27.04.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 27/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  26 Nisan 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (26/04) "Türkiye ve AB, Üyelik Görüşmelerinin  Önünü Açmak Amacıyla Kıbrıs Konusunda Karşılıklı Teminat  Verdiler" başlığı altında ve Constant Brand imzasıyla yer  verdiği bir haberde, Avrupa Birliği ve Türkiye'nin  birbirlerine, Ankara'nın bu yılın sonunda üyelik  görüşmelerine başlayabilmesinin yolunu açmayı amaçlayan  Kıbrıs konusundaki taahhütleri yerine getirmek üzere,  birtakım güvenceler verdikleri belirtilmektedir. AB'li ve  Türk liderlerin, 3 Ekim tarihinde başlanması beklenen  AB'ye üyelik görüşmelerinden önce, Ceza Kanunu reformları  ve Ankara'nın AB ile arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması'nın  Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletilmesi konularının  ele alınacağı son tur görüşmeleri gerçekleştirmek üzere  bir araya geldikleri belirtilen haberde, Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül'ün, yaptığı açıklamada, AB'nin kuzey ile  ekonomik anlaşmalar yapılması ve mali yardımda bulunulması  yönündeki uzun zamandan beri ertelediği sözünü tutmasını  talep ederek, "Bazı karşılıklı beklentiler söz konusu."  dediği ifade edilmektedir. Gül'ün, AB'ye, Türkiye'nin,  Ankara'nın AB ile Gümrük Birliği Anlaşması'nın Kıbrıs'ı  kapsayacak şekilde genişletilmesi konusundaki protokolü  "imzalamaya hazır" olduğu konusunda teminat verdiği  vurgulanan haberde, Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean  Asselborn'un, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rehn  ile müzakereler başlamadan önce Türkiye'nin yerine  getirmesi gereken reformların listesini gözden geçirdiğini  söyleyerek, reformlar konusunda ilerleme kaydetmenin önemli  olduğunu, ancak aynı ivmenin korunması gerektiğini ve  Türkiye'nin Ceza Kanunu reformlarının zamanında hayata  geçirilebilmesi için konuyla ilgili işlerin tekrar rayına  oturtulması gerektiğini söylediği kaydedilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Die Presse gazetesinde (26/04) "Peki Neden Türkiye  Olmasın?" başlığı altında ve Herbert Vytiska imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, bir araştırmaya göre, Türkiye'nin  ekonomik açıdan Romanya ve Bulgaristan'dan çok daha iyi  durumda olduğu belirtilmektedir. Yorumda, Türkiye'de  hükümet düzeyindekiler ile ilişkisi olanlara, "Neden  Avusturyalılar bize karşı olanların başında geliyor?"  Gerçekten de bu neden böyle? sorusunun sorulduğu ifade  edilmekte ve çeşitli saflardaki politikacıların  beyanlarının da bu görüşü doğruladığı, ancak çoğunlukla  ülkeyi tanımayan kişilerin böyle bir karara vardıklarını  söylemekte yarar olduğu vurgulanmaktadır. Romanya ve  Bulgaristan'ın 2007 yılından itibaren AB üyesi olacağı  belirtilen yorumda, Bank Austria Creditanstalt'ın bundan  birkaç hafta önce yaptığı bir araştırmaya göre,  Türkiye'nin ekonomik açıdan bu iki Balkan ülkesinden çok  daha iyi durumda olduğu ve geçen yıl yüzde 9.8'lik bir  büyüme göstererek, uluslararası alanda ilk sıralara  yükseldiği, ama AB'ye katılım konusunda kamuoyunda çok  arkalarda yer aldığı dikkat çekilmektedir. Türkiye'nin  resmi yayınlarından birinde, ülkenin yüzde 3'ünün Avrupa  kıtasında bulunduğunun yazılı olduğu ifade edilen yorumda,  bazılarının buna dayanarak, ülkenin AB'de işi olmadığını  söyleyeceği, ama belki de asıl bu coğrafi konumun,  Türkiye'nin Avrupa ile Ön Asya ya da İslam dünyası  arasında bir köprü olabileceğinin bir göstergesi olduğu  kaydedilmektedir. Yorumda, “Türkiye'nin yüzüne kapıyı  kapatmak hiç de yapıcı bir davranış olmaz. Bu AB'ye  umutlarını bağlayan bu kadar insana sırt çevirmenin  dışında, zamanla doğal olarak karşılanan birçok reformu da  tehlikeye atmak anlamına gelebilir. Rusya Devlet Başkanı  Putin kısa süre önce, AB'nin Türkiye'ye kapılarını  kapatması halinde, bir Moskova-Ankara ekseni kurmayı  düşünmüştü. Böyle bir perspektif göz önünde bulundurulacak  olursa, AB'nin Türkiye'ye destek vermesi belki de daha  iyi olur. Ancak üyeliğin şekli konusunda henüz son söz  söylenmiş değil." denilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (26/04) "Barnier, AB'den, Türkiye'ye Hafıza  Ödevini Hatırlatmasını İstedi" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier'nin,  AB-Türkiye Ortaklık Konseyi'nin Lüksemburg'da yapılan  toplantısı sırasında, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'dan,  sözde Ermeni soykırımı konusunda "hafıza" ödevini  Türkiye'ye hatırlatmasını istediği belirtilmektedir.  Barnier'nin, AB Dışişleri Bakanları toplantısında, bu  girişimde Hollandalı mevkidaşı Ben Bot'un da desteğini  aldığını açıkladığı belirtilen haberde, Barnier'nin,  yaptığı açıklamada, "AB Dönem Başkanlığı'nın, Ermeni  soykırımıyla ilgili olarak kendisinden beklenen hafıza  çalışmasına başlaması ve sürdürmesini talep edenlerin  sayısının fazla olduğunu Türk Hükümeti'ne hatırlatması  yönündeki arzuyu dile getirdim. Avrupa projesi, uzlaşı  talebi üzerine temellenmiş bir projedir. Diğerleriyle de  uzlaşılıyor, bu, bizim en başında Fransızlar ile  Almanlar arasında yaptığımız şeydir." diyerek,  Fransa'nın, Ankara'nın 3 Ekim'de başlatması beklenen  AB'ye üyelik müzakerelerinde bu meseleye ihtiyatlı  yaklaşılmasını istediğini de hatırlattığı kaydedilmektedir.

            AFP'nin (26/04) "AB, Türkiye'nin Üyelik Meselesi ile  Anayasa'nın Karıştırılmaması Çağrısında Bulundu" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, AB Dönem Başkanı  Lüksemburg'tan yapılan açıklamada, Türkiye'nin üyelik  meselesinin, Fransa, Hollanda, ve 25'lere üye daha bir  çok ülkede yapılacak olan Avrupa Anayasası oylamasına  karıştırılmaması çağrısında bulunulduğu belirtilmektedir.  Haberde, "Siyasette hiçbir şey tek başına cereyan etmez"  itirafında bulunan Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean  Asselborn'un, "Birbirine karıştırmamak lazım. Avrupa'da,  Fransız siyaseti ve Avrupa siyaseti vardır, Türkiye ile  üyelik müzakerelerinin başlatılması konusunda aralık  ayında alınmış bir karar var. Birbirinden gerçekten  ayrılması ve Fransızların 29 Mayıs'ta, Hollandalıların  1 Haziran'da, Lüksemburg halkının 10 Temmuz'da ne  yaptıklarını bilmeleri için gereken her şeyi yapacağız."  dediği kaydedilmektedir.

            Le Monde gazetesinde (24/04) "AB, Türkiye'nin Üyelik  Müzakerelerini Soykırımın Tanınmasına Bağlamıyor" başlığı  altında ve Thomas Ferenczi imzasıyla yayımlanan makalede  şöyle denilmektedir: "Demokrasi ve adalet için  Avrupa-Ermeni Federasyonu, Brüksel'de Avrupa Birliği'ne,  Ermeni soykırımının tanınmasını Türkiye ile yapılacak  müzakerelere dahil etmesi çağrısını yaptı. Federasyon,  'soykırımın bu ülke tarafından inkar edilmesini kabul  etmek, Avrupa'nın kurucu, barışçı ve adil değerlerini  tehlikeye atmak anlamına gelmektedir.' diyerek, Birliğin  dokuz ülkesi; Belçika, Kıbrıs, Fransa, Yunanistan,  İtalya, Hollanda, Polonya, Slovakya, İsveç'in bundan  sonra Türkiye'den soykırımı tanımasını istediklerini  vurguladı. Almanya'da, muhafazakar muhalefetin girişimiyle  21 Nisan'da Federal Meclis'te bir tartışma başlatıldı.  Görüşmelerin başlaması lehindeki 6 Ekim 2004 tarihli  tavsiyesinde ne Avrupa Komisyonu, 17 Aralık tarihli  olumlu kararında ne de Avrupa Konseyi, görüşlerini Ermeni  soykırımının tanınmasına bağladı. Bu iki kurum, sorunun,  insan hakları ve pazar ekonomisinin ilkelerine saygılı  olmaya zorlayan Kopenhag Kriterleri'ne ait olmadığı,  tarihi bir araştırmaya konu olabileceğine hükmetti.  Komisyon tarafından yürütülen etkili bir incelemede,  'Trajik gelişmeler, özellikle 1915-1916 yıllarında bölgede  meydana gelen insani acılara ilişkin olarak, Türkiye'nin  üyelik perspektifinin, Ermenistan ile ikili ilişkilerin  iyileştirilmesi ve bu olaylar konusunda uzlaşmayla  sonuçlanması beklenmektedir.' deniliyor..."

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (26/04) "AB Türkiye'den Üyelik Görüşmeleri  Öncesinde Reform Sürecini Hızlandırmasını İstedi" başlığı  altında ve Mark John imzasıyla yer verdiği bir haberde,  Avrupa Birliği'nin, Türkiye'ye, ekim ayında üyelik  görüşmeleri başlamadan önce reformlara hız vermesini  söyleyerek, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkedeki insan  hakları ve dini özgürlüklere ilişkin endişeleri kendisine  ilettiği belirtilmektedir. AB yetkililerinin sözünü ettiği  aksaklıklar arasında, İstanbul'da mart ayında yapılan  Kadınlar Günü yürüyüşünde polislerin barış yanlısı kadın  göstericileri dövmesi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın  çeşitli gazeteler aleyhinde kendisini hicveden karikatürler  yüzünden açtığı davaların yer aldığı belirtilen haberde, AB  Dönem Başkanlığı'nı yürüten Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean  Asselborn'un, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı bir  toplantı sonrasında gerçekleştirdiği basın toplantısında,  "Birtakım konular endişe yaratıyor. Türk Hükümeti çok sayıda  reform gerçekleştirdi, ancak bunların sürdürülmesi ve her  şeyden önce uygulamaya konulması gerekmektedir. Bu, AB  kamuoyunun Türkiye'nin AB'ye katılma arzusuna dair  değerlendirmesini etkileyecek bir unsurdur." dediği ifade  edilmektedir. Haberde, Asselborn ve AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Rehn'in, hukukun üstünlüğü ilkesinin  güçlendirilmesine yönelik yasal reformlar ve kadın, etnik  ve dini azınlık haklarının geliştirilmesi konusunda daha  fazla çaba gerektiğini bildirdikleri kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            İmerisia gazetesinde (26/04) "AB Belirsizliği ve ABD  Teklifi" başlığı altında ve Yorgos Kapopulos imzasıyla  yayımlanan bir haberde şöyle denilmektedir: "Fransız  referandumunda, AB üyelik müzakerelerinin başlangıç tarihini  iptal edecek muhtemel bir 'hayır', AB'yi Hıristiyan kulübü  olarak gören bir Kardinal'in Papalığa seçimi, Türkiye'nin  AB üyeliğine müspet bakan Avrupa kamuoyundaki hızlı  gerileme... Bu dinamizm karşısında Ankara-Erdoğan ve derin  devlet siperlere çekilerek, AB oyunu kurallarına uyumlarının  zorluğunun doğuştan gelen zaaflarından ileri geldiği  inancını kuvvetlendiriyorlar. Bu kendinden gelen bir kehanet  mantığı ile işleyen bir kuşkudur. Diğer taraftan, Türk-ABD  ilişkilerinde son iki senede görülen Soğuk Savaş havasına  rağmen, Washington'un Türkiye için Orta Doğu, Rusya ve eski  SSCB ülkelerinde bir rol hazırladığı görülüyor... Kürtlerin  Irak'ta vesayetten çıkması sebebiyle Türkiye'nin karşılaştığı  kargaşalığı ABD'nin teklifleri karşılayamaz. Bütün bunlara  rağmen Ankara'nın, ABD askeri varlığı zincirinde faal halka  olması ülkenin bütünlüğü için bir garanti teşkil ediyor...  Bugünkü şartlar altında en normal gelişmenin Türkiye-ABD  arasındaki özel sıkı ilişkilerin sıkı müzakerelerden sonra  yeniden hayata geçirilmesidir. Bu durum, seçenekten çok  mecburi bir istikamettir... Fransa'nın 'hayır'ını göz önüne  alırsak, ABD '25' üyeli AB'nin güçlüleri ile ikili  müttefiklikler kurmaya gayret edecektir. O zaman  Türk-Amerikan yeniden yakınlaşması düşük değerli olacak,  çünkü doğu komşumuzun AB beklentileri zaten ipoteklidir."    

  

                   

 
ESKİ SAYILAR