ANKARA,
05/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 04 Nisan 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The New York Times
gazetesinde (04/04) "Türkiye'nin Verdiği Sözler" başlığı altında
yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği'nin sonunda Türkiye'nin üyeliği
hakkında, görüşmeleri başlatmayı kabul etmesinden bu yana, Türk
Hükümeti'nde konuşma özgürlüğü ve insan hakları konularında rahatsız
edici işaretler bulunduğu belirtilmektedir. 2002 yılındaki seçimlerden
sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, demokrasi ve insan hakları
konusunda doğru şeyler söylediği, Türkiye'nin güçlü ordusunun karşı
çıktığı önlemleri uygulama cesareti gösterdiği ve bunun da, Türkiye'nin,
AB üyeliği konusunda görüşmelere başlayacağı 3 Ekim tarihini almasına
yol açtığı hatırlatılan yazıda, Türkiye'nin, insan haklarına saygı duyma
yönünde kötü geçen 80'ler ve 90'lardan bu yana fark edilir oranda
ilerleme kaydettiği, ancak bu ilerlemenin, geçen ay Kadınlar Günü için
düzenlenen gösteride polislerin acımasız bir şekilde dayağa başvurmaları
ve Erdoğan'ın karikatüristler hakkında dava açması ile yara aldığına
işaret edilmektedir. Yazıda, istikrarlı ve demokratik bir Türkiye'ye
gereksinim duyan Avrupa Birliği ve ABD'nin, incelemeleri artırmanın yanı
sıra Erdoğan'ın hükümetine destek vererek yardımcı olabileceği
vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinde
(04/04) "Avrupa Fransa'nın Hayır Demesine Hazır Değil" başlığı altında
ve Wolfgang Munchau imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Fransa'da 29
Mayıs'ta düzenlenecek Avrupa Anayasası referandumunun olası sonuçları
ele alınmaktadır. AB'nin siyasi liderlerinin Fransa referandumundan
"hayır" çıkması halinde doğacak acil durumla baş etmek için hiçbir önlem
almadıkları kaydedilen yorumda, Fransa'da Avrupa Anayasası'na karşı
çıkanların, AB'yi, Fransa ve Almanya merkezli, içe dönük bir siyasi
birlik haline getirmek istedikleri bildirilmektedir. Fransa
referandumundan çıkacak bir "hayır" oyunun, genelde AB'ye, özelde de
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a verilen bir güvensizlik oyu halinde
görülmesi halinde ise durumun daha da kötüye gideceği ifade edilen
yorumda, "Kriz, kısa süre içinde AB'nin tamamına yayılır. Bu
senaryolardaki 'hayır' oyunun ilk sonuçlarından biri, Türkiye ve
Hırvatistan'la genişleme müzakerelerinin süresiz olarak ertelenmesi
olur. Anayasanın mantıksal temellerinden biri, nitelikli çoğunluk
barajını azaltarak AB'yi genişlemeye hazırlamaktı. Dolayısıyla, 'hayır'
çıkması, Türkiye'nin 40 yıl daha AB'nin arka odasında beklemesine neden
olabilir. Bu senaryoların hiçbiri çekici değil. Ancak gerçekçi
alternatiflerin sayısı da pek fazla değil. Fransa veya İngiltere'nin
'hayır' demesinden sonra, AB anayasa anlaşmasını tekrar müzakere
edemez." denilmektedir.
Financial Times gazetesinde
(04/04) "Yatırımcılar Fransızların Anayasaya 'Hayır' Demelerinin
Etkisinden Korkuyorlar" başlığı altında Paris'ten John Thornhill'in,
Londra'dan da Paivi Munter'in imzasıyla yayımlanan bir haberde, kamuoyu
yoklamalarının Fransa'da ret oyunun ağır basacağına işaret ettiği
kaydedilerek, yatırımcıların bu durum karşısında duydukları endişeler
aktarılmaktadır. Fransa'daki "hayır" oyunun, sadece avro ile dolar
paritesini değil, İngiliz sterlini ve Türk lirası gibi, avro kullanan
ülkeler dışındaki para birimlerini de etkileyebileceği kaydedilen
haberde, Bear Stearns firmasındaki yeni piyasalar uzmanı Tim Ash'ın,
"Fransa referandumundan 'hayır' çıkması, Türkiye'nin AB müzakerelerini
zorlaştırabilir. 'AB, kendi kurumları şüpheliyken, nasıl genişlemeye
devam eder?' diye sorulur. Türkiye'nin mali piyasalarında likidite oranı
yüksek ve yabancı yatırımcılara açık, bu nedenle de dış şoklardan
etkilenebilecek durumda." şeklindeki sözlerine yer verilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Avriani gazetesinde (03/04)
"Protokolün Uygulanması" başlığı altında yayımlanan başmakalede,
"Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlamasının aralık ayındaki
AB Zirvesi'nde Ankara'nın belirli yükümlülüklerine bağlanmış olmasına
rağmen, Türkiye'nin yükümlülüklerini bertaraf etmeye çalıştığı
belirtilmektedir. Türkiye'nin, diplomatik pazarlıklarla protokolü
imzalayacağını, ancak TBMM'de oylanmasını geciktirmek suretiyle Kıbrıs
Rum kesimini tanıyacağı anlamına gelecek olan protokolün uygulamamasını
başarmaya çalıştığı ve bu gelişmenin karşısında Kıbrıs Rum tarafının
tezini netleştirmesi gerektiği belirtilen başmakalede, "'Protokol sadece
imzalanmamalı, uygulanmalı da. Sadece bu şekilde Türkiye 3 Ekim'de AB
ile uzun sürecek olan müzakerelere başlayabilir. Türkiye
yükümlülüklerini yanlış yorumlamaya kalkışırsa, karşısında Lefkoşa ile
Atina'yı bulmalı' görüşü savunulmuştur." denilmektedir.
