04.04.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

           ANKARA, 04/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  01-03 Nisan 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa  Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu  hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (01/04) "Basın  Özgürlüğü Anlayışı Yetersiz" başlığı altında ve Gerd Höhler  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, TBMM'nin, kararlaştırılmış  olan Türk Ceza Kanunu reformunu ertelediği ve eleştiricilerin,  yasanın basın özgürlüğünü kısıtlamasını kınadığı  belirtilmektedir. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, 2004 yazında  Meclis'ten geçen ve 1 Nisan'da yürürlüğe girmesi öngörülen  Ceza Yasası değişikliğini, AB yolunda atılan çok önemli adım  diyerek kutladığı, ancak gazeteciler ve yayıncıların, yeni  kuralların basın özgürlüğünü daha da kısıtlamasından ve  eleştiricileri demir parmaklar arkasına götürmesinden  endişelendikleri belirtilen yazıda, muhabir Erol Özkoray  olayının da gösterdiği gibi, gazetecilerin işinin zaten zor  olduğu, 2004 sonunda "orduya hakaretten" bir yıl şartlı  hapis cezasına çaprtırılan Özkoray'ın, "Hükümet, sözde  reformlarla AB ile alay ediyor. Şahsım hakkındaki hüküm,  hiçbir şeyin değişmediğini gösteriyor." dediği ifade  edilmektedir. Uluslararası insan hakları gruplarının da  reformun geriye doğru atılan bir adım olduğu görüşünde  oldukları ve merkezi New York'ta bulunan Human Rights Watch  örgütünden Jonathan Sugden'in, hükümetin, basın özgürlüğünün  gerçekte ne anlama geldiği konusunda anlayışsız olduğu  eleştirisini getirdiği ifade edilen yazıda, "Kurallar hem  müphem hem de sert." diye eleştiren Sabah gazetesinden Yavuz  Baydar'ın, "Reform ruhunu görmek mümkün değil." şeklindeki  ifadesine yer verilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (02/04) "Fransa: Anayasa Anlaşmasının Reddi  Durumunda AB Riske Girer" başlığı altında ve Paul Carrel  imzasıyla yer verdiği bir haberde, Fransa Dışişleri Bakanı  Michel Barnier'in yaptığı açıklamada, seçmenleri 29 Mayıs  tarihindeki referandumda Birlik anayasasını reddetmeleri  durumunda, Avrupa Birliği'ni krize sürükleyecekleri konusunda  uyardığı belirtilmektedir. Barnier'in, AB üyesi 25 ülkeden   birinin anlaşmayı reddetmesi durumunda, AB'nin tekdüzeliğe   saplanıp kalacağını, ancak Fransız seçmenlerin her ne kadar   kamuoyu yoklamaları "hayır" kampanyasının önde gittiğine   işaret etse de, anlaşmaya destek kararı vereceklerinden emin  olduğunu dile getirdiği belirtilen haberde, kamuoyu  yoklamalarının seçmenlerin, maaş kesintisi politikası ve  yüksek işsizlik konusunda hükümete tepki gösterdiklerini   ortaya koyarken, kalabalık Müslüman bir nüfusa sahip olan   Türkiye'nin nihai AB üyeliğinden endişe duydukları ifade  edilmektedir. Haberde, Barnier'in, seçmenleri, anlaşmaya  odaklanmaları ve referandumu hükümete destek ya da  Türkiye'nin AB'ye katılım olasılığına verilecek bir onay  olarak görmemeleri gerektiği konusunda da uyararak,  "Sorgulanan Jacques Chirac'a ya da Sosyalist muhalif lider  Francois Hollande'ye ya da Türkiye'ye evet ya da hayır  denmesi değil. Tüm bu sorular sorulacak ancak 29 Mayıs'ta  değil. 29 Mayıs'taki soru, anayasanın onaylanmasına evet  ya da hayır mı dediğiniz. Zannediyorum ki, anlaşmayı   açıklamaya yönelik girişimlerin ardından Fransız halkı   anayasayı onaylayacaktır." dediği aktarılmaktadır.

 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Neue Zürcher Zeitung'da (01/04) "Türkiye ile Bir Çifte  Vergilendirme mi?" başlığı altında ve Amalia van Gent  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Dışişleri Bakanı Micheline  Calmy-Rey'in, Türkiye-İsviçre Ticaret Odası'nda üç günlük  Türkiye ziyaretinin ilk sonuçlarını ortaya koyduğu ve boğaz  kıyısındaki lüks Çırağan Sarayı'ndaki konuşmasında,  Türkiye'nin arzusunun en kısa zamanda AB üyesi olmak olduğunu  açıkladığı ve ev sahibi ülkenin bu arzusunu desteklediği  belirtilmektedir. Calmy-Rey'in, Türkiye'nin AB üyeliğinin  arzu edilmeye değer olduğunu, çünkü bunun tüm bölgeyi  istikrara kavuşturacağını dile getirerek, insan hakları ve  ekonomik refah gibi AB değerlerinin bu durumda Kafkasya,   Suriye, Irak ve İran sınırına kadar uzanacağını belirttiği  ifade edilen yazıda, Türkiye'nin üyeliğinin öncelikle global  düzeyde AB'nin siyasi rolünü güçlendireceğini vurguladığı kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Estia gazetesinde (01/04) "Erdoğan'ın Tutumu" başlığı  altında yayımlanan bir haber-yorumda, Başbakan Erdoğan'ın,  Gümrük Birliği'ni Genişletme Protokolü'ne konulacak özel  ibarenin, Kıbrıs Rum kesiminin tanınmasını menettiği gibi,  Protokol'ün tam olarak uygulanmasını da menettiğini söylediği  ve bu tutumun, AB tarafından, iç tepkileri hafifletmek gayreti  olarak tercüme edildiği, ancak bunun Türk diplomasisinin  bilinen oyunu olması ihtimalinin büyük olduğu belirtilmektedir. Erdoğan'ın, Türkiye'nin AB üyeliğini arzu etmeyen devlet ve  gizli güçlere karşı geliyormuş gibi görünerek, mümkün olduğu  kadar fazla kazanmaya gayret ettiği düşüncesinin mevcut olduğu  öne sürülen haber-yorumda, Türkiye'nin taktiğinin, AB tarafından,  bilhassa üyelik müzakerelerinin başlayacağı bu dönemde, daha  büyük ciddiyetle ve kararlılıkla göğüslenmesi gerektiği ve  Dışişleri Bakanı Molivyatis'in bir soruya verdiği, "uluslararası  bir anlaşmayı imzalayanlar, bunu uygulamak için yaparlar."  cevabının, hakikati ifade ettiği, AB'nin de Ankara'da Erdoğan'a  bunun altını çizerek hatırlatması gerektiği kaydedilmektedir. 04/04/2005   12:16:41

 

 

 

                   

 
ESKİ SAYILAR