|
ANKARA, 22/03(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 21 Mart 2005 tarihinde yayımlanan
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Berliner Zeitung'da (19/03)
"AB Parlamentosu'nda Türkiye'ye Öfke" başlığı altında ve Gerold Büchner
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği içerisinde, ekim ayından
itibaren Türkiye ile yapılacak üyelik müzakereleri konusundaki
çekincelerin giderek arttığı belirtilmektedir. CDU/CSU'dan sonra, AB
Parlamentosu'ndaki Sosyal Demokratların Başkanı Martin Schulz'un da (SPD),
öngörülen başlama tarihine şüpheyle yaklaştığı belirtilen yazıda, Türk
Hükümeti'nin reformlar için daha fazla çaba göstermesini ve "artık
Kıbrıs sorununu çözmesini" isteyen Schulz'un, "Bu konularda şu an hiçbir
hareket görmüyorum. Böyle devam ederse, üyelik müzakereleri başlamaz."
dediği ifade edilmektedir. Bu ülkedeki son gelişmelerin "endişe verici"
olduğunu söyleyen AB Parlamentosu Sosyal Demokrat Grubu Başkanı Schulz'un,
polisin Dünya Kadınlar Günü'ndeki sert tutumuna ve bunun ardınan da
Ankara'nın Avrupa'dan gelen eleştiriye karşı tepkisine değinerek, "Bu,
tüm teamüllere aykırıdır ve bu şekilde kabul edilemez. Tüm bunlar,
Ankara'nın tavrını değiştirdiğini gösteriyor." dediği aktarılmaktadır.
Başbakan Erdoğan'dan engellerin kaldırılmasını isteyen Schulz'un,
"Avrupa'ya giden tren durma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Erdoğan,
bunu engellemek istiyorsa acilen birşeyler yapmalıdır." diye konuştuğu
kaydedilen yazıda 3 Ekim 2005'i müzakerelerin başlama tarihi olarak
tesbit eden Aralık ayındaki son AB zirvesinden bu yana hiçbir
ilerlemenin olmadığını belirten Schulz'un, Türkiye'nin üç koşulu yerine
getirmesi gerektiğini ifade ederek, kararlaştırılan Anayasa
değişikliklerinin ülke çapında uygulanması ve yeni reformların
yapılması gerektiğini söyleyerek, "Buna ilaveten Türkiye, Kıbrıs'ı
devletler hukukuna göre tanımalıdır. Eğer Türkiye, şartları yerine
getiremezse ya da getirmek istemezse hedefine ulaşamaz." dediği
belirtilmektedir.
Aynı haber, Die Welt
gazetesi ve Frankfurter Allgemeine Zeitung'da da yer almaktadır.
Der Spiegel dergisinde
(20/03) "Ankara'dan Hücumlar" başlığı altında yayımlanan bir yazıda, AB
ile üye adayı Türkiye arasındaki ilişkinin giderek görülür bir şekilde
kötüleştiği belirtilmekte ve Avrupa Parlamentosu (AP) Başkan Vekili İngo
Friedrich'in (CSU), AP'de Türkiye ile 3 Ekim'de başlatılması planlanan
katılım müzakekerelerinin ertelenmesinden yana olan seslerin arttığı
uyarısında bulunduğu ifade edilmektedir. Ankara'ya gönderilen bir AB
heyetinin, barışçı bir gösteri yapan kadınlara karşı polisin acımasız
müdahalesinden şoke olmakla kalmadığı, heyettekilerin ayrıca, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümetinin Brüksel'de verdiği sözlerin çoğunu
tutmadığını saptadıklarına -örneğin dini azınlıklara zorluk çıkarılmaya
devam ediliyor- işaret edilen yazıda, Ankara'daki AB Büyükelçisi
Hansjörg Kretschmer'in daha haftalar öncesinde reform şevkinin "felce
uğradığını" saptadığı ve bu yüzden Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
sert çıkışına (Kretschmer de kim oluyor?) maruz kaldığı
kaydedilmektedir. İnceleme yapan AB heyetinin, Türk makamlarının AB'den
ithalatı -örneğin telekom ürünlerini- her gün engellediklerini
keşfettikleri, sığır eti ve çok sayıda tekstil ürününün ülkeye girişine
ise hiç izin verilmediği, komşu ülke Yunanistan'ın bu arada eski ezeli
düşmanının yeni savaşçı tehditlerinden şikayet ettiği, ayrıca
Türkiye'nin söz verdiğinden farklı olarak etnik azınlıklara da daha iyi
davranmadığınına işaret ettikleri belirtilen yazıda, şimdi Türkiye Çevre
Bakanı'nın sembolik bir eylemle net bir şekilde, tüm lügatlardan
Kürdistan ve Ermenistan'a işaret eden sözcükleri "bölücülüğü"
çağrıştırdığı için silme istediği vurgulanmaktadır.
Frankfurter Allgemeine
Sonntagszeitung'da (20/03) "Türkiye Bitkin Düştü" başlığı altında,
"aman" rumuzu ve Eckart Lohse imzasıyla yayımlanan bir yazıda, SPD
içinde, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlamasına
ilişkin planlanan tarih konusundaki tereddütlerin arttığı
belirtilmektedir. SPD Federal Meclis Grubu'nun Avrupa Politikası Sözcüsü
Günter Gloser'in verdiği demeçte, "Bir dizi reformlar sonrasında
Türkiye'nin, bitkinliğin zayıf bir aşamasında bulunduğundan endişelenmek
gerekir." dediği belirtilen yazıda, Gloser'in, "Eğer ülke ekim ayına
kadar reform programında geri kalmaya devam ederse, müzakereleri
erteleme cesaretine sahip olmalıyız." derken, Sosyal Demokratların AB
Parlamentosu'ndaki Başkanı Martin Schultz'un da, yaptığı açıklamada,
benzer bir ifade kullanarak, "Şunu açıkça söylemeliyiz. Eğer Türkiye
müzakereleri istiyorsa, daha bazı şeylerin yapılması gerekiyor."
şeklinde konuştuğu kaydedilmektedir. Şimdiye dek Sosyal Demokratların
sınırsız bir şekilde müzakerelerden yana konuştukları, tereddütün
nedeninin ise, İstanbul'daki emniyet güçlerinin Dünya Kadınlar Günü'nde
göstericilere karşı kullandığı şiddet olduğu ve Schultz'un, "Eğer
Hırvatistan'a sıkı ölçüler getiriliyorsa, bunun Türkiye için de geçerli
olması gerekir." dediği, Gloser'in ise, AB'nin hukuk devletiyle ilgili
beklentileri konusunda Türkiye ile "yoğun bir diyalog" istediğine işaret
edilen yazıda, CSU Eyalet Grubu Başkanı Michael Glos'un, yapılan bu
açıklamaları memnuniyetle karşılayarak, Türkiye'nin AB standartlarının
yerine getirilmesi yönündeki çabalarını, "müzakerelere başlanması
kararı verilir verilmez durdurduğunu" söylediği kaydedilmektedir.
Berliner Zeitung'da (21/03)
"SPD, Ankara'daki Hükümeti Eleştiriyor" başlığı altında ve Sigrid
Averesch imzasıyla yayımlanan bir yazıda, SPD içinde, Türkiye'nin reform
çabalarını eleştirel değerlendiren seslerin arttığı ve "Reformlarda
ilerleme durdu." diyen SPD'nin Federal Parlamento Grup Başkan Vekili
Gernot Erler'in, polislerin Dünya Kadınlar Günü'ndeki gösteri yapanlara
müdahalesine de işaret ederek, "Türk Hükümeti'nin olaylara açıklık
getirmesi gerekir." dediği belirtilmektedir. Ekim ayında yapılması
planlanan ve Şansölye Gerhard Schröder (SPD) tarafından ısrarla
desteklenen Avrupa Birliği ile katılım müzakereleri konusunda ise
Erler'in, "Türkiye'nin ekim ayına kadar olan zamanı iyi değerlendirmesi
ve o zamana dek müzakereler için gerekli koşulları yerine getirmesi
gerekir." dediği ifade edilen yazıda, bunların, Kadınlar Günü'nde
yaşanan olayların açığa kavuşturulmasının yanı sıra, diğer iç siyasi
reformlar ve Kıbrıs'ın fiilen tanınması olduğunu belirten Erler'in,
"Türk Hükümeti bu ödevleri yerine getirmek zorunda" diyerek, almış
oldukları bu temel kararda hiçbir şeyin değişmediğini söylediği ve
Ankara'daki hükümetin bu koşulları yerine getireceği konusunda iyimser
olan Erler'in, "Türk Başbakanı Erdoğan ülkesinin AB üyeliğine yoğun
ilgi duyuyor." dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (21/03) "Schröder
Türkiye'nin AB Müzakerelerinde Hiçbir Gecikme Öngörmüyor" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in,
kendi partisi Sosyal Demokratların (SDP) bazı üyelerinin AB giriş
müzakereleri öncesinde Türkiye'deki reformların hızına dair
tereddütlerine rağmen, Avrupalı ortaklarının Ankara'nın AB ile üyelik
müzakerelerinin ertelenmek durumunda kalmayacağından emin olduklarını
bildirdiği ifade edilmektedir. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis
ile görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında Schröder'in,
"Avrupa Konseyi'nde müzakerelerin başlamasını ertelemek isteyen hiçbir
ses duymuyorum." dediği belirtilen haberde, Schröder'in, Türkiye'nin
bazı anlaşmalara sadık kalması gerektiğini, ancak Ankara'nın buna
uyacağına inandığını söylediği kaydedilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi gazetesinde (19/03)
"Türkiye Mesajı Alsın ve Kaygılansın" başlığı altında ve Lenia Stilianu
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın,
Hırvatistan'ın durumundan ve AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine
getirmediği için üyelik müzakerelerinin başlamasının askıya alınması
olayından kaygılanmadığını açıklamasının kötü bir durum olduğu
belirtilmektedir. Hırvatistan'ın durumunun AB'nin kapısını çalan her
ülke için örnek teşkil ederken, aynı esnada AB'nin yükümlülüklerine uyma
yönündeki zayıflığı da ortaya koyduğu belirtilen yorumda, Türkiye'nin,
yükümlülüklerini yerine getirme konusunda gecikmesinden dolayı AB'de
yaşanan hoşnutsuzluk nedeniyle kaygılanması gerektiği vurgulanmakta ve
Türkiye'nin özellikle de insan hakları ve 25 üye devletle ilişkiler
konusunda, yapmayı üstlendiği onca şey konusunda tutarlı davranmadığı
öne sürülmektedir. Başbakan Erdoğan'ın rahat görünebileceği, ancak
kesinlikle o kadar da saf olmadığı ve Hırvatistan'ın durumundan bir
mesaj çıkarması gerektiği işaret edilen yorumda, üyelik müzakerelerinin
başlaması konusunda Ankara için en büyük başağrısının olduğu görülen
Gümrük Birliği'nin genişlemesi protokolünün sadece parafe edilmesi
değil, aynı zamanda imzalanıp 3 Ekim tarihinden önce yürürlüğe girmesi
gerektiği, aksi durumda Türkiye'nin, ne yazık ki Hırvatistan ile aynı
kaderi paylaşacağı ileri sürülmektedir.
ULUSLARARASI ARAP BASINI:
El Hayat gazetesinin
internet sayfasında (20/03) "Ankara... Kimlik Mukaddesatı Tartışması"
başlığı altında ve Suriyeli yazar Nizam Mardini imzasıyla yer alan bir
yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin halihazırda AB açısından
coğrafi ve tarihi bir miras olarak en çok rahatsızlık veren sorunu
temsil ettiği kesin. Geçmişte Güneydoğu Avrupa'nın büyük bir bölümüne
egemen olmasına rağmen, Avrupalı bir toplum olarak kabul edilmiyor.
Çünkü Türkiye'de kullanılan dilin Avrupa dilleriyle bir bağlantısı
olmadığı gibi, dini de Hıristiyanlık değil. Komşuları ise ya Orta Doğulu
ya da Kafkasyalı. Öyleyse şu soruya cevap bulmak lazım: Avrupa'nın
sınırı gerçekten nerede bitiyor? AB'nin gelecekte Türkiye'nin konumu ile
ilgili varacağı nihai karar ne olacak? Tereddüt, şaşkınlık ve kaygı; şu
an Batı ile ilişkilerini bir miktar gerçekçilikle yeniden
değerlendirmeye tabi tutan Türkiye'de yaşanan durumu ifade eden üç ana
başlık. Burada Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP'nin ılımlı siyasal
İslam düşüncesine çağdaş Türk tarihinde yer bulmada oynayacağı rol önem
kazanıyor. Çünkü şu ana kadarki karşılaşma, her ikisi de denenmiş ve
başarısızlığa uğramış iki unsur arasında geçiyordu; laik köktencilik ve
dini köktencilik. Türkiye'nin çıkarı Erdoğan'ın ılımlı İslami
çizgisinin desteklenmesinde görülmekle birlikte, Erdoğan'ın düşünü ve
aklı başında İslami düşünce çizgisini kuşatma altına alan bazı
köktencilerin yanı sıra, Mustafa Kemal Atatürk'ün yolunda aşırıya kaçan
bazı laikleri öne çıkarmaya çalışan kimseler olduğunu da görüyoruz. Bu
şekilde, Türkiye'de ılımlı İslamın sağladığı büyük siyasi güç boşa
akıtılarak, bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun ortaya çıktığı bir
ülkede askeri ve siyasi alanlarda olgunlaşmamış Atatürkçülüğün hakim
olduğu Türkiye devletinin ilk kuruluş yıllarına geri dönüşe katkı
sağlamak isteniyor. İşte bu gerçekler karşısında Erdoğan kendisinden
öncekilerin çoğunun başaramadığı işler başardı. Erdoğan sadece bir din
ve fetih devleti olarak değil aynı zamanda bir imar, idare ve hukuk
devleti olarak İstanbul'un geçen yüzyıllarda oynadığı rolü yeniden
zihinlerde canlandırmayı başardı..."
YUNANİSTAN BASINI:
Ta Nea gazetesinde (19/03) "Borrel:
Türkiye ABD İçin Batmayan Bir Uçak Gemisiydi" başlığı altında ve Yannis
Diakoyannis imzasıyla AB Parlamento Başkanı Josep Borrel ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: AB, Türkiye'nin AB
üyesi olması konusunu tartışmaya başlıyor. ABD'nin bu ülkenin üye olması
yönünde uyguladığı baskılar sizi kaygılandırmıyor mu?
BORREL: Türkiye'nin
Washington ile daima imtiyazlı ilişkileri vardı. Zaten Soğuk Savaş
sırasında Türkiye SSCB'nin altında, ABD için batmayan büyük bir uçak
gemisi oluşturuyordu. Demek ki bunu yapması için nedenleri var.
SORU: Türkiye'nin AB üyeliği
hakkında şahsi görüşünüz nedir?
BORREL: Şahsi görüşlerimi
değil, AB Parlamentosu'nun görüşlerini dile getiriyorum. Türkiye ile
üyelik müzakerelerinin başlama tarihi olarak 3 Ekim belirtildi. Seçilen
tarih AB Parlamentosu'nun iradesine uyumludur. Tabii üyelik
müzakerelerinin başlaması neticeyi de belirtmiyor. Herhangi bir üyelik
öncesi müzakerenin nihai sonucu hakkında kimse tahminde bulunamaz.
Ancak, müzakerenin başlangıcında hedef AB'ye tam üyeliktir. Üyelik
müzakerelerinin başlaması için Türkiye tarafından Kıbrıs'ın
tanınmasının -bunun Erdoğan ile sert müzakereler konusu oluşturduğunu
biliyorum- önşart oluşturduğu nettir. Müzakere masasının etrafında, biri
Kıbrıs diğeri de Türkiye olmak üzere toplam 26 ülke oturacak. Biriyle
müzakere yapman için onu tanımanın gerekli olduğu kolay anlaşılır."
|