ANKARA,
14/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 13 Nisan 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(12/04) "Bir Kitle Cinayetiyle Yapılan Politika" başlığı altında ve
"Siyasi Kitaplar" bölümünde Jörg Spaeter imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Türkiye'nin AB'ye girmek istediği, fakat Avrupa
vatandaşlarının çoğunluğunun AB'yi, eski Başbakan Helmut Kohl ya da
tarihçi Hans-Ulrich Wehler gibi bir Hristiyan Kulübü olarak gördüğü,
diğerlerinin ise ülkenin AB üyeliğine karşı ekonomik çekinceler öne
sürdükleri ve bunu yaparken de, Slovakya gibi bir AB ülkesindeki toplam
ekonomi hayatının, (Tarihçi Norman Stone'nin deyişiyle) "İstanbul'daki
Eminönü Meydanı'na kolayca sığabileceğini" dikkate almadıkları
belirtilmekte ve netice itibarıyla, öncelikle temel haklar ve insan
haklarıyla ilgili bir dizi siyasi çekince bulunduğuna işaret
edilmektedir. Bu tür nedenler arasında, I. Dünya Savaşı'nda gerçekleşen
Ermenilere yönelik sözde toplu cinayetin de bulunduğu öne sürülen
yazıda, "Bu konuda Türklere yönelik ithamın nedeni, böyle bir şeyin
gerçekleşmiş olması değildir; çünkü devletçe işlenen bir kitle
cinayeti, bilinen nedenlerden dolayı 'Avrupa' için kesinlikle bir
dışlama kriteri olamaz. Sorun daha ziyade Türkiye'nin Ermenilere
soykırım yapıldığını bugüne dek inkar etmesidir. Bu yüzden onyıllardan
beri, öncelikle Türk ve Ermeni tarihçiler arasında, Ermenilere yönelik
katliamın bilinçli bir şekilde planlanmış bir imha eylemi olup olmadığı
konusunda amansız bir mücadele yaşanıyor. Eskiden beri var olan,
'Soykırım oldu mu olmadı mı?' sorusu bu arada Batılı tarihçilerin büyük
bölümü açısından, Ermenilerin versiyonu doğrultusunda karara
bağlanmıştır. Ermenilere yönelik cinayetin 90. yıldönümü talihsiz bir
şekilde Türkiye'nin AB üyeliği tartışmalarıyla aynı zamana denk
geliyor... Gerçi kitle cinayetinin Türkiye tarafından tanınması
gecikmiştir. Fakat maalesef Ermeni meselesi, Nasyonal Sosyalistlerin
Yahudi karşıtı imha politikasının Ermenilere yönelik kitle cinayetiyle
ilişkilendirilmesi ya da Türklerin Avrupa'ya aidiyeti konusundaki
rahatsızlık gibi bazı farklı siyasi amaçlarda kullanılıyor..."
denilmektedir.
Almanya'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe yayınında (13/04) "Ermeni Soykırımı İddiaları Avrupa
Parlamentosu'nda Tartışıldı" başlığı altında ve Kayhan Karaca imzasıyla
yer verilen bir haberde, Türkiye-AB ilişkileri gündeminde sözde Ermeni
soykırımı iddialarının giderek daha fazla öne çıktığı ve konunun Avrupa
Parlamentosu'nda Yeşiller grubunun girişimiyle düzenlenen ve
Almanya'dan Yeşiller partisi üyesi Cem Özdemir'in yönetiminde
gerçekleşen "Türkiye'deki Ermeniler" adlı panele konuşmacı olarak
Minnesota Üniversitesi'nden prof. Taner Akçam ve Türkiye'den Etiyen Mahcupyan
ve Hrant Dink'in katıldığı belirtilmektedir. Beklendiği kadar hararetli
tartışmalara sahne olmayan ve az sayıda Avrupalı parlamenter tarafından
izlenen panelin en çarpıcı yanının Avrupa'da yaşayan bazı Ermeni
kuruluşlarının temsilcileriyle Türkiye Ermenileri arasında, 1915
olaylarının tartışılma biçimi konusunda mevcut görüş ayrılıklarının
gözler önüne serilmesinin olduğu belirtilen haberde, Türkiye'ye yönelik
radikal tavırlarıyla bilinen Avrupa Ermenileri Konfederasyonu
temsilcilerinin Türkiye Ermenilerini soykırım tartışmalarında çok
ılımlı bulduklarını söyleyerek Ankara'nın rehineleri olarak
tanımlamasının, toplantıya İstanbul'dan katılan Etiyen Mahcupyan ile
Hrant Dink'i oldukça sinirlendirdiği, Mahcupyan ve Dink bu
suçlamalara, kendilerini rehine gibi değil tam tersine yüzde yüz
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hissettiklerini söyleyerek yanıt
verdikleri ifade edilmektedir. Mahcupyan ve Dink'in yaptıkları
sunumlarda, Avrupa'yı Türkiye politikası nedeniyle eleştirmekten de
geri kalmadıkları ve Mahcupyan'ın, AB'nin genel anlamda Türkiye'ye
yüzeysel yaklaştığını oysa Türkiye'nin kültürel, politik ve sosyal
yapısının çok boyutlu olduğunu ifade ettiği kaydedilen haberde,
Mahcupyan'ın bu sözleri üzerine Hrant Dink'in Ermenilerin bugün
yaşadığı trajedide Avrupa'nın da sorumluluğu olduğunu eklemesinin
panele katılan Avrupa Parlamentosu üyelerinde yarattığı şaşkınlığın da
gözlerden kaçmadığı ve Hrant Dink'ın, bu çerçevede Avrupalıların,
Ermenilere bir bedel borcu olduğunu, bu borcu da Ermenistan'ı Avrupalı
yaparak ödeyebileceklerini söylediği vurgulanmaktadır.
Haberde, Avrupa
Parlamentosu'nda düzenlenen bu panelin, tüm AB açısından bağlayıcı
nitelikte olmasa da Ermeni meselesinin Türkiye-Avrupa diyalogunun daimi
gündem maddeleri arasına girdiğinin göstergesi olarak yorumlandığına
işaret edilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (13/04) "Le Pen'e
Göre, Anayasa'ya 'Evet' Oyu Vermek Vatana İhanet Olur" başlığı altında
yer verdiği bir haberde, Ulusal Cephe'nin (FN-Fransız aşırı sağı)
Başkanı Jean-Marie Le Pen'in, Amerikan Newsweek dergisinin internet
sitesinde yayımlanan demecinde, "Avrupa Anayasası'na 'evet' oyu
vermenin vatana ihanet" olduğunu belirttiği kaydedilmektedir.
FN Başkanı Le Pen'in,
"evet"in zaferinin, "Fransız ulusunun dünya tarihinden silinmesini"
kabul etmek olduğunu söyleyerek, "Bunu korkunç buluyorum" dediği
belirtilen haberde, "Evet" taraftarlarının, Fransızların Avrupa
konusunda bilgi sahibi olmadıklarını söylediklerini belirten Le Pen'in,
"Eğer Fransızlar Avrupa konusunda yeteri kadar bilgi sahibi değiller
ise, bu onların hatasıdır. Ancak bizi neden bilgilendirmiyorlar?
Çünkü daha önce verdikleri tavizler hakkında gerçeği bilmemizi
istemiyorlar" şeklinde konuştuğu ifade edilmektedir. Türkiye'nin AB
üyeliğinin "gerçekleşeceğini" kaydeden Le Pen'e göre, "Avrupalılıktan"
yana olanların yaptıkları tanım uyarınca herhangi bir ülkenin Birlik
içinde yer alabileceği belirtilen haberde, Le Pen'in, "Yarın, Suriye,
Lübnan; İsrail, Mısır, kuzey Afrika, Senegal, güney Afrika neden
olmasın?" dediğine işaret edilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros gazetesinde
(13/04) "Rehn'e Göre Protokolün İmzalanması Çözüm İçin Yegane Fırsat"
başlığı altında yayımlanan bir haberde, AB'nin genişlemeden sorumlu
Komiseri Olli Rehn'in, BBC'ye yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin AB ile
Gümrük Birliği'nin genişletilmesini öngören protokolü imzalamasının,
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin müzakerelerinin başlaması için
yegane fırsat olduğunu söylediği belirtilmektedir. Rehn'in,
Kıbrıs-Türkiye-AB üçgenine ve Gümrük Birliği Protokolü'nün Türkiye
tarafından imzalanmasına ilişkin konulara değinerek, Türkiye'nin AB
ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağını öngören anlaşmanın, Gümrük
Birliği Protokolü'nün uygulanmasını değil imzalanmasını öngördüğünü
ve Türkiye'ye müzakerelere başlaması için konulan önkoşulun
protokolün imzalanması olduğunu ifade ettiği belirtilen haberde,
Rehn'in, Türkiye'nin protokolü hali hazırda parafe ettiğini ve şu anda
benimsenme ve imzalanma sürecinin gelişmekte olduğunu belirterek,
Türkiye'nin protokolü 3 Ekim'den önce imzalayacağına emin olduğunu
söylediği ifade edilmektedir.
Haberde, Rehn'in, "Avrupa
Birliği ve Türkiye'deki hukukçular, protokolün imzalanmasının Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelmediği fikrini beyan ediyorlar.
Ancak Ankara 3 Ekim'de tüm AB üyesi ülkelerle müzakerelere başlarsa bu
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaya niyeti olduğu anlamına gelmez mi?"
şeklinde konuştuğu kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Yunanistan Radyo-TV
Kurumu'nun (ERT) internet sayfasında (13/04) "Önkoşullu Yaklaşım"
başlığı altında ve Betti Savurdu imzasıyla yer alan bir haberde,
Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları Abdullah Gül ve Petros Molivyatis'in
Ankara'da yaptıkları görüşmede, ikili ilişkilerin daha da düzelmesi
için üç yeni güven artırıcı önlem konusunda anlaşmaya vardıkları
belirtilmektedir. Molivyatis, Gül ile yaptığı görüşmeyi olumlu ve
yapıcı olarak değerlendirirken, Abdullah Gül'ün de açıklamasının aynı
yönde olduğu belirtilen haberde, Türkiye'nin Avrupa süreci konusunda
Molivyatis'in, ülkesinin Ankara'nın Avrupa perspektifini desteklediğini
ve bölgenin, insan haklarına, dini hürriyetlere ve azınlıklara tam
saygılı barış, demokrasi ve refah bölgesi olmasını hayal ettiklerini
kaydettiği, bu çerçevede Yunanistan'ın, Türkiye'nin Avrupa sürecini
desteklediğini ve AB'nin kural ve kriterlerini yerine getirmesi
durumunda tam AB üyesi olması gerektiğini düşündüğünü belirttiği,
Dışişleri Bakanı Gül'ün ise, Atina'nın Türkiye'nin AB sürecine verdiği
desteğinden dolayı ülkesinin memnuniyetini dile getirdiği
kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR