|
ANKARA,
16/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 15 Mart 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Tageszeitung'da (15/03)
"Cezasız Kalan Cinayet" başlığı altında ve Jürgen Gottschlich imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, sözde Ermeni soykırımı, konunun tarihsel gelişimi
ile tarafların konuya bakış açıları ve tartışmalar ele alınmaktadır.
Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye ile yapılan güncel tartışmalar için
iki olasılık var. Birincisi, bu tartışma, Türkiye'ye asla AB'ye üye
olamayacağını göstermek hedefiyle yürütülebilir. Bu amaçla, bir Müslüman
halkın Hristiyan bir ulusa yönelik soykırımının tanınması talep edilir ve
bu, güncel Ermeni taleplerine gösterilen anlayışla ilişkilendirilir. Buna
bir de Hristiyanların bugünkü Türkiye'deki sözde tehlikeli durumu
eklenirse, Türkiye'yi neredeyse otomatikman AB'nin dışında bırakacak
kusursuz bir platform oluşur. Diğer bir olasılık ise tartışmayı ulusal
devlet kavramının modernize edilmesi hedefiyle sürdürmektir. Eğer
Türkiye, 19. yüzyıldaki ulusal devlet kavramının, uluslar üstü bir
oluşumun parçası olan bir devlete uygun olmadığını anlarsa, o zaman eski
ulusal devletin tarihi hatalarını kabul etmesi daha kolay olur. Fakat bu,
sadece yakınlaşma sürecinin bir parçası ve bu sürecin önkoşulu olarak
gerçekleşebilir."
Kölner Stadt Anzeiger
gazetesinin internet sayfasında (15/03) "Verheugen Türk Polisini
Eleştiriyor" başlığı altında ve Günter Otten imzasıyla yer alan bir
yazıda, AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Verheugen'in, İstanbul'da gösteri
yapan kadınlara Türk polisinin yaptığı müdahaleyi açıkça eleştirerek,
polisin müdahale görüntülerinin kendisini şoke ettiğini dile getirdiği,
ancak edindiği bilgilere göre birkaç gün önceki olayın hükümet tarafından
desteklenen bir hareket tarzı olmadığını vurgulayarak, "olaylar
çığırından çıkmış." dediği belirtilmektedir. Yazıda, Verheugen'in, bu
olayın tüm polislerin ve adli sistemin hukuk devleti ilkeleri
doğrultusunda işleyene kadar Türkiye'nin önünde uzun bir yol bulunduğu
yönünde bir gösterge olduğunu belirttiği ifade edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Profil dergisinin bu haftaki
sayısında "Brüksel Sonrası Yaşam" başlığı altında ve Otmar Lahodynsky
imzasıyla AB eski Komiseri Franz Fischler'in görüşlerini yansıtan yazının
Türkiye ile ilgili bölümüne yer verilmekte ve Fischler'in Türkiye'nin AB
üyeliğine şüpheli baktığı ifade edilmektedir. Türkiye'den müzakereler
sırasında AB yasalarını uygulamaya geçirmesini istemenin sinsi bir rota
olduğunu söyleyen Fischler'in, "10 yıl sonra 'Kusura bakmayın ama bu iş
olmayacak' denilebilir mi? Ayrıca Türkiye'nin Birliğe alınıp Ukrayna'nın
alınmamasını haklı gösterecek hiçbir argüman yok." dediği belirtilen
yazıda, Fischler'in AB'nin komşuluk politikasının da çok belirsiz
olduğunu ifade ederek ihtiyatlı bir şekilde AB Komiseri Benita Ferrero-Waldner'i
de eleştirdiği kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinin
internet sayfasında (15/03) "Ankara, Reformlarda Yavaşladığı İddialarını
Reddediyor" başlığı altında ve Leyla Boulton-David Gardner-Quentin Peel
imzalarıyla yer alan bir makalede, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, AB
ile ekim ayında üyelik görüşmelerine başlama hazırlıklarının yolunda
gittiğinin altını çizerek, hükümetinin "reform yorgunluğu" çektiği
yönündeki iddiaları reddettiği belirtilmektedir. Gül'ün, Financial
Times'a verdiği mülakatta, "Reformların yerine getirilmesinin çok önemli
olduğunu biliyoruz. Devam edeceğiz. Hiçbir şekilde önü kesilemez." dediği
belirtilen makalede, Abdullah Gül'ün, AB üyelerince aralık ayında Ankara
ile bu yıl içinde tam üyelik görüşmelerine başlanması kararı alınmasından
beri yöneltilen "hareketsiz kalındığı" yolundaki suçlamalara tepki
gösterdiği kaydedilmektedir. Gül'ün, AKP içinde reformcularla ve daha
muhafazakar dindar kesim arasında yaşanan anlaşmazlıkların süreci
yavaşlattığı yönündeki görüşü de reddederek, "Güçlüyüz ve kesinlikle
devam edeceğiz. Bu sürecin malikleri biziz. Bundan da fazlasıyla gurur
duyuyoruz." dediği ifade edilen makalede, Gül'ün geçen hafta, üst düzey
AB yetkilileri ve bakanlarıyla yapılacak görüşmelerin arifesinde kadın
hakları gösterisine polis tarafından yapılan sert müdahalenin,
Türkiye'nin uluslararası imajına zarar verdiğini kabul edip "görevi
kötüye kullanan" polislerin cezalandırılacağını söyleyerek, "Bu olayı
gizleyemeyiz. Ancak önemli olan, olayın soruşturulacak ve kusuru
olanların da cezalandırılacak olmasıdır." dediği aktarılmaktadır.
Makalede, Türkiye'nin, AB üyeliğinin yolunu açacak reformlarının, serbest
rekabete dönük ekonomik önlemlerden, polisin aşırı güç kullanmasını ve
hapishanede işkenceyi önleme amaçlı adımları kapsayan insan hakları
önlemlerine kadar çeşitlilik gösterdiğine işaret edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia gazetesinde
(13/03) "Türkiye-Avrupa Arasındaki Kültürel Uçurum Üzerinde Köprü
Kurulamıyor" başlığı altında ve Mihalis Moronis imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, "AB Konseyi'nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararı, tarihi
bir gelişme olarak nitelendirildi; çünkü böylece, bir yandan çağdaşlaşmak
ve demokratikleşmek yönünde yol açılacak ve Mustafa Kemal'in dediği gibi
'çağdaş medeniyete' erişebilecek, diğer taraftan da Erdoğan'ın Türkiyesi,
Avrupa ilkelerini benimseyen çağdaş-demokratik İslam ülkesi olarak
Müslüman dünyasına ihraç modeli oluşturacak. Aslında, komşumuz ülkenin
değişmesine dayanan bu planın Türkiye ile AB'nin karşılıklı çıkarlarına
hizmet edeceği açıkça bellidir. AB'de Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
dini, coğrafi ve başka nedenlerden dolayı itirazların dile getirilmesine,
safkan Kemalistlerin ve fanatik İslamcıların ise kuşkularına rağmen, bu
hedefe ulaşılması mümkün görülüyordu. Ancak AB Troykası'nın Ankara'da
bulunduğu sıralardaki gelişmeler Türkiye ile anlaşmanın kolay olmadığını
ortaya koydu. AB heyetinin 'şok'u herhalde sadece kadınların İstanbul'da
yaptığı gösterinin polis tarafından şiddetle dağıtılmasından ileri
gelmedi; çünkü Türk kuvvetlerinin daha önce de şiddet kullandığı olaylar
için AB yetkilileri bu kadar abartılı açıklamalar yapmamışlardı. Büyük
bir olasılıkla Troyka, Erdoğan hükümetinin, Türkiye'nin AB ilke ve
değerlerine uyum sağlama konusundaki reformları ilerletme yönündeki
hareketsizliği hakkındaki hayal kırıklığını dile getirdi. Türkiye'nin
devamlı olarak ortaya çıkardığı tez, kendine özgü niteliklerine saygı
gösterilmesinin gerekli olduğu yönünde. Türkiye'nin klasik müzakere
taktiği, 'bir şeyler vermeyip, alacağımı alacağım', 'AB üyeliğine doğru
da yolu açarız, fakat gerekli değişiklikleri ve reformları yapmayız'
şeklinde. Bu taktiğin uygulanmasına Türkiye'de 'milliyetçiliğin ve Batı
aleyhtarı duyguların artması' da yardımcı oluyor. Bu bağlamda, Avrupa'da
tespit edilen Türk aleyhtarı duygular da Avrupalılar ile Türkler
arasındaki sorunların basit olmadığını, aralarında bir uçurumun var
olduğunu ortaya koyuyor... Durum böyle iken Türkiye ile Avrupa arasında,
üzerinde köprü kurulması imkansız bir uçurumun var olduğunu savunanlar
nasıl haklı çıktıklarını düşünmesinler." denilmektedir.
Vradini gazetesinde (13/03)
"Brüksel'den Türkiye'ye Sıkı Markaj" başlığı altında ve "M.K." rumuzlu
yayımlanan bir yorumda, "AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihinin
verilmesinin, Türkiye'nin Avrupa'nın kucağına doğru uzun yolculuğunun
sadece başlangıcını oluşturduğu ve bunun bilincine varmamış olanların,
göstericilere atılan dayak nedeniyle Avrupa'nın tepkisini görünce artık
herhalde anladıkları" değerlendirmesinde bulunulmaktadır. Türkiye'nin
Avrupa yönelimini kolaylaştırmak için reformlar yaptığına kimsenin itiraz
edemeyeceği, ancak önlemleri benimsemenin yeterli olmadığı, bunları
uygulamanın da gerektiği belirtilen yorumda, AB Troykası'nın Ankara
ziyaretinin kötü bir ana rastladığı, yaşanan şiddet sahnelerinin,
Ankara'ya karşı baskıların artması ve üyeliğine karşı olanlar cephesinin
güçlenmesini sağladığı ve Türkiye'nin AB üyeliğini engelleyebilecek tek
olayın bu olmadığı kaydedilmektedir. Yorumda, Ankara'nın 10 yeni AB üyesi
ülke ile Gümrük Birliği'ni imzalama yönünde gerekli adımları atmadığı,
aynı zamanda, Kıbrıs nedeniyle NATO ile Avrupa'nın yeni savunma yapısı
arasındaki işbirliğini engellediğinin söylendiği, öte yandan Avrupa'nın,
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmasını kabul etmek
niyetinde olmadığı belirtileri verdiği ifade edilmektedir.
Kathimerini gazetesinde
(13/03) "Türkiye'de AB'ye Yönelik İlk Kaygı Bulutları" başlığı altında ve
Yorgos S. Burdaras imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir:
"Bu dönemde Türkiye'nin üzerinde AB'ye yönelik kaygılar hayaleti geziyor
ve tüm taraflara birçok ilginç mesajlar veriyor. Türk liderliği ülkenin
AB'ye uyum sağlamasını sağlayacak olan reformlara devam edeceğini
söylüyor, ancak Avrupa ailesine üye olmasına yol açacak müzakereleri
kendi inisiyatifiyle tamamlamasının mümkün olmadığını göstermeye
çalışıyor. Türkiye'deki kaygıları derinlemesine bilen bir kişi,
'Müzakereler uzun sürecek. Bazıları on yıldan, Fransa gibi diğer ülkeler
ise 15 yıldan söz ediyorlar. Yolun sonunda Avrupa'nın bizi tam üye olarak
kabul edeceği hakkında kimse bize güvence vermiyor. Ancak o dönemde AB
nasıl olacak? Bunun hakkında herhangi bir tahminde bulunabilecek birileri
yok. Bu bağlamda, o dönemde Türkiye de o Avrupa'ya üye olmayı
istemeyebilir' dedi. Bu kaygının dile getirilmesi, bazılarının sandığı
gibi, karşımızda AB üyesi olmak için yalvaran bir Türkiye'nin
bulunmadığını gösteriyor. Bu büyük, Müslüman komşu ülke Avrupa'nın 'Hristiyan
kulübüne' daima kuşkuyla bakıyordu. Ancak bu kez bu kuşkular coğrafi,
dini, sosyal vb. nedenlerden dolayı üretilmiyor, AB'nin genel olarak
bilinen ilke ve değerleri ile ilgili tepkilerinden kaynaklanıyor; çünkü
bu tepkiler bazen Türkiye aleyhinde olumsuz bir tavrın takınılmakta
olduğu yönünde izlenimler yaratıyor."
|