|
ANKARA,
10/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 09 Mart 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(09/03) "Boğaz'da Engel" başlığı altında ve Christiane Schlötzer
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB adayı Türkiye'den şok eden mesajlar
geldiği ve İstanbul'da polisin gösterici kadınların yüzüne biber gazı
sıktığı ve sırtlarını copladığı belirtilmektedir. Türkiye'deki tüm
büyük gazetelerin, dövülen kadınların resimlerine yer verdikleri ve
ender görülür şekilde fikir birliği içinde oldukları ve bu dayağın tüm
Türkiye'yi etkilediği ifade edilen yorumda şöyle denilmektedir:
"Boğaz'daki ülkeye birden bire ne oldu? AB'nin 17 Aralık'taki Türkiye
zirvesinin üzerinden 100 gün bile geçmedi, fakat hava değişimi bundan
daha hızlı olamazdı. AB ile katılım müzakerelerinin 3 Ekim'de başlayacak
olmasına sevinmek yerine, Ankara'da korku ve sızlanma yaygınlaşıyor.
Gerçi tüm kamuoyu yoklamaları, Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin AB
yolunda Türklerin yüzde 70'inin desteğini hesaba katabileceğini
gösteriyor. Fakat ülkedeki çoğunluk aynı zamanda, AB'nin uzun bir
müzakere sürecinin sonunda Türkiye'ye kapıları kapatacağına inanıyor.
Bu tür korkular, Fransa ya da Almanya'daki Türkiye karşıtı duygularla
da doğrulanıyor. Bu durum, depresif bir hava oluşmasına neden oluyor ki
bu da, AB rotasını istemeyen Türk milliyetçilerinin çok hoşuna gidiyor.
Milliyetçilerin kamuoyu yoklamalarındaki değerleri ilk kez yeniden
yükseldi. Yeni seçim yapılsa muhtemelen Parlamento'ya girecekler. AB
karşıtı hareket, cumhuriyetin uçlarında şekilleniyor; en sol ve en
sağda. Erdoğan ise, partisi AKP'nin büyük çoğunluğuna rağmen buna asabi
tepki veriyor. Başbakan, AB politikasının başarısı Türkler tarafından
hissedilmeden hükümet partisinde de uçların kırılacağından
endişeleniyor. Karşı çıkanlar, kuşkucuların yanı sıra, güçlerinden
vazgeçmek istemeyen ve ülkenin modernleşmesini frenlemeye çalışan eski
tip bürokrat ve generallerden oluşuyor. Böylece, eski düşünce tarzının
taraftarları sanki 17 Aralık öncesinde gizlenmişler, 3 Ekim öncesinde
yeniden puan toplamak için şimdi saklandıkları deliklerden
çıkıyorlarmış gibi bir izlenim doğuyor..."
Deutsche Welle Radyosu'nun
internet sayfasında (09/03) "Yasa Çıkarmak Yeterli Değil" başlığı
altında ve AB Dönem Başkanı ve Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean
Asselborn ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn ve İngiltere'nin AB'den Sorumlu Devlet Bakanı
Denis MacShane'yle birlikte Türkiye'yi ziyaret ettiniz ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'le bir araya geldiniz. Hangi sonuçlara ulaşıldı?
ASSELBORN: Sanırım öncelikle
bir Dışişleri Bakanı ve AB'nin temsilcisi olarak Türkiye'ye
geldiğinizde, edindiğiniz izlenimleri aktarmakla başlamak lazım. İlk
olarak pazar akşamı Dışişleri Bakanı'yla bir araya gelindi, reform
sürecinin durmaması ve Kıbrıs sorununun çok önemli olduğu konusunda
hemfikir olundu; yani her şey olumlu. Ertesi gün; pazartesi sabahı
kalktım İstanbul'daki görüntüleri gördüm. Bu benim için gerçektende 21.
yüzyıl Türkiyesi değildi, aksine fazlasıyla zorbalığın olduğu bir
Türkiye vardı. Sakince gösteri yapan genç insanlar, özellikle kadınlar,
yerde yatarlarken bile coplandı. Ayaklarla tekmelendiler... Bu nedenle
Rehn, MacShane ve ben bunu protesto edeceğimiz konusunda hemfikirdik.
Toplantıdan önce 25 dakika Dışişleri Bakanı Gül'le yalnız görüştüm. O
da gösterinin bu şekilde dağıtılmasının, bu zorbalığın hoşgörülü bir
Türkiye manzarasıyla örtüşmediğini kabul etti ve sorumlular hakkında
soruşturma açılması için ellerinden geleni yapacakları ve bunun bir daha
tekrarlanmayacağı konusunda bize söz verdi. (...)
SORU: Türkiye, devlet
erkininin insan haklarına bağlı kalmasını ve hükümetin çıkardığı
yasalara uymasını sağlayabilir mi?
ASSELBORN: Bir kez daha
Abdullah Gül'le bu konuda görüştüm ve o bana şöyle dedi: 'Tabii ki
eğitimle ilgili sorunlarımız var, örneğin polislerin eğitimi. Gösteri
yapan insanların olduğu stres ortamlarında nasıl davranacakları
konusunda.' Türkiye, ne yönde hareket edeceklerini hükümetlerin
belirlediği, 20. yüzyıldan farklı olarak olayları görmeleri için, hakim
ve hukukçuları yoğun bir şekilde eğitiyor. Bu yasaları uygulayacağı
konusunda Türkiye'ye güvenebileceğimizi düşünüyorum. Tabii ki bunun için
zaman lazım, bu bir gün de olmaz.
SORU: Kıbrıs sorunu hala
tartışma konusu. Türkiye artık adanın Rum kesimini tanıyacak mı?
ASSELBORN: Bu konuda başarı
sağlamak için adım adım gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin
birkaç hafta içinde AB Komisyonu'yla müzakereleri sona erdirme
aşamasına gelecek olmasını ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü
imzalayacak olmasını olumlu bir nokta olarak görüyorum...
SORU: Kürt sorunu da henüz
çözülmedi. Bu sorun üyelik müzakerelerine yük getirecek mi?
ASSELBORN: Burada da olumlu
olan Türk Hükümeti'nin dil konusunda, radyo ve televizyon yayınlarında
doğru yöne giden büyük adımlar atmış olmasıdır. Dün, bu adımları
geliştirmesi konusunda Türk Hükümeti'ni cesaretlendirdik. Ayrıca
Türkiye'nin güneydoğusundaki göçün geriye işlemesi gerektiğini söyledik.
Kürt sorunu önemli bir sorun olarak kalıyor. Türkiye'nin insan haklarına
riayet göstermedeki mahareti bu noktada ölçülecek..."
Die Welt gazetesinde (09/03)
"Türkiye'nin AB'ye Üyeliği Konusunda Yeni Bir Tartışma Alevlendi"
başlığı altında ve Katja Ridderbusch imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Türk polisinin, İstanbul'daki göstericilere acımasız müdahalesinin,
Türkiye'nin üyelik yeterliliği konusunda Brüksel'de yeni bir tartışma
başlattığı belirtilmektedir. CDU Avrupa Parlamentosu Milletvekili Elmar
Brok'un, "3 Ekim'in müzakere tarihi olarak kalmasının mümkün
olmayabileceğini düşünüyorum." dediği belirtilen yazıda, Elmar Brok'un
başkanlığını yaptığı Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nun
önümüzdeki günlerde büyük ihtimalle Türkiye'nin AB Büyükelçisini davet
edeceği kaydedilmekte ve Ankara'yı ziyaret etmekte olan AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Lüksemburg Dışişleri Bakanı
Jean Asselborn ve İngiltere'nin Avrupa Bakanı Denis MacShane'den oluşan
AB Troykası'nın polislerin coplarla Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle
yapılan bir gösteriyi dağıtmaları konusundaki görüşlerine yer
verilmektedir.
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (09/03) "Nassauer: Türkiye ile Müzakereler Durdurulsun"
başlığı altında ve Michael Stabenow-Stephan Löwenstein imzalarıyla
yayımlanan bir yazıda, Türk güvenlik güçlerinin, Dünya Kadınlar Günü
vesilesiyle düzenlenen bir gösteriye sert müdahalesinin etkisi altında
kalan Avrupa Parlamentosu CDU/CSU Grup Başkanı Hartmut Nassauer'in,
Türkiye ile katılım müzakereleri hazırlıklarının ertelenmesini talep
ettiği belirtilmektedir. İstanbul'daki bir gösteride, özellikle de
kadınlara yönelik bu acımasız müdahalenin, Türkiye için üyeliğin şu
aşamada söz konusu olmadığına bir kez daha işaret ettiğini söyleyen
Nassauer'in, bunun dışında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, yavaşlayan
reform sürecini eleştiren Ankara'daki AB Komisyonu temsilcisine yönelik
"densiz" açıklamalarını da hatırlattığı kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde
(09/03) "El Freni Olan Avrupa Treni" başlığı altında ve Franziska Annerl
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin reform hevesinin
azaldığının açıkça görüldüğü belirtilmekte ve Ankara'nın AB'nin giriş
müzakerelerine başlama kararı almadan önce vadedip, kısmen başlattığı
reformlarda bir ilerleme görülmemesi bir yana, polisin Dünya Kadınlar
Günü vesilesiyle İstanbul'da yapılan bir gösteriye katılan kadınların
üzerine copla yürümesinin de Türkiye'nin demokrasinin, insan hakları
konularındaki noksanlarını iyice gözler önüne serdiği ve bunun
Türkiye'nin Avrupa yolunda ne kadar az ilerlemiş olduğunun hüzünlü bir
göstergesi olduğu öne sürülmektedir. Ankara'nın muhtemelen AB'nin giriş
müzakerelerine başlama vaadinden bu yana, Brüksel treninde güvenli bir
yere sahip olduğundan emin olduğuna işaret edilen yorumda, Recep Tayyip
Erdoğan başkanlığındaki hükümetin ilk hedefine ulaştığı, ama reform
çabalarının yavaşlamasının, insanın aklına Türkiye'nin Avrupa'nın bir
parçası olma yolundaki çabalarını ne derece ciddiye aldığı sorusunu
getirdiği ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir: "AB, Avrupa treninde
oturan Türkiye'ye şimdi öncelikle, kendisinin demokrasi ve insan
haklarına uyma taleplerini ciddiye aldığını ve el frenini çekmeye hazır
olduğunu anlatmalı." denilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher Zeitung'da
(08/03) "AB ile Türkiye Arasında Anlaşmazlık" başlığı altında ve "it"
rumuzuyla yayımlanan bir yorumda, Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn,
İngiliz Avrupa Bakanı Denis MacShane ve Genişlemeden Sorumlu Komiser
Olli Rehn'den oluşan AB delegasyonunun, Ankara'da Türk Hükümeti'ne,
öngörülen reformlara devam edilmesi çağrısında bulunduğu, göstericilere
karşı polisin sert tutumu ve Kıbrıs ile Gümrük Birliği konularının
anlaşmazlığa sebep olduğu kaydedilmektedir. AB delegasyonunun, Ankara'ya
gelişinde memnuniyet vermeyen bir şekilde şaşkına döndüğü, önce
televizyonda, Dünya Kadınlar Günü sebebiyle gösteri yapanlara,
gösterinin izinsiz olduğu gerekçesiyle coplarla sert müdahale girişimini
gördükleri, daha sonra AB delegelerine, Çevre Bakanı Osman Pepe'nin,
Kürt ve Ermeni kavramları barındıran bazı hayvan isimlerini "bölücü"
oldukları için Türkçe sözlükten çıkarmak istediğinin söylendiği ifade
edilen yorumda, Avrupa ruhunun yapmayacağı böyle sürprizleri, AB
temsilcilerinin beklemediğine işaret edilmektedir. İngiliz Avrupa Bakanı
Denis MacShane'nin, AB'nin Türkiye'deki reformlardan memnunluk
duyduğunu, ancak azınlık ve kadın hakları konusunda daha fazlasını
beklediği ifade edilen yorumda, ayrıca Türkiye'nin AB sürecinin yavaş
ilerlediğini belirten MacShane'nin, bunu Ankara ile Brüksel'e bağladığı
ve daha sonra Ankara'nın hassas noktasına temas ederek, Kıbrıs Rum
kesiminin bir AB üyesi olduğunu belirttiği, bu gerçeğin tanınması ve
kabul edilmesi gerektiğini kaydettiği vurgulanmaktadır. Yorumda,
MacShane'e göre, AB'de karşılıklı sorunlar yaşamış ülkeler olduğu ve
Türkiye'nin Avrupalı gibi davranması gerektiğine işaret edilmektedir.
İTALYA BASINI:
La Padania gazetesinde
(05/03) "Türkler Çoktan Ev Sahibi Gibi Davranmaya Başladı" başlığı
altında yayımlanan bir haberde, "Türkiye'nin AB'ye girmek için hala
beklemede olduğu, buna karşın sanki ev sahibiymiş gibi davrandığı"
yorumunda bulunulurken, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un Avrupa İşlerinden
Sorumlu Bakanı Nicolas Schmidt ve AB Türkiye Temsilcisi Hansjorg
Kretschmer ile yaptığı görüşmelerde küçümseyici bir tavır içinde olduğu
kaydedilmektedir. Haberde, Nicolas Schmidt'in Türkiye'nin
müzakerecisini henüz belirlememiş olmasını, Kıbrıs sorununu çözüme
kavuşturmamasını ve Türkiye'nin Gümrük Birliği Protokolü'nü AB'ye yeni
üye olan ülkelere genişletecek şekilde imzalamamış olmasını eleştirdiği
ifade edilirken, Kretschmer'in de -bir mülakatında- "Türkiye'de dini
azınlıkların polis baskısıyla karşılaştıklarını" dile getirdiği
hatırlatılmaktadır. Haberde, Bakan Gül'ün, Kretschmer'in bu ifadeleri
karşısında, "O kim? Türkiye'yi eleştirmeye nasıl cüret eder? Ben
Dışişleri Bakanı olarak buna cevap bile vermeyeceğim. Türkiye üzerine
düşeni yapmaktadır. Adım atma sırası da artık AB'dedir." şeklinde tepki
verdiği kaydedilmektedir.
La Padania gazetesinde
(06/03) "Kuzey Ligi Türkiye Konusunda Serbest" başlığı altında ve Meclis
AB Politikaları Komisyonu Başkanı Giacomo Stucchi ile yapılan bir
mülakata yer verilmektedir. Mülakatta, Stucchi'nin temel olarak,
Türkiye'nin AB'ye katılımının da, Avrupa'nın bütünleşme sürecinin de
Kuzey Ligi ile iktidar koalisyonu Özgürlükler Evi'nde yer alan siyasi
partiler arasında yapılmış olan ittifak anlaşmaların bir parçasını
oluşturmadığını, netice itibariyle de Kuzey Ligi lideri Bossi'nin bu
konularda istediği gibi hareket etmekte serbest olduğunu ifade
etmektedir. Mülakatında Özgürlükler Evi'nin Kuzey Ligi'ni "Türk
gerçeğini tanımamakla" suçladığını da hatırlatan Stucchi'nin, "Bizi Türk
gerçeğini tanımamakla suçluyorlar ama asıl onlar bizim gerçeklerimizi
bilmiyorlar." diyerek hükümete eleştiri getirmektedir.
Corriere della Sera
gazetesinde (08/03) "Türkiye... Kadınların Yürüşüne Cop" başlığı altında
yayımlanan bir haber-yorumda, izinsiz olsa da İstanbul'da gösteriye
sert müdahale eden polisin tavrının AB tarafından eleştirildiği ve
Ankara'yı da zor durumda bıraktığının altı çizilmektedir. Haber-yorumda,
Türkiye'deki televizyonlarda ve gazetelerde yayımlanan şiddet
görüntülerinin o sırada Ankara'da bulunan AB Troykası'nı adeta şoka
soktuğu kaydedilirken, olumsuz gelişmeler karşısında adeta "kendi
kalesine gol yediğini" farkeden Türk Hükümeti'nin tepkisinin de "teslim
olur bir tonda" olduğu yorumunda bulunulmaktadır. Haberde, konuya
ilişkin olarak tahkikat başlatıldığını ifade eden Dışişleri Bakanı
Gül'ün yaptığı açıklamada "herkesin yasalara uyması gerektiğini mamafih
böyle olmaması halinde bile polisin bu tür olaylara vereceği tepki
konusunda daha temkinli olması gerektiğini" belirttiği kaydedilmektedir.
La Stampa gazetesinde
(08/03) "Avrupa Türkiye Tarafından Şok Edildi... Ama Katolik Partisi
Müslümanlara Kapısını Açtı" başlığı altında yayımlanan bir haberde,
İstanbul'un Avrupa yakasında Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle
düzenlenen korsan gösteriyi dağıtmak isteyen polislerin gösterici
kadınları tartakladığı, göz yaşartıcı gazların kullanıldığı müdahale
sırasında onlarca kişinin de yaralandığı aktarılırken, gelişmelerin
Avrupa kamuoyunu adeta şok ettiği kaydedilmektedir. Haberde, AB
Parlamento Başkanı Joseph Borell'in, "güvenlik güçleri tarafından
başvurulan bu ölçüsüz şiddet kullanımın kendilerini endişeye sevkettiği,
Türk polisi tarafından ortaya konulan bu "çirkin" tavrın Türk Hükümeti
tarafından derhal cezalandırılması gerektiği zira bu tip olayların
Türkiye'nin AB'ye katılma hevesiyle hiç de bağdaşmadığı" yönündeki
ifadelerine de yer verilmektedir. Haberde, ülkesinin AB ile katılım
müzakeresi sürecini daha da ilerilere taşımak üzere Brüksel'e giden
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yaşanan olumsuzluklar nedeniyle duyduğu
üzüntüyü dile getirdiği ve konuyla ilgili soruşturmanın derhal
başlatılacağını ifade ettiği belirtilirken, Hükümet Sözcüsü ve Adalet
Bakanı Cemil Çiçek'in de konuya "göstericiler bazen sınırı aşıyor."
şeklinde bir yorum getirdiği kaydedilmiştir. Haberde, öte yandan,
gelişmelerin, Brüksel'de Türkiye'nin AB kriterlerine uyumu hususundaki
kuşkuları yeniden canlandırdığının altı çizilirken, laik ve Müslüman
Türkiye'nin Avrupa'ya yaklaşması sırasında yaşanan bu dramatik olayın
bir şekilde pürüz teşkil edebileceği de vurgulanmaktadır.
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi gazetesinde (09/03)
"Önce Tanıma Sonra Üyelik... Dışişleri Bakanı: Türkiye'nin Kıbrıs'ı
Tanımadan Üyeliği Mümkün Değil" başlığı altında yayımlanan bir haberde,
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini
tanımadan AB'ye üye olmasını yalnız İngiltere'nin değil diğer ülkelerin
de tamamen imkansız gördüklerini söylediği belirtilmektedir. Yakovu'nun,
"Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadan AB'ye üye olması tamamen
imkansızdır. Bunu yalnız Avrupa konularından sorumlu İngiliz Müsteşar
Denis MacShane söylemiyor." dediği belirtilen haberde, MacShane'in
önceki gün "Türkiye AB'ye üye olmak istiyorsa, o zaman Birliğe üye
ülkelerden biriyle ilişkileri olmaması normal değildir." şeklindeki
açıklamasını yorumlaması istenen Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun, "MacShain
çok ileri bir adım atıyor ve daha şimdiden, üyelik öncesi dönemden
bahsediyor. Bildiğiniz gibi, Türkiye'nin Ankara Antlaşması'nı uygulama
protokolünü imzalama yükümlülüğü var. Protokolü parafe etmesi konusunda
baskı olmasa da çok ciddi ricalarla karşı karşıya kaldığına inanıyorum.
Sayın MacShane bu anlamda konuştu." dediği aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Avriani gazetesinde (09/03)
"Türk Polisinin Kabalığı Şok Etkisi Yarattı" başlığı altında ve "Y.
Mil." rumuzuyla yayımlanan bir haber-yorumda, Dünya Kadınlar Günü için
yapılan yürüyüş gösterisine karşı Türk polisinin müdahalesinin,
Ankara'nın AB'ye üye olmak için sarf ettiği çabaların olumsuz yönde
gelişebileceğini gösterdiği belirtilmektedir. Türkiye'de polisin
uyguladığı kabalık ve şiddetin devam ettiği, Hıristiyan azınlıkların
hakları ve Ermeni konusuna değinen yazarların kovuşturulduğu öne
sürülen haber-yorumda, İstanbul'daki kadınların ufak çapta yaptıkları
ve barış içinde gelişen gösterilerinin şiddetli bir şekilde
dağıtılmasının, Türk politikacılarının Brüksel'de Avrupa ilkelerine
canla başla bağlılıkları ile ülkenin toplumsal gerçeği arasındaki büyük
farklılığın altını çizdiği kaydedilmektedir. Türkiye'nin, kadınlar
tarafından düzenlenen bir gösteri yürüyüşüne şiddet kullanarak müdahale
etmesiyle ortaya koyduğu imajın, çağdaş Avrupa toplumuna ait bir
milletin imajı olmadığı işaret edilen haber-yorumda, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan hükümetinin, bugüne kadar gerçekleştirdikleri reformların
son durağı olmadığı, ara duraklardan birini oluşturduğu bilincinde
olmadıklarının belirtilerini verdiği vurgulanmaktadır.
|