28.04.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 28/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  27 Nisan 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (27/04)  "AB: Türkiye Reformları Hızlandırsın" başlığı altında ve  Mehmet İlhan imzasıyla yer verilen bir haberde, Türkiye'nin  AB'ye üye olabilmesi için bazı alanlarda ciddi reformlar  yapması gerektiği ve Lüksemburg'da yapılan Türkiye-AB  Ortaklık Konseyi toplantısında hükümetten reform sürecini  hızlandırmasının istendiği belirtilmektedir. AB'nin Dönem  Başkanı Lüksemburg'un Dışişleri Bakanı Jean Asselborn'un,  reform sürecinin hızlanmasının üyelik sürecini de  hızlandıracağını söyleyerek, Türkiye'de dini özgürlükler,  kültürel haklar ve asker-sivil ilişkileri konularında bazı  kaygıları bulunduğunu belirttiği kaydedilen haberde, AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in de Türkiye'nin  kısa bir süre içinde önemli işler yaptığını, ancak daha  yapılması gereken çok şey bulunduğunu, Türkiye'de özellikle  son birkaç yıl içinde önemli reformlar yapıldığını kaydettiği  ve bunların uygulamaya geçirilmesinin, toplumun her kesimin yararlanabileceği bir hale getirilmesinin şart olduğunu  belirttiği ifade edilmektedir. Haberde, Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül'ün ise, Türkiye'nin reform sürecindeki  kararlılığını bir kez daha vurgulayarak, hükümetin 3 Ekim'de  başlaması planlanan müzakerelerden önce yapılması gerekenleri  gözden geçirdiğini bildirdiği ve "Reformların uygulamaya  konması, bizim için de hayati önem taşıyor." dediği  aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Handelsblatt gazetesinin internet sayfasında (27/04)  "Almanlar Türkiye'yi AB'de İstemiyor" başlığı altında  yer alan bir haberde, Federal Almanya vatandaşlarının  dörtte üçünün Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğu  belirtilmektedir. TNS kamuoyu araştırma kuruluşunun  açıklanan araştırma sonuçlarına göre, deneklerin sadece  yüzde 20'sinin üyelikten yana görüş bildirdiği, AB nezdinde  üyeliği şu aşamada gündemde olmayan Ukrayna konusunda da  deneklerin yüzde 71'inin, ülkenin AB'ye alınmasından  (yüzde 23) ziyade, daha iyi işbirliğine gidilmesini tercih  ettikleri belirtilen haberde, nisan ayı ortasında bin  seçmene soru yöneltilerek yapılan TNS anketinden, AB'ye  10 yeni devletin alınmasından bir yıl sonra Almanların  genişlemeye gergin baktıkları sonucunun çıktığı ve anketten  alınan sonucun, Almanların yüzde 42'sinin Almanya'nın  genişlemeden uzun vadede avantajlı çıkacağı görüşünde  olmakla birlikte, yüzde 43'ünün olumsuz sonuçlardan  endişelendiğine, öncelikle de işsiz ve sanayi dalında  çalışan kesimin tedirgin olduğuna işaret ettiği  kaydedilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Wiener Zeitung'da (27/04) "AB-Türkiye" başlığı altında  yayımlanan bir haberde, AB'nin Türkiye'den giriş  müzakerelerine planlandığı gibi 3 Ekim'de başlanabilmesi  için reformlara devam etmesini istediği belirtilmektedir.  Haberde, AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un Dışişleri Bakanı  Jean Asselborn'un, "Türkiye siyasi alandaki reformları  sürdürmeli" dediği, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ise,  Ankara'nın -dolaylı olarak Kıbrıs Rum kesimini tanımasını  sağlayacak- Gümrük Birliği Protokolü'nün yakında  imzalanacağını vaat ettiği ifade edilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            The Financial Times gazetesinin internet sayfasında  (27/04) "AB, İnsan Hakları Konusunda Ankara'ya Baskısını  Artırıyor" başlığı altında ve Daniel Dombey-Vincent Boland  imzalarıyla yer alan makalede, Türkiye'nin artan milliyetçi  duygularının üyelik ihtimaline zarar verdiği ve Anayasa  referandumu öncesinde Fransa'daki Türkiye karşıtı tutumu  alevlendirdiği yönünde endişeler artarken, Avrupa Birliği  yetkililerinin Türkiye'nin insan hakları sicilini  eleştirdikleri belirtilmektedir. Lüksemburg'da düzenlenen  toplantıda AB yetkililerinin, Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül'e, Türkiye'nin reform yolunun uzun olduğu ve AB üyeliği  için gerekli olan geniş çaplı siyasi ve sosyal değişikliklere  devam etme istekliliği konusunda şüphelerin artmasına neden  olan son zamanlarda yaşanan birkaç olay konusunda endişelerini  dile getirdikleri belirtilen makalede, Lüksemburg Dışişleri  Bakanı Jean Asselborn'un, "Türk Hükümeti çok büyük reformlar  üstlendi, ancak bu reformların devam etmesi ve uygulamaya  konması gerekiyor. Kamuoyu bu temele dayanarak Türkiye'nin  AB'ye katılma istekliliği konusunda hüküm verecektir."  dediği ifade edilmektedir. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün,  AB'ye, insan haklarını ihlal edenlerin cezalandırılacakları  konusunda güvence verdiği ve Türkiye'nin reformlara devam  etmeye kararlı olduğunu söyleyerek Avrupa Anayasası  konusundaki referandumda Fransızların "hayır" oyu  kullanmalarının Ankara'nın AB girişimini olumsuz  etkileyebileceği yönündeki endişeleri yatıştırdığı  kaydedilen makalede, Fransa'nın önümüzdeki ay düzenlenecek  referandumda "hayır" oyu kullanması ihtimalinin, AB'nin,  planlandığı üzere 3 Ekim tarihinde Ankara ile üyelik  müzakerelerine başlayıp başlamayacağına dair şüphelere  yol açtığı ve yetkililerin, AB'nin aralık ayında Türkiye'yi  müzakerelere başlamaya davet etme kararının, ülkeye nihai  üyelik taahhüdünde bulunma değil de daha ziyade reformların  devam ettiğini görme isteğiyle alındığını kabul ettikleri vurgulanmaktadır.

 

            RUSYA BASINI:

 

            İzvestia gazetesinde (26/04) "Ermenistan-Türkiye: AB'ye  Giden Yol Barıştan Geçmektedir" başlığı altında ve Avrasya  Medya Grubu Başkanı, Siyasi Bilimler Doktoru Vartan Taganyan  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, altı ay sonra Brüksel'de  Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerine başlanacağı ve  Türkiye'nin bugüne kadar Avrupa ülkeleri ailesine katılmasını,  yalnızca coğrafi durumu değil, şu günlerde 90. yıldönümü  anılan 1915 tarihli sözde Ermeni soykırımının bu ülke  tarafından resmen tanınmamasının da engellediği  belirtilmektedir. Bugün Ermenistan'ın da AB ile yakınlaşmak  istediği ve dolayısıyla Ermenistan'ın bu isteğinin, sözde  soykırımın tanınmasına jeopolitik bir karakter kazandırdığına  işaret edilen yazıda, Türkiye'ye Ermeni halkıyla barışması  tavsiye edilirken, Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu'ndan da,  Türkiye'nin sözde Ermeni soykırımını resmen tanımasını  sağlamalarının istendiği, Ankara açısından bunun, hem siyasi,  hem tarihi, hem de etnik ve dini bir mesele olduğu  vurgulanmaktadır. Batı'nın Türkiye'ye jeopolitik açıdan ilgi  duymasının, soykırımla ilgili sorunların daha ziyade gayri  resmi seviyede ele alınmasına neden olduğu ifade edilen  yazıda şöyle denilmektedir: "AB ile NATO'nun genişletilmesi  deneyimleri, bu kurumlara katılmada tarihi ve devletlerarası  sorunların ikinci planda kaldığını gösteriyor. Ne Türkiye ile  Yunanistan arasındaki sınır sorunları, ne de Kıbrıs'la ilgili  görüş ayrılıkları Yunanistan'ın AB ve NATO'ya üyeliğine engel  oldu. Fransa da AB'ye ve NATO'ya, Çin Hindi ve Cezayir'de  sömürge savaşlarını sürdürürken girdi... Türkiye'nin eski  SSCB coğrafyasındaki cumhuriyetlere yönelik hızlı ekonomik  yayılmacılığı, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde tutunma  çabaları ve Balkanlarda fiilen varlığı, Türkiye'nin AB'ye  girişini engelliyor. Yani birleşik Avrupa Türkiye'yi Osmanlı İmparatorluğu'nda işlenen Ermeni soykırımı gerçeğini tanımaya  mecbur edecektir. Aksi takdirde AB'ye yeni üyelerin kabulünden  sonra soykırımın tanınması sorunu, artık Brüksel'deki  bürokratların problemi haline gelecek ve bu durum, AB içinde  dengelerin bozulmasına yol açacaktır. Oysa bu, büyük  devletlerin çıkarlarına ters düşmektedir. Soykırımı tanımak  pahasına bile olsa, menfaat dengesini sağlamak her zaman  için gereklidir."

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Estia gazetesinde (27/04) "Müspet Gelişmeler" başlığı  altında yayımlanan başmakalede, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi  oturumunun, Yunanistan ve Kıbrıs'ın çıkarları ve aynı zamanda  Türkiye'nin, Türk halkının ve Türkiye sınırları içinde  yaşayan milletlerin çıkarları için de kesin olarak müspet  olduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin  başlamasının hızı ve ilerlemesinin, Türkiye'nin siyasi  kıstasları yerine getirmesi için gerekli reformların  uygulanış tarzına bağlı olduğunun AB tarafından vurgulandığı,  Türkiye'nin ise bu reformları ilerletme arzusunun kesin  olduğunu vurguladığı belirtilen başmakalede, AB Ortaklık  Konseyi'nin kararının, geçen aralık ayında AB Zirvesi  kararlarını somutlaştıran ilk AB metni olduğu ve Yunanistan  ile Kıbrıs Rum kesimini tatmin ettiği ifade edilmektedir.  Türkiye'nin yerine getirmeye davet edildiği siyasi  kriterlerin bir temel çerçeve gerektirdiği ve bu çerçeveye,  Türk Hava Kuvvetleri'nin Ege'deki keyfi uygulamaları, Türk  siyasi ve askeri liderliğin Yunanistan ve Kıbrıs aleyhindeki  görüşleri, Türkiye'de kalan Rum azınlığın sistemli  kovuşturulması ve son olarak her Türk vatandaşının sosyal ve  ferdi haklarının önyargısız çiğnenmesinin sığmadığı öne  sürülen başmakalede, Ortaklık Konseyi'nin kararının, Türkiye  için genel demokratikleşmeyi ilerletmesi yolunda teşvik edici  büyük bir adım olduğu ve Türkiye'nin bugünkü durumuyla AB'de  olamayacağı ileri sürülmekte, Türkiye tarafından büyük ve  samimi bir gayret gösterilmesi ve aynı zamanda demokratik  reformların ilerleyişinin AB tarafından devamlı ve sıkı  denetlenmesinin gerektiği vurgulanmaktadır.

