29.04.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 29/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  28 Nisan 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Deutsche Welle Radyosu'nun internet sayfasında (27/04)  "AB, Türkiye ile Ermenistan'a Yol Göstermek Zorunda" başlığı  altında ve Kader Gülşen imzasıyla Ermeni-Türk gazetesi olan  Agos'un Yazı İşleri Müdürlüğü'nü yapan Hrant Dink ile yapılan  bir mülakata yer verilmektedir. Türkiye'nin AB üyelik  tartışmaları sürerken, 90 yıl önceki sözde Ermeni soykırımı  konusunun ele alındığı mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

 

            (...)

 

            "SORU: Sizce Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerde,  AB'nin rolü ne olmalıdır?

 

            DİNK: Tarih kitapları okuyanlar bilirler, Avrupalılar  yeni yeni geçmişlerini soruşturuyorlar. Almanya, Fransa gibi  diğer ülkelere de göz attığımızda, geçmişlerini kısa süre  önce soruşturmaya başladıklarını görüyoruz. Ancak, bu geç  başlıyor. Bu tabi ki de yapılmalıdır. Fakat sadece bir  meclis kararı bunun için yeterli gelmez ve sorumluluklarından  da sıyrılmalarını sağlamaz. İki ülkenin bozulmuş ilişkilerini  onarmak, AB'nin görevidir. Ancak böyle hatalarını tekrar  düzeltebilirler. Bu nedenle AB, Türkiye ve Ermenistan'a yol  göstermelidir. AB, açık açık Türkiye ve Ermenistan'a AB  kapılarının sonuna kadar açık olduğunu anlatmalıdır. Bu  açıdan iki ülke de desteklenmelidir. Böyle bir yaklaşım,  iki ülkeyi de cesaretlendirir."

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (28/04)  "Erdoğan, AB'ye Üyelik Reformları Konusundaki Eleştirilere  Yanıt Verdi" başlığı altında ve Vincent Boland imzasıyla  yer alan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,  ülke içinde ve dışında haftalar süren eleştirilerin ardından,  önderlik inisiyatifini yeniden kazanma girişimiyle Avrupa  Birliği'ne üyeliğe hazırlanmayı amaçlayan reformları  savunduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin reformlar konusunda sendelemediğinde ısrar eden Erdoğan'ın, "Reformlarda bir  yavaşlama olmadığını açıkça vurgulamak isterim.  Muhaliflerimizin AB'ye şimdi hiç olmadığımız kadar yakın  olduğumuzu inkar edemeyecek olmalarına rağmen, üyelik  sürecinde yavaşladığımızı iddia edenleri anlamakta  zorlanıyorum" dediği belirtilen haberde, Erdoğan'ın,  partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmanın,  Brüksel'in Türkiye ile ekim ayında üyelik müzakerelerine  başlama kararı aldığı 17 Aralık tarihinden beri yaptığı  ilk kişisel savunma olduğuna işaret edilmekte ve Başbakan  Erdoğan'ın AB düşüncesini Türkiye çapında son dört ay içinde  kabul ettirmedeki başarısızlığının, reformlar ve Türk  milliyetçileri için önemli bir konu olan bölünmüş Kıbrıs  adası konusundaki imtiyazların değeri açısından  inisiyatifine mal olduğu vurgulanmaktadır. Ankara'da artan  siyasi gerilim ve önümüzdeki ay AB Anayasası konusunda  düzenlenecek referandumda Fransızların "hayır" oyu  kullanmaları ihtimalinin Türkiye'nin AB'ye muhtemel  üyeliğine zarar verebilecek olmasının, Türkiye'nin AB  başarısı şansı konusundaki şüphelerin üstesinden gelmekte  Başbakan üzerinde baskı yarattığı ifade edilen haberde,  AB amacını destekleyenlerin, özellikle de İstanbul'daki  nüfuzlu iş adamları lobisi ve orta sınıfın, Erdoğan'ın  İslami kökenli Adalet ve Kalkınma Partisi'nin üyeliği  elde edebileceğinden şüpheli olduğu, AB üyeliğine karşı  çıkanların, reformların, ülkenin ulusal çıkarlarına zarar  verdiğini iddia ettikleri kaydedilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Haravgi gazetesinde (28/04) "Modası Geçmiş Argümanlar"  başlığı altında ve Lenia Stilianu imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Ankara'nın artık, Kıbrıslı Türklerin "evet"  yanıtının ardına gizlenemeyeceği ve AB'nin, Türkiye ile  ilgili olarak aldığı ortak kararda, Ankara'ya açık bir  şekilde, Kıbrıs sorununun BM çerçevesindeki kapsamlı çözümü  ile ilgili çabaları desteklemeye devam etme çağrısında  bulunduğu ve kısacası Ankara'nın ağzından "karameli"  aldığı belirtilmektedir. Ankara'nın artık güya referandumda  Kıbrıs sorununda elinden geleni yaptığını mazeret olarak  öne süremeyeceği öne sürülen yorumda, Türkiye'nin AB'ye  doğru ilerledikçe, etrafındaki çemberin bir o kadar  daraldığı, uluslararası hukukun ihlali ve "AB üyesi  ülkenin topraklarının silah zoru ile işgal edilmesinin"  Birlik tarafından da dikkat çekilen bir anormallik olduğu  ileri sürülmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Kathimerini gazetesinde (28/04) "Özel Denge" başlığı  altında ve K.İ. Angelopulos imzasıyla yayımlanan bir  haber-yorumda, Ankara'nın, Türk-Yunan "farkları" konusunda  uyguladığı politikayı açık bir şekilde özetlemeye özen  gösterdiği ve Ankara'nın tezlerinin, Başbakan Erdoğan,  Genelkurmay Başkanı Özkök ve Dışişleri Bakanı Gül  tarafından Brüksel'de ifade edildiği belirtilmektedir.  Haber-yorumda, "Türk yönetimi tezleri ile ilgili yeni bir  şey açıklamamıştır. Ancak Ankara'nın, 3 Ekim'de AB üyelik  müzakerelerinin başlangıcı arifesinde Ege'deki 'gri bölgeler'  konusunu ileri sürmesi (aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti'ni  tanımayı reddetmesi) ilginçtir. Türkiye'nin mesajı açıktır:  Türkiye'nin AB üyeliği, Ege ve Kıbrıs'ta bazı 'karşılıklara'  bağlı değildir. Türkiye'nin bu tutumu, ülkenin AB'ye tam  üyeliğini desteklemeye devam eden Atina'nın politikasını  etkilememektedir. Yunanistan yönetimi, Türkiye'nin Ege'deki  taleplerinin gündemde olmasını Yunan ekonomisi için ağır  olmasına rağmen 'sineye çekilecek zorluk' olarak  nitelemektedir... 1996 yılında dönemin yönetimi tarafından  yapılan Türk-Yunan konuları ile ilgili değerlendirmeler  2005'te de değişmemiştir.Bu durumda Türk tarafının Ege'deki  taleplerini değiştirmeden sabit tutmaması için hiçbir sebep  yoktur. AB ortaklarının da bu özel Türk-Yunan 'dengesini'  bozmak için nedenleri yoktur. Türkiye'nin AB yönelimi,  hiçbir zaman AB ortakları tarafından Ankara-Atina  ilişkilerinin iyi veya kötü gitmesi ile ilgili olarak  ele alınmadı." denilmektedir. 

 

                   

 
ESKİ SAYILAR