15.04.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 15/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  14 Nisan 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (14/04) "Macaristan, Hırvatistan, Ukrayna ve  Türkiye'nin AB'ye Katılım Çabalarını Destekliyor" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Macaristan Başbakanı  Ferench Gyurcsany'nin yaptığı açıklamada, Macaristan'ın   Türkiye, Ukrayna ve Hırvatistan'ın Avrupa Birliği üyesi   olma çabalarını desteklediğini söylediği belirtilmektedir.  Başbakan Gyurcsany'nin, "Bu ülkelerin Avrupa Birliği  standartlarını karşılamasına yardımcı olmak konusunda  stratejik ve tarihsel bir sorumluluğumuz var. Eğer bunu  yaparlarsa onların AB üyeliklerini desteklemek  mecburiyetindeyiz" dediği belirtilen haberde, AB'ye  katılmak için belirlenen şartların tüm adaylara eşit bir  şekilde uygulanması gerektiğini söyleyen Gyurcsany'nin,  "Avrupa Birliği kurulduğunda açık bir yapıydı.  Gereklilikleri yerine getiren ve üye olmak isteyenler  olabilirler" dediği, Türkiye için ise, Türkiye'yi Avrupa'ya   bağlamak için AB entegrasyonunun gerekli olduğunu belirttiği kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (14/04) "Avrupa  Parlamentosu... Açık Bir Uyarı" başlığı altında ve Martin  Winter imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Avrupa  Parlamentosu'nun Romanya ile Bulgaristan'ın katılım  anlaşmalarına verdiği onayda, riayet edilmemesi durumunda  bundan sonraki tüm AB genişlemeleri üzerinde sonuçları  olacak bir uyarı geldiği ve bu uyarının da "Bize bir daha  kesinlikle olgunlaşmamış anlaşmalar sunmayın" şeklinde  olduğu belirtilmektedir.

            Yorumda, "Bulgaristan ve Romanya'ya bugün verilen  tavizlerin, Türkiye ve belki de Ukrayna'ya verilmesine  de 'hayır' denilemeyecektir. Ama 'hayır' denilmek  zorundadır, çünkü AB bu ülkeleri sadece, tüm koşulları  sözlü, yazılı ve yaparak yerine getirmeleri halinde  hazmedebilir. Üyelikte indirim yapılmamalıdır. Yeni ve  gelecekteki adaylara verilecek tek doğru sinyal, daha  Romanya olayında işi ciddiye almaktır. Koşulları yerine  getirmiyorsa, üyelik ertelenmek zorundadır. Milletvekilleri  buna kapıyı açtılar. Arzumuz, bunu yapabilecek cesareti de  bulmalarıdır" denilmektedir.

            Süddeutsche Zeitung'da (14/04) "Ekonomistler: Türkiye  Ekonomik Olarak Neredeyse Hazır" başlığı altında yayımlanan  bir yazıda, Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü'nün (DIW)   tahminlerine göre Türkiye'nin, son yıllardaki ekonomik   reformlarında büyük ilerlemeler kaydettiği belirtilmektedir.  Merkezi Berlin'de olan DIW'in, "Ekonomik açıdan bakıldığında,   Türkiye'nin planlanan AB üyeliğine karşı olan çok az şey   var" açıklamasını yaptığı belirtilen yazıda, açıklamada,  Türkiye'nin durumunun, 2001 yılındaki ağır mali krizden  sonra normalleştiği ve istikrar kazandığı söylendiği ifade  edilmektedir. "Refomların ulaştığı seviye, özellikle banka   sektöründe rahatlatıcı bir gelişmeyi gösteriyor" denilen   açıklamada, bu durumun, AB'ye en son katılan Orta ve Doğu   Avrupa ülkeleriyle yapılan karşılaştırmadan sonra da  geçerli  olduğunun ifade edildiği belirtilen yazıda, DIW  araştırmacılarının, Türkiye'nin önümüzdeki iki yıl içerisinde kamu bütçesini düzenleyen Maastricht Kriterleri'ni yerine  getirebilmesini mümkün gördüklerine işaret edilmekte ve  açıklamada, "Önemli olan özellikle ekonomi ve bankalar  üzerindeki devlet etkisinin azaltılmaya devam edilmesi ve  makroekonomik istikrarın sağlanmasıdır" denilerek, banka  sisteminde daha fazla şeffaflığa, sermaye piyasasının  güçlendirilmesine ve kredi verilmesinde kontrol işevinin  geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunun belirtildiği  vurgulanmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (14/04) "Valery Giscard D'Estaing: Türkiye-AB  Konusunda Chirac Artık Kesin Bir Açıklama Yapmalı" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Fransa Eski Cumhurbaşkanı  Valery Giscard d'Estaing'in yaptığı açıklamada, Türkiye'nin   AB'ye üyeliğine karşı çıkan Fransızların endişeli olduğunu   ifade ederek, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 29 Mayıs'a   kadar bu konuyla ilgili kesin bir açıklamada bulunması   gerektiğini belirttiği kaydedilmektedir.

            France-Inter Radyosu'na verdiği mülakatta d'Estaing'in,  Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakan Cumhurbaşkanı ile polemiğe  girmek istemediğini söyleyerek, Fransızların, Türkiye'nin  AB'ye üye olmasını istemediğini ve artık bu konunun netlik  kazanması gerektiğini ifade ettiği belirtilen haberde,  Avrupa Anayasası'nın babası olarak kabul edilen d'Estaing'in,  "Komşularla ilişkilerin imtiyazlı ortaklığa dönüşmesini ve  üç ay sonra, üyelik yolunda müzakerelere başlanmasını  öngören 57. maddenin yer aldığı bir anayasayı Fransızlardan  kabul etmesi istenemez. Aksi takdirde, bir öfke patlaması  yaşarsınız. Bu durum açıklık kazanmalıdır" dediği   kaydedilmektedir. 

            Haberde, d'Estaing'in, Fransa Cumhurbaşkanı'nın anayasa  ile ilgili referandumun düzenleneceği 29 Mayıs tarihine kadar   bu konuya netlik kazandırması ve kararını halka açıklaması   gerektiği konusunda ısrarlı davrandığı ve Fransızların  Anayasa'ya "hayır" demeleri halinde Nice Anlaşması'nın  uygulanmasına geri dönüleceğini ve bunun Fransa için hiç  de iyi olmayacağını belirterek, "Referandumda halkın hayır  demesi, Fransa'nın Birlik içindeki konumunu zedeler. Avrupa  da zarara uğrar ve krize girebilir" dediği belirtilmektedir.

            Dernieres Nouvelles D'Alsace gazetesinin internet  sayfasında (14/04) "Kampanyanın Hatalı Tartışması: Türkiye"  başlığı atında yayımlanan bir haberde şöyle denilmektedir:  "AB Anayasası, Türkiye'nin üyeliğini kolaylaştıracak mı?   Bazılarının bu perspektifi korkuluk olarak ortaya attıkları   biliniyor. Bununla birlikte metinde Türkiye konusunda bir   kelime bile mevcut değil. Hiçbir durumda, anayasanın  onaylanması, Türkiye'nin Birliğe girmesini otomatik olarak  sağlamayacak ya da kolaylaştırmayacak. Aynı zamanda  anayasanın olası reddedilmesi, Türkiye'ye Avrupa Birliği  kapısını kapatmayacak. Üyelik görüşmelerinin bu sonbaharda   başlaması bekleniyor. Ankara Hükümeti tarafından beklenen   görüşmeler, Türkiye için ülkeyi modernize etmek amacıyla  değerlendirilecek müthiş bir meydan okuma anlamına   gelmektedir. Taraflardan birinin her an kesilebileceği bu  görüşmeler, yıllarca sürecek. Komisyon, önce ara raporlar  ve sonra nihai sonucu sunacak. Avrupa Parlamentosu'na  'uygun görüş' için başvurulacak. AB üyelerinin de  Türkiye'nin de söyleyecekleri göz önünde bulundurulacak.   Egemenliğine sıkı sıkıya bağlı olan (NATO'ya tam bağlılığına  rağmen, Amerikalıların Irak'a girmek için topraklarından  geçmelerini reddederek bunu gösterdi), nüfusuna ve -yakında-  ekonomik başarısına güvenen Türkiye, ilk önce 'hayır' diyen  taraf olabilir..."       

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (14/04) "Rehn:'Genişleme Yorgunluğu' AB'nin  Güvenliğini Tehdit Ediyor" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in,  AB vatandaşlarının AB'nin hızla genişlediği bir sırada   "genişleme yorgunluğuluğundan" mustarip olduğunu ve AB'nin,   genişlemenin neden çıkarlarına olduğu konusunu daha iyi   açıklamak zorunda olduğunu söylediği belirtilmektedir.  Rehn'in, Avrupa Parlamentosu'nda, Batı Balkanlardaki aday  ülkelerin katılım yolunda sağlam adımlarla ilerlerdiklerini,  ancak daha da genişlemeyi şüpheci seçmenlere "kabul ettirmenin"  güç olacağını söylediği belirtilen haberde, Fransa'da yapılacak  olan AB'nin ilk anayasasının referandumuna altı hafta kala  açıklamalarda bulunan Rehn'in, "Genişleme yorgunluğu. Bu,  oldukça ciddi bir risk. Birlik vatandaşlarını genişleme  yolunda yanımıza almak zorundayız. Sonraki adımlarımız  yavaş ve dikkatli olmak zorundadır" dediği kaydedilmekte  ve Fransa'da referandum için yürütülen kampanyanın ekseninde,  Türkiye'nin üyelik olasılığıyla ilgili endişelerin ve AB'nin genişlemesiyle Fransızların nüfuzunun kaybolacağı korkusunun  olduğu vurgulanmaktadır.

            BBC Radyosu'nun Türkçe yayınında (14/04) "Fransa  Avrupa Anayasası Referandumuna Hazırlanıyor" başlığı  altında ve Alan Little imzasıyla yer verilen bir haberde,   Fransa'nın, Avrupa Anayasası referandumuna hazırlandığı  ve "Evet"çi Cumhurbaşkanı Chirac'ın siyasi geleceğini  ortaya  koyduğuna işaret edilmektedir. Fransa'da giderek  alevlenen Avrupa Anayasası referandumu tartışmasının yeni  bir aşamaya girdiği ve Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Anayasa'ya  "evet" kampanyasını televizyonda Fransız gençlerle tartışarak  başlatacağı belirtilen haberde, sağdan sola Fransa siyasetinin  büyük kısmını arkasına alan "evet" kampanyasının tedirgin  olduğu, çok değil, sadece iki ay önce kamuoyu yoklamalarında  açık arayla önde gittikleri, fakat şimdi Anayasa'ya "hayır"  diyenlerin bir hayli gerisinde kaldıkları ifade edilmektedir.

            Haberde, "Hayır"cıların AB'nin serbest piyasa ekonomisine  ve serbest rekabete olan bağlılığını onaylamadığı ve bu  değerlerin, Fransa'nın üzerine titrediği ve sosyal politikalara  öncelik veren ekonomi anlayışını tehdit ettiğini düşündükleri,  ayrıca seçmenlere, mayıs ayındaki referandumda Anayasa'ya  hayır demenin, Türkiye'nin AB üyeliğinin önünü kesmenin en  iyi yolu olduğunu anlattıkları kaydedilmektedir.

            Haberde, Chirac'ın, mayıs ayında yapılacak referandumda  büyük bir siyasi riskle karşı karşıya olduğu ve referandumda   "hayır" oylarının ağır basması durumunda, görev süresini   tamamlamasına daha iki yıl olan Chirac'ın büyük bir darbe   yiyeceğinin belirtildiği ve böylesi bir sonucun Fransa'nın  AB  içindeki konumuna vereceği zararın ise çok daha büyük  olacağı vurgulanmaktadır.

 

 

               

 
ESKİ SAYILAR