23.03.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 23/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  22 Mart 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (22/03) "Schröder:  Türkiye ile Müzakereler Ekim Ayında Başlayacak" başlığı  altında yayımlanan bir haberde, Federal Almanya Başbakanı  Gerhard Schröder'in tahminine göre, Avrupa Birliği'nin  Türkiye ile katılım müzakerelerinin, Avrupa Parlamentosu'ndan  gelen eleştirel sesler dikkate alınmaksızın, planlandığı  gibi ekim ayında başlayacağı belirtilmektedir. Başbakan  Schröder'in, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile  Berlin'de yaptığı basın konferansında, "AB Konseyi'nde  müzakerelerin başlama tarihinin ertelenmesini talep eden  bir üye görmüyorum" dediği belirtilen haberde, "Tabii ki  Türkiye'nin alınan kararlara uyması gerekir" diyen  Schröder'in, ancak zaten Türkiye'nin bunu yapacağından  yola çıktığını söylediği ifade edilmektedir.

            Handelsblatt gazetesinde (22/03) "Uyarı Sinyalleri"  başlığı altında ve Christoph Rabe imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, Türklerin, Avrupa Birliği'nden gelen uyarı  sinyallerini henüz tam olarak kabullenmek istemedikleri,  oysa bu sinyallerin çok açık olduğu belirtilmektedir.  Ankara'da reformların duraksamış durumda olduğu ve bu  durumun sadece Türkiye'nin olası üyeliğine karşı çıkanları  harekete geçirmekle kalmadığı, tartışmaya, Ankara'nın  üyelik arzusuna pek de mesafeli durdukları söylenemeyecek  sosyal demokratların saflarından da giderek artan eleştirel  seslerin karıştığı belirtilen yazıda, ne Brüksel'in son  dakikada müzakerelerin başlamasını reddettiği Hırvatistan  olayı ne de reformların uzun süre sürüncemede bırakılmaması  yönündeki ikazların Türkiye'de istenilen tepkiyi sağladığına  işaret edilmektedir. Türkiye'nin önümüzdeki haftalarda net  bir şekilde hareket sinyalleri vermediği takdirde, AB ile  müzakerelerin daha başlamadan suya düşmesi tehlikesinin  mevcut olduğu, anlaşılan Ankara'nın, Avrupalıların sabrının  Türkiye'nin eski çehresini gösterdiği ölçüde tükendiğini  pek önemsemediği ifade edilen yazıda, kadınlara dayak atan   polislerin görüntüleri ve sevilmeyen karikatüristlerin  cezalandırılmasının, mutlak modernleşme iradesinden ziyade  başına buyrukluk izlenimi verdiği kaydedilmektedir.

            Yazıda, "AB tarafından demokrasi ve insan haklarına  riayet edilmesi için yön gösterici olarak belirlenen  Kopenhag Kriterleri uygulamaya konulmadan, Türkiye'nin  Avrupa Birliği'nde yeri yok. Erdoğan'ın etrafındaki reformcu  ekibin eski gelenekleri kırarak demokrasi ile İslam, Doğu  ile Batı arasında bir köprü oluşturabileceği umudu henüz  kaybolmadı. Ama bu umudu yeniden canlandırmak gerekiyor.  Hem de vakit geçirmeden" denilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Kurier gazetesinde (22/03) "Türkiye'nin AB'ye Katılımı  Konusundaki Şüpheler Yine Artıyor" başlığı altında ve  Margaretha Kopeinig-Christian Böhmer imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, Başbakan Wolfgang Schüssel'in, Türkiye'nin AB'ye  katılımına şüpheli bakanların başında geldiği ve Schüssel  Brüksel'de başlayacak olan AB zirvesi konusunda yaptığı  basın toplantısında, şahsen imtiyazlı bir ortaklığı tercih  ettiğini ve "bu çözümün sonunda gerçekleştirilme şansı  olduğuna inandığını" söylediği belirtilmektedir. Schüssel'in  sözlerinden, imtiyazlı ortaklık tasarısına tam üyelikten  çok gerçekleşme şansı tanıdığının anlaşıldığı ve "Üyeliğin  tek seçenek olduğu, bana göre henüz kararlaştırılmış sayılmaz"  şeklinde konuştuğu ifade edilen yazıda, Avrupa'daki Türkiye  tartışmasında "diğerlerinin de yavaş yavaş Avusturya'nın  çizgisine çark etmelerinden" dolayı memnun görünen Başbakan  Schüssel'in, "Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaşması için  müzakerelere başlanmasının, ama hedefin  açık bırakılmasının  gerektiğini" vurguladığı kaydedilmektedir.

