22.04.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

        

          ANKARA, 22/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  21 Nisan 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:  

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (21/04) "Türkiye,  Birlik Partilerinin Ermenistan Önergesini Kınıyor" başlığı  altında ve Johannes Leithaeuser imzasıyla yayımlanan bir  haberde, Türkiye'nin Almanya Büyülelçisi Mehmet Ali  İrtemçelik'in, Hristiyan Birlik Partileri Federal Meclis  grubunu, "Türk-Alman ve Türkiye'nin AB ile olan ilişkilerini zehirlemekle" suçladığı belirtilmektedir. Haberde, bunun  nedeninin, Birlik Partilerinin, Türklerin 1915 yılında  Ermenilere uyguladıkları sözde soykırımı hatırlatan ve  Federal Hükümetten, Türkiye'nin Ermeni halkına karşı  tarihte ve günümüzde oynadığı rolü kayıtsız şartsız ele  alması için çaba sarfetmesini isteyen önerge olduğu ifade  edilmektedir.

            Süddeutsche Zeitung'da (21/04) "Ankara'nın Büyükelçisi  Federal Parlamento'yu Uyarıyor" başlığı altında ve DPA'ye  atfen yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin Almanya Büyükelçisi  Mehmet Ali İrtemçelik'in, Federal Parlamento'yu, 90 yıl  önce Osmanlı İmparatorlu'ndaki Ermenilere yönelik vahşet  eylemlerini resmen kınamaması konusunda uyararak, Hristiyan  Birlik Partileri tarafından sunulan bu önergenin amacının,  Türk tarihini karalamak ve Türkiye'nin Almanya ve AB ile   ilişkilerini zehirlemek olduğunu söylediği belirtilmektedir.  Hristiyan Birlik Partilerinin bu önergede, Türkiye'nin,  katliamların Osmanlı İmparatorluğu tarafından planlı bir  şekilde yapıldığını bugüne değin inkar etmesini eleştirtiği  ve önergede, "Avrupa Birliği'ne üye olmak için çaba harcayan  Türkiye'nin bu retçi tutumu, Birliğin değerler birliği  prensibinin temelini oluşturan barışma fikriyle çelişki  oluşturmaktadır" denildiği belirtilen haberde, İrtemçelik'in,  önergenin kabul edilmesi durumunda, Türkiye ile Almanya  arasındaki ilişkilerde ortaya çıkacak tahribatın bugünden  hesaplanamayacak kadar büyük olacağını ve ilke olarak  tarihi olaylar hakkında hüküm vermenin parlamentoların  görevi olmadığını belirttiği kaydedilmektedir.

            Haberde, Yeşiller Partisi Parlamento Grubu Genel  Sekreteri Volker Beck'in önergeyi memnuniyetle karşılamakla  birlikte, Hristiyan Birlik Partilerini, bu konudaki   tartışmayı Türkiye'nin AB üyeliğine karşı bir hava  oluşturmak için kullanmaması yönünde uyardığı  vurgulanmaktadır.

            Berliner Zeitung'da (21/04) "Türkiye Açıklamakta  Zorlanıyor" başlığı altında ve Frank Herold-Jan  Thomsen-Bettina Vestring imzalarıyla yayımlanan bir  yazıda, Türkiye'nin, Federal Parlamento'da planlanan  Ermeni oturumuna karşı protestolarıyla, kendi AB üyeliği ile ilgili tartışmayı yeniden kızıştırdığı belirtilmektedir.  Federal Parlamento'daki Avrupa Komisyonu'nun Başkanı  Matthias Wissmann'ın (CDU) yaptığı açıklamada, "Ermenilere   yönelik soykırımın açıklık ve dürüstlükle ele alınması,   Türkiye'nin Avrupalılığının inandırıcılığı bakımından önemli  bir örnek olacaktır" dediği belirtilen yazıda, Wissmann'a  göre, "AB için, Türkiye-Ermenistan arasında olduğu gibi  komşularıyla sorunlu ilişkileri olan bir ülkeyi Birliğe  almanın oldukça düşündürücü" olduğu ifade edilmektedir.  AB'nin her ülkesinin geçmişiyle yüzleşme cesareti  göstermesi gerektiğini söyleyen CSU Genel Başkan Vekili  ve AB Milletvekili İngo Friedrich'in de, "Türklerin Ermeni  meselesindeki tutumu, önümüzdeki onyıllarda Türkiye'nin  üyeliğinin gerçekleşmeyeceği yönündeki inancımızı  güçlendiriyor" dediği belirtilen yazıda, suçlamaları geri  çeviren Hristiyan Birlik Partileri Genel Başkan Vekili  Wolfgang Schaeuble'nin (CDU), önergenin Türkiye karşıtı  olmadığını ve "hiçbir ülkenin geçmişiyle hesaplaşmaktan  kaçamayacağını" söylediği, Yeşiller Genel Başkanı Claudia  Roth'un ise, Ermeni meselesinin AB üyeliğine karşı argüman  olarak kullanılmaması için uyararak, "Türkiye için AB  perspektifinin ülkenin demokratikleşmesi, insan hakları  ve özgürlüklerin güçlendirilmesi için de bir perspektif  anlamına geldiğini belirttiği kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (21/04) "Lech Walesa: Ankara, AB'ye Girmeden  Önce Ermeni Soykırımını Kabul Etmelidir" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Nobel Barış Ödülü sahibi Polonya  eski Devlet Başkanı Lech Walesa'nın, Erivan'da yaptığı  açıklamada, Ankara'nın, 1915 sözde soykırımını tanımadıkça   Ermenilerin, Türkiye'nin Birliğe üyeliğini reddetmesini   Avrupa Birliği'nden talep etme hakkı olduğunu belirttiği  ifade edilmektedir. Walesa'nın, Osmanlı İmparatorluğu  zamanında Ermenilerin sözde katledilmesinin 90. yıldönümüne  birkaç gün kala Erivan'da düzenlediği basın toplantısında,  "Bu, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğinin soykırımı  tanıdıktan sonra gerçekleşmesi gerektiği yönünde  Ermenilerden gelen haklı bir taleptir" dediği belirtilen  haberde, bu açıklamanın, özellikle Avrupalı diğer 15 ülke  gibi Polonya Parlamentosu'nun, bu katliamı, soykırım olarak   niteleyerek kınadığı sırada gerçekleştiğine işaret edilmektedir.

           

            İNGİLTERE BASINI:  

            ABD'de yayımlanan The Wall Street Journal gazetesinin  Avrupa baskısında (21/04) "AB Anayasası Tehlikede" başlığı  altında ve Dan Bilefsky imzasıyla yer alan makalede, 450  milyon AB yurttaşını ilgilendiren Anayasa'nın kısmen,   beklenmedik bir muhalefetten ötürü -450 bin Fransız Ermenisi-   tarihi bir dipnot olmanın pek de ötesine geçememe tehlikesiyle   karşı karşıya olduğu belirtilmektedir. Bu etkili topluluğun  -anayasaya karşı mücadelede nüfuzlu güç- muhalefetini tamamen  ilgisiz bir konuyla bağlantılandırarak yürütttüğü ve onlarca  yıldır 1915 sözde Ermeni soykırımını, Türkiye'ye kabul  ettirmeye çalıştığı, topluluğun şimdi de Brüksel'in,   Türkiye'ye, AB üyeliğini sunma isteğine duydukları öfkeyi   göstermek için seferber olduğu belirtilen makalede, bu grubun  da, AB'yi felce uğratabilecek şekilde bloğun zayıf yanlarını  hedef alan taleplerini dillendirmek için 29 Mayıs referandumunu  fırsat bilen tüm diğer çıkar gruplarıyla aynı stratejiyi  izlediğine dikkat çekilmekte ve söz gelimi Fransız çiftçilerin,  bu tartışmayı, hükümetten özel tavizler koparmak için bir  fırsat olarak kullandığına işaret edilmektedir. Makalede,  Ermeni liderlerin, Türkiye'nin AB'ye girmesinden duyulan  kaygıyı istismar ederek hayır oyunu garantilemeyi umduğu  ve bu korkunun, ülkelerinde yaşayan sekiz milyon Müslüman  hakkında karışık hisler besleyen ve sıklıkla da, -bu  oylamanın Ankara'nın AB'ye üyelik girişimiyle ilgisi yoksa  da- Türkiye ile ilgili endişelerini, Anayasa'yı reddetmelerinin  başlıca gerekçesi olarak ileri süren pek çok Fransız seçmenin  de hissini yansıttığı ifade edilmektedir.

            Financial Times gazetesinde (21/04) "Avrupa'nın Sağlıklı  Dini Gerginliği" başlığı altında ve Quentin Peel imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Papa seçiminden hareketle, Avrupa'da,  "laik hümanizm ile yerleşik kilise" arasında süregiden  mücadele ele alınmaktadır. Yorumda, genişleme, özellikle de  Katolik Polonya'nın katılımıyla, AB'nin muhtemelen eskisinden  daha dindar hale geldiği, eski Sovyet cumhuriyetleri ve doğu  bloku ülkelerinin de komünizm tecrübeleri nedeniyle,  doktrinci laikliğe pek düşkün olmadıkları kaydedilmektedir.

            İslami olanı da dahil, her türlü dini köktenciliğin  bugün Avrupa'nın karşısındaki en büyük mesele olduğu ifade  edilen yorumda şöyle denilmektedir: "Hem Fransa, hem de  Hollanda'da, laik toplumla İslam arasındaki gerginlik,  Avrupa Anayasası konusundaki referandum kampanyalarına  konu oluyor. Seçmenlerden, aşırı göçü protesto etmek için  hayır oyu vermeleri isteniyor. Anayasa'nın, Türkiye'ye ve  80 milyonluk Müslüman nüfusuna AB kapılarını açacağı da  ima ediliyor. Belgede, Avrupa'nın Hristiyan mirasından söz  edilmiş olsaydı, Türkiye ya da Arnavutluk gibi Müslüman  ülkelerin ileride AB üyesi olmalarının engellenebileceğini  savunanlar olduğu kesinlikle doğru. Türkiye'nin din  işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, son derece  laik bir dil kullanılması için kampanya yürüttü. Aydın,  laikliği dine karşı değil, ibadet özgürlüğünün garantisi  olarak görüyor. Ancak anayasa, Türkiye'nin üyeliğini daha  kolay ya da daha güç bir hale getirmiyor. Bu, Türkiye'deki  demokratik reformların başarısına ve 10 yıl sonra Avrupa'daki  siyasi iklimin nasıl olacağına bağlı." 

 

            RUSYA BASINI:  

            Vedomosti gazetesinde (21/04) "Fransızlar ve  Hollandalılar, Avro'ya ve Türk Lirası'na Darbe  İndirebilirler" başlığı altında ve Kati Martin-George  Parker imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, bir buçuk ay  sonra Fransa ve Hollanda'da AB Anayasası'nın referanduma  sunulacağı ve kamuoyu araştırmalarının gösterdiği gibi bu  iki ülkede aleyhte sonuç çıkması durumunda, bunun yalnızca  Avrupa'da entegrasyona değil, Avro'ya ve Türk Lirası'na  da darbe indirilebileceği öne sürülmektedir.

            Credit Suisse First Boston şirketinde gelişmekte olan   pazarlarla ilgili döviz uzmanı olan Kun Chow'un, referandumun  başarısızlıkla sonuçlanmasının, hem AB'yi hem de bu Birliğe   katılmaya hazırlanan ülkeleri olumsuz etkileyebileceğine   inandığı belirtilen yazıda, Chow'un, Fransa'nın "hayır"  cevabı vermesi halinde bu cevabın, AB'nin genişletilmesine  "hayır" anlamına geleceğini söylediğine işaret edilmektedir.  Yazıda şöyle denilmektedir: "AB Anayasası'nı örgüte üye 25  ülkenin onaylaması gerekiyor. Üyelerden birinin aleyhte  tutum alması, Anayasa'nın yürürlüğe girmesini otomatikman  imkansız kılıyor. Anayasa yanlıları, Anayasa'nın  onaylanmasının, Avrupa'nın dünyada daha önemli rol oynamasına,  ayrıca ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkileri daha aktif  geliştirmesine imkan sağlayacağına inanıyorlar. Anayasa kabul  edilmediği takdirde, AB'ye yeni üyeler kabul edilmeyebilir.  10 yıl sonra AB üyesi olmaya hazırlanan Türkiye, Anayasa  referandumunun başarısızlığa uğramasının kurbanı olabilir.  Bir süre önce Türk Lirası'nın ABD doları karşısındaki kuru,  son dört yıllık dönemde en yüksek düzeyine ulaştı. Zira  yatırımcılar, AB'nin Türkiye ile katılım müzakerelerini  başlatma kararından olumlu etkilenmişlerdi. Şimdiyse AB'nin  bazı temsilcileri, Fransa'nın referandumda olumsuz cevap  vermesi halinde, ekim ayında başlaması öngörülen Türkiye'nin  Birliğe katılım müzakerelerinin başlamayabileceği ve Türk  Lirası'nın kurunun düşebileceği uyarısında bulunuyorlar.   Bazı gözlemciler, Avro'nun kurunun da ABD Doları ve Japon  Yeni karşısında düşebileceğini tahmin ediyorlar."

 

        

 

 

                   

 
ESKİ SAYILAR