|
ANKARA, 25/03(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 24 Mart 2005 tarihinde yayımlanan
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The International Herald
Tribune gazetesinin internet sayısında (24/03) "Türkiye Avrupa mı?
Viyanalılar Bunu Tartışıyor" başlığı altında ve Carter Dougherty
imzasıyla yer alan makalede, Viyana'nın önde gelen çağdaş sanat
galerilerinden Kunsthalle Wien'in, binanın ön cephesi düzinelerce
kırmızı-beyaz Türk bayrağı ile kaplanınca, Türkiye'nin Avrupa'daki yeri
hakkında Avusturya'da süregelen oldukça ateşli bir tartışmayı daha da
körüklemiş olduğu belirtilmektedir. Şehir merkezindeki bu galerinin son
sergisinin adının "Kanack Attack" (barbar-yabani saldırı) olduğu
belirtilen makalede, "Kanack"ın, Almanya'da Türkleri aşağılamak için
kullanılan gayet kaba Almanca argo bir kelime olduğu, serginin alt
başlığının ise, bir zamanlar Viyana'yı fethetmeye çok yaklaşan, ama
başaramayan Müslüman Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllar önceki imajını
bu şehirde tekrar diriltmeye çalışırcasına, "Üçüncü Türk Muhasarası"
olarak belirlendiği ifade edilmektedir. Kunsthalle'nin direktörü ve söz
konusu serginin ardındaki itici güç olan Gerald Matt'ın, "Şunu anlatmak
istedik: Türkler Viyana'nın kapılarından içeri girmeyi çok uzun zaman
önce başardılar." dediği belirtilen makalede, gerçekten de Avusturya'da,
halihazırda Viyana'da 150 bin ve buna ek olarak kent çevresine yerleşmiş
200 bin Türk'ün yaşadığı düşünülürse ülkenin zaten Türkiye ile önemli bir
kültürel ve siyasi ilişkisi bulunduğunun söylenebileceğine işaret
edilmekte ve görünüşe bakıldığında Matt'ın, diğer bazı Avusturyalılar ve
birinci, ikinci ve hatta üçüncü kuşak bazı Türk göçmenlerin, eksik kalan
tek şeyin bu mesele hakkında şöyle ateşli, şiddetli bir tartışma olduğunu
düşündükleri kaydedilmektedir. Makalede, "Türkiye giderek Avrupa'ya
yaklaşırken, yüzyıllar boyunca kendilerini Osmanlı İmparatorluğu
karşısında bir savunma duvarı olarak görmeye alışmış Avusturyalılar eski
bir düşmanla modern bir ilişki kurmak hususunda şu anda ciddi bir
mücadele veriyor... Ne var ki Avusturya'da geçmişten kalan birtakım
hikayelerin izleri halen belirgin, zira birçok Avusturyalı ülkedeki
Türkleri Avrupa'nın Rönasansı yaşadığı bir dönemde gelip Viyana
kapılarına dayanan Osmanlı askerlerinin torunları olarak görüyor. Matt ve
diğerleri, neo-barok tarzda bir binayı İslam dünyasının hilalini taşıyan
bayraklarla kaplayarak belirli bir tartışmayı provoke etmeye
çabaladıklarını gizlemiyorlar, ancak sergiye gösterilen tepkiler
karşısındaki şaşkınlıklarını da itiraf ediyorlar. Muhafazakar Halkçı
Parti ile hükümet ortağı olan sağcı Özgürlük Partisi galerinin etrafına
üzerinde 'Viyana İstanbul Olmamalı' yazan posterler asmış. Ülkenin en
büyük gazetelerinden Kronen Zeitung 'Kunsthalle'de dalgalanan hilal'e
hiddetle tepki gösterirken, muhalefetteki Yeşiller ve Sosyalist Parti
üyelerinden bazıları projeyi savunarak bunun özgür ifadenin bir örneği
olduğunu belirtiyorlar. Türkiye'nin AB'ye katılımı üzerine başlayan
tartışma geçen yıl da benzer gerginliklere neden olmuştu. Matt, 'Bu
sergiyle gördük ki, geçen yıl yaşadığımız siyasi ve ekonomik
tartışmaların ağır bir de duygusal boyutu varmış' diyor... Graz
Üniversitesi'nin Avrupa tarihi profesörlerinden Karl Kaser,
Avusturya'daki Türk imajının esas olarak bu ülkede nesiller boyu işlenen
tarih anlayışından, kısmen gerçeklerden ve kısmen de önyargılardan
