18.04.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 18/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  15-17 Nisan 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (15/04)  "Türkiye Avrupalı Olursa Birliğe Girer" başlığı altında ve  Mine Kırıkkanat imzasıyla yer verilen bir haberde, Fransa  Cumhurbaşkanı Chirac'ın, 29 Mayıs'ta yapılacak olan Avrupa   Anayasası'na destek aradığı TF1 Televizyonu'ndaki programda,   Türkiye'nin AB'ye katılması hakkındaki düşüncelerini de   anlattığı belirtilmektedir. Haberde, Chirac'ın, AB'nin  genişlemesi ve Anayasa'nın Türkiye'nin üyeliğini nasıl  etkileyeceği şeklindeki bir soruya, "AB yeterince güçlü ve  yeterince kalabalık olmak için genişlemeli. Avrupa kıtası,  yüzyıllardır süren savaşlarda helak oldu. Gelecek nesillere  barışçı bir kıta bırakmalıyız. Bu da demokrasi çatısı altında  birleşmekle mümkün. Sorun, Türkiye'nin  Müslüman oluşu, ya da  Avrupa'ya aidiyeti değil ama Türkiye, şu andaki değerleri,  gelenekleri, görenekleri ve işleyişiyle Avrupalı değil.  Bunları düzeltirse, gelin diyoruz; düzeltmezse, kendisi  bilir. Türkiye'den harcaması istenen çaba çok büyük. 10  yılda, 20 yılda ancak başarılabilir. Müzakerelere başlayacak   ve Avrupa ölçüleri düzeyine erişip erişmediklerini göreceğiz.   Ancak istenen düzeye ulaşsa bile, Türkiye'nin AB üyeliği  hakkındaki son karar, Fransız halkının olacak." diye cevap  verdiği ifade edilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Kronen Zeitung'da (15/04) "Romanya, Bulgaristan,  Türkiye... Katılım, AB'ye Ödenen Net Üyelik Fonlarını İki  Katına Çıkarabilir" başlığı altında ve Kurt Seinitz imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Romanya ve Bulgaristan'ın Avrupa  Parlamentosu tarafından onaylanan katılımlarının Avusturya'ya  pahalıya mal olabileceği ve AB'nin, "genişleme ve yeni görevler"  yüzünden üyelik fonlarını yükselttiği, bunun da öncelikle net  ödeme yapan üye ülkeleri etkilediği belirtilmektedir. Yazıda, Avusturya'nın ve Birliğe net ödeme yapan diğer ülkelerin,  üyelik fonlarını ekonomik randımanlarının yüzde 1'i ile sınırlı  tutma konusunda direnmeleri üzerine, AB'nin de baskıyı artırdığı  ve Brüksel'in net ödeme yapan ülkelerden şimdiye kadarkinin iki  katına varan fonlar istemeyi planladığı vurgulanmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (15/04) "Chirac: Anayasa'ya Hayır Demek,  Fransa'nın Avrupa'daki Siyasi Mevcudiyetine Son Verir" başlığı  altında ve Pierre Lanfranchi imzasıyla yer verdiği bir haberde,  Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, 29 Mayıs'ta   düzenlenecek referandumda AB Anayasası'na destek kampanyası  çerçevesinde öne çıkarak, "hayır" denmesinin, Fransa'nın  Avrupa'daki siyasi mevcudiyetini sona erdireceğini belirttiği kaydedilmektedir. Fransız özel televizyonu TF1'de yayımlanan  programda Chirac'ın, "24 AB ülkesi Anayasa'yı onaylarken bizim  hayır dememiz, yolları tıkayan ülke durumuna düşmemize neden   olur. Fransa'nın sesi azalır. Avrupa'daki gücümüz azalır.  Avrupa nezdinde bugün sadece siyasi gücümüz sayesinde  çıkarlarımızı koruyabiliyoruz. 'Hayır' dememiz durumunda yarın  siyasi gücümüz de kalmayacak. Ayrıca Fransızların olumsuz  cevabının ardından Anayasa Anlaşması'nın tekrar tartışılması  ve görüşülmesi de gündeme gelemez. Bunun ilk sonucu, Avrupa'nın yapılanmasının durmasıdır. Diğer 24 ülke, AB Anayasası   Anlaşması'nı tekrar tartışmayı asla kabul etmez." dediği  belirtilen haberde, konuşmasında Türkiye'nin AB üyeliği  konusuna da yer veren Chirac'ın, Türkiye'nin değerlerinin  "Avrupa değerleriyle uyuşmadığı" ve bu ülkenin Avrupa  Birliği'ne muhtemel üyeliği konusunun, yakında Fransa'da  Avrupa Anayasası hakkında yapılacak referandumla ilgili olarak   ele alınmaması gerektiğini söyleyerek, "Avrupalı ya da Avrupalı  olmayan bir Türkiye konusu, 'bu sorun değil'. Sorun olan, bugün değerlerinin, geleneklerinin, hayat tarzının ve Türkiye'nin  işleyiş biçiminin, Avrupa'nın değerleriyle uyuşmadığıdır. Bu,   açık ve nettir. Gerçekleştirmek için 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl  harcayacak olan Türkiye'den istenen çok büyük bir çabadır,  tabii eğer gerçekleşirse. Bugün bu sorun ile Anayasa'yı  karıştırmak, kesinlikle bir kötü niyettir ya da büyük ölçüde düşüncesizliktir. Türkleri hiçbir değerleri yokmuş gibi  reddetmek -ki bu tamamen kabul edilemez bir tepki olur-, söz  konusu değildir. Onlara şunu açıkça söyleyeceğiz: Değerleriniz,  hayat tarzınız, gelenekleriniz ve işleyiş biçiminiz bakımından  tamamen Avrupalı olmak için gerekli çabayı sarf etmek size  düşüyor. Eğer bunu yapmazsanız, yazık olur."  dediği  aktarılmaktadır.

            Fransız televizyon kanalı TF1'in "Avrupa Anayasa  Anlaşması Tartışmaları" başlığı altında ve 14 Nisan 2005  tarihli akşam yayınında, Patrick Poivre d'Arvor'un yönettiği  ve Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın AB Anayasa Anlaşması'nı  savunmak üzere katıldığı tartışma programında Türkiye ile  ilgili sorulara da yer verilmiştir. Programda, Anayasa  Anlaşması'nın reddinin Türkiye'nin üyelik sürecini de  kesintiye uğratıp uğratmayacağı yönündeki soruya Chirac,  "Hayır. Bu iki süreç kesinlikle birbirinden ayrıdır. AB  neden genişlemektedir? Öncelikle, önümüzdeki yıllarda  Avrupa'nın, Çin, Hindistan, ABD gibi güçlerle eşit konumda  olabilmek için yeterince kalabalık ve geniş olması önem  taşımaktadır. Öte yandan Avrupa, uzun süre sürekli savaş  halinde olan bir kıta olmuştur. Barışı güvenceye almak  gerekmektedir. Barış, hiçbir zaman doğal bir durum  olmamıştır. Avrupa, 1950'lerden beri, bunun gereğini görmüş  ve demokrasiyi ve barışı tesis etmiştir. İlk önce altı  ülkeden yola çıkılmış, daha sonra bu barış ve demokrasinin  sınırları genişletilmiştir. Türkiye'ye gelince; mesele,  Türkiye'nin Avrupa'da olup olmaması veya Müslüman bir  Türkiye'nin laik Avrupa'ya dahil olup olamayacağı değildir.  Türkleri hiçe sayarak şimdiden reddetmek tabii ki söz konusu  değildir. Mesele, Türkiye'nin değerlerinin, geleneklerinin,  yaşam biçiminin, bugün Avrupa'nınkilerle uyuşmamasıdır. Bu  nedenle Türklere, bu değerlere, işleyiş biçimine, geleneklere,  yaşam biçimine uyum sağlamaları gerektiğini söylüyoruz. Bunu yapabilirlerse, çok iyi. Yapamazlarsa, o zaman herhalde  vazgeçilecektir. Ancak bu uyum Türkler için çok büyük bir  gayret gerektirmektedir ve sonuçlanırsa ancak 10, 15, 20 yıl  sonra sonuçlanabilecektir. Anayasa Anlaşması'nın  reddedilmesinin bu konuda bir etkisi olmayacaktır. Mevcut  yapılar çerçevesinde, Türkiye'nin 10-15 yıl içinde Avrupa  Birliği'ne üye olacak hale gelip gelmeyeceğini görmek üzere  müzakerelere başlanacaktır. Öte yandan, benim yaptırdığım  anayasa değişikliği, bu konuda tek güvenceyi sunmaktadır.  Böylelikle Fransızlara bu konuda referandumla karar verme  imkanı tanınmıştır." şeklinde bir değerlendirme ile yanıt  vermiştir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Financial Times gazetesinde (16/04) "Chirac Anayasa  İçin Savaşıyor" başlığı altında yayımlanan başyazıda,  Fransızlar 29 Mayıs'taki referandumda hangi yönde oy  kullanırlarsa kullansınlar, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın televizyondan yayımlanan bir  programa katılarak  Avrupa Birliği Anayasası'na destek vermesi ve tartışmaya  müdahil olmasının bir dönüm noktası olarak görülebileceği belirtilmektedir. Seçmenler eğer "evet" derse  Cumhurbaşkanı'nın yardımcılarının, son bir aydır yapılan bir  düzineden fazla kamuoyu yoklamasının sonuçlarının da ortaya  koyduğu ülkedeki "hayır" dalgasını etkin bir şekilde geri  döndürmüş olması nedeniyle patronlarının televizyonda yaptığı  gösteri karşısında şapka çıkartacakları, "hayırcıların" galip   gelmesi durumunda, bu sefer de Chirac'ın katıldığı tartışma  siyasi elitlerin AB'nin şekillenmesi için yaptıkları bunca  şeye rağmen Fransızların kendi yaratılarına karşı olmalarının   nedenlerini araştıran analizciler için iyi bir kaynak olacağı  belirtilen başyazıda, yüksek işsizlik oranının, Türkiye'nin   AB üyeliği ve merkez sağ yönetimin halk desteğini yitirmesi   gibi konu dışı meselelerin tartışma gündemine getirileceğini   Chirac'ın önceden tahmin etmiş olabileceği ve ideal bir dünyada  ise AB Anayasası'nın konuşulduğu bir tartışmada bu sorunların   hiçbirinin gündeme gelmemesinin gerektiği kaydedilmektedir.

 

            İSPANYA BASINI:

 

            ABC gazetesinin internet sayfasında (16/04) "Maragall,  Türk Başbakana, Avrupa Halk Partisi'nden Ayrılmasını Tavsiye  Etti" başlığı altında ve Iva Anguera imzasıyla yer alan bir  haberde, Katalan Meclisi Generalitat'ın Başkanı Pasqual  Maragall'ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, Avrupa Halk   Partisi'nde yer alan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP)   Avrupa sıralamasındaki formasyonunu değiştirme "fırsatı"  önerdiği ve birçok Avrupa Demokratik Hıristiyan formasyonun   Türkiye'nin katılımına ilişkin olarak çekincelerine değinerek,   Avrupa Birliği içinde herkesin Türkiye'nin katılımından yana   olmadığını Erdoğan'a hatırlattığı belirtilmektedir. Katalan  Başkan Maragall'ın, bunun aksine Avrupa solunun, bu giriş  fırsatı konusunda hiç şüphe taşımadığına işaret ettiği ve  böylelikle muhafazakar tutumdaki ılımlı bir İslamcı partinin  lideri Erdoğan'ın girmek istemediği kapıyı açmış olduğu  belirtilen haberde, Başbakan Erdoğan ile 45 dakikalık  görüşmesinin ardından Maragall'ın, Türkiye'nin AB'ye  katılımının önümüzdeki 10 yıllık dönemde gerçekleşeceğine  olan inancını ifade ederek, "Barışa ve ekonomik gelişmeye  güç vermek ve AB'nin bütünlüğünü dengelemek için Katalanya  ve İspanya için çok büyük önem arz etmektedir." dediği  kaydedilmektedir. Haberde, ileride AB üyesi olma durumundan  dolayı Türkiye'yle olan siyasi ve ekonomik bağları güçlendirme  ihtiyacına inanan Maragall'ın, Kıbrıs anlaşmazlığı ya da bu  ülkedeki insan hakları gibi bu sorundan da bahsetmekten  kaçındığı ve bu ziyaretin Katalanya'nın ekonomik çıkarları  ve aynı zamanda İspanya ile Avrupa siyasetleri için de  oldukça olumlu olduğunu belirterek, "İspanyol  Parlamentosu'ndaki tüm siyasi güçler, aynı zamanda önceki ve  şimdiki İspanyol hükümetleri, Türkiye'nin AB'ye girişinden  yanadır." dediği aktarılmaktadır.

            Aynı haber, El Periodico gazetesinde yer almaktadır.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Fileleftheros gazetesinde (15/04) "Yunanistan Mesajı  Aldı ve Harekete Geçmek Zorundadır" başlığı altında yayımlanan  bir haberde, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in  Türkiye ziyaretinin, Ege'deki ihlallerle gölgelendiği  belirtilmektedir. Türklerin, Yunanistan Dışişleri Bakanı ile   görüşmede, Yunanistan'a karşı niyetlerini göstermeyi tercih  ettikleri ve konuk ettikleri komşu ülkenin Dışişleri Bakanı'na  saygı duymadıkları ve Yunanistan aleyhindeki taleplerinin var  olmaya devam ettiği mesajını göndermeye kalkıştıkları öne  sürülen haberde, "Ankara, Atina'ya bir mesaj göndermek istedi:  Avrupai sürecin stratejik bir tercih olduğunu ve Yunanistan'ın  yardımından memnun olduğunu, ancak Ege ve Kıbrıs'taki yayılmacı politikasını gözden geçirmediğini. Eğer Atina, bu mesajı aldıysa,  o zaman uygun şekilde davranmalı. Türkiye ile yakınlaşma ve bu  ülkenin Avrupa süreci, elbette Atina'nın ve Helenizmin çıkarına.  Ancak Ankara, politikasını ve yayılmacı görüşlerini gözden  geçirmedikçe, Avrupa sahasında zorluklarla karşılaşmalı.  Yunanistan, AB üyesi bir devlet olarak, Türkiye'nin Avrupa  sürecini, kendisine karşı sergilediği davranışlarla bağdaştırmalı.   Bu davranışlar, Türkiye'nin Avrupa sürecini etkilemeli."  denilmektedir. 

               

 
ESKİ SAYILAR