ANKARA,
03/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 02 Mayıs 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Financial Times Deutschland
gazetesinde (02/05) "Milliyetçilik Türkiye'yi Zorlu Bir Sınavın Eşiğine
Getiriyor" başlığı altında ve Dilek Zaptçıoğlu imzasıyla yayımlanan
bir yazıda, Şansölye Schröder'in Türkiye ziyaretine değinilmektedir.
Kitapçıların, milliyetçi görüşlere sahip eserlerle dolup taştığı ve ilk
defa solcu, milliyetçi ve dinci yazarları bir araya getiren ve iyi
satan "Bir Ulus Uyanıyor" adlı deneme dizisinden bahsedilmekte ve bu
yazarların ortak paydalarının, AB üyeliğine karşı olmaları ve sadece
"halkın ihtiyaçlarına" yönelik bir siyaset talep etmeleri olduğu
belirtilen yazıda, halk dilinde bunun anlamının, Amerikalı ve
Avrupalılara, Türkiye'ye şimdi yaptıkları gibi saygısız
davranamayacaklarını göstermek demek olduğuna işaret edilmektedir.
Schröder en azından, şu sıralar sayısız pencerede dalgalanan
bayrakların konuştuğu lisanı anlayacak. Bu bayraklar da, örneğin
Kürtleri hedef alan bir milli öfke dalgasının ifadesi. Mart ayı
sonundaki Kürtlerin Nevruz bayramında, güneydeki Mersin şehrinde birkaç
gencin Türk bayrağını yakmaları ve PKK'nın faaliyetlerine yer verilen
yazıda, Türklerin çoğunun, Kürtlerin ülkeyi bölmek ve AB'nin de
yardımıyla, su bakımından zengin özerk bir bölgeyi daha sonra Irak'taki
petrol zengini bir Kürt devletiyle birleştirmek istediğine kesinlikle
inandığı ve bu senaryoya göre Ankara'nın, Brüksel tarafından
desteklenen projeyi AB müzakereleri çerçevesinde kabul etmeye
zorlanacağı öne sürülmektedir. Ermeni sorununa da değinilen yazıda,
AB'den yapılan ithalatın artmasının, mobilya üretiminde sorunlar
yarattığı, Çin ile olan rekabetin, önemli durumdaki tekstil sektörünü
sarstığı ve tarımın ise sancılı bir dönüşümden geçtiği ifade edilmekte
ve dünya pazarıyla bütünleşmenin, Türkiye'ye, istihdam yaratmayan köklü
değişimler getirdiği ve bunun, milliyetçilere hız kazandırdığı
vurgulanmaktadır. Yazıda, Türkiye'nin AB'ye neden üye olması
gerektiğini birçok kişinin artık anlamadığı ve anketlerde, AB'ye
üyeliği onaylayanların oranı yüzde 80'den yüzde 60'a indiği ve
ibrelerin düşüş gösterdiği kaydedilmektedir.
Der Spiegel dergisinde
(02/05) "Milliyetçilik Bir Vebadır" başlığı altında ve Federal
Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ve Berlinli tarihçi Heinrich August
Winkler ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler
yer almaktadır:
"WINKLER: Brügge'deki
Europa-Kolleg tarafından düzenlenen bir tartışma toplantısından daha
yeni geliyorum. Bir dönemki Polonyalı meslektaşınız Bronislaw Geremek
bu toplantıda, siyasi kültürün tarihi bir temele dayanması gerektiğini
belirterek, tarihin müştereken hatırlanması zaruretine işaret etti. Bu
konuda haklı olduğunu düşünüyorum. Avrupa tarihini ortak tarih olarak
ele almaya çalışmalıyız. Ancak bu, sadece veya öncelikle Almanların
görevi değildir. Bundan 90 yıl önce Ermenilere karşı uygulanan
soykırımın hatırlanmamak istenmesine kayıtsız kalamayız. Alman
İmparatorluğu olarak o dönemde suç ortağıydık ve bu suçun işlenmesinde
payımız oldu. AB üyesi olmak isteyen bir ülkenin soykırımı inkar
edebileceğini düşünmesine kayıtsız kalınamaz.
FISCHER: Bu konuda tamamen
farklı düşünüyorum. Türkiye'de konunun açıklığa kavuşturulması için
yapılan ve hiç de kolay olmayan tartışmaların, Türkiye'nin AB'ye
yakınlaşması sürecinin bir neticesi olduğu için esasen AB'yi
övmelisiniz. AB üyeliği ancak bu yolda devam edilmesiyle mümkün
olacaktır. Ancak nasıl oluyor da tarihçiler -kararın alınacağı- 10-15
yıl sonrasında Türkiye'de ne gibi gelişmeler olacağını bugünden bilecek
kadar zeki olabiliyorlar? Tüm Soğuk Savaş dönemi boyunca Batı'nın
Türkiye'ye ihtiyacı oldu. 21. yüzyılın ilk yarısında ana tehdidin
artık doğudan değil, güneydoğudan geldiğinden ve en önemli görevimizin
bu bölgenin transformasyonun gerçekleşmesi olduğundan yola çıkarken, bu
ülkeyi Avrupa'dan dışlamak mantıksızlıktır. Türkiye'nin
modernleşmesinin başarıya ulaşması bizim için büyük önem arz etmektedir
ve bu modernleşme Avrupalılaşmak demektir. Kararı, daha sonra söz
sahibi olacak olan nesil verecektir. O tarihte artık Türkiye ile
ilgili hiçbir endişenin olmayacağını iddia ediyorum. Başarılması iyi
olacaktır. Başarılı olmaması durumunda ise, başka bir karar
alınacağından eminim.
WINKLER: Sayın Fischer, AB
Komisyonu'nun, geçen yıl ekimde yayımladığı ilerleme raporunda, sadece
trajik olaylardan bahsetmesi yeterli değildir. Ermenilere karşı
gerçekleştirilen soykırım, taktiksel ve diplomatik yöntemlerle bir
tarafa bırakılmaz, bu konu açık bir biçimde ele alınmalıdır. Hatta bu
konuyla ilgili tartışmalara çok geç kalındığını düşünüyorum. Daha önce
de kamuoyunda tartışılmadan Avrupa politikası hakkında esaslı kararlar
alınmıştır. Bunları sonradan tartışabildik. Bu oldu bitti politikası,
Absolütizm (mutlakiyet) ve Bonapartizm (Napolyon dönemi) ile
bağdaşabilir, fakat demokrasiyle değil. Kamuoyu tartışmaları
gereklidir, aksi takdirde, tanrı korusun ama, Fransa'da AB Anayasası'nı
referandumda başarısızlığa uğratabilecek Avrupa şüpheciliği tahrik
edilmiş olacaktır.
FISCHER: Bu konuda
kamuoyunda tartışmaların yapılmadığını söylemek doğru değildir. Son
hafta ve aylarda hem Ermenistan ile Türkiye, hem de her iki tarafın
tarihçileri arasındaki tartışmalardaki dinamizmi dikkate aldığınızda,
bu sürecin faydalı etkilerini görürsünüz. Bu nedenle bir Alman
katkısına ne gerek var? Biz ancak şunu söyleyebiliriz: 'Bu yolda devam
edin!'"
Merkur gazetesinin internet
sayfasında (30/04) "Türkiye ile Katılım Müzakerelerinde Yeni Koşul Yok"
başlığı altında ve DPA kaynaklı yer alan bir yazıda, Almanya Başbakanı
Gerhard Schröder'in, başlaması planlanan AB katılım müzakereleri
hususunda Türkiye'yi rahatlattığı belirtilmektedir. Yazıda, NTV'nin
sorularını yanıtlayan Schröder'in, Türkiye'ye ek koşulların
getirilmeyeceğini belirterek, her iki tarafın verdiği sözlerin
arkasında durması gerektiğini, Türkiye'nin kararlaştırılan reformları
uygulamaya geçirmesinin, yeni ceza yasasının ve Gümrük Birliği'nin
genişletilmesi için gerekli ek protokolün onaylanmasının önemli
olduğunu vurguladığı kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung gazetesinde
(02/05) "Basın Özgürlüğü ile İlgili Sorunlar" başlığı altında
yayımlanan bir haberde, Türk-Ermeni gazetesi Agos'un muhabiri Hrant
Dink'in, Türkiye'ye hakaretten mahkemeye verildiği belirtilmektedir.
Haberde, Hrant Dink'in, 2002'deki bir konferansta, İstiklal Marşı'nı
ve okul çocuklarının her gün derse başlamadan önce söyledikleri andı
eleştirdiği hatırlatılmakta ve bu vakanın Türkiye'nin AB'ye katılımını
mümkün kılacak olan reformlar yolunda azınlıklara karşı tutumunun ne
kadar sorunlu olduğuna örnek teşkil ettiği ifade edilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini gazetesinde
(30/05) "Ortak Görüş" başlığı altında ve Elefthero Vima (Serbest Kürsü)
sütununda Eğitim eski Bakanı Uranios Yoannidis imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, 25'lerin AB-Türkiye Ortaklık Konseyi'ndeki ortak görüşünün,
Türkiye'nin üyelik sürecinin sadece Avrupalılaşması ile mutlu sona
ereceğinin kanıtı değilse bile bir göstergesi olduğu belirtilmekte ve
ayrıca bunun, Türkiye'nin hatırı için Avrupa'nın Türkleşmeyeceğinin de
bir kanıtı olduğu, 25'lerin ortak görüşünün de bunu vurguladığı
kaydedilmektedir. AB ile Türkiye arasındaki müzakerelerin bu çerçevede
yapılacağı, 25'lerin ortak görüşünün bu sözü verdiği ve Türklerin de
mesajı aldığı belirtilen yorumda, Türkiye'nin AB'ye değil, AB'nin
Türkiye'ye ihtiyacı olduğu şeklindeki Osmanlı sendromuna ait büyük
lafların, ayrıca Türkiye'nin AB'ye şart koyabileceği şeklindeki
mantığın terk edilmese bile zayıfladığı öne sürülmektedir. Kıbrıs ve
Türk-Yunan ilişkilerine değinilen yorumda, Türkiye'nin, merkeziyetçi
Avrupalılar arasında kendisine karşı hakim olan olumsuz havayı
görmezden gelmediği ve bu nedenle, üyelik sürecini destekleyen tek
dayanağı Yunanistan'ı kaybetmek istemediği vurgulanmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR