21.03.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 21/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  18-20 Mart 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (19/03)  "AB Araştırmasına Göre, Nüfusun Giderek Yaşlanması Ciddi  Bir Sorun" başlığı altında ve Güven Özalp imzasıyla yer  verilen bir haberde, AB tarafından yaptırılan yeni bir  araştırmanın, nüfusun giderek yaşlanmasının ciddi bir  sorun olacağını gösterdiği belirtilmektedir. "AB'nin nüfus  sorunu, Türkiye ile üyelik görüşmelerini nasıl etkileyecek?"  sorusuna cevap aranan haberde, AB'nin orta ve uzun vadedeki  en önemli sorunlarından birini giderek yaşlanan nüfusunun  oluşturduğu ve AB Komisyonu tarafından yayımlanan rapordaki  verilerin, Türkiye dışında etkinliğin devamlılığı garanti  olan bir başka Avrupa ülkesi bulunmadığını göstermesi  açısından oldukça önemli olduğu ifade edilmektedir. Raporun,   AB'nin 2030'a dek nüfus kaybedeceğini hesaplarken,   Türkiye'nin nüfusunda 19 milyonluk bir artış olacağına vurgu   yaptığı belirtilen haberde, "Demokratik Değişimle Mücadele"  başlıklı raporun, bu durumun AB'de yaşamın tüm alanlarını  etkileyeceği, 2005-2030 yılları arasında yaşlı çalışan   sayısının 24 milyon artacağı, 80 yaşın üstündekilerin  sayısında da 34.7 milyonluk bir artış yaşanacağı ve çalışma  yaşında olan insanların sayısının 20.8 milyon azalacağına  işaret edilmektedir. Haberde, "Aday ülkeler Bulgaristan,   Romanya ve Hırvatistan da nüfus açısından umut vermiyor. Bir   ülkenin neslinin devamlılığını garanti altına alabilmesi için   doğum oranının 2.1 sınırında olması gerekiyor. AB ve aday  ülkeler arasında bu sınırı geçen tek ülke ise, 2.52 oranıyla  Türkiye. Sorunun derin olduğuna değinen rapor, doğum oranının  artırılmasına ya da göçle belli bir iyileşme sağlanabileceğine   vurgu yapıyor. Bu durumun Türkiye açısından hem olumlu, hem de   olumsuz bir boyutu var. Olumlu boyutu, AB'nin açığını kapatmada   Türk iş gücünden yararlanabilme olasılığı oluşturuyor. Konuya   olumlu bakanlar, AB'nin üçüncü ülkelerden iş gücü ithal etmek   yerine, bünyesindeki bir ülkenin iş gücünü tercih edeceğine   vurgu yapıyorlar. Olumsuz boyutu ise, Türkiye'nin nüfusunun  artacak olmasının zaten çoğu ülke için korkulu bir rüyayı  yansıtması... Türkiye'yle ya da Türkiye'siz AB bu soruna çözüm  bulmazsa, AB Komisyonu üyesi Vladimir Spitla'nın dediği gibi  nüfustaki yaşlanma, Avrupalıların alışverişten, oy verme  eğilimlerine kadar hayatlarının her alanını etkileyecek."  denilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Die Presse gazetesinde (18/03) "Hırvatistan'a Hayır  Denilmesi Türkiye'nin Huzurunu Kaçırıyor" başlığı altında  yayımlanan bir haberin Türkiye ile ilgili bölümünde, AB'nin  Hırvatistan ile giriş müzakerelerini ertelemesinden sonra,  Türkiye de 3 Ekim'de başlaması planlanan kendi müzakereleri  konusunda korkmaya başladığı belirtilmektedir. Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın, Hırvatistan konusunda alınan karar ile  Türkiye'nin AB çabaları arasında bir bağlantı olmadığını  vurguladığı ve ülkesinin "aynı kararlılıkla" reformlara devam  edeceğini söylediği belirtilen haberde, nitekim AB  Komisyonu'nun da Türk kamuoyunun endişelerini dağıtmaya  çalıştığı ve Ankara'daki AB Temsilcisi Hansjörg Kretschmer'in   "Bunun Türkiye'nin durumu ile bir ilgisi yok." dediği  aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            The Economist dergisinin Mart 2005 tarihli sayısında  "Türkiye İncelemesi" başlığı altında yayımlanan bir yazıda,  Türkiye ile ilgili bir incelemeye yer verilmektedir.  İncelemede, The Economist'in editörü Tim Hindle tarafından  kaleme alınan yazının yanı sıra, Türkiye'nin bir kısmını  "Kürt bölgesi" olarak gösteren bir harita ve değişik  fotoğraflar eşliğinde, "Avrupa'ya Bakarken", "Hangi Türkiye",   "Şaşırtıcı Derecede Avrupalı", "Azınlık Hakları ve Yapılan   Hatalar" gibi başlıklarla, çeşitli yönleriyle Türkiye'yi   anlatan dokuz ayrı yazı yer almıştır. Türkiye'de hükümetin  AB üyeliği konusundaki isteği, Atatürk'ün ülke açısından  önemi, kadının yeri, Kıbrıs, Irak, ekonomi, eğitim, Kürt  konusu, azınlıklar, Yunanistan ile olan ilişkilerin  irdelendiği inceleme yazısında, Avrupalı liderlerin aralık  ayında, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin bu yılın  ekim ayında başlayabileceğine karar verdiklerinde, Avrupa'nın  bazı yerlerinde memnuniyete, bazı yerlerinde ise korkuya yol  açtıkları belirtilmekte, kararı, Polonya Başbakanı Marek   Belka'nın ülkesi için "harika bir ekonomik fırsat" olarak  değerlendirdiği, diğerlerinin aynı derecede istekli olmadıkları,   Fransa eski cumhurbaşkanlarından Valery Giscard d'Estaing'in,   Türkiye'nin "farklı bir kültürü, farklı bir yaklaşımı, farklı   bir yaşam biçimi" olduğu gerekçesiyle, AB üyeliğine karşı  çıktığı hatırlatılmaktadır. Bizzat Giscard d'Estaing'in  başkanlık ettiği bir kurul tarafından hazırlanan AB Anayasası  taslağında da, AB'nin "çeşitlilik içinde birlik" ilkesinin  anıldığı belirtilen inceleme yazısında, Türkiye'nin AB'ye  katılımının bu çeşitliliği artıracağı, ama bazılarının  korktuğu kadar olmayacağı, zira Türkiye üyeliğe hazırlanmak  için bir AB ülkesine giderek daha fazla benzerken, 2004'ün  Mayıs ayında 10 yeni üye kabul eden AB'nin de değiştiğine  işaret edilmektedir. Derinlemesine bakıldığında, Türkiye'nin  çok daha uzun bir süredir Avrupalı olmak istediğinin görüldüğü  ifade edilen inceleme yazısında şöyle denilmektedir:  "Avrupalıların Türkler hakkındaki fikirleri, tanıdıkları   Türklere göre değişiyor.. İngiltere'nin Türkiye ile  ilişkilerinde ise, tarih ve karmaşa hüküm sürmüyor. İngilizler  genelde, ülkelerine okumaya gelen genç, parlak öğrencileri ya  da Bodrum, Marmaris gibi tatil beldelerindeki konuşkan otel  personelini tanıyor. Onlara göre Türkiye umut vadeden genç bir  ülke. Türbanları ya da Anadolu'nun karanlık yönlerini  görmüyorlar. İngiltere Hükümeti, Türkiye'nin AB'ye girmesini  bir fırsat olarak görüyor ve Türkiye'yi ABD gibi, Müslüman   demokrasisine örnek olma potansiyeli olan bir ülke olarak  değerlendiriyor. Bu nedenle, Türkiye'nin AB üyeliğine en   fazla destek verenlerin İngiltere ile ABD olması da şaşırtıcı  değil. Bir gözlemcinin, 'dünyanın jeo-stratejik açıdan en  önemli gayrimenkulu' olarak tanımladığı bir ülkeye ekonomik  ve siyasi istikrar kazandırmak, neredeyse Irak'a demokrasi  getirmek kadar büyük bir hedef. Yine de Avrupa'nın her yanında  halk, Türkiye'nin üyeliği konusunda endişeli. Gerçekte ise  tabii ki Türklerin büyük bir çoğunluğu dinlerini Batı Avrupalı Hıristiyanlar gibi uyguluyorlar. Tıpkı Avrupalıların çoğunun  İncil'in metni ve öykülerini bilmeleri gibi, Türklerin çoğu  da Kuran'dan alıntı yapabiliyor ve günlük yaşamlarında manevi  rehber olarak kullanıyorlar. Türkiye, o ender ülke, yani  demokratik Müslüman bir ülke, çünkü Atatürk böyle karar verdi... Bugünlerde büyük bir istekle Türkiye'yi AB üyeliğine doğru  götürmeye çalışan hükümet, aslında bu işi yapacağını tahmin  edeceğiniz bir hükümet değil. Hükümetin en güçlü iki ismi  olan Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül, güçlü İslami köklerden geliyorlar... Başbakan Erdoğan  konuşmalarında, geçmişten uzak durup geleceğe bakmayı tercih  ediyor. 'Geçmiş', Kemalizm anlamına gelebileceği gibi,  geçmişteki İslami eğilimli siyasetçileri hatırlatma riski de  taşıyor. Erdoğan, hükümetinde hep bardağın yarısını dolu gören idealistler olmasını istiyor. Partisinin hedefi, 'ülkenin her  köşesini kalkındırmak ve gelir dağılımını sağlamak.'"

 

            RUSYA BASINI:

 

            Rus haber ajansı Regnum'un internet sayfasında (18/03)  "Almanya, Osmanlı Türkiyesi'nin Planlarından Haberdardı"  başlığı altında yer alan bir yazıda, Türkiye'nin AB  üyeliğine karşı olan ve Almanya'nın ılımlı Hıristiyan  Demokrat ve Hıristiyan Sosyalist partilerinin, bu ülkenin  üyelik sürecini engellemek amacıyla aktif bir mücadele  verdikleri ve bu partilerin, sözde Ermeni soykırımının 90.  yıldönümü vesilesiyle bir önerge hazırladıkları belirtilmekte,  söz konusu önergede, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı  Türkiyesi'nin müteffiki iken Almanya'nın, Ermenilerin yok  edilmesi ve ülke dışına sürülmesine yönelik Türkiye'nin  planlarından haberdar olduğunun belirtildiği ifade  edilmektedir. Haberde, "Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı  olan Türkiye Cumhuriyeti, 1915 yılı olaylarını planlamış  olduğu gerçeğini reddediyor. Böyle bir tutum, AB Barış ve  Af ilkelerine aykırı düşmektedir." açıklamasının yapıldığı   önergede, "Almanya, Ermenistan'la ilişkilerin normalleştirilmesi   ve Ermenilerle Türklerin barışmaları konusunda Türkiye'ye baskı  yapmalıdır." denildiği kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Özel Antenna Televizyonu'nun internet sayfasında (18/03)  "Karamanlis-Junker Görüşmesi" başlığı altında yer alan bir  haberde, Başbakan Kostas Karamanlis ile AB Dönem Başkanı   Lüksemburg Başbakanı Junker arasında yapılan görüşmede,   Türkiye'nin Avrupa perspektifi ve atması gereken adımların,   istikrar anlaşması ve Lizbon stratejisinin ele alındığı  belirtilmektedir. Türk mevkidaşı ile Brüksel'de bir araya  gelecek olan Karamanlis'in, "Türkiye'nin AB müktesebatına  tam uyum sağlayabileceğini fiilen gösterme zamanıdır.  Türkiye'den Avrupa Konseyi tarafından sunulan tüm kriter ve yükümlülüklerini yerine getirmesi için gerekli olan tüm  önlemleri almasını bekliyoruz." dediği belirtilen haberde,  Lüksemburg Başbakanı Junker'in ise konuya ilişkin bir soruyu  cevaplayarak, Türkiye vaat etmiş olduğu Ankara Protokolü'nü   ne kadar erken imzalarsa kendisi ve AB için o kadar iyi olur."  dediği ifade edilmektedir. Edinilen bilgilere göre Karamanlis'in,  Junker ile görüşmesinde, AB'nin Hırvatistan ile müzakerelerin   belirsiz bir tarihe ertelemesinden sonra artık Türkiye için de  çıtanın çok yükseklere çıktığının altını çizdiği kaydedilen  haberde, Yunan hava sahasının ihlal edilmesiyle ilgili bir   soruya cevaben Karamanlis'in, Türkiye ile ilişkilerin tam   olarak normalleşmesi vaadinde bulunduklarını belirterek,   "Bu hedefe varmamızın kolay olmayacağı aşikardır. Birçok   engel var, ancak ortam çok daha iyi. Türkiye'nin Avrupa   perspektifini destekliyoruz, çünkü Avrupai bir Türkiye'nin  Yunanistan ve diğer ülkeler için daha uyumlu olacağını  umuyoruz. Türkiye'nin, insan hakları, azınlık hakları ve dış  ilişkilerdeki tutumuyla Avrupa koşullarını benimsediğini adım  adım göstermesi gerekir." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

 

 

 

 

                                          ESKİ SAYILAR