09.03.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

           

ANKARA, 09/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  08 Mart 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

           

            ABD BASINI:

 

            Los Angeles Times gazetesinin internet sayfasında (08/03) "AB Yetkilileri Göstericilere Yönelik Tutumu Nedeniyle Türkiye'ye Tepkili" başlığı altında ve Amberin Zaman imzasıyla yer alan bir haberde, AB'li diplomatların, Türk Hükümeti'ni, kadın göstericilere yönelik tutumu ve ülkeyi Avrupa Birliği'ne götürecek reformları uygulamadaki yavaşlığı nedeniyle eleştirdiği belirtilmektedir. Eleştirilerin Dünya Kadınlar Günü için toplanan kadınlara polisin sert müdahalede bulunmasından bir gün sonra geldiği ve Türkiye'nin AB üyeliği konusunda görüşmeler yapmak için Ankara'da bulunan AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, İngiliz Bakan Denis MacShane ve Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn'un, "polisin İstanbul'da gösteri yapan gençlere ve kadınlara fiziksel şiddet uygulaması karşısında şoke olduklarını" ve "böylesi bir orantısız güçten dolayı endişe duyduklarını" dile getiren açıklamalarda bulundukları ifade edilen haberde, Türk otoritelerinin gösteriyi yasal olmadığı için engellediklerini söyledikleri ve konuyla ilgili olarak bir inceleme yapılması sözü veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Türkiye'nin AB üyeliği yolundaki reformlara bağlı kalacağı sözünü verdiği, bazı AB yetkililerinin ise, geçtiğimiz aralık ayında Ankara ile müzakerelere başlama kararı alınmasının ardından, Türkiye'nin reformlar konusunda geri adım atması sebebiyle tedirgin olduklarını belirttikleri kaydedilmekte ve en az 10 yıl sürmesi beklenen müzakerelerin Türkiye'nin Kıbrıs'la bir gümrük protokolü imzalaması koşuluyla ekim ayında başlayacağına işaret edilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Der Tagesspiegel gazetesinde (08/03) "Kontrol Ziyaretinden Önce Dayak" başlığı altında ve Susanne Güsten imzasıyla yayımlanan bir yazıda, İstanbul'daki Beyazıt Meydanı'nda Türk toplumunda kadınların mağdur edilmesini ve hapishanelerdeki kadın oranının yüksek olmasını protesto etmek için Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle yapılan gösteriye yer verilmekte ve Türk polislerinin, barışçıl bir kadın gösterisine acımasızca müdahale ettiği, cop ve göz yaşartıcı gazlarla göstericileri kovaladıkları, yumrukladıları ve hatta yerde yatan kadınları tekmeledikleri belirtilmektedir. Olayların AB Troykası'nın hükümet ile görüşmelerde bulunmak üzere Ankara'ya geldiği zamana rastladığı ve üçlünün yaptığı açıklamada, "Kadın haklarının da önemli bir konuyu oluşturacağı AB  ziyareti öncesinde göstericilere karşı bu denli aşırı şiddet kullanılmasından endişe duyduk." denildiği belirtilen yazıda, AB Troykası üyelerinin aslında müzakereler başlamadan önce Türkiye'yi bir "Yol Haritası" ile yeni reformlar yapmaya yükümlü kılmak istedikleri, bunun ne kadar gerekli olduğunu sadece dayak atan İstanbul polislerinin göstermediği ifade edilmektedir. Geçtiğimiz haftalarda AB temsilcilerinin, aralık ayındaki karardan bu yana Türkiye'de reform konusunda değişen pek bir şey olmadığı eleştirisinde bulundukları hatırlatılan yazıda, Ankara'daki AB Büyükelçisi Hansjörg Kretschmer'in, reformlara yeniden hız kazandırılmaması halinde müzakerelerin tehlikeye gireceği yolunda Türkleri uyarırken, Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Olli Rehn'in Ankara'da biraz daha temkinli konuşarak, "nefeslenme molasının" artık sona ermesi gerektiğini söylediği kaydedilmektedir. Rehn'in, Dışişleri Bakanı Gül ile görüşmesinde Türkiye tarafından yerine getirilmemiş başka ödevleri de dile getirerek, Türkiye'nin işkenceyle daha kararlı mücadele etmesi, Kürtlerin kültürel haklarını güvence altına alması, kadınların konumunu iyileştirmesi, düşünce özgürlüğünü genişletmesi ve Hristiyan azınlıkların durumunu iyileştirmesi gerektiğini belirttiği vurgulanmaktadır.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (08/03) "Stratejik Bir Aşırı Genişleme" başlığı altında ve Avusturya Savunma Bakanlığı Stratejik Araştırma Sorumlusu Erich Reiter imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliğinden bahsedildiğinde, ülkenin Avrupa kimliğine ilişkin bazı çekinceler ve hukuk devleti veya bazı medeni standartlar konusunda haklı şüpheler duyulsa da, yaygın olan görüşe göre, Türkiye'nin  jeostratejik konumu AB'nin stratejik durumunu belirgin bir şekilde iyileştirecek, büyük Türk ordusu ise Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına (AGSP) önemli ölçüde katkı sağlayacaktır. Fakat bu doğru değildir. Türkiye'nin katılımı, AB'nin Suriye, Irak, İran, Gürcistan ve Ermenistan'la dış sınırları olmasına yol açacaktır. Yani bu durum, az ya da çok sorunlu ülkelerle teması beraberinde getirecektir. Fakat bu, AB'nin böylece Orta ve Yakın Doğu'nun sorunlarına daha etkin müdahale etme imkanına sahip olacağı anlamına gelmeyecektir; çünkü AB, Balkanlar'daki ihtilaf yönetiminde bile hala zorlanıyor. Ortak hareket iradesi ve gerekli çıkar birliği olmaması nedeniyle AB, Orta Doğu'daki sorunları yönetmekte aşırı zorlanırdı. Bu, geçen yıl 10 yeni üyeyle gerçekleşen genişleme ve gelecekte Romanya, Bulgaristan ve diğer Balkan ülkelerinin alınmasıyla daha da zorlaşacaktır. Türkiye'nin katılımı ise stratejik bakımdan belirgin bir aşırı  genişlemeyi beraberinde getirecektir. Zira kendini büyük bir bölgesel güç olarak gören Türkiye, sadece kendi çıkarları doğrultusunda bir siyaset izlemeye alışkın olduğu için, kendini -AB'nin en kalabalık nüfuslu ülkesi olarak- 'Avrupa' politikasının gerçekleşmesine hizmet edecek bir yardımcı olarak değil, bir lider güç olarak görecektir... Eski bir sömürge gücü olarak Türkiye, Amerika ve İsrail'le stratejik ittifaka girmiş olması nedeniyle ve İslam devletlerinin çoğunluğunun nazarında kendi toplumlarının eşdeğerde üyesi olmaması bakımından, hemen hemen tüm Arap ülkeleri için, ne Orta Doğu ihtilafında bir arabulucu ne de Arap ya da İslam dünyasına uzanan bir köprüdür. Türkiye, -ki bu arada şu anki dış politik faaliyetlerinin kafaları karıştırmasına izin verilmemelidir- Kafkaslar ve Orta Asya'da, özellikle de Türk kökenli halkların hakimiyetindeki devletlerde Rusya ile esas itibariyle ve uzun vadeli bir rekabet ilişkisi içerisindedir. Bu durum, AB'nin Rusya ile ilişkilerinin gelişmesini teşvik etmeyecektir... Türkiye'nin üyeliğinin lehine olan birtakım nedenler olabilir. Fakat güvenlik politikasıyla ilgili stratejik değerlendirme, üyeliğin gerekliliğini haklı kılan somut bir gerekçeyi oluşturamaz. Tam tersine: AB'nin zaten tatmin etmeyen hareket yeteneğine, büyük bir ihtimalle çok daha zor ulaşılabilecektir."

            Westdeutsche Algemeine Zeitung'un internet sayfasında (08/03) "Üç AB Adayı Endişe Yaratıyor" başlığı altında ve Tobias Blasius imzasıyla yer alan bir yazıda, AB adayları olan Türkiye'de baskıcı hareketlerin, Romanya'da yolsuzluk ve Hırvatistan'da savaş suçlularıyla işbirliğinin Brüksel'i endişelendirdiği belirtilmektedir. Geçtiğimiz yıl, 10 yeni ülkenin üyeliğe alınmasına yönelik AB genişleme politikasının, tarihi bir olay ve bunun bir vizyon olduğu anlamında kutlanırken, şimdi tartışmalara konu olduğu ve AB adaylarından gelen bir dizi olumsuz haberin genişlemeyi tartışma konusu haline getirdiği belirtilen yazıda, örneğin Türkiye'de reform çabasının yavaşladığı, AB ile yapılan görüşmelerindeki havanın giderek bozulduğu öne sürülmektedir. Üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlayabileceğinin ortaya çıkmasından bu yana Ankara'nın istemeyerek Brüksel'in taleplerine boyun eğdiği ifade edilen yazıda, Türkiye'deki AB Büyükelçisi Alman Diplomat Hans Jörg Kretschmer'in bu yöndeki eleştirilerini, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün geri çevirerek, "Hans Jörg Kretschmer de kim oluyor?" diyerek küçümsediğinin belirtildiği, bundan başka Türk polisinin de, İstanbul'da Dünya Kadınlar Günü kapsamındaki bir protesto yürüyüşünde yaklaşık 500 göstericiye şiddet uygulamasının infiale neden olduğu ve ABm Dışişleri Bakanları Konseyi Başkanı Lüksemburglu Jean Asselborn'un, AB ile Türkiye arasında gerçekleşen rutin bir görüşmede, "polisin kadın ve gençleri coplamasını gösteren manzaralar karşısında şoke olduk." açıklamasını yaptığı kaydedilmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI:

 

            Avrupa Parlamentosu'ndaki bir grupla işbirliği halinde çalışan Brüksel merkezli bağımsız haber portalı EU Observer'in (08/03) "AB, Türkiye'de Kadınlara Karşı Polis Şiddetini Onaylamıyor" başlığı altında ve Lucia Kubosova imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye'de kadın protestoculara karşı polisin tepkisinin, birkaç AB temsilcisinin olayı kınamasının ardından, Avrupa Parlamentosu'nda Dünya Kadınlar Günü tartışmalarının muhtemelen ağırlık noktası olacağı belirtilmektedir. Söz konusu şiddetin, 6 Mart'ta İstanbul'da Türkiye'nin üyelik görüşmeleriyle ilgili meseleleri görüşmek üzere üst düzey AB yetkililerinin ziyaretinden sadece birkaç saat öncesinde gerçekleştiği belirtilen haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ve İngiltere'nin Avrupa Bakanı Denis MacShane'in bir açıklama yayımlayarak göstericilere karşı kullanılan "ölçüsüz kuvvet" ile ilgili endişelerini belirttikleri, Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrel'in de Türk polisinin hareketini kınadığı ve "böyle bir bastırmanın Türkiye'nin AB üyelik başvurusuna yardımcı olmadığını" ileri sürdüğü ifade edilmektedir. Sosyalist grup lideri Martin Schultz'un, "Polislerin  davranışları, reformların uygulanmaya konduğuna dair resmi prosedürlerle yaşamın gerçekliği arasındaki derin farkı gösteriyor." dedi ve Türk yetkililerin benzer sahnelerin önlenmesi için gösterdiği kararlılığı ve olayla ilgili soruşturma açılmasını memnuniyetle karşıladığı ifade edilen haberde, özellikle ailelerde kadınlara karşı şiddetin, AB üyesi ülkelerde de hala mevcut olduğu ve Strasbourg'ta Avrupa Parlamentosu'nun mart ayı oturumunun ikinci gününde mercek altına alınacağı ve istatistiklerin, AB'de her beş kadından birinin erkek partnerinin şiddetine maruz kaldığını ve Avrupa'da tüm şiddet suçlarının yüzde 25'ini, eşlerine kaba kuvvet uygulayan erkeklerin işlediğini gösterdiği kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (08/03) "Rehn: Türkiye'nin Gümrük Birliği'nde Kabul Edilemez Eksiklikler Var" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, İstanbul'da bir grup Türk işadamına hitaben yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Gümrük Birliği Anlaşması'ndaki eksikliklerinin "kabul edilemez" olduğunu ifade ettiği belirtilmektedir. Türk Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) düzenlediği bir konferansta Rehn'in, "Gümrük Birliği'nin genel başarısına rağmen (...), maalesef Türk tarafının henüz yerine getirmediği birçok taahhüt vardır ki bu durum kabul edilemez." dediği belirtilen haberde, Rehn'in özellikle, fikri mülkiyet hakları, telekomünikasyon sahasında bir ithalat lisansı almak için yerine getirilmesi gereken katı şartlar, tekstil ticaretine getirilen kısıtlamalar ve sığır eti ithaline uygulanan yasaklamalarla ilgili olarak "açık eksiklikleri" dile getirdiği kaydedilmektedir. Haberde, "AB ile üyelik müzakerelerini başlatmak üzere olan bir aday ülkenin böyle tedbirler alması hakikaten anlaşılır gibi değil." diyen Rehn'in, "Avrupa, güllük gülistanlık değil, bütün Avrupa şirketleri için ortak bir alan kurmak manasına gelir." dediği aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            The Independent gazetesinin internet sayfasında (08/03) "Kadınlara Sıkılan Göz Yaşartıcı Gaz Türkiye'nin AB'ye Giriş İsteğine Darbe Vuruyor" başlığı altında ve Stephen Castle imzasıyla yer alan bir makalede, kadın göstericilere biber gazı sıkılması, tekmelenmesi ve dövülmesi görüntüleriyle, Türk kadın göstericilere karşı polisin şiddetin eleştirildiği ve bu olayın Turkiye'nin AB üyelik görüşmelerine başlama planlarına gölge düşürdüğü öne sürülmektedir. Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla izinsiz yapılan protestoda polis göstericilere coplar ve gözyaşartıcı gazlarla müdahale ettiği ve bu olayın AB yetkililerinin ve siyasetçilerinin hükümet yetkilileriyle üç gün sürecek olan görüşmeler için ülkeye geldikleri sırada olduğu belirtilen makalede, polisin taktikleriyle ilgili eleştirilerin altında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün soruşturma açılacağına dair söz verdiği, ancak olayın hükümetin 3 Ekim'de AB üyeliğiyle ilgili görüşmelere hazır olup olmadığı konusunda şüphelerin artmasına neden olduğu vurgulanmaktadır. İngiltere'nin Avrupa Bakanı Deniz MacShane ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'den oluşan AB delegasyonu bir açıklama yayımlayarak "polisin kadınları ve gençleri dövdüğü görüntülerden dolayı şok olduklarını" söyledikleri ifade edilen makalede, AB diplomatlarının bu kargaşa olayının üyelik görüşmelerinin raydan çıkmasına neden olacağını düşünmediklerini söyledikleri ve soruşturma açılması sözünü memnuniyetle karşıladıkları kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında (07/03) "ABD Büyükelçisi'nin 'Ethnikos Kirikas' Gazetesine Demeci" başlığı altında yer alan bir haberde, ABD'nin yeni Atina Büyükelçisi Charles Ries'in "Ethnikos Kirikas" gazetesine verdiği demeçte, Amerika Birleşik Devletleri'nin Yunanistan ile ilişkilerin güçlenmesine tanıdığı öncelikten, Yunanistan'ın vize muafiyeti (visa-waiver) programına dahil edilmemesinden, Annan Planı'ndan ve Türkiye'nin Avrupa perspektifinden bahsettiği belirtilmektedir. Yunanistan'ın, Türkiye'nin Avrupa perspektifini desteklemesiyle etkileyici bir strateji sergilediğini ve ABD'nin Kıbrıs'ın birleşmesi için çalışmaya devam edeceğinden hiç kimsenin şüphe duymaması gerektiğini ifade eden ABD'nin Atina Büyükelçisi Ries'in, Yunanistan ile ABD arasında ekonomik ilişkilerin güçlenmesinin kişisel hedefi olduğunu, ancak Yunanistan'ın da, Karamanlis Hükümeti'nin izlediği yapısal değişiklikleri takip etmesi gerektiğini vurguladığı ifade edilmektedir. Türkiye'nin Avrupa perspektifi konusunda ABD'nin Atina Büyükelçisi Ries'in, bunun Yunanistan için mümkün olan en iyi senaryo olduğunu; çünkü AB'nin Ankara ile üyelik müzakerelerini reddetmesinin Türkiye'yi daha az işbirliği yapan bir komşu konumuna iteceğini belirttiği kaydedilen haberde, AB'nin şu ana kadar Türkiye'ye sadece bir tarih verdiğini bu durumun ülkenin bir gün AB üyesi olacağını hiçbir şekilde garanti etmediğini ifade eden Ries'in, Türkiye'de anayasal reformlardan çok bunların fiilen  uygulanmasının daha önemli olduğunu vurguladığına işaret edilmektedir.

 

 

 

 

                                          ESKİ SAYILAR