25.04.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

        

            ANKARA, 25/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  22-24 Nisan 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            The Wall Street Journal gazetesinde (22/04) "AB  Anayasası, Sömürülecek Yağlı Bir Kaynak Haline Geldi"  başlığı altında ve Dan Bilefsky imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Birliğin 450 milyon vatandaşı için hazırlanan  AB Anayasası'nın, kısmen hiç akla gelmeyecek bir muhalif  -450 bin Fransız Ermeni- yüzünden tarihi bir dipnottan  daha fazlası haline gelme riski altında olduğu ve bu  etkili toplumun -ve önerilen Anayasa'ya karşı mücadelede  kuvvetli bir güç-, muhalefetini bütünüyle alakasız bir  mesele olan Türkiye'nin 1915 sözde Ermeni soykırımını  tanımasını sağlamaya dair halklarının on yıllardır  yürüttüğü mücadele ile ilişkilendirdiği kaydedilmektedir.  Bu kişilerin Brüksel'in Türkiye'ye AB üyeliği verme  isteğine yönelik öfkelerini göstermek için seferber  oldukları belirtilen yorumda, grubun stratejisinin,  AB'de gördükleri tüm olumsuzluklarla ilgili taleplerini  kabul ettirmek amacıyla 29 Mayıs'ta yapılacak Anayasa  referandumunu reddetmek için sayısız neden ileri süren  diğer çıkar gruplarının stratejisiyle aynı olduğu ifade  edilmektedir. Fransa'nın en büyük Ermeni derneğinin lideri  olan Ara Tornian'ın, "İnsanlar Anayasa oylamasını bir  protesto oylaması olarak kullanıyorlar. Önümüzdeki altı  hafta bir fırsat kapısı ile karşı karşıyayız, sesimizin  duyulmasını sağlamaya kararlıyız." dediği belirtilen  yorumda, Ermeni liderlerin, Türkiye'nin AB'ye kabul  edilmesine ilişkin endişeler üzerine oynayarak "hayır"  oyunu garantileyebilmeyi umdukları vurgulanmakta ve bu  endişelerin, ülkenin sekiz milyon Müslümanına ilişkin  karışık hisleri olan ve Anayasa'yı reddetmelerinin ana  nedeni olarak Türkiye'ye ilişkin şüpheleri gösteren pek  çok Fransız seçmen ile yankı bulduğu, aslında oylamanın,  Ankara'nın AB başvurusu ile bir ilgisinin bile olmadığına  işaret edilmektedir. Yorumda, AB Anayasası'nın gayretli  savunucusu Cumhurbaşkanı Chirac'ın, AB'ye katılmayı  istiyorsa Türkiye'nin sonunda Ermenilerin kitlesel  ölümlerini kabul etmek zorunda kalacağını söylediğine  dikkat çekilmektedir.

            AP'nin (22/04) "Almanya, Yeni Papa'nın Türkiye'nin  AB Üyeliğine İtirazını Önemsemedi" başlığı altında ve  Matti Huuhtanen imzasıyla yer verdiği bir haberde, Almanya  Cumhurbaşkanı Horst Köhler'in, yeni Papa'nın Türkiye'nin  olası AB üyeliğine karşı çıkacağı yönündeki endişeleri  gözardı ederek, bu konuda kararın 25 ülkeden oluşan  Birliğin vatandaşlarına ait olduğunu söylediği  belirtilmektedir. Ratzinger'in Papa seçilmeden önce,  Hıristiyan köklerin yeniden ortaya çıkarılması yönünde  Avrupa'ya baskıda  bulunarak, Türkiye'nin AB'ye üyelik  girişiminin kıtanın kültürüyle bağdaşmayabileceğini ileri  sürdüğü hatırlatılan haberde, Köhler'in Finlandiya'nın  başkentinde yaptığı açıklamada, "Papa'nın bu açıklaması  bize zarar vermeyecek. Papa'nın Avrupa'nın Hıristiyan  köklere sahip olduğunu vurgulamasından son derece memnunum."  dediği, ancak Avrupa'nın "hümanizm" gibi başka değerler  üzerine de dayandığını sözlerine eklediği kaydedilmektedir.  Haberde, Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Halonen'in ise,  "AB vatandaşlarının ne düşündüklerinin önemli olduğuna  tamamen katılıyorum. Papa'nın görüşlerinin bir etkisi  olacaktır, ancak aynı şekilde ABD'nin ve Asya halkının  görüşlerinin de etkisi olacaktır." dediği ifade  edilmektedir.

 

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinin internet sayfasında (23/04)  "Tarihi Sorumluluk" başlığı altında ve Pierre Rousselin  imzasıyla yer alan bir yorumda şöyle denilmektedir:  "Ermeni soykırımının 90. yıldönümünün, eğer bir gün AB'ye  kabul edilmek istiyorsa, 1915'de meydana gelen olaylardaki  sorumluluğunu tamamen kabul etmesi gerekeceğini Türkiye'ye  hatırlatma fırsatı olması gerektiği 350 binden fazla  mensubuyla Fransa'daki Ermeni toplumu, ABD'deki Ermenilerden  sonra en fazla sayıya sahip. Bu, aynı zamanda başarılı bir  entegrasyon modeli de. Fransa ve Almanya'da İkinci Dünya  Savaşı'nda yaşanan dramlar konusunda olduğu gibi,  Türkiye'nin de bir hafıza egzersizi yapması isteniyor.  Avrupa Birliği'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerini  3 Ekim'de başlatacağı dikkate alındığında, hafıza  egzersizinin yapılması hiç bu kadar acil olmamıştı. Bu  müzakereler, Ermeni soykırımının bir ön şart olarak kabul  edilmesini içermeden başlayacak. Fransa, Ankara'nın tarihin  yaralarını kesin bir şekilde kapatması konusunda ısrar  ederek görevini yapıyor. Katı milliyetçiliğe karşı olan  Erdoğan'ın Avrupa yanlısı hükümeti -birtakım samimi  ilerlemeler kaydedilse de- bunu yapmakta hiç de acele  etmiyor. Fransa'da, soykırımın yıldönümü Ermeni toplumu  için seslerini duyurma fırsatıdır. Bu çok normal. Hala  yaralı olan bu toplumun, Türkiye'nin AB üyeliğine büyük  ölçüde karşı olması da normaldir. 29 Mayıs'ta yapılacak  referandum etrafında yaşanan siyasi çekişmede, anma  günlerinden yararlanılmamalıdır ve soykırım kurbanlarının  geçmişteki acılarının Avrupa Anayasası'na hayır yönünde  kampanya yürütenlerin hesaplarına hizmet etmemesi  gerekmektedir."

            Le Point dergisinde (21/04) "Erdoğan'ın Savunması"  başlığı altında ve Olivier Weber imzasıyla Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan ile yapılan mülakata yer verilmektedir.  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, kendi laiklik kavramını  ve ülkesinin Avrupa'ya yönelişini savunduğunun yer aldığı  mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

(...) 

            "SORU: Fransa'da Avrupa hakkındaki referandumda hayır  çıkması sizi endişelendiriyor mu?

            ERDOĞAN: Elbette, Türkiye'nin durumu ile Avrupa  Anayasası referandumunu karıştırmak tamamen hata olur. Bu,  Türkiye'yi bir iç siyasi malzeme haline getirmek anlamına  gelir ki bu çok büyük bir hata olur. Bildiğiniz gibi, Fransa  ve Türkiye arasındaki ilişkiler ne 20. yüzyılda ne de 21.  yüzyılda başladı. Bu ikili ilişkiler çok daha öncesine  dayanıyor. Türkiye'nin demokratikleşme süreci özellikle  Fransız devriminden çok etkilendi. 1789 hepimiz için çok  büyük bir referans oldu ve bu sayede, Türkiye'deki insan  hakları konusundaki güncel tartışmalar gerçekleşebildi.  Fransa'nın Türkiye'ye etkisi, İstanbul gibi bir şehrin  mimarisine kadar tüm alanlarda kendini hissettiriyor.  Bugün bile Türkiye'deki yatırımlar açısından Fransa'yı  ilk sıralarda görebilirsiniz. Bu yatırımlar Türkiye için  büyük önem taşıyor. Bu kadar yakın ve sıkı ilişkiler  içerisinde olan iki ülke arasında problem olması bizi  üzecektir. 

            SORU: Fakat Avrupa'da bazı kesimler Birliğe üyelik  talebinize kuşkuyla ve hatta endişeyle yaklaşıyor.  

            ERDOĞAN: Türkiye'nin laik bir ülke olduğunu daha sık  hatırlatmak gerekiyor. Ama önemli olan basının tarafsız  tutumu ve sağduyulu davranması. Maalesef yazılı ve görsel  basında Türkiye'yi tanıtmak açısından çok yanlış yaklaşımlar  var. Ayrıca Avrupa Birliği Hıristiyan bir klüp değildir.  Biz Avrupa'yı farklı medeniyetlerin buluşma ve uzlaşma yeri  olarak görüyoruz. Türkiye, Birliğin evrensel bir güç haline  gelmesinde büyük rol oynayacaktır. Türkiye gerek farklı  medeniyetlerin buluşması boyutuyla gerekse dinamik  nüfusuyla, Birliğin olumlu yönde gelişmesine katkı  sağlayacaktır... 

            SORU: Avrupa'ya üyeliğin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni  tanımaktan geçtiğini düşünüyor musunuz?

            ERDOĞAN: Hayır. Kıbrıs sorunu, BM çerçevesinde bir  çözüm bulması gereken bir sorun. BM Genel Sekreteri Kofi  Annan tarafından hazırlanan ve AB tarafından desteklenen  plana destek vererek Türkiye ve KKTC açık olarak, adadaki  barıştan yana olanların kendileri olduğunu gösterdiler.  Yapılması gereken şey, Annan planına evet diyen KKTC'ye  karşı uygulanan ekonomik, kültürel, ticari ve sportif  tecrit önlemlerini kaldırmak için somut adımlar atmak..."

            AFP'nin (22/04) "Alman Parlamenterler, Türkiye'den  Geçmişiyle Yüzleşmesini İstiyorlar" başlığı altında ve  Julia Naumann yer verdiği bir haberde, Alman parlamenterlerin, Türkiye'den, geçmişinin en karanlık sayfasıyla -Osmanlı  İmparatorluğu zamanında 1915-1916 yılları arasında sözde  Ermenilerin katledilmesi- tıpkı Almanya'nın Nazizm için  yaptığı gibi yüzleşmesini istedikleri ve bu tutumun,  Türkiye'nin Avrupa'ya yerleşmesine katkıda bulunacağı  güvencesini de verdikleri belirtilmektedir. Acılarla dolu  bu konu hakkında Alman Parlamentosu'nda düzenlenen bu ilk  oturumda tüm partilerden sözcülerin, bu talebi ölçülü ve  saldırganlıktan uzak bir şekilde dile getirerek, Türk  karşıtı hiçbir yaklaşımın söz konusu olmadığını söyledikleri  belirtilen haberde, Sosyal-demokrat (SPD) Markus Meckel'in,  Ankara'dan, sözde katliamlar konusunda sessizliğini bozmasını  istediği ve böyle bir tanımanın, Türk ulusal gururundan  vazgeçme anlamına gelmediğini belirttiği, Yeşiller'den  milletvekili Fritz Kuhn'un ise, oturumun isabetli olduğunu  vurgulayarak kesin bir ifadeyle, "çünkü biz, Türkiye'nin  Avrupa Birliği'nde olmasını istiyoruz. Almanya, suçluları  cezalandıran biri olarak hareket etmiyor." dediği  aktarılmaktadır.

            Le Figaro gazetesinin internet sayfasında (23/04)  "Fransa, Ermeni Dosyası Konusunda Avrupa'da Dışlandı"  başlığı altında ve Alexandrine Bouilhet imzasıyla yer alan  bir yorumda, Ankara ile müzakerelerinde Avrupa Birliği'nin  hiçbir zaman Türkiye'den sözde Ermeni soykırımını tanımasını  istemediği, bu nedenle, hiçbir üye devletin, hatta  Fransa'nın bile, henüz açık bir şekilde bunu talep etmediği belirtilmektedir. Ermeni konusunun, Türkiye'nin resmi üyelik  kriterleri arasında yer almadığı ve Ankara'nın 1915 sözde  katliamı konusunda sessiz kalmasının, 25'lerin geçen  17 Aralık'ta Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlatılması  yönündeki kararına engel teşkil etmediği kaydedilen yorumda,  AB Zirvesi vesilesiyle, Ermenilerin öfkelerini göstermek için  otobüslerle Brüksel'e geldikleri ve bunun, o dönemde Kıbrıs  konusunda çok daha fazla endişe duyan Avrupalı yöneticiler  üzerinde hiçbir etkisinin olmadığına işaret edilmektedir.  Sözde soykırımın yıldönümünün, Ermenilere Brüksel'e baskı  yapmaları için yeni bir fırsat sunduğu ve Avrupa Ermeniler Federasyonu'nun, üye devletlerden ve Komisyon'dan, önceki  gün sözde soykırımı resmen tanımasını talep etmek için  Türkiye'ye baskı yapılmasını istediği belirtilen yorumda  şöyle denilmektedir: "Avrupa'nın bu tutumu, tartışmanın  çekirdeğindeki durumu yansıtıyor. 25'lerden sadece üç üye  devlet soykırımı resmen tanıdı: Yunanistan, Belçika ve  Fransa. İki milyondan fazla Türk'ün yaşadığı Almanya  soykırım gerçeğini hiçbir zaman tanımadı, İspanya da aynı  şekilde. İngiltere konu hakkında oldukça ihtiyatlı  davranırken, İtalya'da Meclis, soykırımı tanıması için  Türkiye'ye baskı yapılmasını hükümetten isteyen bir kararı  2001'de kabul etti, ancak bu girişimin devamı gelmedi.  Sadece, önemli bir Ermeni çoğunluğun yaşadığı Fransa  düzenli olarak konuyu tartışmaya açıyor, ancak oldukça  yalnız kalıyor. Harekete geçmeye zorlanan Jacques Chirac,  Ankara'nın adaylığının en ateşli savunucularından.  Fransa'daki Ermenilerin baskısına rağmen Chirac  17 Aralık'ta, soykırımın tanınmasını Ankara ile  müzakerelerin başlatılmasına bir şart olarak ileri  sürülmesini istemedi. Buna karşılık Cumhurbaşkanı,  Türkiye'yi geleceğe dair uyararak, 'Türkiye'nin bu  meselede hafıza egzersizleri yapması vazgeçilemezdir.'  dedi."

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Economist dergisinin "Charlemagne" sayfasında  (23/04) "Büyük Çözülme... Fransa'dan Gelecek Bir 'Hayır'  Avrupa Birliği İçin Tatsız Bir Dönem Başlatacak" başlığı  altında yayımlanan bir yorumda, Fransa'da 29 Mayıs'ta AB  Anayasası konusunda yapılacak referandum çerçevesinde  Birliğin geleceği ele alınarak, yapılan kamuoyu  yoklamalarının "hayır" cephesinin önde olduğunu gösterdiği vurgulanmaktadır. Yazıda, Fransa'da yapılacak referandumdan  çıkacak "hayır" yanıtının, daha sonra Hollanda'da yapılacak  referandumun sonucunu da etkileyeceği kaydedilerek; Birlik  içindeki ülkelerde, geçmişte de bazı anlaşmaların  reddedildiği, ancak Fransa'dan gelecek bir reddin çok daha  önemli sonuçlar doğuracağı değerlendirmesi yapılmaktadır.  Fransa Ulusal Meclisi'nin 1954'te "Avrupa Savunma Topluluğu"  önerisini reddetmesinden sonra bu konunun tekrar gündeme  gelmesinin yaklaşık 40 yıl aldığı belirtilen yorumda,  AB'nin genişlemesine karşı da benzer bir durum yaşanabileceği,  Türkiye'nin ekimde başlaması planlanan üyelik müzakerelerinin  askıya alınabileceği, hatta Bulgaristan ve Romanya'nın bile  kurban olabilecekleri değerlendirmesine yer verilmektedir.

            Reuter'in (22/04) "Analizciler: Fransızların AB  Anayasası'na 'Hayır' Demeleri Kuvvetle Muhtemel" başlığı  altında ve Toni Vorobyova imzasıyla yer verdiği bir haberde,  Reuter tarafından 20 siyasi analizcinin katılımıyla  gerçekleştirilen kamuoyu yoklamasına göre, Fransızların  Avrupa Birliği Anayasası'nı reddetmelerinin kuvvetle  muhtemel olduğu belirtilmektedir. Kamuoyu yoklamalarının,  Fransa'nın Anayasa Anlaşması'nı reddeden ilk ülke  olabileceğini gösterdiği belirtilen haberde, "akıllardaki  en büyük sorunun ise Fransa'nın anlaşmayı reddetmesi halinde  ne olacağı sorusunun" olduğu, Brüksel içinden kaynakların  bir "B Planı"nın olmadığını, kamuoyu yoklamasına katılan  analizcilerin pek çoğunun ise Fransızların "Hayır" oyunun  Anayasa'dan büyük olasılıkla vazgeçilmesine yol açacağını  söyledikleri kaydedilmektedir. 20 analizciden 14'ünün,  Fransa'nın Anayasa'yı reddetmesinin Türkiye'nin AB'ye  katılımını zorlaştıracağını söylediği kaydedilen haberde,  Oxford Üniversitesi'nden Daniel Keleman'ın, "Pek çok AB  lideri, Türkiye'yi dışarıda bırakmak için bahane arıyor.  Bu sebeple Anayasa'nın başarısızlıkla sonuçlanmasını  tasarlıyor olabilirler." dediği, ancak diğer uzmanların,  Türkiye'nin üyeliğinin gelecekte, Fransa'daki referandumdan  etkilenmeyecek kadar uzak bir tarihte söz konusu olacağını  ileri sürdükleri, döviz uzmanlarının, "Hayır" oyunun Türk  Lirası'nı zayıflatacağını, öte yandan "Evet" oyunun da  güçlendireceğini söyledikleri ifade edilmektedir. Haberde,  Fransa'da Türkiye'nin üyeliği ciddi anlamda siyasi bir  sorun teşkil etmekle birlikte, Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın konuyla ilgili olarak daha sonra ayrı bir  referandum yapılacağına dair taahhütte bulunmuş olmasına  rağmen, bazılarının Türkiye'nin üyeliğine onay vermediklerini  ilan etmek için AB Anayasası oylamasını koz olarak  kullanabileceği öne sürülmektedir.

 

            İTALYA BASINI: 

            Corriere della Sera gazetesinde (21/04) "Fassino:  Köktendinci Bir Papa Olmayacaktır" başlığı altında ve  Solun Demokratları partisinin Genel Sekreteri Piero Fassino  ile yeni Papa "16. Benedictus" hakkında gerçekleştirilen  bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ildiği bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Ratzinger Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı...  Sizce bu büyük bir uluslararası politika düğümü müdür? 

            FASSINO: Ben bu konuda farklı düşünüyorum. Açıkçası  Türkiye'nin iki kimliğe sahip olduğuna inanıyorum: Avrupalı  ve Asyalı; laik ve dini inançları olan; demokratik ve  otoriter. Bu ülkenin İslami köktendinciliğe sürüklenmesini  engellemek için, her iki kimliği de tanımak tek yoldur.  İslam ile demokrasi arasında bağdaşma söz konusudur. Şayet  bu model Türkiye'de kazanırsa, her yerde uygulanabilir. Ve  ancak Türkiye -dışarıda bırakılmadan- AB'ye dahil edilirse,  bu iddia kazanılır."

 

            RUSYA BASINI:  

            Regnum Haber Ajansı'nın internet sayfasında (21/04)  "Mari-An İsler-Begen: Türkiye'nin AB Üyeliğini Ermeni  Soykırımının Tanınmasıyla Şartlandırmaya Gerek Yok" başlığı  altında yer alan bir yazıda, sözde Ermeni soykırımının  tanınması ve Ermeni-Türk sınırının açılması meselelerinin  Türkiye'nin AB'ye üye olmasında önşart olarak ileri sürülüp  sürülmeyeceği ile ilgili bir soru üzerine, "Avrupa Birliği'nin komşularıyla sınırlarının kapalı olduğunu veya demokrasi  değerlerini desteklemeyen bir ülkenin bu örgütün üyesi  olduğunu düşünemiyorum; bir saniyeliğine olsun düşünemiyorum."  diyen AB-Ermenistan Parlamentolar Arası İşbirliği Komitesi  Başkanı Mari-An İsler-Begen'in, "Türkiye'nin AB üyeliğini  Ermeni soykırımının tanınmasıyla şartlandırmak yerine, bu  ülkenin soykırımı tanımasını sağlamak gerekiyor. Bu, yenen  ve yenilen taraflar arasında bir mücadeleye dönüşmemeli.  Sadece, uluslararası kamuoyunun kabul ettiği bu tarihi  gerçeği, Türkiye'nin de tanıması yönünde hareket edilmeli."  şeklinde konuştuğu belirtilmektedir.

 

    

  

                   

 
ESKİ SAYILAR