|
ANKARA,
15/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 14 Mart 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde (12/03)
"AB Üyeliği... Friedrich, Türkiye ile Müzakereleri İleri Bir Tarihe Atmak
İstiyor" başlığı altında ve KNA'ya atfen yayımlanan bir haberde, Avrupa
Parlamentosu Başkan Vekili Ingo Friedrich'in (CSU), Türkiye ile
müzakerelerin ileri bir tarihe atılmasını talep ettiği, bu talebine
gerekçe olarak, güvenlik kuvvetlerinin İstanbul'da göstericilere karşı
şiddet uygulamalarını gösterdiği belirtilmektedir. CSU'lu Avrupa
Parlamentosu Milletvekili Friedrich'e göre, polisin davranışı,
Türkiye'deki insan haklarının durumunu yansıtan bir ayna ve dini
azınlıklara yönelik hala devam eden baskıların da bu duruma uyduğu
kaydedilmektedir.
Netzeitung'un (12/03)
"Türkiye'deki Duraklama Nedeniyle Eleştiri" başlığı altında yer alan bir
yazıda, Avrupa Parlamentosu'ndaki Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz'un
(SPD), Türkiye'nin demokratik gelişme sürecinde yetersiz ilerleme
kaydetmesini eleştirdiği belirtilmektedir. Schulz'un, Deutschlandradio
kanalına, "Türkiye, İslami kökten dinciliğe karşı mücadele verip
vermediği konusuna göre değerlendirilmeli. Sadece kağıt üzerine bir
şeyler karalamak ve reformları anayasaya dahil etmek yeterli değildir."
yönünde bir demeç verdiği belirtilen yazıda, Schulz'un, ülkenin şu anda
yerinde saydığını ifade ederek, özellikle de Almanya'da yasaklanan kökten
dinci Anadolu'da Vakit gazetesini eleştirdiği ve "Burada asıl
yöneltilmesi gereken soru, ılımlı İslami bir parti tarafından yönetilen
bir hükümetin, gazetenin arkasında yer alan bu tarz bir İslami birleşim
hakkında ne düşündüğüdür. Buradan, Ankara'daki hükümetin, radikal ve
aşırıları durdurma konusunda hazır olup olmadığı anlaşılacaktır." dediği
ve Türk polisinin Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle gerçekleştirilen
gösterideki sert tutumu konusunda da oldukça endişeli olduğu
aktarılmaktadır.
Welt am Sonntag gazetesinde
(13/03) "Fransa: Ukrayna'nın AB Üyeliği İçin Zamana İhtiyaç Var" başlığı
altında ve Elisabeth Ruge imzasıyla yayımlanan yazının Türkiye ile ilgili
bölümünde, Fransa Dışişleri Bakanı Michael Barnier'nin, Ukrayna'nın
Avrupa Birliği'ne hızla alınmasını açıkça reddettiği belirtilmekte ve
Federal Almanya Parlamentosu'nda konuşma yapan Ukrayna Devlet Başkanı
Juşçenko'nun ülkesinin AB geleceğini uzakta görmediğini söylediği
hatırlatılmaktadır. Fransa'nın bu çabaları prensipte desteklediğini
söyleyen Barnier'in, "AB'nin sınırı 'belirgin' bir şekilde Türkiye'nin
olduğu yerde." dediği belirtilen yazıda, Türkiye'nin "10-15 ya da 20" yıl
içinde üye olmasını destekleyen Barnier'nin, "Birlik içinde demokratik,
Avrupa'ya yönelmiş bir Türkiye olmasının, ülkenin dışarda kalmasından ve
Avrupalı olmayan başka bir model seçmesinden daha iyi olacağı" görüşünde
olduğu kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Neue Kronen Zeitung'da
(12/03) "Bu Böyle Olmaz" başlığı altında ve Kurt Seinitz imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, giriş müzakereleri henüz başlamadan bile
"Türkiye'nin Avrupa standartlarından uzakta bir polis devleti olduğunu"
bir kez daha gözler önüne serdiği ileri sürülmektedir. Ermenilere yönelik
sözde soykırımı, soykırım olarak adlandıranların ulusal onuru
zedeledikleri için takip gördüğü, solcu kadınların küçük bir gösterisinin
benzerine rastlanmayan bir acımasızlıkla bastırıldığı, kurbanların yere
düştükten sonra bile dövülerek tekmelendiği belirtilen yorumda, "Türk
polis devletinin Avrupa'daki polis ve yargı ayrımını, -bu düzen sağlayıcı
gücün, keyfi olarak dayakla cezalandırmakla değil, kamu düzenini
sağlamakla görevli olmasını öngörüyor- hala anlamadığına" dikkat
çekilmekte ve nitekim genel olarak Başbakan Erdoğan'da da görüldüğü
gibi, AB'nin yeşil ışık yakmasından sonra, reform hevesinin yavaşladığı
kaydedilmektedir. Erdoğan'ın asıl isteğinin, "Avrupa'yı alet ederek" DGM
aracılığıyla kendisini 1998/99'da" hapse atan ordunun gücünü azaltmak
olduğu şüphesinin giderek yoğunlaştığı öne sürülen yorumda, Türkiye'nin
reform çıkışlarının şark kumuna gömülüp kalmasının maalesef ilk kez
olmadığı vurgulanmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (14/03) "Hollandalı
Bir Milletvekiline Göre, Türkiye'nin AB'ye Kabul Edilmesi Halinde,
Hollanda Ayrılmak Zorunda Kalacak" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, aşırı sağcı Hollandalı Milletvekili Geert Wilders'in, yeni bir
açıklamada bulunmak üzere Hollanda ulusal televizyonuna verdiği demeçte,
Türkiye'nin AB'ye kabul edilmesi halinde, Hollanda'nın Avrupa
Birliği'nden ayrılmak zorunda kalacağını belirttiği kaydedilmektedir.
Hollanda Parlamentosu'nda bağımsız sandalyeye sahip olan ve kendisine
yönelik ölüm tehditleri nedeniyle oldukça yoğun koruma önlemleri altında
bulunan milletvekilinin, "Türkiye'nin AB'ye girmesi durumunda Hollanda,
Birlik'ten çıkmak zorunda kalacaktır." dediği aktarılan haberde, göç ve
İslam karşıtı söylemleriyle tanınan Geert Wilders'in, 2 Kasım tarihinde
Hollandalı film yönetmeni Theo Van Gogh'un radikal İslam adına
öldürülmesinden hemen sonra kamuoyu araştırmalarında büyük bir ilerleme
kaydettiği, popülaritesinin ise son haftalarda düşüş gösterdiği ifade
edilmektedir.
Aynı habere Reuter'de de yer
verilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinde
(13/03) "En İyi Fırsatlar AB Sınırlarının Ötesinde" başlığı altında ve
Phil Davis imzasıyla yayımlanan makalede, Avrupa'nın resmi olmayan
sınırları hızla genişlediği, Türkiye ve Ukrayna gibi gelecekteki
katılımcıların yatırımcıların ilgisini çektiği belirtilmektedir.
Sermayenin Batı Avrupa'dan Orta Avrupa ve ötesine akarken Orta Doğu,
Kuzey ve Güney Afrika yatırımcıların listelerinde özellikle ön plana
çıktığı ve uzman fon yöneticisi RAB'ın, geçtiğimiz iki yılın büyüme
alanlarının dışında fırsatlar gördüğü belirtilen makalede, AB'ye 2007'de
katılacak olan Bulgaristan ve Romanya ile Ukrayna'nın muhtemelen ekonomik
açıdan AB standardına yakınlaşılması bağlamında gelecek vadeden ülkeler
olduğu ve RAB'ın, kalabalık nüfusu ve yeni demokratik referansları
nedeniyle Ukrayna'dan da umutlu kaydedilmekte, ancak Fas, Türkiye, Mısır
ve Körfez ülkeleri gibi "sınır" ülkelerinin, Rusya ve Ukrayna'ya yönelik
ilgiyi geride bırakabileceği öne sürülmektedir. Makalede, öte yandan
yatırımcıların Türkiye'nin konumunun AB standardına yakınlaşmak mı yoksa
uzaklaşmak mı şeklinde olduğunu tam olarak söyleyemedikleri, ancak
yatırım yöneticisi Leila Kardouche'nin, verimlilik kazanımlarına, ücret
sınırlandırmalarına ve büyüyen tüketici piyasalarına işaret ettiği ve
"Şimdiye kadar bu pozisyondan uzak olduğu için insanlar Türkiye'nin
yakınlaşmakta olduğunu görmek konusunda isteksizlerdi, ancak kesinlikle
öyle." dediği aktarılmaktadır.
SURİYE BASINI:
Teşrin gazetesinin internet
sayfasında (13/03) "Türkiye ve Avrupa'nın Arkası Gelmeyen Koşulları"
başlığı altında ve başyazar Şarl Kamile imzasıyla yer alan bir yazıda,
Türkiye'nin Avrupa kriterlerinin gereğini yerine getirmek için attığı
adımlar ile Avrupa'nın yeni koşullar ve yükümlülükler koyma yönünde
gösterdiği sürat arasındaki maratonun nasıl bir noktaya varacağının
bilinmediği ifade edilmektedir. Genel olarak bu konuda reform ve uyum
talepleri adı altında Avrupa'nın koyduğu engellerin hala arkasının
gelmediği ve buna karşılık Ankara'nın da sürecin gereğini yerine getirmek
için elinden geleni yaptığı, ancak doğruyu söylemek gerekirse, bundan
sonra olanlar ve olacakların taşıdığı anlamı görmezden gelmenin artık
mümkün olmadığını söyleyenlerin olduğu belirtilen yazıda, Türkiye'nin
ilan ettiği, "Bundan sonra geri adıma yer yoktur. Biz Avrupa kulübüne
girmek için önemli bir mesafe katetmiş bulunuyoruz. Bununla birlikte
ulusal tabanı aşmaması koşuluyla herhangi bir koşulu yerine getirmede
sakınca yoktur." şeklindeki tavrın, gayet açık bir tutum olduğu
vurgulanmaktadır. Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye'yi ziyaret eden AB
Troykası, üyelik görüşmelerine bu yılın sonunda başlanacağını ilan
etmekle birlikte aslında Türkiye'ye kıtanın kapısını doğru dürüst açmadı.