            Kathimerini gazetesinde (27/04) "İki Türkiye ve AB  Konusu" başlığı altında ve Yorgos Burdaras imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, kıtaların ve tarihin kavşağında  bulunan günümüzün Türkiyesi'nin, göz kırparak AB'ye doğru  giden yolu gösteren geleceğine baktığı belirtilen yorumda,  bu yolda ilerleme yönündeki kanunlar, şartlar ve önşartların  net olduğu belirtilmekte, girişimin herhangi bir ülke için  zor, özellikle Türkiye için daha da zor olduğu, çünkü  hedefine ulaşmayı başarması için olumsuz hususlarla dolu  geçmişi ve çelişkilerle dolu şimdiki durumuyla mücadele  etmesi gerektiği öne sürülmektedir. Geçen aralık ayında,  dün de AB Ortaklık Konseyi'nde, Ankara için "yeşil ışık"  yandığı, heyecan dolu Avrupa merkezli dönemin başladığı,  devlet ve toplumun, kalitesi ve içeriği açısından ilk defa  hızla değişmekte olan deneyimler yaşadığı belirtilen yorumda,  Kathimerini gazetesinin, Yunanistan'daki Türk Büyükelçiliği  Basın Müşaviri Nisa Bayramoğlu'nun inisiyatifiyle Türk  tarafının daveti üzerine Ankara ile İstanbul'da bulunduğu  ve böylece, geçmişteki rekabetlerin ve kinin, şimdiki  zamanla ilgili kuşkuların, araştırılmamış geleceğin,  önyargıların ve tereddütlerin siyasi ve sosyal hayatın  tüm düzeylerinde biçimlemekte olduğu ortamı yakından  yaşadığı ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Başkent  Ankara'nın girişinde oturanların çok düşük ekonomik  düzeyini gösteren çok sayıda ev var. Birkaç kilometre  uzakta, şehrin merkezinde süper modern ve lüks evler  bulunuyor. Aynısı İstanbul'da da görülüyor: Bir yolda hemen  hemen bütün moda evlerinin ve Batı'nın büyük şirketlerinin  dükkanları bulunuyor. Bu yolun birinci paralelinde ise,  zamanla mücadelede mağlup olmuş, yarı yıkılmış evler var.  Bu 'iki Türkiye'yi hemen hemen her adımda görmek mümkün.  Biri Batı'ya doğru bakıyor, diğeri ise Doğu'nun ağlarına  dolanmış bulunuyor. Bu, çok sembolik bir şekilde, bayrak  vesilesiyle dahi belli oluyor... Bazı çocukların Türkiye'nin  kırmızı bayrağını yakmak teşebbüsünde bulunmaları, ülkenin  Güneydoğu bölgelerinde bilinen hadiseler nedeniyle, büyük  bir olay olarak gelişti. Gerçek şu ki, çok sayıda ev ve  dükkan 'kıpkırmızı oldu', böylece de, Avrupa yanlılarının  ülkelerinin imajını yaraladığını öne sürdükleri bu dönemde  ülkeyi bir yandan bir yana sarmış olan büyük milliyetçi  eğilimi sergilendi. Ancak, Ankara aynı bayrak vasıtasıyla,  öteki çehresini, Avrupai çehresini sergiledi: Hükümetin  talimatı üzerine, Papa'nın cenaze gününde bütün devlet  binalarında bayraklar yarıya indirildi. Her halükarda,  komşumuz ülkede kamuoyunu biçimlendirmekte olanların en  büyük bölümü Avrupa yöneliminin ülkeleri için stratejik  hedef oluşturduğunu açıklıyorlar. Gerçekten, Avrupa hayaline  susamış olanlar çoktur... Bu kıyaslama haksız görünüyor ve  belki de gerçekten haksızdır. Türklerin büyük çoğunluğunun  Avrupa'ya doğru "baktıkları" gerçeğe daha yakın görünüyor.  Bu, Avrupa yönelimli Recep Tayyip Erdoğan hükümetine verilen  büyük destekten de belli oluyor. Bütün bu halkın verdiği  desteğin Türkiye'yi ilerlemeye teşvik edeceği bekleniyor..."

                   

 
ESKİ SAYILAR