            Yazıda, Schüssel'in, Türkiye ile 3 Ekim'de giriş  müzakerelerine başlamanın "önemli bir şartının, AB ile  gümrük anlaşmasının ratifiye edilmesi", dolayısıyla da  AB üyesi Kıbrıs'ın tanınması olduğunu belirttiği ve "Bu  çok önemli bir şart, her şey buna bağlı olacak" dediği  aktarılmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (22/03) "Erdoğan, Türkiye'nin, 3 Ekim'e Kadar  Taahhütlerine Uyacağı Sözü Verdi" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,  Brüksel'de yaptığı açıklamada, AB'ye üyelik müzakereleri  3 Ekim'de başlamadan önce Avruplıların Türkiye'den  bekledikleri taahhütlere ülkesinin uyacağı sözünü verdiği bildirilmektedir. Brüksel'de yapılacak AB zirvesi öncesinde  Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile düzenlenen  çalışma yemeği sonunda yaptığı açıklamada Erdoğan'ın,  "O tarihe kadar atılması gereken adımlar kesinlikle  gerçekleşecektir" dediği belirtilen haberde, Erdoğan'ın,  söz konusu taahhütler arasında, 1963'den bu yana Ankara'yı  Avrupa'ya bağlayan Gümrük Birliği Anlaşması'nın aralarında  Kıbrıs Rum kesiminin de bulunduğu Birliğin 10 yeni üyesine  genişlemesine de değinerek, "Bunu imzalamamız konusunda  size kesin bir tarih veremem, ancak uzmanlarımızın bunun  üzerinde çalıştığını size söyleyebilirim. Bunu tamamlar  tamamlamaz... ilerleyebileceğiz ve imzalayabileceğiz"  şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

            Haberde, resmen bir tanıma olmadığı için, Avrupa-Türkiye   Gümrük Birliği Protokolü'nün Kıbrıs'ı da kapsamasının, AB'ye   göre, Türkiye'nin her zaman reddettiği Lefkoşa'daki  yetkililerin fiilen tanınması anlamına geleceği, Türkiye'nin  ise, bugün böyle bir genişlemenin bir tanıma olarak  yorumlanmasını reddettiği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuters'in (22/03) "Fransız Hükümeti AB Anayasası  Kampanyasını Hızlandıracağını Açıkladı" başlığı altında  ve Timothy Heritage imzasıyla yer verdiği bir haberde,  Fransız Hükümetinin, AB Komisyonu'ndan gelen eleştiri  ve seçmenlerin desteğinin azaldığının ortaya çıkmasının  ardından AB anayasasını seçmenlere açıklamak için  kampanyayı hızlandırma sözü verdiği belirtilmektedir.

            Hükümet Sözcüsü Jean-Francois Cope'nin, France-2  Televizyonu'na verdiği demeçte, "Harekete geçmeliyiz çünkü  'hayır' oyunun arttığını gösteren kamuoyu araştırmalarını  sadece izleyerek bir yere varamayız. 'Hayır' destekçileri  engelini aşmak için onların bölgesine gitmeli, onlarla  tartışmalı ve argümanlarını çürütmeliyiz ve 'evet' için  kampanya yürütmeliyiz" dediği belirtilen haberde, pek çok  Fransız seçmenin ayrıca, Fransa'nın AB'de nüfuz kaybına   uğramakta olmasından endişe ettiği ve Türkiye'nin birgün  AB'ye üye olma ihtimaline yönelik muhalefetlerini de  göstermek istedikleri kaydedilmektedir.