Ancak koşulların öne çıktığı her zamanki siyasi manzara, bundan sonra
getirilecek koşulların temel dayanağının inandırıcılık olacağına işaret
etmiyor. Çünkü son koşullar, can sıkmaya yönelik şeklinde anlatılmasa da,
istisnai koşullardı. Bu da, beklenen müzakerelerden çıkacak sonuçların
aslında garanti olmadığı anlamına geliyor. Dünkü koşullar, Türkiye'nin
geçen yıl aralarında Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni AB ülkesini de içine
alan genişletilmiş AB Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün Türkiye tarafından
imzalanacağı tarih konusunda yaşanan anlaşmazlığın çözümünün gerekliliği
noktasında yoğunlaşıyor. Böyle bir adımın, siyasi anlamda Ankara'nın
Kıbrıs Rum kesimini tanımasıyla eşdeğer olduğu bellidir. Nitekim Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül görüşmelerde, Türkiye'nin Gümrük Birliği
Anlaşması'nı vakit geçirmeden imzalayacağına dair söz verdi. Bu ise,
müzakereleri başlamasına engel oluşturan pürüzleri kaldırır. AB,
Türkiye'nin bu sözünü ileri bir adım olarak değerlendirdi. Ayrıca
Ankara'nın insan haklarını geliştirme yönünde cesur ve somut reformlar
gerçekleştirdiğini itiraf etti. Ancak -sorun da burada yatıyor-
Avrupa'nın talepleri, gerçekleşmiş bulunan icraatı itiraf etme noktasında
bitmiyor. Gittikçe daha fazla talep gelmesi, doğrusu bu yöndeki niyetlere
kuşkuyla yaklaşılmasına neden oluyor... Uyum sürecinin, daha çok
Avrupa'nın belirleyeceği koşullara göre şekilleneceğini söyleyebiliriz.
Türkiye, bu dosyayı sonuca vardırmaya yönelik adımlar atmak istedikçe,
böyle bir adım atılmadan önce gündeme getirilecek yeni koşullar olduğunu
söyleyebiliriz."
YUNANİSTAN BASINI:
Kosmos tu Ependiti
gazetesinde (12/03) "Ankara Uyum Sağlamıyor, Tahrik Ediyor ve AB'de Şok
Yaratıyor" başlığı altında ve Hristina Pulidu imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, AB Troykası'nın geçen hafta Türkiye'ye AB üyeliği yolunda
ilerlemenin kolay olmayacağını, ilerleme ritminin kendi iradesine bağlı
olduğunu belirttiği ifade edilmekte, bu yolda ilerlemenin kolay olmadığı,
yolun dar geçitleri, dönemeçleri, yokuşları olduğu, bu nedenle de
işbirliği ve sabit bir adımlama ritminin gerektiğine işaret edilmektedir.
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in ve AB
heyetinin diğer üyelerinin geçen hafta Türk liderliğine yönelik
açıklamalarının kısaca bunlar olduğu belirtilen yorumda, daha ayrıntılı
olarak, Türkiye'nin AB üyeliği için "yeşil ışık" yakmış olan AB
zirvesinden üç ay sonra, Avrupa'nın uyum sağlamayan Türkiye'ye karşı
rahatsızlığının açıkça belli olduğu vurgulanmaktadır. Komiser Olli Rehn
ve Komisyon'un Türkiye temsilcisi Hans Jorg Krechsmer'in geçenlerde
ülkenin reformlar yönünde sarf ettiği çabaların azalmış olduğunu ve yeni
yasaların uygulanmadığını vurguladıkları hatırlatılan yorumda, AB
Troykası'nın Ankara ziyaretinin ardından hükümetin öncelikle yerine
getirmesi gereken değişikliklerin listesini bıraktığı, daha ayrıntılı
olarak, AB'nin, Ankara'nın en kısa zamanda Danıştay'ın ve polisin
çalışmalarıyla ilgili reformların yasal onayının tamamlaması, vakıflar ve
örgütlerle ilgili tüzükleri yeniden düzenlemesi ve yeni Ceza Kanunu'nu
yürürlüğe koyması gereğinin altını çizdiği kaydedilmektedir.
|