Vradini gazetesinde (03/04)
"Geri Adım" başlığı altında ve Maria Kolona imzasıyla yayımlanan bir
haber-yorumda, 40 yıllık uğraştan sonra Türkiye'nin AB biletini alması
muvaffakiyetiyle Türk Hükümeti'ni ve vatandaşlarını saran keyfin, kısa
ömürlü olduğu -100 günden az sürdü- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
sihirbaz olarak karşılandığı zafer havasının söndüğü belirtilmektedir.
Türkiye'nin, bugün kendisini AB'ye daha yaklaştıracak 3 Ekim
müzakerelerini göz önünde bulundurarak hızlanması icap ederken, ters
istikamete gitmekte olduğunun görüldüğü ve Türkiye'nin üyeliğini sonuca
bağlayacak ağır görevi üstlenecek müzakerecinin henüz tayin edilmediğine
işaret edilen haber-yorumda, çok müspet kurallar içeren ve geçen gün
yürürlüğe girmesi icap eden yeni Ceza Kanunu'nun, büyük tepki
dalgalarından sonra iki ay için ertelendiği, ancak bu yeni kanunun
hükümetin tek baş ağrısı olmadığı, isimlerinin açıklanmasını istemeyen
kaynaklara göre, Ankara-Brüksel arasında yeni fırtınalar kopmasının
beklendiği kaydedilmekte ve "Türkiye, AB metinlerini ve özellikle
Gümrük Birliği Anlaşması'nın yeni on üye-devlet yönünde genişletilmesini
kendine göre yorumlama uğraşı içerisindedir. Konu, halihazırda Türkiye
ile AB arasında sürtüşmelere sebep olmuştur, çünkü müşterek düşünce,
Türkiye'nin üyelik müzakereleri için tarih aldıktan sonra hız kesmeye
başladığıdır. Bundan bir ay evvel, Türk resmi makamlarının İstanbul'daki
gösterileri bastırma şeklini AB büyük bir infialle izledi. Bu resimler,
Türkiye'nin AB ailesine üyeliği için kuşkuları olan Avrupalıların
düşüncelerini kuvvetlendirmiştir." denilmektedir.
Ta Nea gazetesinde (04/04)
"Atina Erdoğan'ın Durgunluğundan Korkuyor" başlığı altında ve İrini
Karanasopulu imzasıyla yayımlanan bir yorumda, reformların
frenlenmesinin Avrupa'yı rahatsız ettiği ve Avrupa başkentlerinde
Türkiye'nin gerçekten Avrupa yönelimini ilerletmek konumunda olup
olmadığı konusunda ciddi sorular dile getirildiği belirtilmekte, çünkü
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, gerekli reformları (insan hakları,
ekonomi, ordu vb.) "frenlediği" belirtileri verdiği öne sürülmektedir.
Atina'nın, Türkiye'deki gelişmeleri -zaten Petros Molivyatis 12 Nisan'da
Ankara'yı ziyaret edecek- doğal olarak kaygıyla izlediği belirtilen
yorumda, Dışişleri Bakanlığı'nın, Türkiye'nin Avrupa yöneliminde geriye
doğru atacağı her adımın, Ankara'nın komşuları üzerinde "deşarj
olmasına", sonuç olarak da Türk-Yunan sorunlarının çözümlenmesi ümidinin
kalmaması bir yana, Ege'de yeni krizlerin cereyan edeceğinden korktuğu
ifade edilmektedir. Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerine de
-Afganistan, Irak, PKK konuları ve ikili ilişkiler- değinilen yorumda,
Türkiye'nin İMF ile sorunları ile diğer yandan Kıbrıs konusundaki
gelişmeler ele alınmaktadır. Yorumda, "Şimdilik, Başbakan Erdoğan'ın en
azından Avrupalıların sıkı mengenesinden kurtaran bir husus var:
Fransa'da Avrupa Anayasası ile ilgili referandumun yapılacağı 29
Mayıs'ta, Türkiye konusunu gündeme getirmek isteyecek bir tek Avrupalı
yok, çünkü bu konu Fransızların çoğunun anayasaya 'hayır' demesine neden
oluyor. Ancak, ertesi günden itibaren bütün gözler Ankara'ya
yönlenecek." denilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR