ANKARA,
20/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 19 Nisan 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde
(19/04) "Türk Paranoyası" başlığı altında ve Zafer Şenocak imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin son yıllarda AB üyeliği için yoğun
bir çaba gösterdiği ve sonunda üyelik müzakerelerine başlamak için bir
tarih aldığı, ancak Avrupa'nın Türkiye'yle yaptığı sözbirliğinin bugün
ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu belirtilmektedir. Türkiye'de
giderek somutlaşan AB perspektifiyle beklenen ve çoğu insanın uzun
zamandır özlemini duyduğu demokrasi ve özgürlük baharının gelmediği,
aksine milliyetçiliğin güçlendiğine işaret edilen yazıda, düşünce
özgürlüğünün bastırılması hayaletinin, kurumları demagojiyle toplumda
korku yaratarak özlemleri manipüle eden ve böylece tehlikeli ve
patlamaya hazır bir hava yaratan totaliter bir devlet görünümünün,
yüksek seviyede güvensiz bir toplum manzarasını ortaya koyduğu ifade
edilmektedir. Bugün Türkiye'yi dıştan gözlemleyen birinin, ülkenin
Avrupa yerine Çin'le entegrasyona çaba harcadığı izlenimine
kapılabileceği öne sürülen yazıda, "İktidarı kaybetme korkusu yaşayan
güçler paniğe kapılmış görünüyor, bunların başında ordu ve milliyetçi
bürokrasi var. Bunlar, ülkenin demokratikleşmesi ve liberalleşmesi
konularındaki katı tavırlarıyla Türkiye'nin gelişimini 90'lı yıllarda
yavaşlatan ve ülkeyi derin bir ekonomik ve toplumsal krize sürükleyen
güçlerin ta kendisidir. Bunların siyasi inanışı, AB üyeliğinin,
Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla örtüşmediği yönünde. AB'nin daha çok
Türkiye'nin bölünmesi ve zayıflatılması yönünde gizli bir planı olduğu
görüşündeler... Türkiye, AB üyeliğiyle tıpkı diğer üyeler gibi bir üst
yapının parçası olacak ki bu, milliyetçiler, nötralizm yandaşları ve
sol ideolijiden arda kalanlar açısından bir karabasandır. Şimdi bunlar
Türkiye'nin geleceğini globalleşme çağında sıkıntıya sokabilecek son
bir çatışma için bir araya geliyorlar. Avrupa açısından da bu
gelişmeler iyiye işaret değil. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanların
sevinmeleri için bir neden yok. Çünkü buradan çıkacak sonuç,
Avrupa'nın bir stratejik ve imtiyazlı ortaklığı değil, aksine en iyi
ihtimalle Rusya hatta uzun vadede belki de Çin ittifakıdır.
Türkiye'deki milliyetçiler bugünden yarın izlenecek yolu ortaya koymaya
çalışıyorlar. Sadece AB karşıtı bir hava yaratmakla yetinmiyorlar, aynı
zamanda başarıyla Amerika ve Yahudi karşıtlığını körüklüyorlar... Türk
paranoyası eski bir geleneğe sahip. Türk paranoyası ölüm kalım
savaşında ortaya çıkabilmiş geciken bir milliyetçiliğin sonucudur..."
denilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da
(19/04) "Adadan Esen Destek Rüzgarı" başlığı altında ve Christiane
Schlötzer imzasıyla yayımlanan bir yorumda, son dönemde milliyetçiliğin
tırmandığı Türkiye'deki AB karşıtı havadan etkilenmeyen Kuzey
Kıbrıs'taki seçmenlerin, Türk milliyetçilerin kahramanı olarak görülen
Denktaş'ı tahtından indirerek, ilk kez Avrupa yanlısı bir lideri
Cumhurbaşkanı seçtikleri ve bu şekilde, kaderleri 40 yıldan beri
Ankara'ya bağlı olan Kuzey Kıbrıslıların büyük Türkiye'ye de "reformlar
dışında başka bir yol yoktur." dersi verdikleri kaydedilmektedir. Son
dönemde Erdoğan'ın AB yoluna devam etme kararlığına ilişkin kuşkuların
doğduğuna dikkat çekilen yazıda, AKP'nin Türkiye'yi AB'ye götürmekten
başka bir programı olmadığı için, oluşan siyasi boşluğun derhal göze
çarptığı ve bu boşluğu milliyetçilerin doldurmaya çalıştığı
belirtilmektedir. Talat'ın "sessiz bir devrim" diye nitelediği Kuzey
Kıbrıs'taki değişimin, Türkiye'nin AB üyeliği perspektifi olmadan
gerçekleşmesinin mümkün olmadığına işaret edilen yazıda, bunun Avrupa
için de sorumluluk üstlenmek anlamına geldiği belirtilerek, AB'nin,
Rumlara baskı uygulamak pahasına Kıbrıslı Türklerin adanın yeniden
birleşmesi yönündeki çabalarını desteklemesi gerektiği ifade
edilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (19/04) "Letonya,
Türkiye'nin AB Üyeliğini Destekliyor" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında Letonya Devlet Başkanı Vaira
Vike-Freiberga'nın, Letonya'nın, Türkiye'nin AB üyeliğini
desteklediğini belirttiği kaydedilmektedir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından basına yaptığı
açıklamada Vike-Freiberga'nın, "Tecrübelerimizi (AB'ye giriş)
paylaşmaya ve elimizden gelen desteği vermeye hazırız. Hıristiyan
geçmişi olan ülkelerin, Türkiye gibi Müslüman geçmişi olan ülkelerle,
herkesin ahlaki, manevi ve kültürel değerlerine riayet ederek laik bir
sistemde bir arada yaşayabilmelerinin önemli olduğunu düşünüyoruz."
dediği belirtilen haberde, Letonya'nın AB'ye Mayıs 2004'te üye olduğu
ve Avrupalı yöneticilerin, Türkiye ile 3 Ekim'de AB'ye üyelik
müzakereleri başlatma kararı aldıkları hatırlatılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (19/04)
"Türkiye... Başbakan Danışmanı: Ankara Reformlar Konusunda Kararlı"
başlığı altında ve Gareth Jones imzasıyla yer verdiği bir haberde,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dış İlişkiler Danışmanı ve aynı
zamanda İstanbul Milletvekili Egemen Bağış'ın, Fransa'nın AB
Anayasası'na vereceği "hayır" yanıtının, Türkiye'nin AB'ye üyelik
planlarını bozabileceği yönündeki kaygıları anlamsız bulduğunu ifade
eden bir tavırla, Ankara'nın reformlar konusundaki kararlılığını
sürdüreceğini söylediği belirtilmektedir. Fransız halkının 29 Mayıs'ta
AB Anayasası'nı oylayacağı ve son kamuoyu yoklamalarının, oylamadan
"ret" kararı çıkacağına işaret ettiği kaydedilen haberde, Anayasa'nın
reddinin, hem AB içinde bir siyasi krizi tetikleyebileceği hem de
Türkiye'nin AB üyeliği ile doğrudan bağlantılı değilse de üyelik
müzakereleri için verilen başlangıç tarihinin ertelenmesi yönündeki
talepleri körükleyebileceği öne sürülmektedir. Erdoğan'ın Dış İlişkiler
Danışmanı Egemen Bağış'ın, Reuter'e verdiği mülakatta, "Anayasa'nın
kabulünü Türkiye'nin üyeliğine verilen bir onay olarak görmeyeceğimiz
gibi, reddini de, Türkiye'nin reddi olarak görmeyeceğiz... İnsanlar,
elmalarla armutları karıştırıyor. Anayasa taslağındaki maddelerden
hiçbiri Türkiye'den bahsetmiyor. Eğer insanlar bunun Türkiye ile bir
bağlantısı olduğunu iddia ederlerse, Fransız seçmenlere hakaret etmiş
olurlar. Seçmenler, böyle bir ilgi kurmaya çalışan politikacıları
cezalandıracaktır." dediği ifade edilen haberde, Türkiye'nin üyelik
müzakereleri için bir tarih almış olduğu halde, piyasa analistleri ve
diplomatların, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların, müzakereleri
engellemek için Fransa'nın referandumda vereceği "hayır" oyu gibi
büyük bir engeli öne süreceklerini söyledikleri belirtilen haberde,
Polonya Başbakanı Marek Belka'nın da, Anayasa'nın reddi halinde
Ukrayna'nın AB umutlarının kırılmasının yanı sıra "AB'nin Türkiye ile
müzakere tarzının da tamamen değişeceğini" kaydettiği vurgulanmaktadır.
