ANKARA,
11/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 07-10 Nisan 2005
tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Nürnberger Nachrichten
gazetesinin internet sayfasında (08/04) "Türkiye'nin AB Coşkusu
Azalıyor" başlığı altında ve Thomas Seibert imzasıyla yer alan bir
yazıda şöyle denilmektedir: "Son yıllarda Türkiye-AB ilişkilerinde
yaşanan iniş çıkışlarda tüm tarafların bir konudaki güvenlerinin
tamdı, o da Türkiye'nin AB hayranlığı. Kamuoyu araştırmalarında
Türkiye'nin AB üyeliği sorulduğunda, yüzde 70-80 oranında olumlu görüş
ortaya çıkıyordu. Ancak artık bunlar geride kaldı. Yeni yapılan bir
kamuoyu araştırmasına göre, ülkelerinin AB üyeliğine yönelik bir
referanduma gitseler Türklerin sadece yüzde 63'ü buna 'evet' diyecek.
Böylece AB üyeliğini onaylayanların oranı yıllar sonra ilk kez yüzde
70'in altına düştü. Bugün her üç Türk'ten biri AB üyeliğine karşı oy
verecek durumda. Türklerin Avrupa arzusu önümüzdeki dönemde daha da
azalacaktır, çünkü AB, ekim ayında başlayacak müzakerelerle Ankara'dan
daha fazla talepte bulunacak. Bir aday ülkede AB hayranlığının
duyguların zirvede olduğu ilk dalgadan sonra azalması alışılmışın
dışında bir durum değil. Bir ülke AB'ye yakınlaştıkça bunun için yerine
getirmesi gereken taahhütler de daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor.
Türkiye'deki AB uzmanları son yıllarda İstanbul Boğazı'ndan Ağrı
Dağı'na kadar olan alanda üyeliğe olumlu bakanların yüksek oranını,
Türklerin Avrupa hakkında az şey bilmesine ve AB'yi bir ilaç olarak
görmelerine bağlamıştı. Zamanla aklı başına gelenler sadece sıradan
vatandaşlar değil. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hükümetinin de, AB'nin
geçtiğimiz aralık ayında üyelik müzakerelerine başlamayı vadetmesinden
bu yana reform gayretleri de yavaşladı. AB'li siyasetçiler Erdoğan'ı
'reform yorgunu' olmakla suçluyor... Aynı zamanda Türk milliyetçiliği
de Rönesans dönemini yaşıyor. Bazı Kürt gençleri mart ayı sonunda Türk
bayrağını sözde yakmaya çalıştıklarında tüm ülke bir bayrak galeyanına
kapıldı. Yüzbinlerce insan evlerini gösterişli bir şekilde Türk
bayrağıyla süsledi, neredeyse her gün Türk bayrağının öne çıkarıldığı
gösteriler yapıldı... Türkiye, ekim ayındaki üyelik müzakerelerinde
AB'nin, egemenlik haklarını Brüksel'e devretmesi talebiyle yüz yüze
gelecek. Bu, ulusal onurlarına düşkün Türklerden çok şey kopartacak ve
popülistlerin eline malzeme verecek."
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten
gazetesinde (08/04) "Türkiye'de AB'den Yana Olanların Sayısı Azalıyor"
başlığı altında yayımlanan bir haberde, son günlerde yapılan bir
anketin sonucuna göre, ülkelerinin AB'ye katılımını onaylayan
Türklerin sayısında azalma olduğu belirtilmektedir. Ankete
katılanların yüzde 63,5'inin katılımdan yana olduğu, katılıma karşı
olanların oranının ise yaklaşık yüzde 30'a çıktığı belirtilen haberde,
halkın, Türkiye'nin Kıbrıs veya Kürtler gibi hassas konularda çok taviz
vermesi gerektiği yolundaki korkusunun aralık ayından beri daha da
arttığı ve halkın ayrıca, ülkenin AB'ye katılımı halinde, Türkiye'nin
Birinci Dünya Savaşı sırasındaki sözde Ermeni soykırımını da tanımak
zorunda kalacağından endişelendiği kaydedilmektedir.
Aynı haber Wiener
Zeitung'da yer almaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (08/04) "Olli Rehn:
Avrupa Anayasası ve Türkiye Arasında Hiçbir Bağ Yok" başlığı altında
yer verdiği bir haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in,
Avrupa Anayasası ile Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci arasındaki her
türlü bağı reddederek, "Fransa'daki tartışmayı biliyorum. Bazılarının
bu sorunu Avrupa Anayasası ile bağdaştırdığının farkındayım, ama ikisi
arasında hiçbir bağ bulunmuyor." dediği belirtilmektedir. Rehn'in,
Türkiye'nin üyelik perspektifinin, mayıs ayındaki Fransız
referandumunun sonucuna bağlı olmadığını belirttiği ifade edilen
haberde, Anayasa'nın, Birlik nezdinde demokrasiyi, açıklığı ve
şeffaflığı güçlendirmeye yarayacak bir araç olduğunu vurgulayarak,
"Türkiye ile üyelik görüşmeleri kesinlikle Anayasa anlaşmasının
onaylanmasına bağlı değildir." ifadesini kullandığı kaydedilmektedir.
AFP'nin (07/04) "Türkiye,
Ermeni Sorunu Hakkında Avrupa Baskılarını Reddetti" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin
öldürülmesinin soykırım niteliği taşıdığını Türkiye'nin tanımasını
sağlamaya yönelik AB'nin baskılarını reddettiğini belirttiği
kaydedilmektedir. İstanbul Harp Akademisi'nde yaptığı bir konuşmada
Sezer'in, "AB'ye üyelik süreciyle doğrudan bağlantılı olmayan birçok
konuyu bize şart olarak koşmak üzere çabalar bulunduğunu tespit
ediyoruz." dediği belirtilen haberde, Osmanlı İmparatorluğu sırasında
yüz binlerce Ermeninin öldürülmesinden bahseden Cumhurbaşkanı Sezer'in,
"Avrupalı dostlarımız tarafından Türkiye'ye bu konularda baskı
yapılması haksız ve yanlıştır. Bu talepler Türk ulusunu üzmekte ve
rencide etmektedir. Yapılması gereken, bu konu hakkında, önyargılar
olmadan, belgelere dayanarak araştırmak, soruşturmak ve tartışmaktır.
Bu tartışma bilimsel bir temelde yapılmalıdır, siyasi değil." şeklinde
fikir belirttiği vurgulanmaktadır.
AFP'nin (08/04) "AB ile
Müzakere Halinde Olan Uzmanlardan, Türkiye'ye Küçük Bir Tavsiye"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Türk işadamlarının, Avrupa
Birliği'ne üyelik müzakerelerinde uzman birçok şahsiyeti İstanbul'a
davet ettiği belirtilmekte ve Çek Cumhuriyeti'nden, Macaristan'dan ve
Romanya'dan gelen ve Avrupa Birliği'ne katılmak için ülkelerinin
yürüttüğü müzakerelere katılan veya halen katılmakta olan bu
diplomatların, Ankara'yı "mümkün olan en kısa zamanda", Brüksel'de
imtiyazlı bir muhatap rolü oynayacak olan bir başmüzakereci "atamaya"
çağırdığı ifade edilmektedir. Türkiye Hükümeti'nin, 17 Aralık 2004'te
Avrupalı liderlerden önümüzdeki 3 Ekim'de müzakerelerin başlatılması
kararının çıkmasından bu yana "Bay AB'sini tayin etmekte hala geç
kaldığına işaret edilen haberde, TOBB tarafından İstanbul'a çağrılan
AB'nin eski bir komiseri olan Macar Peter Balazs'ın, "Bir
başmüzakereciye ihtiyacınız var, ne kadar çabuk olursa o kadar iyi
olur." dediği, zamanında ülkesinin Brüksel ile müzakerelerini yürüten
Çek Pavel Telicka'nın ise, Türk Hükümeti'ne maharetini ve anlayışını
göstermesini tavsiye ederek, "Herkesle restleşmek, masaya yumruk
vurmak işlemiyor. Tereddüt görürseniz, onlara anlatın, onları dairenin
içine alın. (Türkiye'nin üye olması ihtimaline karşı Fransa'da görülen
husumete atıfta bulunarak) 'Fransızlar yine şöyle böyle yaptı' demek
işin kolayına kaçmaktır." şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır. Haberde,
2007 yılında Birliğe katılacak olan Romanya adına AB ile yürütülen
müzakerelerin koordinatörü Marius Gheorghe Hirte'in, "Bu müzakerelerin
hedefi pazarlık yapmak değil, oyunun kurallarını uygulayacağınızı
göstermektir." dediği belirtilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinde
(08/04) "Le Pen, Anayasa Referandumunda 'Hayır' Oyuna Çağrıda Bulunmak
İçin Tekstil İthalatını İleri Sürdü" başlığı altında ve Martin Arnold
imzasıyla yayımlanan makalede, Fransa'da aşırı sağcı parti lideri
Jean-Marie Le Pen'in, Avrupalı tekstil imalatçılarının karşı karşıya
kaldığı ucuz Çin malı ithalatı tehdidini, önümüzdeki ay Avrupa
Anayasası anlaşması konusunda yapılacak referandumda 'Hayır' oyu
kullanılması için yeni bir neden olarak ileri sürdüğü
belirtilmektedir. Makalede, Le Pen'in, Türkiye'nin AB'ye katılım
planlarının, "aşırı liberalizm"in "sosyal model"i safdışı bıraktığının
diğer bir göstergesi olduğunu söyleyip, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Türkiye'yi AB'nin fiilen üyesi yapmaya yönelik üyelik
görüşmelerine hazırlık bağlamında AB Anayasası'nı imzaladığını iddia
ettiği vurgulanmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR