ANKARA, 06/05(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 05 Mayıs 2005 tarihinde yayımlanan
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (05/05) "Avrupa Yolsuzlukla Mücadele
Konusunda Türkiye'ye Baskı Yapıyor" başlığı altında ve Andrew Borowiec
imzasıyla yer alan makalede, AB ile üyelik müzakerelerine başlamadan
önce yolsuzluklarla anılan siyasetini temizlemesi için Türkiye'ye
yapılan uluslararası baskıların arttığı belirtilmektedir.
Türk ordusunun siyasete
karışması ve Türklerin Birinci Dünya Savaşı sırasında sözde
Ermenilerin katlini reddetmesinin de, AB yetkilileri ve dünya çapında
birçok hükümet üyesi tarafından eleştirildiği belirtilen makalede,
diplomatların, Türkiye'nin uyarıları dikkate aldığına dair hiçbir
işaret bulunmadığını ifade ettikleri kaydedilmekte ve Türkiye'nin
üyeliğine karşı çıkan Avrupalı siyasetçilerin, üyeliğin gereklerini
yerine getirmediği takdirde, Türkiye'nin üyeliğinin daha ileri bir
tarihe ertelenebileceğini söyledikleri vurgulanmaktadır.
Makalede, geçtiğimiz
haftalarda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün Kıbrıs'taki
Türk askerlerini geri çekmek ve sözde Ermeni soykırımının sorumluluğunu
üstlenmek gibi bir niyetlerinin olmadığını açıklamasının, Avrupalı
yetkilileri alarma geçirdiği ifade edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Kölnische Rundschau
gazetesinin internet sayfasında (04/05) "Ankara İçin AB İndirimi Yok"
başlığı altında ve Norbert Wallet imzasıyla yer alan bir yazıda,
Almanya Başbakanı Schröder'in dış politika alanındaki sorunlarda da
rüzgarın aksine hareket etmekten hoşlandığı, bunu Çin'e yönelik silah
ambargosunda ve uzun süredir de Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki
gayretlerinde yaptığı, bunu yaparken de çoğunlukla güvenlik
politikasına dayandığı belirtilmektedir.
Yazıda şöyle denilmektedir:
"Müslüman bir ülkenin Batılı bir topluma entegre olması, İslami dünya
için belirleyici bir sinyal oluşturabilir. Bunun olması için de birçok
sebep var: Türkiye'nin, Arap dünyasındaki örnek etkisi; Osmanlı
geçmişine ya da Türkiye'nin İsrail yakını tutumunun halen sınırlı
olmasına rağmen. AB'nin kendisi hiç böyle bir yorumda bulunmadı. AB
için Türkiye prensipte Bulgaristan gibi bir aday ülkedir. Eğer devlet
gerekli kriterleri yerine getiriyorsa, topluluk yeni ortaklara açıktır.
Çok enteresan ama tam da bu noktada yeni bir gelişme var. Türkiye'de,
ülkenin çok hızlı bir şekilde değişime uğratılmasından ve Batılı dünya
kültürüne gelenekleri yıkan bir uyum sağlanacağından korkan endişeli
sesler artıyor. Şansölye, gayet açık ve net bir şekilde AB'nin bir
reform molasını kabul etmeyeceğini gösterdi. Türkiye için bir indirim
yapılamaz, yarı fiyatına bir üyelik verilemez. Ve eğer ülkenin çok
fazla zorlandığı anlaşılırsa, müzakerelerin körü körüne sürdürülmemesi
gerekir. Ekim ayında müzakerelere somut olarak başlanması sonucu
önceden belirlenmemeli. Ancak Türkiye, tüm kriterlere uygun olarak AB
üyeliği için yeterli olduğunu kanıtlarsa, Schröder'in gerekçelerini
terazide tartmak söz konusu olabilir."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (05/05) "AB
Temsilcisi: Türkiye'nin AB Üyeliği, Ankara-Erivan İlişkilerine Bağlı
Olacak" başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB'nin Güney Kafkasya
Temsilcisi Heiki Talvitie'nin yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB
üyeliğinin, Türklerin 1915'teki sözde Ermeni soykırımını tanımasını
isteyen Erivan ile Ankara arasındaki ilişkilere bağlı olacağını
belirttiği kaydedilmektedir.
Ermenistan Dışişleri Bakanı
Vardan Oskanyan ile katıldığı ortak basın toplantısında Talvitie'nin,
"AB ile Türkiye arasındaki müzakereler yakında başlayacak. Şüphesiz,
Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bu müzakereler üzerinde
bir etkisi olacaktır. Ermenistan ve Türkiye arasındaki sınırların
açılmasının ardından olumlu bir gelişme kaydedilmiş olacak. Bunun çok
hassas bir konu olduğunu ve iki ülke arasındaki ilişkileri düzeltmek
için zaman gerektiğini anlıyoruz" dediği belirtilen haberde, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'a bir
mektup göndererek, 1915'deki Ermeni ölümlerinin incelenmesi amacıyla
ortak bir komisyon kurulmasına yönelik önerisi hatırlatılmakta ve basın
toplantısı sırasında Ermenistan Dışişleri Bakanı'nın, "Avrupa, Türk
Başbakanı'nın önerisini, Türkiye'nin tarihi ile barışması için bir
imkan olarak kabul ediyor" dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinde
(05/05) "İngiltere'nin Avrupa'ya Karşı Yükümlülükleri Var" başlığı
altında ve Quentin Peel imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Fransa'daki
AB Anayasası referandumunun olası sonuçları üzerinde durulmaktadır.
İngiltere'deki genel seçimlerin, kamuoyu yoklamalarının da gösterdiği
gibi Başbakan Tony Blair'in zaferiyle sonuçlanması halinde Avrupa'nın
geleceğini pek etkilemeyeceği belirtilen yorumda, bu konuda asıl
belirleyici tartışmanın Fransa'da yaşandığına dikkat çekilmektedir.
Fransa'da 29 Mayıs'ta düzenlenecek Avrupa Anayasası referandumu
öncesinde ibrenin tekrar "evet"e dönmeye başladığı, ancak sonuç ne
olursa olsun, seçim kampanyası sırasında Avrupa tartışmasından
kaçınmayı başaran Blair için "baş ağrısı" oluşturacağı kaydedilen
yorumda, Fransa'da, "Aşırı sağcıların, ulusal egemenliği kaybetme;
geleneksel solcuların, Anglo-Saksonların 'sosyal Avrupa' kavramına
tehdit oluşturacağı kaygısı; federalizm yanlılarının, AB
entegrasyonunun başarısızlığa uğrayacağı ve Türkiye'nin ileride üye
olması da dahil, AB genişlemesinden duydukları korku, toplumun geniş
kesimlerinin de Fransa'nın nüfuzunun azalacağı endişesiyle" Anayasa'ya
hayır diyebilecekleri; bazılarının da sadece Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'dan bıktıkları için hayır oyu kullanacakları belirtilmekte ve
şöyle denilmektedir: "Fransa'dan hayır oyu çıkarsa, bir İngiliz
başbakanı ilk kez bu kadar çetin bir dönemde AB Dönem Başkanlığı'nı
üstlenmiş olacak. Chirac yenilgiye uğramış ve savunmaya geçmişken,
Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatmak mümkün olacak mı? Pek
ihtimal dahilinde değil. Doha ticaret görüşmelerinin ilerlemesi felce
uğrayacak. Liberalleşmeye yönelik ekonomik girişimler söz konusu bile
olamayacak. Ortak dış politikalar askıya alınacak."
Reuter'in (05/05) "Papadopulos:
Türkiye Üyelik Müzakerelerine Başlamadan Adanın Birleşmesi Zor" başlığı
altında ve Brian Williams imzasıyla yer verdiği bir haberde, Kıbrıs
Rum kesimi lideri Tasos Papadapulos'un, Türkiye'nin AB ile üyelik
müzakerelerine başlamasından önce Kıbrıslı Rumları ve Türkleri
birleştirmeye yönelik bir anlaşmaya varılabileceğinden şüphe duyduğunu
belirttiği kaydedilmektedir. Papadopulos'un, Reuter'e verdiği bir
mülakatta, Türkiye'nin üyeliğine karşı veto hakkını ancak Türkiye
üyeliğin gereklerini yerine getirmezse kullanacağını ifade ettiği ve
Türkiye AB ile üyelik müzakerelerine başlamadan Kıbrıs konusunda bir
uzlaşmaya varmanın mümkün olup olmadığı sorulduğunda, "Uzlaşmaya varmak
için daima vakit var. Fakat henüz görüşmelere başlamadığımız için,
sonucu şimdiden tahmin etmem mümkün değil. Daha önce kötü bir deneyim
yaşadık, şimdi de insanlar baskı altındalar. Çoğu teknik çizelgeler ve
zaman sınırlamalarıyla köşeye sıkıştırıldıklarını düşünüyor" diye
konuştuğu belirtilen haberde, Papadopulos'un, Türkiye'nin AB üyeliğine
karşı olmadığını, üyelik şartlarını yerine getirdiği sürece de
Türkiye'ye karşı veto haklarını kullanmak için bir sebepleri
olmayacağını, kesinlikle Türkiye'nin üyeliğini engellemek gibi bir
amaçları olmadığını belirttiği vurgulanmaktadır.
Financial Times gazetesinde
(05/05) "Türkiye'ye AB Müzakere Tarihi Konusunda Teminat" başlığı
altında ve Vincent Boland-Kerin Hope imzalarıyla yayımlanan bir
haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in, Avrupa Birliği'nin, 3
Ekim'de başlayacak katılım müzakerelerini ertelemeyeceği konusunda,
böylesi stratejik bir kararın "değişken kamuoyu yoklamaları" ya da
Fransızların, AB Anayasası taslağını reddetmesinden etkilenemeyeceğini
söyleyerek, Türkiye'ye güvence verdiği belirtilmektedir. Schröder'in bu
yorumunun, Fransız seçmenlerin 29 Mayıs'taki referandumda Anayasa'yı
reddedebileceğinin ortaya çıkmasından bu yana, Türkiye'nin katılımını
destekleyen Avrupalı liderlerden gelen en net destek olduğu vurgulanan
haberde, Türklerin çoğunluğunun, Fransa'daki oylamayı, ülkelerinin
üyeliği konusunda örtülü bir referandum olarak gördüğü ve bu
tartışmanın, AB üyesi ülkelerde Türk karşıtı düşünceyi körüklediğine
inandığına işaret edilmektedir.
İRAN BASINI:
Kayhan gazetesinde (05/05)
"Batı'nın Mezbahasındaki Türkiye" başlığı altında ve Behruz Sagi
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türk Hükümetinin bugüne kadar,
Batı'nın ilgisini çekmek ve Türkiye'nin AB üyeliğini sağlamak için
defalarca itibarını, haysiyetini, milli ve dini değerlerini kurban
etmiş, sahip olduğu tüm maddi ve manevi şeyleri Batı'nın kapitalist
pazarında ucuza satışa çıkardığı öne sürülmektedir. Türkiye'nin, ABD ile
NATO üssüne dönüştürülmesi, IMF ve Dünya Bankası tarafından dikte
edilen talimatların kabul edilmesi, konunun maddesel boyutunu;
okullar, üniversiteler ve devlet dairelerinde türbanın yasaklanması,
dini okulların kapatılması ya da onlara karşı bazı kısıtlamaların
uygulanması ve din derslerinin kaldırılmasının, konunun maneviyata
dönük boyutunu oluşturduğu ve tüm bunların; Türkiye'nin, AB üyeliği ve
dünyanın yeni düzeninde oyuna dahil olması yolunda beslediği boş
ümitler sebebiyle Batılıların ayağına serdiği servetler olduğu
belirtilen yorumda, Ankara'nın, son yıllarda İsrail ile ilişkilerini
geliştirmesinin, Türk-İsrail ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak
sayıldığı ve Türkiye'nin, Kudüs'ü işgal eden rejim ile ilişkilerini
geliştirmek yolunda izlediği bazı açık ve gizli amaçlarının yanı sıra,
AB üyeliğini kazanmak için Batılılar ve Birliğin ilgisini de çekmeye
çalıştığı ileri sürülmektedir.
RUSYA BASINI:
Kommersant gazetesinde
(05/05) "Almanya Başbakanı Türkiye'nin AB'ye Üyeliğini Görüştü" başlığı
altında ve Marina Yeryomina imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'yi
ziyaret eden Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ile görüştüğü ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği
ve bununla ilgili olarak AB tarafından ileri sürülen şartların Ankara
tarafından yerine getirilmesinin, yapılan görüşmelerin başlıca konusu
olduğu belirtilmektedir.
Schröder'in, Türkiye'de
demokratik reformların sürdürülmesi, örneğin insan haklarının
sağlanması gereğini vurgulayarak, politikada, ekonomide ve hatta Türk
toplumunun toplumsal bilincinde ciddi değişiklikler yapılması
çağrısında bulunduğu belirtilen yazıda, Almanya Başbakanı Schröder'in,
Erdoğan'a, Türkiye'yi AB'ye üyeliği konusunda destekleyeceğini de
belirttiği vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinde
(05/05) "Rahatlık Değil, Basiret" başlığı altında ve Kostas Yordanidis
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin son haftalarda
Avrupa'daki uygulamalara uyum sağlaması amacıyla yapısal değişiklikler
yapması için baskı altında olmasının, rahat etmek için neden
oluşturmadığı, tam aksine Yunanistan'ın siyasi liderliğinin dikkatli
davranması için neden oluşturduğu belirtilmektedir. Birkaç gün önce
Türkiye-AB ilişkileri hakkında yayımlanan raporun, aynı zamanda da
Alman Başbakanı Schröder'in İstanbul'da Ekümenik Patrikhane ile ilgili
açıklamalarının, Yunan çıkarları için kazançlar oluşturmadığı,
Avrupa'nın bugünkü koşullardaki çaresizliğini yansıttığı belirtilen
yorumda, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin sert tezinin doğrudan Avrupa
Anayasası'nın Fransızlar tarafından reddedilmesi tehlikesiyle
bağlantılı olduğu, son zamanlarda bu ülkede ortamın değişmeye
başlamasında, bu tezin de rol oynadığı ifade edilmektedir.
Fransızların, Nice AB Zirvesi'ndeki kararlar temelinde, "Anayasa"nın
reddedilmesi durumunda AB genişlemesinin devam etmesinin mümkün
olmayacağı ve böylece Türkiye'nin AB dışında kalacağı için Avrupa
Anayasası'na karşı olumsuz bir tavır takındıkları vurgulanması
gerektiği kaydedilen yorumda, AB-Türkiye ilişkilerinin fırtınalı olduğu
ve AB'nin çeşitli konseyleri tarafından alınacak kararların koşullara
göre biçimleneceğini gösterdiği belirtilmekte ve Yunan siyasi
liderliğinin göz önünde tutması gereken temel ilkenin, Türkiye'nin
Avrupalılaşmasının AB'nin tümünü ilgilendirmesine rağmen, Türk
politikasında daha sert bir tavrın benimsenmesinin, özellikle
Yunanistan'ı doğrudan ve olumsuz yönde etkileyeceği vurgulanmaktadır.
Elefterotipia gazetesinde
(05/05) "AB'ye Kıbrıs Vasıtasıyla" başlığı altında yayımlanan bir
haber-yorumda, Türkiye'yi ziyaret eden Alman Başbakan Gerhard
Schröder'in, Türkiye'nin AB üyeliği için şart olan reformların fiilen
gerçekleşmesi gerektiğini, ancak AB'nin de üyelik müzakereleri için
zaman çizelgesini uygulamasının şart olduğunu ve Türkiye'nin AB'ye
katılımının "stratejik önem taşıdığını" belirttiği ifade edilmektedir.
Başbakan Schröder'in,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile düzenledikleri basın toplantısında,
reformların dinamizmle devam etmesinin, Anayasa ve kanun
değişikliklerinin fiilen hayata geçirilmesi ve Kıbrıs Rum kesiminin
tanınması gerektiğini vurgulayarak, "Güvenlik kuvvetlerinin kötü
muamelesi, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve kadınlar aleyhindeki
ayırımlar, müşterek prensiplerimize aykırıdır. Önemli olan Erdoğan
hükümetinin 'tereddüt edilmediğini' ve 'bu yolda kararlılıkla
ilerleneceğini' açıklığa kavuşturmasıdır" dediği belirtilen
haber-yorumda, AB'nin müzakerelerin zamanında başlamasını sağlaması
gerektiğini söyleyen Schröder'in, AB Anayasası hususunda ise "Bir
referandumun, -AB'nin neresinde olursa olsun- Türkiye'nin AB
prosedürünü etkilemeyeceğini" ifade ettiği kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR