05.05.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 05/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  04 Mayıs 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Süddeutsche Zeitung'da (04/05) "Schröder'in Ankara Ziyareti... SPD Türkiye'nin Azalan Reform Coşkusundan Şikayetçi" başlığı altında yayımlanan bir yazıda, Şansölye Schröder'in Ankara ziyaretinden önce, koalisyon ve muhalefet politikacılarının, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giden yolda daha büyük reform gayreti göstermesini istedikleri belirtilmektedir. SPD'nin Dış Politika Sözcüsü Gernot Erler'in, "Passauer Neue Presse" gazetesine verdiği demeçte, "Reform sürecinin yetersiz uygulanması nedeniyle bir ölçüde hayal kırıklığı var." diyerek, son zamanlarda Türkiye'den, AB'ye üyelik müzakerelerini teşvik etmeyecek nitelikte çoğunlukla hayal kırıklığı yaratan haberler geldiğini söylediği belirtilen yazıda, Hıristiyan Birlik Partilerine göre ise, Türkiye'nin, duraksayan reformlar nedeniyle kendini dışarıda bıraktığı kaydedilmektedir. Yeşiller partisi Genel Başkanı Claudia Roth'un, Deutschlandfunk Radyosu'na, Schröder'in "Türkiye'deki reform dinamiğinin frenlenmemesi" konusunda Ankara ve İstanbul'da baskı yapması gerektiğini söylediği belirtilen yazıda, CDU'lu eski Savunma Bakanı Volker Rühe'ye göre, üyelik müzakerelerinin uzunluğunun, "önemli oranda" atılacak reform adımlarına bağlı olduğu, Hristiyan Birlik Partilerinin Federal Meclis Grubu Avrupa Politikası Sözcüsü Peter Hintze'nin (CDU), "endişe verici bir reform durgunluğundan" yakınarak, Schröder'in şimdi tek başına hareket ederek üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlayacağı sözü vermesinin bir hata olacağını söylediği kaydedilmekte, Federal Meclis Avrupa İşleri Komisyonu Başkanı Mathias Wissmann'ın da, Schröder'in, Türkiye'nin muhtemel üyeliğine uzanan yolun zorlu olduğuna tam zamanında işaret ettiğini belirterek, "temel insan hakları standartlarının gerçekleştirilmesindeki büyük geri kalmışlık, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine hazır olmadığının bir işaretidir." dediği aktarılmaktadır.

            Financial Times Deutschland gazetesinde (04/05) "Türkiye'nin Üyeliğinin Maliyeti Daha Az" başlığı altında yayımlanan bir haberde, "Yeni yapılan bir hesaba göre, Türkiye'nin AB üyeliğinin maliyeti şimdiye kadar tahmin edilenden daha az olacak. Türkiye Araştırmalar Vakfı'nın hesabına göre, ülke Mayıs 2004'ten beri üye olmuş olsaydı, AB bütçesine yılda yaklaşık 10 milyar avroluk bir yük getirecekti. Üyeliğin Almanya'ya yıllık maliyeti ise 2.3 milyar avro olacaktı. Doğu Avrupa Enstitüsü, Türkiye'nin üyeliğinin yıllık maliyetini 14 milyar avro olarak hesaplamıştı." denilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (04/05) "Schröder Türkiye'yi Ziyaret Ediyor... Fetvayı Devlet Yazıyor" başlığı altında ve Thomas Seibert imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in, İstanbul'daki Rum Ortodoks Patrikhanesi'ne yapacağı ziyaretle Türkiye'deki Hristiyanların sorunlarına işaret etmek istediği ve böylece Türkiye'nin AB adaylığının çok hassas bir noktasına dokunacağı, Türk Devletinin,  vatandaşlarının dini inançlarını mutlaka sıkı denetim altında tutulması gereken potansiyel bir tehlike olarak gördüğü belirtilmektedir. Türkiye'nin neredeyse başka hiçbir alanda, Avrupa normlarının uygulanmasından inanç özgürlüğünde olduğu kadar uzak olmadığı belirtilen yorumda, Türkiye'deki Hristiyan azınlığın, son yıllarda yapılan bütün reformlara rağmen hala oldukça mağdur durumda olduğu öne sürülmekte ve  Almanya Başbakanı'nın ziyaret etmek istediği İstanbul Ekümenik Patrikliği'nin, dünya çapındaki 330 milyon Ortodoks Hıristiyan'ın ruhani merkezi durumunda, fakat Türkiye'de bir futbol kulübünden daha az haklara sahip olduğuna işaret edilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'de devlet, bütün gücüyle İslam'ı kontrol etmeye çalışıyor. Türkiye'deki en büyük kurumlardan biri olan Ankara'daki Diyanet İşleri Başkanlığı, camilerdeki imamların atamasını yapıyor ve maaşlarını veriyor, örnek hutbeler yazıyor ve fetvalar çıkarıyor. Devletin İslam'dan duyduğu kurumsallaşmış korkunun, Hristiyanlar için de olumsuz sonuçları var. Bu nedenle Schröder İstanbul'da, yaklaşık 35 yıldır kapalı olan Ortodoks Ruhban Okulunun yeniden açılmasını talep edecek. Fakat Hristiyanlara bu iznin verilmesi halinde, Müslümanlara da özel okul izninin verilmesi gerekecek. Başbakan Erdoğan'ın İslami ağırlıklı hükümeti için bu bir sorun teşkil etmese de, Erdoğan'ı şüpheyle izleyen askerler ve laik elitin diğer mensupları için bir sorun olacaktır. Türkiye bu şekilde fazla ilerleyemez: Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyorsa, devlet ve din arasındaki ilişkileri tamamen yeniden düzenlemek zorundadır."

            Die Tageszeitung'da (04/05) "Erdoğan Çizgisini Sürdürmüyor" başlığı altında ve Jürgen Gottschlich imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türk milliyetçiliğinin, AB üyelik müzakerelerini tehlikeye düşürdüğü belirtilmektedir. Federal Almanya Şansölyesi Schröder'in, Türkiye'ye ziyareti öncesinde, ülkede bir zihniyet değişiminin gerekli olduğunu söylediği, ancak Türkiye'nin reform süreciyle bağlantılı olan bu kavramın, Schröder'in değil, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın buluşu olduğuna işaret edilen yorumda, Erdoğan'ın şu sıralar zor durumda olduğu, Kasım 2002'deki seçim zaferinden beri ilk kez işlerin onun açısından kötü gittiği, içeride ve dışarıda eleştiriler yağdığı belirtilmekte ve daha geçen yıl büyük bir reformcu olarak övülen Erdoğan'ın, birdenbire etrafının düşmanlarla sarıldığının görüldüğü öne sürülmektedir. AKP içindeki gerilim, halkın büyük bir bölümünün yüksek büyüme oranına rağmen yeni istihdam olanakları sağlanmayışından yakınması ve Brüksel'den de takdir yerine sadece uyarılar alan Başbakan Erdoğan'ın, bu yeni durum nedeniyle sinirli olmasının anlaşılabileceği, fakat kendisinin şu günlerde, kendi ölçülerine göre acilen değişmesi gereken bir mantalite sergilediği kaydedilen yorumda, Erdoğan'ın avukatlarının haftalardan beri bir dizi gazeteci, karikatürist ve hatta rakip partilerin liderleri hakkında iftira veya yanlış itham gerekçesiyle dava açtıkları ve Başbakan'ın da, Brüksel'den gelen eleştirilere öfkeyle yanıt vererek, AB'nin önce Kuzey Kıbrıs'a verdiği vaatleri yerine getirmesini istediği ifade edilmektedir. Türkiye Başbakanı'nın, kapitalizm tartışmasının Almanya'yı sarması gibi, birkaç hafta önce Türkiye'yi saran milliyetçilik histerisiyle bağlantılı olarak verdiği tepkinin en düşündürücüsü olduğu ifade edilen yorumda, Erdoğan'ın, modern bir Avrupa devleti vizyonuyla buna karşı koymak yerine önce sustuğu ve sonra da, Ermeni tartışmasında olduğu gibi milliyetçi geri adımın başına geçtiği vurgulanmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (04/05) "Schröder Ankara'yı, Avrupa Yanlısı Reformları Uygulamaya Çağırdı" başlığı altında ve Burak Akıncı imzasıyla yer verdiği bir haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in, Türkiye'yi, AB'ye üye olmak için kabul ettiği reformları "uygulamaya geçirmeye" çağırdığı belirtilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile katıldığı ortak basın toplantısında Schröder'in, "Reformlar konusunda ilerleme kaydedilmeye devam edilmeli (...). Anayasa ve yasa değişikliklerinin uygulamaya geçirilmesi gerek."  şeklinde konuştuğu belirtilen haberde, Türkiye'de iki günlük bir iş ziyaretinde bulunmak üzere Ankara'ya gelen Schröder'in, aralık ayındaki AB Zirvesi'nde 3 Ekim olarak tespit edilmiş olan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlangıç tarihinde bir "karar değişikliğinin" söz konusu olmadığını belirterek, "AB, müzakerelerin zamanında başlamasını sağlamalı." dediği aktarılmaktadır. Fransa'da 29 Mayıs'ta Avrupa Anayasası hakkında yapılacak olan referanduma gönderme yapan Schröder'in "Avrupa'da bir yerde yapılacak olan bir referandum, Türkiye'nin Avrupa sürecini etkilemeyecektir." dediği ifade edilen haberde, Schröder'in ayrıca 71 milyon nüfusa sahip olan Türkiye'yi, Hristiyan Ortodokslar ve Yahudiler gibi Müslüman olmayan azınlıkların hakları genişletmeye çağırarak, "Her zaman dini azınlıkların hakları için çalıştım. İbadet özgürlüğü bir Avrupa prensibidir." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (04/05) "Schröder, Türkiye'den Reformları Sürdürmesini İstedi" başlığı altında ve Markus Krah-Zerin Elçi imzalarıyla yer alan bir haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in, Türkiye'den, bu yıl AB üyelik görüşmelerine başlanması ile ilintili reformları gerçekleştirmeye devam etmesini istediği, ayrıca Türklerin, Türkiye'nin üyelik girişimi konusunda fikir ayrılıkları barındıran Birliğin, aralık ayında Ankara ile uzun süredir ertelenen görüşmelere beş ay içinde başlama kararından geri adım atabileceğine dair korkularını da yersiz bulduğunu belirttiği kaydedilmektedir. Schröder'in Ankara'da düzenlenen basın toplantısında, "Ekonomik, siyasi ve stratejik sebeplerle geçen aralık ayında yakaladığımız dinamiği sürdürmeliyiz -bir tarafta reform süreci dinamiği ve diğer yanda Türk halkının görüşmelerin 3 Ekim'de başlayacağına dair güveni-" dediği belirtilen haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, son dönemde AB'nin yeni insan hakları yasası ve diğer yasaları uygulamayı ağırdan aldığı suçlamalarıyla karşı karşıya bulunduğu hatırlatılmakta ve Erdoğan'ın ise bu suçlamalara, ertelemeleri Brüksel'in yaptığını söyleyerek sert bir tepki gösterdiği ve Birliği, Türkiye'deki etnik Kürtler için hassas azınlık meselesine müdahale ederek ülkedeki milliyetçi tepkiyi körüklemekle suçladığı ifade edilmektedir. Türkiye'nin AB girişiminin güçlü destekçilerinden Schröder'in, "Reform sürecinin Türk toplumunda bir gerçeklik haline gelmesini umuyoruz ve gelmeli de. Doğal olarak reformların uygulanmasının zor bir iş olduğunu biliyoruz... Önemli olan hükümetin açık bir şekilde 'bu yolda  ilerleyeceğiz' demesidir." diye konuştuğu belirtilen haberde, Erdoğan'la görüşmesinin ardından açıklamalarda bulunan Schröder'in, Almanya'nın Türkiye'nin dini azınlıklarına tam bir özgürlük tanıması gerektiği yönündeki tutumunun aynen devam ettiğini, AB'nin Türkiye'nin, Kıbrıs Rum Hükümetini Ankara'nın tanımadığı, Kıbrıs'ın da dahil genişlemiş blokla bir Gümrük Birliği Anlaşması imzalaması koşulunu tekrarladığı ve bazı AB ülkelerinin, özellikle Fransa'nın, Ankara'nın AB ile üyelik müzakerelerine başlamadan önce sözde katliamı "soykırım" olarak tanıması gerektiği önerilerine karşı çıktığı kaydedilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:

 

            La Padania gazetesinde (04/05) "Livorno'da Türkiye'nin AB'ye Katılımına Karşı İmza Toplandı" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Toscana bölgesindeki Livorno şehrinde Kuzey Ligi Partisi'nin girişimleriyle Türkiye karşıtı bir imza kampanyası düzenlendiği kaydedilirken, her zaman Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımına karşı olduğunu belirten Kuzey Ligi'nin "Avrupa Anayasası'nın tarihi ve kültürel öğelerden yoksun olduğunu" savunan  16. Benedict'in Papa seçilmesi ile artık kendini bu  mücadelesinde yalnız hissetmediğinin altı çizilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Apofasi gazetesinde (04/05) "3 Ekim ve Veto" başlığı altında yayımlanan başmakalede, Türkiye'nin, AB'nin bazı kurumsal organlarına katılmasına, bazı güçlü merkezler tarafından uygulanan baskılardan dolayı kesin gözüyle bakılmaması gerektiği öne sürülmektedir. Türkiye'nin, Kıbrıs Rum kesimi küçümseyerek, AB'nin güvenlik ve savunma organlarına katılmaya gayret ettiği, böylece Türkiye'nin planlarının Kıbrıs Rum kesiminin beklenmedik veto engeli ile karşılaştığı belirtilen başmakalede, Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'nin  AB organlarına katılmasına muvafakat etmeyi ilk kez reddettiği ve bu hareketin, Türkiye'nin Kıbrıs karşısındaki kibirli davranışına ve yapması icap edeni yapmayarak Lefkoşa'nın muvaffakiyetini talep edemeyeceğine, yani Türkiye'nin AB'nin eşdeğerli üye devleti olan Kıbrıs Rum kesimini tanıması gerektiğine dair hatırlatma olduğu ifade edilmektedir. Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin başlangıç tarihi olan 3 Ekim'e kadar, Türkiye'nin, Gümrük Birliği Protokolünü imzalaması gerektiği ve Erdoğan hükümetinin, AB'nin yeni 10 üye devleti (Kıbrıs dahil) ile Gümrük Birliği konusundaki taahhütlerini yerine getirmediği takdirde 3 Ekim'de Kıbrıs Rum kesiminin acı sürpriziyle karşılaşmasının mümkün olduğu kaydedilen başmakalede, Ankara'nın AB hukuk müktesabatını gözardı etmekte ısrar etmesi halinde, Türkiye'nin çeşitli nedenlerden dolayı AB ailesine girmesini istemeyen üye devletlerin Kıbrıs Rum kesiminin vetosuna siyasi destek verecekleri öne sürülmektedir.

                   

 
ESKİ SAYILAR