kaynaklandığını belirtiyor..." denilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde (24/03)
"Vize Skandalı Ukrayna'ya Duyulan Sempatiyi Azaltıyor" başlığı altında ve
Stefanie Bolzen imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Araştırma Enstitüsü TNS
Sofres'in Başkanı Julien Zalc'ın, Ukrayna'nın Avrupa Birliği'ne üyeliği
konusunda yapılan son anketten çıkardığı sonuca göre, Kiev'deki Alman
Büyükelçiliği'nde kitleler halinde vize verilmesine ilişkin skandalın,
Ukrayna'nın Almanya'daki imajına olumsuz yansıdığı belirtilmektedir. TNS
Sofres'in, Yalta Avrupa Stratejisi (YES) Ukrayna Girişimi'nin isteği
üzerine 24 Şubat ile 8 Mart 2005tarihleri arasında Fransa, Almanya,
İtalya, Polonya, İspanya ve İngiltere'de, AB'ye komşu farklı ülkeler
-Türkiye, Ukrayna, Fas ve Rusya- hakkındaki görüşleri ve onların üyelik
perspektiflerini araştırdığı ve bu anket için yaklaşık bin kişinin
fikrinin sorulduğu belirtilen yazıda, TNS Sorfes'in anketine göre
Almanların yüzde 53'ünün Ukrayna'nın üyeliğine karşı olduğunu söylerken,
yüzde 41'inin üyelikten yana fikir beyan ettikleri, bu arada Türkiye'nin
üyeliğinin Almanya'da Ukrayna'nın üyeliğinden daha çok reddedildiği ve
Almanların yüzde 60'ının üyeliğe karşı çıkarken, yüzde 36'sının ise
Türkiye'nin üyeliğinden yana olduğu ifade edilmektedir. Almanya'daki
Türkiye konusundaki olumsuz görüşlerin arttığının anlaşıldığına işaret
edilmektedir. Fransızların da Türkiye'ye eleştirel yaklaştıkları, yüzde
59'unun üyeliğe karşı çıkarken, yüzde 37'sinin üyelikten yana olduğu ve
bu tutum özellikle, mayıs ayı sonunda yapılacak ve Fransızların AB
Anayasası'nı oylayacakları referandum nedeniyle önem taşıdığı vurgulanan
yazıda, Zalc'ın, "Kamuoyuna, iki farklı konuyu karıştırmamaları için
çağrı yapılmalıdır." dediği kaydedilmektedir.
Aynı yazı, İngiltere'de
yayımlanan The Guardian gazetesinde yer almaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Economist dergisinde (26/03)
"Tökezleyerek Brüksel'e..." başlığı altında yayımlanan bir yorumda, "AB
liderleri 17 Aralık'ta üyelik müzakerelerini başlatma kararı
aldıklarında, Türkiye'nin geleceğinin yıllardır olduğundan çok daha
parlak göründüğü, buna rağmen üç ay içinde ılımlı İslamcı, reformcu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hevesinin kaçtığı izlenimini ve bazı
çevrelerde batı aleyhtarlığının rahatsız edici belirtilerinin olduğu"
şeklinde bir değerlendirmeye yer verilmektedir AB diplomatları
tartışmalardan kaçınmaya (bunda her zaman başarılı olamıyorlar)
çalışsalar da, artık katılım müzakerelerinin söz verildiği gibi 3
Ekim'de başlayabilmesi için Türkiye'nin harekete geçmesi gerektiğini
söyledikleri belirtilen yorumda, Türkiye'nin, Ankara'nın tanımadığı
Kıbrıs Rum hükümeti de dahil AB'ye geçen mayıs ayında katılan 10 ülkenin
hepsiyle ilişkilerini resmileştirmesi gerektiği, Erdoğan'ın, bunu yapmaya
söz verdiği, ancak bu değişikliğin bütün ilgili taraflarca (Avrupa ve
Türk parlamentoları) onaylanması için zamanın daraldığı ifade
edilmektedir. Böyle eleştiriler ne kadar yumuşak bir üslupla yapılırsa
yapılsın Türkiye'nin, Batı'nın ikazlarına doğru tepki vermediği ifade
edilen yorumda, AB'nin Ankara'daki yetkilisi Hansjörg Kretschmer'in kısa
süre önce Türkiye'nin reformlarında "kayma" olduğundan söz ettiğinde,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den, "Kendini ne sanıyor?" şeklinde öfkeli
bir cevap geldiğine işaret edilmektedir.
Reuter'in (24/03) "Kıbrıs:
Tanıma Yoksa AB Görüşmeleri de Yok" başlığı altında yer verilen bir
haberde, Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopulos'un, planlandığı gibi ekim
ayında AB ile üyelik müzakerelerine başlamak istiyorsa, Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımasına ilişkin bir anlaşma imzalaması gerektiğini söylediği
belirtilmektedir. Ankara'nın, Birlik ile olan Gümrük Birliği anlaşmasını
10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişletmesi konusunda baskı altında
bulunduğu ve Mayıs 2004'te AB'ye katılan Kıbrıs'ın sadece, Türkiye'ye
karşı veto hakkı ve tarihi şikayetleri olan Kıbrıslı Rumlar tarafından
temsil edildiği belirtilen haberde, Papadopulos'un, Brüksel'deki Avrupa
Konseyi Zirvesi'nden Kıbrıs'a dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada,
"Bu bir önkoşul. Eğer Türkiye imzalamazsa üyelik müzakereleri
başlamayacak." dediği ifade edilmektedir.
Reuter'in (24/03) "Türkiye,
Soykırım İddialarıyla Mücadelede ABD'li Tarihçinin Desteğini Aldı"
başlığı altında ve Gareth Jones imzasıyla yer verdiği bir haberde,
Türkiye'nin, Ermenilerin, I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Osmanlı
Türklerinin elinde soykırıma uğradığı yönünde uzun yıllardır süren
iddialarla mücadele kampanyasının bir parçası olarak ABD'li tarihçinin
desteğini aldığı belirtilmektedir. Türkiye'nin, soykırım iddialarının 90.
yıldönümünün (24 Nisan), ülkenin imajına zarar verebilecek hatta ekim
ayında başlaması planlanan Avrupa Birliği üyelik görüşmelerini yoldan
çıkarabilecek olmasından endişe ettiği belirtilen haberde, TBMM'de
konuşma yapmak üzere davet edilen Osmanlı dönemi uzmanı Justin
McCarthy'nin, karmaşık bir tarihi trajedinin, Müslüman karşıtı ve Türk
karşıtı önyargılara bir araç teşkil ederek, ideolojik nedenler için
manipule edildiğini iddia ederek, "Ermeni sorunu başlangıçtan beri bir
siyasi kampanya idi. Evet, pek çok Ermeni o tarihte Türkler tarafından
öldürüldü ve pek çok Türk de Ermeniler tarafından öldürüldü, ancak bu
savaştı, soykırım değil." dediği ifade edilmektedir. Justin McCarthy'nin,
"Pek çok politikacı, inandıkları için değil, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne üyeliğini engellemenin bir yolu olarak gördüğü için Ermeni
soykırımını kullanıyor." dediği kaydedilen haberde, McCarthy'nin,
Türkiye'den, soykırım olmadığına dair delil teşkil eden tarihi belgelerin
ve kitapların Türkçe'den İngilizce'ye ve diğer Avrupa dillerine
çevrilmesine fon sağlamasını istediği vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinde
(24/03) "Yutulamayacak Kadar Büyük mü? Türklerin AB'ye Üyelik Hedefi
Konusunda Duygular Karışık" başlığı altında ve Harry Van Versendaal
imzasıyla yayımlanan makalede, 1999 yılında yapılan ustaca bir değişiklik
hamlesi ile, o zamanın Başbakanı Kostas Simitis'in Yunanistan'ın dış
politikasını, Atina'nın Ankara'nın AB'ye üyelik istekleri konusunda uzun
süredir devam eden itirazlarını kaldırarak tamamen değiştirdiği ve bu
sayede artık Yunanistan'ın Türkiye'yi soğukta bırakan kötü adam rolünden
çıkacağının inanıldığına işaret edilmektedir. Bundan beş yıl kadar sonra
ise, bir benzetme yapmak gerektiğinde, Türkiye'nin Avrupa'nın yatağındaki
bir fil gibi olduğu ve Türkiye'nin çok büyük, çok yoksul ve topraklarının
çok az bir kısmının Avrupa kıtası üzerinde yer aldığı belirtilen
makalede, geçen hafta Atina'da Avrupa Enformasyon ve İletişim Ağı (EURONEM)
tarafından düzenlenen bir konferansta, Türkiye'nin AB'ye girme
ihtimalleri konusunda, kötümserlik ve umudun tipik bir karışımı olan
düşüncelerin yine çokça dile getirildiği, öte yandan, Türkiye'ye kapıyı
açmak isteyenlerin bunu, edinilebilecek kazançlardan ziyade, "Hayır"
demelerinin getireceği neticelerden korktukları için yaptıkları, şimdi
ise ortada soğuk savaş olmadığı için, Türkiye'nin AB'ye üyeliğini
destekleyenlerin, yalnızca eski Avrupalıların kendilerini tanımlayış
şeklini değiştirmelerinin değil, aynı zamanda stratejik görünümlerini de
değiştirmeleri gerektiğini söylediklerine dikkat çekilmektedir.
Ankara'nın yüzüne kapıyı kapatmanın Türkiye'nin -mükemmel bir şekilde
olmamakla beraber- laiklik ve demokrasi kartını oynadığını hevesle
izleyen Müslüman dünyasına yanlış mesaj vereceği öne sürülen makalede,
Türkiye'nin AB üyeliği yolunda bilinen (Türkiye'nin büyük nüfus oranı,
din sorunu, ekonomisi, insan hakları sicili vs.) engellerden
bahsedilmektedir.
Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE)
internet sayfasında (23/03) "Kostas Karamanlis'in Basın Toplantısı"
başlığı altında yer alan bir haberde, Başbakan Kostas Karamanlis'in,
Brüksel'deki AB Zirvesi sonrasında düzenlediği basın toplantısında, diğer
konuların yanı sıra Türkiye'ye de değinerek, Türkiye'nin Ankara
Protokolü'nü, AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasının öngörüldüğü 3
Ekim'den önce imzalayacağından emin olduğunu belirttiği ve Yunan-Türk
ilişkilerinde hedefin iki ülke arasında işbirliğinin genişletilmesi
olduğunu kaydettiği ifade edilmektedir. Haberde, "Sayın Başbakan, Türk
Başbakan ile görüşmenizden sonra Erdoğan'ın bu temastan çok memnun olduğu
görüldü. Tabii ki bu çok doğal, çünkü bu dönemde büyük sorunlarla ve daha
büyük baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Yunanistan bu görüşmeden ne
kazandı? Türkiye'nin Kıbrıs, Gümrük Birliği Protokolü ve askıda olan
diğer konularda bundan sonraki hareketleriyle ilgili edindiğiniz izlenim
nedir?" şeklindeki bir soruya, Karamanlis'in, "Yunanistan ve Türkiye
arasında sürekli ve açık iletişim kanalları olması gerektiğine
inanıyorum. Bunu yıllardır savunduğumu biliyorsunuz. Ve şimdi de bunu
pratiğe dönüştürme fırsatını buldum. Her görüşmenin ardından ne
kazandığımızın hesabını yapmanın yanlış bir görüş olduğunu sanıyorum.
Yunanistan- Türkiye ilişkilerinin hiç kuşkusuz zor bir süreç olduğuna
inanıyorum. Bir iyileşme olduğu da kesin. Biz Türkiye'nin,
yükümlülüklerini ve vaatlerini tam olarak yerine getirmesi temelinde,
Avrupa perspektifine destek verdik. Bu yükümlülüklerin başka herhangi bir
aday ülkeye sunulan yükümlülüklerden çok daha sert olduğunu hatırlatmak
isterim. Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü 3 Ekim 2005 tarihinden önce
imzalaması yönünde üstlendiği yükümlülük de bu çerçeveye dahil..." cevabı
verdiği kaydedilmektedir.
|