            The Daily Telegraph gazetesinin internet sayfasında  (22/03) "AB Komisyonu Başkanı, Fransız Elitlerini Antlaşma  Sorunları Yüzünden Suçladı" başlığı altında ve David Rennie  imzasıyla yer alan makalede, AB Komisyonu Başkanı Jose  Manuel Barroso'nun, Fransa'daki yönetici sınıfınını,  kamuoyunun Avrupa Anayasası taslağına karşı gelmesine izin  vermekle eleştirdiği belirtilmektedir. Avrupa Birliği devlet  ve hükümet başkanları zirvesi arefesinde konuşan Jose Manuel  Barroso'nun, Fransa'daki siyasi liderlerden "işlerini  yapmalarını" ve antlaşmaya karşı gelen Fransız seçmenlerine  "anayasayı açıklamak için çaba göstermelerini" talep ettiği  belirtilen makalede, Barroso'nun, Türkiye'nin AB üyeliği gibi  uzak olasılıklar nedeniyle Fransa'daki referandumun geriye  bırakılması halinde bunun Komisyon'un hatası olmadığını  söyleyerek, "Fransız kamuoyunda bir karışıklık varsa, bu  bizim hatamız değildir" dediği kaydedilmektedir. Barroso'nun,  "Sadece bir Fransız referandumu yapmakla kalmıyoruz, aynı  zamanda Hollanda, Danimarka ve gelecek yıl İngiltere'de de  referandum yapılacaktır. Bir ülkede referandum olduğu için  komisyonun kendi çalışma programımıza devam edemediği fikrini  kabul edemem. Fransız halkının kendi endişeleri vardır, fakat  aynı zamanda AB içinde başka devletler de yer almaktadır"  şeklindeki ifadesine yer verilen makalede, Barroso'nun sert  sözlerinin, Brüksel'deki Avrupa politikaları yanlılarının  derhal alarma geçmesine sebep olurken, Fransız "hayır" oyunun  Avrupa Anayasası'na yapılan ölümcül bir darbeyi tehdit eden  unsur olarak görüldüğü vurgulanmaktadır.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Haravgi gazetesinde (22/03) "Çember Daralıyor" başlığı  altında ve Lenia Stilianu imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  Türkiye'nin AB ile üyelik müzakereleri sırasında aynı görüşme  masasına oturacağı Kıbrıs Rum kesimini tanıma yükümlülüğünün,  Avrupa yetkilileri tarafından gittikçe daha çok ortaya  konulduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin, her adımında  kendisini AB'ye daha çok yaklaştıracak Kıbrıs'ın olumlu  oyunu isterken, aynı esnada onu tanımayı reddetmeye devam  etmesinin, AB ve kurumları tarafından kabul edilmesi mümkün  olmayan bir çelişki olduğu belirtilen yorumda, Ankara'nın  müzakereler başlamadan önce, Kıbrıs Rum kesimini tanıması  gerektiği yönünde AB içinde duyulan seslerin, Avrupalı  politikacıların büyük bir bölümü tarafından, Türkiye'nin  30 yıldır ihlal ettiği AB ilke ve değerlerini koruma  kararlılığını ortaya koyduğu vurgulanmaktadır.

            Avrupalı yetkililerin, Türkiye'nin reformlarını   geciktirmesi ve Kıbrıs Rum kesimini tanımaması nedeniyle   artan tepkilerinin, Ankara'nın adımlarını hızlandırıp sözleri   ve icraatlarının tutarlı olması gerektiğini ortaya koyduğu  ifade edilen yorumda, üyelik müzakerelerine başlama tarihi  yaklaştıkça, Türkiye'nin çevresindeki çemberin daraldığının  görülmekte olduğuna işaret edilmekte, Yunanistan Başbakanı  ve Almanya Şansölyesi tarafından da vurgulanan Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi yönündeki zorunluluğun,  Ankara'ya Brüksel'de üzerinde anlaşmaya varılanlara  uymasından başka seçenek bırakmadığı kaydedilmektedir.

 

            LÜBNAN BASINI:

 

            El Mustakbel gazetesinde (22/03) "Türkiye'ye Yönelik  Avrupa Baskısı Artıyor" başlığı altında ve Hüsnü Mahalli  imzasıyla yayımlanan bir haberde, 3 Ekim günü yaklaştıkça  Türk siyaset çevrelerinin kaygılarının arttığı, zira Türk  siyasi çevrelerinin, Amerikan desteğini de (Türk-Amerikan  ilişkilerinde yaşanan gevşeme nedeniyle) arkasına alan  Avrupalıların üslübundan hoşnut olmadıkları belirtilmektedir.

            Bazı Amerikan siyasi, akademik çevreleri ve medyanın,  ABD açısından önemli stratejik konularda Washington ile  işbirliği yapmaktan kaçındığı gerekçesiyle Türkiye ve   iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) karşıtı   propaganda yapmaya başladıkları öne sürülen haberde, başka  çevrelerin de Amerikan Senatosu'nun Ankara'dan, Ermenilerin,  Türklerin 90 yıl önce gerçekleştirdiğini söyledikleri sözde  katliamları tanımayı isteyebileceği tehdidinde bulundukları,  ki bu konunun, AB'nin Türkiye ile müzakerelerinde temel konu  olacak gibi göründüğü kaydedilmektedir.

            Türk askeri ve geleneksel milliyetçi çevrelerin, bu   süreci Türk milleti ve devletinin birliğine yönelik bir   tehlike olarak gördüğü ve Avrupa başkentleri ile  Washington'un samimiyeti konusunda kuşku duyduğu ifade  edilen haberde, Türk halkının çoğunluğunun da Washington'un  kendilerine komplo kurduğuna inandığı, bu arada Avrupa ve  Amerikan çevrelerinin de "İslami eğilimli" AKP'nin  samimiyetinden kuşku duymaya devam ettiği ve bu durumun,  Ankara-AB ve Türkiye-ABD diyaloğunu zorlaştırtığı  vurgulanmaktadır.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia gazetesinde (22/03) "ABD'nin Üsküp'ü  Ödüllendirmesi Gerekiyordu" başlığı altında ve Yannis  Triantafillu imzasıyla siyasi strateji danışmanı John  Sitilidis ile yapılan mülakata yer verilmektedir. ABD'nin  Üsküp'ü Makedonya adı ile tanıması sorununun ABD-Yunan  ilişkilerine yansıması ve Amerikalıların Yunanistan'ı,  Türkiye'yi ve Makedonya'yı nasıl gördüğünün ele alındığı  mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

 

            "SORU: Türkiye'nin AB'ye olası üyeliği Yunanistan'ı  nasıl etkiler?

 

            SİTİLİDİS: Daha Batılı, daha modern, daha fazla İspanya,   Polonya ve Belçika'ya benzeyen ve Türkmenistan, Azerbaycan ya   da Suriye'yi andıran bir Türkiye, sanıyorum Yunanistan'ın da   amacını oluşturuyor. Demek ki, şu anda konu Türkiye'nin AB'ye   üye olması değil, Türkiye'nin daha demokratik, barışçıl,   ekonomik açıdan kalkınmış olmasıdır. Kanaatimce bu,   Yunanistan'ın da çıkarları yönündedir. Ayrıca, etrafında  AB'ye karşı olan ya da AB'nin onların aleyhinde olduğunu  sanan ülkelerin bulunması yerine, etrafında Yunanistan  gibi olan AB üyesi ülkelerin bulunması Yunanistan'ın da  çıkarına olur. Türkiye önümüzdeki 10-15 yılda sözünü  ettiğimiz alanlarda ilerleme kaydetmeyi başarırsa, AB de  onu bünyesine katabilecek.

 

            SORU: ABD yönetimi Türklerin Avrupa Birliği üyesi  olmasını istiyor mu?

 

            SİTİLİDİS: Washington'da, Türkiye'nin AB üyesi  olmasının  ABD çıkarlarına hizmet edip etmediği tartışma  konusu oluşturuyor. Temel fikir, Türkiye'nin, bir İslami  demokrasinin Batı ile birleşmesi durumunda bunun Arap ve  genel olarak Müslüman dünyasının başka toplumları için  ilham ve Batı'nın demokratik sistemleri ve enstitülerine  İslam değerlerinin girişi açısından başarılı bir model  oluşturabileceği yönündedir. Diğer taraftan Türkiye, son  50-60 yılda zorlu bir 'bölgede' ABD'nin değerli stratejik  müttefiki sayılıyor. Diğer taraftan, tamamıyla AB'ye ait  olan bir Türkiye gelecekte ABD'nin politikasına değil de,   Almanya ya da İspanya'nın politikasına daha yakın olan bir   politika uygulayabilir. Böylece, ABD'nin, Avrupa'ya daha  yakın olacak Türkiye'yi önümüzdeki yıllarda ve onyıllarda  stratejik müttefik olarak kaybetmesi korkusu var. Kanaatimce,  Türkiye'nin AB yöneliminin ABD'ye hizmet edip etmediğine  ilişkin tartışma sağlıklı bir tartışmadır..."

 

            Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında  (22/03) "Karamanlis-Erdoğan Görüşmesi" başlığı altında yer  alan bir haberde, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis  ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel'in  Villa Lorraine restoranında bir araya geldikleri akşam  yemeğinde, Kıbrıs konusunu ve Türkiye'nin Avrupa sürecini  görüştükleri belirtilmektedir. Erdoğan'ın Avrupa Halk  Partisi'nin zirve toplantısına katılmasından memnuniyet  duyduğunu açıklayan Karamanlis'in, "Bu katılım, Avrupa  kurumları ile yakınlaşması hatta tüm alanlarda Avrupa'nın  tecrübe ve taktiğinin özümsenmesi hususunda Erdoğan'ın  partisi için büyük bir fırsattır" dediği belirtilen haberde,  Türkiye'nin Avrupa perspektifini desteklediğini, ancak önemli  alanlarda yapılması gereken daha çok şeyin olduğunu ifade  eden Karamanlis'in, "Her aday ülkenin olduğu gibi Türkiye'nin  de Avrupa yolunun uzun ve zor olduğu kesin. Bu yolun açılması  için AB, ilke ve değerlerine saygı gösterilmesine azami  derecede önem veriyor. Hatta son zamanlarda, her defasında  sunduğu ön şartların da esnek olmayacağını açık bir şekilde  ifade ediyor. Türk Hükümetinin sarf ettiği çabaların  farkındayız ve bilindiği üzere Türkiye'nin Avrupa persketifini destekliyoruz ve bu çabaların yanındayız. Ancak önemli  alanlarda yapılması gereken daha çok şey var" şeklindeki  ifadesine yer verilmektedir.

            Haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ise açıklamasında  "Her iki taraf da görüşmelerin doğrudan başlamasına, ayrıca  Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına olumlu bakıyor. 'Kıbrıs'ta  Annan Planı çerçevesinde neler yapılmış olabilirdi' üzerinde   durduk ve bu konuda bir çözüm için iradenin olduğu sonucuna  vardık ve tabii ki de çözüme iki garantör güç olarak çok  olumlu bakıyoruz... AB üyelik çerçevesi sürecinde Yunanistan,  bizi 17 Aralık tarihine kadar destekledi ve şimdi iki ülke  arasında yeni işbirliği çerçevesini görüşme fırsatını bulduk"  dediği aktarılmaktadır.

 

 

                                          ESKİ SAYILAR