Financial Times gazetesinin
internet sayfasında (19/04) "Hollanda Evet Oyu İçin Kampanya
Başlatacak" başlığı altında ve Ian Bickerton imzasıyla yer alan bir
haberde, Hollanda Hükümeti'nin, ülkedeki kamuoyu yoklamalarında çıkan
tabloya göre ulusal referandum sonucunun belirsizliği karşısında
harekete geçerek, Avrupa Anayasası Anlaşması'na desteği artırmak için
bir propaganda kampanyası başlatmaya karar verdiği belirtilmektedir.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, hükümetin, Türkiye'nin AB
üyeliği ve ulusal egemenliğin kaybı gibi konularla Anayasa
referandumunu bağlantılandıran "Hayır" kampının iddialarını çürütmeye
çalışırken, bir yandan da seçmenleri, Anayasa Anlaşması'nı
desteklemeleri yönünde gerekçeler bombardımanına tutacağını söylediği
vurgulanan haberde, Hollanda'nın önde gelen haftalık haber dergisi
Elsevier'in, son sayısında dokuz sayfayı, "Hayır, Neden Evet'ten Daha
İyi" başlıklı bir makaleye ayırdığı kaydedilmekte, Anayasa'nın 25 üye
ülke tarafından da onaylanmasının gerektiği, tek bir ülkenin
reddetmesinin AB'yi bir krize itebileceği öne sürülmekte ve
Hollanda'daki anlayışı değerlendiren üst düzey bir yetkilinin "Eğer
'hayır' diyen tek ülke Fransa olursa, Fransa'nın bir sorunu vardır.
Eğer birden fazla ülke 'hayır' derse, Avrupa'nın bir sorunu var
demektir." dediği aktarılmaktadır.
İTALYA BASINI:
Il Sole 24 Ore gazetesinde
(17/04) "Türkiye ve Müslüman Ülkelerin Evrimi... Emma Bonino: Radikal
İslam Cazibesini Kaybediyor" başlığı altında ve Roberto Bongiorni
imzasıyla İtalyan siyaset dünyasının renkli isimlerinden, Avrupa
Komisyonu eski üyelerinden Emma Bonino ile yapılan bir mülakata yer
verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Acaba Türkiye'den
yoksun olarak bütünleşmiş bir Avrupa'nın dezavantajları neler olabilir?
BONINO: Daha halen
bütünleşme sürecinden bahsetmekteyiz. Her şey yolunda giderse,
Türkiye'nin Birliğe katılımı 8-10 yıl içinde gerçekleşecektir. Şayet
Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasına izin vermemiş olsaydık, son
dönemde yapılan tüm çalışmaları inkar etmiş olurduk ve sadece ve sadece
Müslüman olduğu için büyük bir devlete kapıları kapatan Avrupa'nın da
bir 'Hıristiyan kulübü' olduğu görüşü haklı çıkardı... Fakirliğinin ve
demografik sorunlarının ötesinde, hakkında duyulan kuşkular bu ülkenin
temsil ettiği farklılıktan kaynaklanıyor. İşte bu nedenle de Ankara'nın
üyeliğinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Avrupa her şeyden önce
siyasi bir projedir. Ayrıca Müslüman ve kurumsal anlamda laik bir ülke
olan Türkiye'nin Avrupa'da yaşayan 20 milyon Müslüman ile kurulacak
diyaloga yardımcı olabileceğini de göz ardı etmemeliyiz.
SORU: Ancak Türkiye
konusunda eleştiri getirenler, ülkede baş gösteren ve AB'nin laikliği
ile hiçbir şekilde bağdaşmayan 'radikal-İslam' fenomenine kuşkuyla
bakıyorlar.
BONINO: Türk devlet yapısı
laiktir. Aşırı dinci bir fenomenin var olduğu doğrudur, ancak İtalya
gibi ülkelerde de namus cinayeti olgusunun daha 1970'li yıllara kadar
Ceza Kanunu içinde yer almakta olduğunu unutmamalıyız. AB üyesi
Avusturya'da da zina 1997 yılına kadar suçtu. Müzakere süreci, bu
sorunları çözmek içindir. Öte yandan genişlemiş Akdeniz ortamında
Türkiye'nin rolü önde gelmektedir." (...)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinde
(19/04) "AB Müktesebatına Uyum" başlığı altında ve Yorgos Burdaras
imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Kathimerini gazetesinde yayımlanan mülakatı çerçevesinde
Türk-Yunan sorunlarının ülkesi tarafından nasıl ele alındığına ilişkin
ifadeleri, özellikle de Ege'deki gerginliği komşumuz ülkenin askeri
faaliyetinden kaynaklanmadığı, Atina'nın seçeneklerinden kaynaklandığı
yönündeki ifadelerinin, Atina'da kaygı yarattığı ve Başbakan
Karamanlis'in, Ankara'dan, "AB müktesebatına uyum sağlayabildiğini ve
sağlamak istediğini uygulamada göstermesini" talep ettiği
belirtilmektedir. Karamanlis'in, "Yunan Hükümeti'nin Türkiye'nin Avrupa
yönelimini desteklediği biliniyor. Ancak, Türk Hükümeti'nin de
prosedürün her adımında konulan şart ve ön şartları yerine getirmesi
önemlidir. Şimdi Türkiye için AB müktesebatına gerçekten uyum
sağlayabildiğini ve sağlamak istediğini gösterme zamanı geldi. Türk
Hükümeti'nin, AB Konseyi tarafından kararlaştırılan bütün kriterleri ve
yükümlülükleri yerine getirmek için gerekli önlemleri alması zamanı
geldi." şeklinde konuştuğu belirtilen haber-yorumda, öte yandan AB
Komisyonu Başkanı Barroso'nun, "AB üyesi devletlerin başkanları ve
hükümetleri Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararını aldılar,
ancak Türkiye'nin bütün AB kanunları ve ilkelerine tam saygı
göstermesinden söz eden net şartlar ve ön şartlar koydular. Tabii, bu
kanunlara tam saygı göstermesi Türkiye'nin gelecekteki AB üyeliği için
zorunlu ön şart oluşturuyor. Bu şartlardan biri de AB üyesi ülkeler ile
aday ülkeler arasında iyi komşuluk ilişkileridir. Yunan Hükümeti'nin bu
konuda gösterdiği işbirliği ruhunu takdir ediyoruz." dediği
aktarılmaktadır.
Yunanistan Radyo-TV
Kurumu'nun (ERT) internet sayfasında (19/04) "Barroso'nun Üsküp ve
Türkiye'ye Mesajı" başlığı altında ve Annita Pashalinu imzasıyla yer
alan bir haberde, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun,
Atina'da Meclis kürsüsünden Üsküp ve Türkiye'ye birer mesaj gönderdiği
belirtilmektedir. Barroso'nun, Üsküp'ten, ülkenin adı konusunda en
kısa zamanda karşılıklı olarak kabul edilir bir çözüm için esnek
davranmasını istediği belirtilen haberde, Barroso'nun, Türkiye'nin
Avrupalaşma sürecine değinerek, Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyeliğini
destekleme kararını dahiyane olarak nitelediği ifade edilmektedir.
Haberde, Türkiye'nin de AB'ye karşı yükümlülüklerine saygı duyması ve
Ankara Protokolü'nü imzalaması gerektiğini söyleyen Barroso'nun, "Bir
ülke bunu imzaladığı zaman, bunu uygular ve bunu unutmaz." dediği
kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR