ANKARA, 29/03(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 28 Mart 2005 tarihinde yayımlanan
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
BELÇİKA BASINI:
Brüksel merkezli haftalık
Europen Voice gazetesinde (24-30/03) "Erdoğan: Türk Polisinin Tavrı
AB'dekilerden Daha Kötü Değildi" başlığı altında ve Dana Spinant
imzasıyla yayımlanan bir haberde, polisin İstanbul'da göstericilere
karşı güç kullanmasının eleştirilmesine karşılık Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın çeşitli AB ülkelerinde çok daha kötü olayların meydana
geldiğini söylediği belirtilmektedir. Gösterinin yasa dışı olduğunu,
bazı olayların bu müdahaleyi gerektirdiğini ve ilgili polislere
soruşturma açıldığını söyleyen Erdoğan'ın, AB üye devletlerinin de bu
konudaki sicilinin Türkiye'ninkinden daha iyi olmadığını belirterek,
"Farklı Avrupa ülkelerinde bu mitinglerde çok daha kötü olayların
meydana geldiğini görüyoruz. Örneğin polisin atını göstericilerin
üzerine sürmesi, zırhlı araçlardan göstericilerin üzerine basınçlı su
fışkırtılması yaralanmalara dahi yol açıyor. Bu meseleler hiçbir zaman
gündeme getirilmiyor. Bu meselelere daha adil yaklaşılmasından
yanayım." dediği belirtilen haberde, AB'yi teröristlerle ilgilenirken
çifte standart uygulamakla suçlayan Başbakan Erdoğan'ın, "Avrupa'da
bir yargıcın bir teröristle ilgili kararı doğru kabul edilirken,
Türkiye'de alınan aynı yönde bir karar doğru kabul edilmiyor." dediği
kaydedilmektedir. Terörist grupların AB üye devletlerinde hala kaynak
bulabildiğine dikkat çeken Erdoğan'ın, Türkiye'nin terörizme karşı
ortak bir tavır sergilemesini isteyen bazı ülkelerin kendi bünyelerinde
terörizmin geliştiğini öne sürerek, Türkiye'nin AB üyesi olması halinde
küresel terörizme karşı dünyada barışın tesis edilmesi için önemli bir
katkıda bulunacağını söylediği ifade edilen haberde, Türkiye'nin hızla
büyüyen ekonomisi ve nüfusuyla AB için büyük bir fırsat sunduğunu
belirten Erdoğan'ın, bazı Avrupalı politikacıların bunu hala görmek
istemediklerini, üyeliğe karşı çıkanların üyeliği engellemek için
önemsiz bahaneler ileri sürdüklerini söylediği ve "Coğrafi büyüklük ve
nüfus büyüklüğü yeni bir şey değil. 1963'te de bu böyleydi. Türkiye bu
sürece girdiğinde bütün bunlar biliniyordu. Şimdi bu faktörlerden
bahsetmek uygun değil. Asıl tartışma, Türkiye'nin AB'ye neler
sunabileceğiyle ilgili olmalıdır. AB bir Hıristiyan kulübü değilse
Türkiye üye olmalıdır." dediği aktarılmaktadır.
İSPANYA BASINI:
El Pais gazetesinde (27/03)
"İslam, Artık Avrupa'nın da Dini" başlığı altında ve özellikle Brüksel,
Paris ve Cenevre kentlerinde yaşayan Müslümanlar arasında etkili olan,
"Times" dergisi tarafından "Yüzyılın 100 Büyük Düşünürü" arasında
gösterilen ve Müslüman Kardeşler Örgütü'nün kurucusu Hassan El
Barna'nın torunu olduğu bildirilen Tarık Ramazan ile yapılan bir
mülakata yer verilmektedir. "İslam, Artık Avrupa'nın da Dini" başlığı
altında yayımlanan mülakatta El Barna, Türkiye'nin AB üyeliği
bağlamında kendisine yöneltilen soruları, "Türkiye, demokrasiye, hukuk
devleti ilkelerine ve halk oyuna gerçekten saygı gösterdikten sonra
AB'ye girme hakkını edinecektir. Çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'nin AB
üyeliği bağlamında, Avrupa'nın halen bir Hıristiyan kıtası olduğu ve
burada Müslümanlara yer olmadığı görüşleri var. Avrupa, çoğunluğun
mensup olduğu din ile değil, ilkeleri ve coğrafyası ile tanımlanıyor.
Türkiye, Müslüman dünyasının yenilenmesi için Avrupa'ya girmiyor. Ancak
Türkiye'nin, milyonlarca Müslüman'ın yaşadığı AB'ye girmesi, teolojik,
filozofik ve politik açıdan Müslüman dünyasını etkileyecektir."
şeklinde cevaplamıştır.
İSVİÇRE BASINI:
Zofinger Tagblatt
gazetesinin internet sayfasında (28/03) "Öcalan Yeni Gerginliklere
Neden Oluyor" başlığı altında ve Thomas Seibert imzasıyla yer alan bir
yazıda, bugünlerde Türkiye-AB ilişkilerinde her şeyin üst üste geldiği
ve İstanbul'da polisin kadınların gösterisinde uyguladığı şiddet
üzerine yaşanan tartışma sonrasında ve AB'nin Ankara'ya reform yorgunu
olduğu eleştirisi yapmasıyla zaten zarar görmüş olan Brüksel-Ankara
ilişkilerinin yeni bir krize girebileceği öne sürülmektedir. Türk
medyasında yer alan haberlere göre, AİHM'nin, Türkiye'den, vatana
ihanet suçlamasıyla yargılanan PKK lideri Abdullah Öcalan davasının
yeniden ele alınmasını talep edebileceği ve Türk milliyetçilerinin
şimdiden AB'nin yeni müdahalelerine karşı alarma geçmiş durumda olduğu
belirtilen yazıda, AİHM kararlarının Avrupa Konseyi üyesi Türkiye için
bağlayıcı olduğu, ayrıca Strasbourg'daki Öcalan davasının Ankara
açısından çok önemine değinilmekte ve bu davanın Türkiye'nin AB
adaylığı üzerinde etkili olabileceğine işaret edilmektedir. Yazıda,
tanınmış bir milliyetçi olan ATO Başkanı Sinan Aygün'ün,
Strasbourg'daki davanın hukukla değil tamamen siyasetle ilgili olduğu
yönünde tepki gösterdiği ve ona göre bazı AB ülkelerinin Türkiye'nin
iç işlerine karışmak için ellerinden geleni yaptıkları
kaydedilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros gazetesinde
(27/03) "Türkiye'nin Yükümlülükleri ve AB" başlığı altında yayımlanan
bir yorumda, Türklerin, Kıbrıs Rum kesiminin de dahil olduğu AB üyesi
10 ülke ile Gümrük Birliği protokolünü imzalama konusuna ilişkin
isteklerinin, Erdoğan'ın Brüksel'e yaptığı son ziyaret sırasında ortaya
çıktığı ve protokolün imzalanmasının, Türkiye'nin kaçınamayacağı bir
yükümlülük olduğu, ancak buna paralel olarak protokolün
uygulanmasının, Türkiye ile Kıbrıs Rum kesimi arasındaki ilişkilerin
normalleşmesi ve iletişim kanallarının açılması yönünde ileriye doğru
atılmış bir adım olarak düşünüldüğü belirtilmektedir. Türkiye'nin, 3
Ekim tarihine kadar zamanı kemirmeyi ve AB ile üyelik müzakereleri
başlamadan önce uygulayacak zamanı olmaması için protokolü son
dakikada imzalamayı düşündüğü vurgulanan yorumda, "Böylesi bir
durumda, acaba Lefkoşa'nın Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama
konusundaki tutumu ne olacak? Lefkoşa, Türkiye'nin, protokolü
imzalamasının Kıbrıs Rum kesiminin tanınması anlamına gelmeyeceği
konusunda taahhütler almayı beklediği bir esnada gözlerini mi
kapatacak?" şeklindeki sorulara yer verilmektedir. Bu meseleleri
ortadan kaldırmanın AB'nin yükümlülüğü olduğuna işaret edilen yorumda,
üyelik müzakerelerine başlamak için altın tarihi elde etmek amacıyla
AB'ye verdiği taahhütleri hayata geçirmenin de Türkiye'nin görevi
olduğu ve üyelik sürecinin herkesin istediği gibi ilerlemesi için
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği kaydedilmekte,
Ankara'nın Hırvatistan'ın durumunu incelemesi ve herkesin çok dikkatli
olması gerektiği vurgulanmaktadır.
Politis gazetesinde (27/03)
"Brook: İmza Yoksa 3 Ekim Yok" başlığı altında ve Avrupa Parlamentosu
Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Alman AB Milletvekili Sir Elmar Brook
ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta, Avrupa Parlamentosu
Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Alman AB Milletvekili Sir Elmar Brook'un,
Türkiye'nin protokolü imzalamaması durumunda 3 Ekim tarihinin
olmayacağını söylediği, Kıbrıslı Rumların, içerdiği olumsuzluklara
rağmen bir fırsat oluşturan Annan Planı'nı reddetmelerinin olumlu
karşılanmadığının bir gerçek olduğunu, ancak bunun, artık çok önemli
bir konu olmadığını ve bundan böyle tarihçileri ve tarih kitaplarını
ilgilendirdiğini savunduğu kaydedilmektedir. Mülakatta, Türkiye'nin
Gümrük Birliği'nin genişletilmesini öngören protokolü 3 Ekim
tarihinden önce imzalayacağına inanıp inanmadığı şeklindeki bir soruya
karşılık ise Brook'un, "Türkiye'nin, anlaşmada üzerinde uzlaşılanlara
uyacağına inanıyorum. Bu, müzakerelere başlaması için önkoşul teşkil
etmektedir. Eğer imza yoksa, 3 Ekim de yoktur." şeklinde yanıt verdiği
belirtilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR