ANKARA,
06/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 05 Nisan 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD
BASINI:
The Christian Science
Monitor gazetesinin internet sayfasında (05/04) "Türkiye Avrupa'ya
Yöneldikçe Milliyetçi Baskı Artıyor" başlığı altında ve Yigal Schleifer
imzasıyla yer alan makalede, önemsiz gibi görünen konuların neden olduğu
siyasi dalgalanmalara alışkın bir ülkede, son dönemde kopan bir
gürültünün, tam anlamıyla ekmeğin üzerine yağ sürmüş olabileceği
belirtilmekte ve Mersin'deki Nevruz kutlamaları sırasında iki kişi
tarafından bayrağın yakılması girişimine büyük bir tepki verildiği ifade
edilmektedir. Politikacılar ve ordu tarafından tahrik edilen Türklerin
bu olaya hep beraber bayrak asarak tepki gösterdikleri, sendikalar ve
diğer örgütlerin gösteri yürüyüşleri düzenledikleri ve TV kanallarının
ekranın köşesine Türk bayrağı koydukları, ayrıca ordunun da
kuvvetlerinin "ülkeyi ve bayrağı korumak için kanlarını son damlasına
kadar dökmeye hazır olduğunu" belirterek bu konudaki tutumunu yinelediği
ifade edilen makalede, vatansever patlamanın, Türkiye'deki
gözlemcilerin milliyetçilikte rahatsız edici bir yükseliş olarakm
nitelendirdikleri durumun son göstergesi olduğu ve bu durumun,
Türkiye'nin AB üyeliği girişimi ile de bağlantılı ve bunu olumsuz yönde
etkileyebileceği öne sürülmektedir. Türkiye'nin AB girişimini tehlikeye
atmamak için bir süredir sivil meselelerden uzak duran ordunun yeniden
sesini yükseltmeye başladığı belirtilen makalede, Alman Marshall
Fonu'nun Türkiye ofisi direktörü Suat Kınıklıoğlu'nun, Türklerin içe
dönme eğiliminde olduklarını söyleyerek, "Şu anki ruh hali, AB girişimi
nedeniyle bizim için önemli olan bazı değerlerin satıldığını düşünen
bazı kişilerin endişelerinden kaynaklanan bir tepki niteliğinde. 17
Aralık'tan önce ülkenin umutları ve ileriye dönük vizyonu AB hamlesinin
gerisindeydi. Şimdi insanların kafası karıştı. Bir yorgunluk var ve
milliyetçilik bir kaçış yolu haline geldi." dediği, yorumcu Cengiz
Çandar'ın, "Bunlar, Türklerin tüm bu yıllar boyunca bahsetmemeye alışkın
oldukları konular. Ama AB sürecinde yer almak istiyorsanız bu
meselelerden bahsetmek zorundasınız. Türkler için kimliklerini AB
normlarına göre yeniden tanımlamak çok ıstıraplı gibi görünüyor."
şeklindeki ifadesine yer verilmektedir. Makalede, "Türklerin çoğunluğu
AB tartışmalarının bir çıkmaza gireceğini düşünüyor gibi görünüyor. Bu
arada, AB'ye katılmak için Türkiye'nin bölünmüş ada Kıbrıs, Ermenilerin
soykırım iddiaları ve azınlıklar konularında tek taraflı tavizlerde
bulunmak zorunda kalacağı yönünde artan bir endişe var... Ankara'daki
bir AB diplomatı, Türk hükümetinin şimdiye kadar yeniden dirilen
milliyetçiliğe cevap vermek konusunda çok yavaş davrandığını söyledi.
Diplomat, 'Hükümetin daha önce gördüğümüz reform yanlısı ve Avrupa'ya
yönelik bir liderlik gösterememesi bazı soru işaretlerine neden oldu.
Hem Ankara'da hem de Brüksel'de Türk milliyetçiliğinin bu versiyonunun
AB'ye uygun olmadığı konusunda bir kanaat var.' diyor." denilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe Yayınında (05/04) "Türk Ekonomisi Çok İyi Durumda"
başlığı altında ve Brüksel'den Duygu Leloğlu imzasıyla yer verilen bir
haberde, Avrupa Birliği'ne göre Türk ekonomisinin çok iyi durumda olduğu
belirtilmektedir. AB Komisyonu'nun yayımladığı "Bahar Ayı 2005 Yılı
Ekonomik Göstergeleri" adlı raporun, AB aday ülkesi olan Türkiye'de
oluşan siyasi istikrar sayesinde Türk ekonomisindeki büyümenin 2005 ve
2006'da artmaya devam edeceği değerlendirmesinde bulunduğu
kaydedilmekte, buna göre ülkede siyasi ve ekonomik istikrarın artmasının
yararlarının görüleceği ve önümüzdeki iki yıl içerisinde Türk
ekonomisinin yüksek bir büyüme oranı göstererek, kendine çeki düzen
verme dönemine devam edeceğine işaret edilmektedir. Raporun, "Türk
ekonomisinin son durumunu, tüketici ve iş dünyasının güçlü güveni,
ekonomik aktiviteleri yukarı çekiyor" sözleriyle açıkladığı ifade edilen
haberde, Türkiye'nin, Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan'ın da
aralarında bulunduğu dört aday ülke arasında ise genel rakamlar
itibarıyla ekonomik göstergeleri en iyi olan aday durumunda olduğu, öte
yandan raporun, Avrupa Birliği'nde önümüzdeki iki yıl içerisindeki
ekonomik büyümenin yüzde iki civarında olacağı yorumunu yaptığı
vurgulanmaktadır.
FRANSA BASINI:
Dernieres Nouvelles
d'Alsace gazetesinin internet sayfasında (05/04) "Viyana, AB'nin Sadık
Bir Müttefiki" başlığı altında ve Willy Badenmuller imzasıyla dört yıl
süresince Avusturya'nın Strasbourg Başkonsolosluğunu yürüten ve şimdi
ise Kıbrıs Büyükelçiliği görevine atanan Eva Hager ile yapılan mülakata
yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Bu ay Avusturya'nın
Kıbrıs Büyükelçisi olarak görevinize başlıyorsunuz. Kıbrıs, Birliğin
yeni 10 üyesinden biridir. Siz de, Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili
tartışmanın merkezinde yer alacaksınız...
HAGEL: Avusturya, Kıbrıs
Rum Cumhuriyeti'nde Büyükelçilik açan 20. ülke oluyor. Bu, son derece
siyasi bir görevdir. Birlik, Kıbrıs'ın üyeliğiyle çok şey kazandı: AB
ortalamasına göre yüksek bir büyüme oranı ile istikrarlı ve refah içinde
bir ekonomi. Geriye, adanın siyasi bölünmüşlük sorunu kalıyor.
Uluslararası hukuk temel alınarak sağlam bir zemin üzerinde yeniden
birleşmeyi arzuluyoruz. Rum ve Türk kesimleri arasındaki görüşmelerde
Birlik itici rol oynayabilir.
SORU: Türkiye'nin AB
üyeliği, Fransız siyasi arenasını ciddi anlamda bölmektedir.
Avusturya'da da bu böyle mi?
HAGEL: Avusturya, otomatik
bir üyelik istemiyor. Türkiye, Birliğin tüm müktesebatını uygulamak
zorundadır. Bu, uzun ve sıkıcı bir süreçtir. Ancak Viyana, hiçbir dini
tekelciliğe meydan vermemesi gereken Birlik bünyesinde İslami bir
oluşumdan korkmuyor..."
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini gazetesinde
(04/04) "Kürt Hançeri..." başlığı altında ve Yannos Haralambidis
imzasıyla yayımlanan bir haberde, ABD'nin, kendi çıkarları için
Türkiye'yi, işbirliği ve rekabet ilişkisi olduğu AB'ye sevk ettiği ve
ABD'nin hedefinin, süper güç olarak dünya liderliğini ve aynı zamanda
Avrupa üzerindeki kontrolünü korumak ve güçlendirmek olduğu
kaydedilmektedir. Amerikalıların bu kontrol uygulamasının, İngiltere ve
NATO aracılığıyla doğudaki eski komünist Avrupa ülkeleri üzerinde
kullandıkları nüfuzla gerçekleştiği belirtilen haberde şöyle
denilmektedir: "Şimdi ABD, Türkiye kartını çekiyor. Türkiye, Avrupa
üzerinde yeni Amerikan takozu. Elbette Amerikalılar, Türkiye'yi
ilerletiyorlar, ancak aynı zamanda her an yönetebilmek ve istedikleri
gibi kullanabilmek için boynuna gem takıyor ve sırtına da Kürt hançeri
saplıyorlar. Bu politika, şu eksenlere dayanıyor:
1- Ankara'nın Avrupa
sürecinin neden olduğu güvensizlik. Türkiye AB yönünde ilerliyor, ancak
aklında, tam bir Batı demokratikleşmesinin, Kemalizm döneminde inşa
edilen devlet bütünlüğü ve dini-etnik azınlıkları bastırma politikasını
tehdit edebileceğine dair bir düşünce var. 2014 yılında ortaklar,
Türkiye'nin kaderi hakkında karar verecekler. Eğer Ankara, Avrupa
bahsini kaybederse, tek dayanağı ABD olacak. ABD, eğer çıkarlarına
hizmet ederse, kriz çıkmasını engellemeyecek. Bu nedenle de, 'üçüncü
yoldan' bahsediliyor. Yani tam üyelik veya bu üyeliğin engellenmesi
yerine, Türkiye'ye 'özel bir ilişki' verilmesi.
2- Kürtlerin güçlenmesi. Bu
halihazırda, federal devletçik şekli altında Irak'ta otonom bölge
kurulmasıyla gerçekleşiyor. Burası zengin petrol kaynaklarının bulunduğu
bir bölge. Türkiye için bu gelişme, Avrupa sürecinden dolayı toprakları
içindeki Kürtlere de daha fazla hak verilmesiyle birlikte, bağımsızlığa
kavuşma kabusunu doğuruyor..."
-
-
ESKİ SAYILAR