam ettiğine işaret  edilen yazıda, Chirac ve taraftarlarının Türkiye'nin 10  ya da 15 yıl içerisinde üye olmasını mümkün olarak  görürlerken, Sarkozy ve arkadaşlarının Türkiye'nin AB ile  "ayrıcalıklı ortaklığından" yana oldukları kaydedilmekte  ve Sarkozy tarafından kaleme alınan karar teklifinde,  "Bu, büyük ve dost bir ülkenin reddedildiği anlamına  gelmez." denildiği ifade edilmektedir.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (07/03) "Hor  Görülen" başlığı altında ve Wolfgang Günter Lerch  imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir:  "'Hans Jörg Kretschmer de kim oluyor ki?' diye konuşmuş  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ankara'daki AB  büyükelçisinin eleştirel sözleri ona yetiştirildiğinde.  'En azından AB'nin Büyükelçisi' diye cevap verilebilirdi.  Bu, 'Türkiye'nin kesinlikle üyesi olmak istediği, o  Avrupa demokrasi topluluğunun temsilcisi' demek oluyor.  Durum böyleyken, bu denli hor gören bir açıklama  yapılabilir mi? Kretschmer, Türklerin reform şevkinin  aralıktan beri hissedilir bir şekilde yavaşladığından  şikayet etmişti. Brüksel o dönemde, Ankara ile ekimde  katılım müzakerelerini başlatma kararı almıştı. Bu  tarihin tehlikeye düştüğünü açıklayan Kretschmer'e göre,  polis hala göstericilere karşı nispeten çok sert  müdahale ediyor, eleştirel yazarlara yargı tarafından  kasıtlı olarak eziyet ediliyor ve dini azınlıklara  yönelik baskılar da hala devam ediyor. Ermenilerin  takibatı konusunda devletinden farklı bir görüş dile  getiren dünyaca tanınmış yazar Orhan Pamuk'a karşı, en  başta basında olmak üzere bir cadı avı başlatıldı.  Türkiye aralık ayına kadar kendini aday olarak gösterdi.  Şimdi ise bir orada bir burada yine o eski tablonun ön  plana çıktığı anlaşılıyor."

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Neue Kronen Zeitung'da (07/03) "Yeşiller Türkiye'yi  Eleştiriyor" başlığı altında ve Peter Gnam imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Yeşiller'in Türkiye'nin kesinlikle  AB'ye katılımından yana olan tek parti olduğu, ama şimdi  onların da yoğun tereddüte düşmüş göründüğü  belirtilmektedir. Yeşiller'in Dış Politika Sorumlusu  Lunacek'in, Türkiye'de 60 yazar ve yayıncı hakkında ceza  davası açılması üzerine, insan haklarına uyulup  uyulmadığından endişelenmeye başladığına işaret edilen  yazıda, Yeşiller'in şimdi, AB'nin "Türkiye'ye karşı açık  konuşmasını" istediği vurgulanmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (07/03) "Rehn, AB ile Bütünleşme Çabalarını  Yavaşlatmaması Konusunda Ankara'ya Baskı Yapıyor" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, Türkiye'ye, Avrupa  Birliği'ne muhtemel üyelik yönündeki reformların hızını  yavaşlatmaması çağrısında bulunduğu belirtilmektedir.  Ankara'ya bir ziyaret gerçekleştiren Rehn'in, Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesi sonunda basına yaptığı  açıklamada, Türkiye'nin, insan haklarındaki durumu  iyileştirmek için oldukça cesur ve belirgin reformlar  gerçekleştirdiğini söyleyerek, Türkiye'nin şu anda söz  konusu reformların hızında "kısa bir duraklama"  gerçekleştirmesini "anlaşılabilir" olarak nitelediği  kaydedilen haberde, Rehn'in aynı zamanda, Aralık 2004'te,  üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlatması istenen  Türkiye'nin hukuk, siyaset ve ekonomi alanlarında  reformların hızını sürdürmesinin hayati olduğunu  düşündüğünü dile getirdiği ifade edilmektedir. Türkiye'nin  özellikle, hiçbir zaman resmen tanımadığı Kıbrıs'ın da  aralarında bulunduğu AB'in 10 yeni üyesine Gümrük Birliği  Anlaşması'nı genişletmesinin gerektiği, AB'nin, bu  hareketin, Kıbrıs Rum kesiminin fiilen tanınması anlamına  geleceğini düşündüğü belirtilen haberde, Rehn'in, "Bu  protokolün 3 Ekim'den önce zamanında imzalanacağına dair  Gül'den güvenceler aldım. Böylece, müzakerelerin  başlangıç yolu açılacaktır." dediği aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (07/03) "AB, Polis Şiddeti Dolayısıyla  Türkiye'yi Kınadı" başlığı altında ve Gareth Jones  imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği'nin,  Türk polisinin kadın göstericilere şiddet kullanmasını  kınayarak, Türkiye'yi AB üyeliğine hazırlama amaçlı  insan hakları reformlarını tam olarak uygulaması için  uyardığı belirtilmektedir. Tam da AB yetkililerinin  Türkiye'nin AB girişimi için görüşmelerde bulunmak üzere  üç günlük bir ziyaretle ülkeye geldiklerinde,  televizyonlarda Türk polisinin İstanbul'daki izinsiz bir  gösteride kadın hakları protestocularını tekmeleyip  dövdükleri görüntülerinin yer aldığı belirtilen haberde,  AB Dönem Başkanı Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean  Asselborn'un bir basın toplantısında yaptığı açıklamada,  "Göstericilere karşı böyle güç kullanıldığını görmek bizi endişelendirdi." diyerek, Türkiye'yi işkenceye sıfır  hoşgörü ve gayrimüslüm gruplara tam mülkiyet hakkı  verilmesi de dahil olmak üzere reformlarında gösterdiği  hızı devam ettirmesi için uyardığı, Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül'ün ise, olayın soruşturulacağına söz vererek  Türkiye'nin 3 Ekim'de başlayacak üyelik müzakerelerine  hazırlanırken bütün AB normlarını karşılama taahhütüne  bağlı kaldığını söylediği, AB yetkilileri ile Türk  medyasının Ankara'nın, geçen aralık ayında Brüksel'deki  tarihi zirvede 3 Ekim tarihini elde ettiğinden beri AB  sürecini ağırdan aldığı yönündeki son eleştirilerini de  reddettiği kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefteros Tipos gazetesinde (06/03) "Ankara Gözlerini  İngiltere'nin AB Dönem Başkanlığı'na Dikiyor" başlığı  altında ve Angeliki Spanu imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  AB-Türkiye ilişkilerinde, Kıbrıs konusunun önemli bir rol  oynadığı yoğun diplomatik işlemler döneminin başladığı  belirtilmektedir. Türk diplomasisinin Kıbrıs Rum kesimini  dolaylı tanımaktan kaçınmanın yollarını aradığı ve ve  haziran ayında başlayacak İngiltere'nin AB Dönem  Başkanlığı'na gözlerini dikmiş bulunduğu belirtilen  yorumda, AB Troykası'nın Türk Hükümeti'yle görüşmelerinin,  3 Ekim'de başlayacak üyelik müzakereleri arifesinde,  AB-Ankara diyaloğuna ivme kazandırdığı ifade edilmektedir.  Türk diplomasisi için en büyük sorunu AB ile üyelik  müzakerelerine başlamadan önce, Gümrük Birliği'nin Kıbrıs  Rum kesimi yönünde genişletmesi yükümlülüğünün oluşturduğu  belirtilen yorumda, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un konuya  ilişkin protokolün imzalanması için koyduğu ilk sürenin  (28 Şubat) hiçbir şey yapılmadan geçtiği, AB  Komisyonu'nun da son günlerde Türk tarafının "alarm çanını"  duyması için elinden gelen her baskıyı uyguladığı  kaydedilmektedir. Yunan diplomasisi yetkililerine göre,  AB mantığının basit kanunlarının uygulanması durumunda,  Ankara'nın çıkmazdan kurtulması için çare olmadığı  kaydedilen yorumda, yetkililere göre, Türk tarafının işi  zora sürme taktiğini uygulayarak, tüm umutlarını haziran  ayında başlayacak olan İngiliz Dönem Başkanlığı'na  bağlayacağı ve gerçekten de, Türkiye-AB üyelik  müzakerelerinin başlayacağı İngiltere'nin AB Dönem  Başkanlığı'nın altı ayının katalizör rolü oynamasının  Beklendiği vurgulanmaktadır. Yorumda, "Atina, Londra'nın  objektif davranmayacağına inanıyor, bu nedenle de  protokolün yaza kadar imzalanması için acele ediyor.  Ankara'nın bu yönde iyi niyet göstereceği belirtileri yok.  Bu dönem bir bekleme ve düşünme dönemidir." denilmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinde (06/03) "Türk Hükümeti'nde  Şiddetli Sarsıntılar" başlığı altında ve Yannis Nakos  imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, iktidar partisi  AKP içindeki sürtüşmeler ve üyelerin yolsuzluklara  karıştıkları söylentileri nedeniyle yaşanan krizin,  Türkiye'yi, siyasi istikrarsızlık ve AB yöneliminde  müzakerelerin yavaşlaması tehlikeleri ile karşı karşıya  getirdiği öne sürülmektedir. Krizin parti içinde yaşandığı,  ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümeti yönetme ve  programlarını uygulama gücünü -yani, Türkiye'yi AB'ye  yakınlaştıracak olan Avrupa ilhamı reform hareketlerinin  yasallaştırılması gücünü- doğrudan etkilediği belirtilen  haber-yorumda, bu kriz nedeniyle AKP geçen çarşamba,  anayasal reformlarla ilgili yeni paketlerin onaylanmasını  başarmak için gerekli TBMM'deki sandalyelerin üçte ikisini  kaybettiği ve kurumsallaşmış olan reformların uygulanmasını kolaylaştıracak yasalar koyacağı, bunun nedenini, son iki  haftada dört milletvekilinin AKP'nin Parlamento Grubu'ndan  ayrılması oluşturduğu ifade edilmekte ve AKP'de yaşanan  istifalar, nedenleri ve parti içindeki gelişmeler ele  alınmaktadır.

 

 

  

             

 

 

                                          ESKİ SAYILAR