31.03.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 31/03(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  30 Mart 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (30/03) "Calmy-Rey: 'Türkiye'nin AB Girişimi  Avrupa'nın İstikrarına Katkıda Bulunacaktır'" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, İsviçre Dışişleri Bakanı  Micheline Calmy-Rey'in, yaptığı bir açıklamada, ülkesinin,  Türkiye ile AB'ye üyelik görüşmelerine başlanması yönündeki  kararı memnuniyetle karşıladığını söyleyerek, bu görüşmelerin  Avrupa kıtasına istikrar gelmesine yardımcı olacağını  ifade ettiği belirtilmektedir. Bakan Micheline Calmy-Rey'in,  Ankara'ya, AB'ye girebilmek için başlattığı insan hakları  reformlarını hayata geçirmesi çağrısında bulunduğu  belirtilen haberde, resmi bir ziyaret için Türkiye'de  bulunan Calmy-Rey'in, 3 Ekim'de başlayacak olan üyelik  görüşmelerinin "bölgenin ve Avrupa kıtasının istikrarına  katkıda bulunacağını" söylediği ve Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül ile katıldıkları ortak basın toplantısında, "Siyasi  iradenin, reformları etkin bir biçimde uygulamaya dökmesi  zaruridir. İsviçre, işkencenin ortadan kaldırılmasına ve  kadın hakları sorununa özel bir önem atfetmektedir" dediği aktarılmaktadır.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Der Standard gazetesinde (30/03) "Türkiye'de  Milliyetçiler Hız Kazanıyor" başlığı altında ve Jürgen  Gottschlich imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'de  şu sıralar milliyetçi bir dalganın kabarmakta olduğunun  hissedildiği belirtilmektedir. Kürtlerin Doğu Akdeniz  kıyılarında bulunan Mersin'de Nevruz dolayısıyla yaptıkları  bir gösteri sırasında, gençlerin Türk bayrağını ayaklar  altına alıp sonra da yakmak istemeleri ve bunun ardından  Türkiye'de her iki evden birinde bayrak asılığı olduğu,  öncelikle de Kürtlere karşı olan milliyetçi gösteriler  ile geçtiğine işaret edilen yazıda, milliyetçi basının  bunun son yıllardaki reform politikasının sonucu olduğunu  öne sürerek, aşırı sağcı MHP'ye yakın idealist dernekler  ile birlikte, halka "Kürt kışkırtmalarına" bir cevap verme  çağrısında bulunduğu, o günden bu yana Türkiye'de  bayrakların dalgalandığı ve pencerelerden sarkan  bayrakların sayısının günden güne arttığına dikkat  çekilmektedir. Bu milliyetçi dalganın, Avrupa'dan gelen  bazı sinyallerin yarattığı düş kırıklığının da işareti  olduğu belirtilen yazıda, AB'nin, reform hızının  azalmasından ve dayakçı polislerden yakındığı,  milliyetçilerin ise asıl bu reformların Kürtlerin  azmasına, Kıbrıs Türklerinin tüm iyi niyetlerine rağmen  AB tarafından soyutlanmasına ve Türkiye'nin sözde Ermeni  soykırımına ilişkin adil olmayan bir tartışma ile karşı  karşıya bırakılmasına neden olduğunu giderek daha başarılı  bir şekilde iddia ettikleri kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

 

            Le Figaro gazetesinde (29/03) "Avrupa Birliği,  Genişlerken Gittikçe Yoksul Ülkeleri Kabul Ediyor" başlığı  altında ve "G.Q." rumuzuyla yayımlanan bir haberde, Avrupa  Birliği'nin her genişlediğinde, fazla zengin olmayan üye  bakımından zenginleştiği, Romanya ve Bulgaristan'ın 2007

            yılı başında öngörülen üyeliklerinin, bu kurala istisna  teşkil etmeyeceği, üyelik görüşmelerinin ekim ayında  başlaması beklenilen Türkiye'nin ise, AB'nin en fakir  ülkesi olduğu belirtilmektedir. Bu üç ülkenin, OECD  üyeleri sınıflamasında, kişi başına düşen gayrisafi iç  hasıla bakımından son dört sıra için çekiştikleri  belirtilen haberde, Hırvatistan'ın üyeliği konusuna da  değinilmektedir. AB'ye aday ülkeler arasında yer alan  Türkiye'nin, esnekliği, teşebbüs anlayışı ve sosyal planda  sertliği ile ekonomik "dev" gibi göründüğü ifade edilen  haberde, Uluslararası Enformasyon ve Geleceğe Yönelik  İncelemeler Merkezi'nde ekonomist Jerome Sgard'in, "Bu  ekonominin dinamizmi, 1980'li yılların başından bu yana  yılda yüzde 5-6'lık büyüme oranında yansımaktadır." dediği  aktarılmakta ve Orta Avrupa'nın eski sosyalist  ekonomilerinden farklı olarak Türkiye'nin Sovyet  planlarının baskılarını hiçbir zaman tanımadığının doğru  olduğu ve 1996'da Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği'nin  imzalanmasından sonra ülkenin, uluslararası açılımını  hızlandırdığı değerlendirmesinde bulunulmaktadır. 

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (30/03) "Müzakereler Yaklaşırken Türkiye  AB'den Mali Desteği Artırması Çağrısında Bulundu" başlığı  altında ve Gareth Jones imzasıyla yer verdiği bir haberde,  Türkiye'nin, zengin bloğa katılmak için müzakereler  yaklaşırken, Avrupa Birliği'nin önümüzdeki yıllarda mali  desteğini artırmasını beklediğini kaydettiği  belirtilmektedir. Türkiye'nin her zaman, AB'nin katılım  öncesi sağladığı fondan diğer ülkelerde olduğundan daha az yararlandığından yakındığına işaret edilen haberde,  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Dünya Bankası tarafından  düzenlenen bir seminerde, "AB'nin, diğer ülkelerin aldığıyla  orantılı olması için, Türkiye'ye mali yardımını artırmasını  bekliyoruz." dediği ifade edilmektedir. Gül'ün, Türkiye'nin  binlerce sayfadan oluşan AB yasa ve yönetmeliklerini tam  olarak benimsemesi bekleniyorsa, diğer tüm adaylara olduğu  gibi eşit muamele edilmesinin adil olacağını söylediği  belirtilen haberde, Gül'ün açıklamalarının, AB içindeki  harcamaları kesmek isteyen zengin üye devletler ve çok  fazla ihtiyaç duyulan yatırımlar için daha fazla fon  sağlanmasını talep eden daha fakir yeni üyeler arasında  yaşanan çekişmeyle aynı zamana denk geldiği kaydedilmektedir.  Haberde, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın,  seminerde, Türkiye'nin, genç nüfusuyla ve güçlü ekonomik  büyüme oranıyla, bir yük olmayacağını, aksine Avrupa'nın  yaşlanan ekonomisi için büyük bir değer teşkil edeceğini  belirterek, AB'nin endişelerini gidermeye çalışarak,  "Türkiye, AB'yi daha dinamik hale getirecektir ve büyüme  için bir lokomotif niteliğinde olacaktır." dediği  aktarılmaktadır.

 

            İTALYA BASINI:

 

            Corriere Della Sera gazetesinde (28/03) "Erdoğan Mizaha  Karşı, Avrupa Protesto Ediyor" başlığı altında yayımlanan  bir yorumda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son dönemde  Türk medyası ile bir mücadele içine girdiği belirtilirken,  kendini kedi şeklinde çizen bir karikatüristi mahkemeye  veren Başbakan'ın kendisini çeşitli hayvan figürleriyle  karikatürize ederek protesto eden mizah dergisi Penguen'i de  dava ettiği eleştirel bir dille aktarılmaktadır. 1 Nisan'da  yürürlüğe girecek olan yeni TCK ile Türkiye'de basın ve ifade  özgürlüğünün de zarar göreceğine vurgu yapılırken, bu yönde  Türkiye'de de özellikle basın camiasında büyük infial olduğu  belirtilen yazıda, Başbakan Erdoğan'ın bir şiirden dolayı  hapis yattığı ve bu hassas konuları çok daha iyi  değerlendirmesi gerektiği yorumunda bulunulurken,  "Türkiye'deki en demokratik kurum" olarak tanımlanan medya  ile çekişmenin AB'ye katılım sürecinde Türkiye'ye büyük  hasar vereceğine de vurgu yapılmaktadır. Yazıda, İstanbul'da  Dünya Kadınlar Günü arifesinde polisin kadın göstericilere  karşı aşırı şiddet kullanılmasının ardından, bir de 1 Nisan'da  yürürlüğe girecek olan TCK'nın ifade ve basın özgürlüğünü  kısıtlayıcı hükümler ihtiva etmesinin, Avrupa'da "Acaba  Türkiye'de bir şeyler kötüye mi gidiyor?" şeklinde birtakım  endişeler doğmasına sebebiyet verdiğinin altı çizilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) internet sayfasında  (30/03) "Papadopulos: Gümrük Birliği Protokolü'nde Kıbrıs  Aleyhine Bir Durum Yok" başlığı altında yer alan bir haberde,  Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopulos, Gümrük Birliği Protokolü  metninin bir süreden beri hükümetin elinde olduğunu, metinde  Kıbrıs açısından olumsuz bir yön bulunmadığına inandıklarını  belirttiği ifade edilmektedir. Papadopulos'un, Türkiye'nin  protokolü 3 Ekim'den çok önce parafe etmeye zorlanacağı  konusunda görüşünü uzun zaman önce gazetecilere açıkladığını  hatırlattığı ve şimdi bunun gerçekleştiğini ifade ettiği,  protokolün imzalanmasının İngiltere'nin dönem başkanlığına  kalıp kalmayacağının sorulması üzerine, "Türkiye'nin isteği  bu olabilir, bu hakkı vardır." dediği belirtilen haberde,  Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in, Ankara'nın  tanımadığı Kıbrıs'ın da dahil olduğu 10 yeni birlik üyesini de kapsaması gereken Gümrük Birliği Protokolü'nün,  Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlayacağı 3 Ekim'e  kadar imzalanması gerektiğine dikkati çekerek, "Türkiye'nin  AB müzakerelerine başlayabilmesi için protokolü bir an önce  imzalamasını istiyoruz." dediği ve protokolün imzalanmasının  Ankara'yla ilişkilerin normalleşmesine doğru bir adım  olacağını söylediği kaydedilmektedir. Haberde,  Hrisostomidis'in, AB Komisyonu'nun, AB'nin Türkiye'den  istediği protokolü uygulamaya koyması için imzalaması  gerektiği gerçeğini görmezden gelemeyeceğini vurguladığı,  ayrıca Birliğe üye ülkelerin AB Konseyi'nin gelecek  toplantısında veya Türkiye-AB İşbirliği Konseyi'nde bu  konudaki tutumlarını belirlemesi gerektiğini kaydettiği  ifade edilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia gazetesinde (30/03) "Komisyon Ankara'yı  Destekliyor" başlığı altında ve Kosta Moshonas imzasıyla  yayımlanan bir haber-yorumda, Gümrük Birliği Protokolü ile  ilgili gelişmelerin, Türkiye'nin, en azından Kıbrıs ile  ilgili taahhütlerinde, AB Konseyi müzakerelerinden kazançlı  çıktığını gösterdiği belirtilmektedir. AB Komisyonu'nun  genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn'in basın sözcüsünün  açıklığa kavuşturduğu gibi, Aralık 2004 AB Konseyi  sonuçlarında protokolün imzalanmasından söz edildiği, ancak  Ankara Anlaşması'na ilişkin protokole uyum çerçevesinde  üyelik müzakerelerinin başlangıç tarihi olan 3 Ekim 2005'ten  önce uygulanmasından söz edilmediği belirtilen haber-yorumda,  Sözcü Krisztina Nagy'nin Ankara Anlaşması'na uyum hakkındaki  protokol metni ile mutabık kaldığını belirten Türk Hükümeti'nin  mektubunun alındığını teyit ettiği ifade edilmekte ve Türk  Hükümeti'nin, aralık ayındaki AB Konseyi toplantısında taahhüt  ettiği gibi protokolü imzalayacağına dair Komisyon'a garanti  verdiğini ilave ettiği kaydedilmektedir. Haber-yorumda, Ankara'nın üyelik görüşmelerinin başlama tarihinden önce  protokolü imzalamasına rağmen, uygulamak zorunda olup  olmadığına dair soruya Sözcü Nagy'nin, "Geçen aralık  ayındaki AB Konseyi toplantısının nihai metninde yalnızca  imzadan bahsediliyor." cevabını verdiği belirtilmektedir.

                 

 
ESKİ SAYILAR