ANKARA,
09/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 06-08 Mayıs 2005
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (07/05) "Chirac, AB Anayasası'nı
Batırıyor" başlığı altında ve Tod Lindberg imzasıyla yer alan makalede,
Fransa'da, 29 Mayıs'ta yapılacak Avrupa Anayasa Anlaşması referandumu
ele alınmakta ve Cumhurbaşkanı Chirac'ın rolü ve durumuna
değinilmektedir. Fransa'da yapılan son anketlerin halkın çoğunlukta
olan bir kısmının Anayasa Anlaşması'na karşı olduğunu ortaya koyduğu
belirtilen makalede, ABD'nin küresel meselelerde sahip olduğu nüfuzu
dengeleyebilmesi için Avrupa'nın birlik olması gerektiği yönünde bir
kanının mevcut bulunduğu ve bunun en güçlü olduğu yerin de Jacques Chirac'ın
Elize Sarayı olduğu, Anayasa Anlaşması'nın bu amaca ulaşmak için bir
araç olarak görülsün ya da görülmesin, başarısız olması halinde,
Avrupa'da daha derin ve kapsamlı bir entegrasyon arayışında olanların
büyük bir kayba uğrayacakları kaydedilmektedir. ABD düşünce kuruluşu
German Marshall Fund tarafından geçen hafta düzenlenen bir konferansta
Avrupalı katılımcıların, Anayasa Anlaşması'nın çökmesi durumunda bunun
sonucunun morali bozuk ve içe dönük bir Avrupa olacağını açıkça ifade
ettikleri kaydedilen makalede, üstelik böyle bir durumda Türkiye'nin AB
üyelik hedefinin bir anda ciddi yara alacağı, Gürcistan ve Ukrayna
gibi demokrasinin filizlendiği ülkeler ile ve ayrıca Balkan
ülkeleriyle ilişkilerin geliştirme potansiyelinin azalacağı, Avrupa
içindeki çatlakların genişleyeceği ve hem iç hem de dış meselelerde
ortak pozisyon almanın daha da güçleşeceği vurgulanmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Kölner Stadt Anzeiger
gazetesinin internet sayfasında (07/05) "Dışişleri Bakanı Fischer:
Türkiye, İnsan Hakları Konusundaki Eksikliklerini Gidermeli" başlığı
altında ve DPA kaynaklı yer alan bir yazıda, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer'e göre Türkiye'nin, insan hakları konusundaki eksikliklerini
gidermesi gerektiği belirtilmektedir. Fischer'in, Neuen Ruhr/Rhein
Zeitung'a yaptığı açıklamada, "Türkiye, Ermenilere yönelik katliam
konusunda olduğu gibi, başka rahatsız edici sorulara da cevap vermek
durumunda." dediği belirtilen yazıda, "Türkiye'nin üyeliğe hazır hale
gelmesi kendi elinde. Türkiye'nin modernleşmesine büyük önem
veriyoruz." diyen Fischer'in aynı zamanda, AB genişleme süreciyle
endişelerin artacağı uyarısında da bulunduğu kaydedilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da
(06/05) "Schröder Türkiye'yi Reformlar Konusunda Uyarıyor" başlığı
altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Şansölye Gerhard Schröder'in, Türkiye'ye yönelik eleştirilere rağmen,
AB'ye üyelik müzakerelerinin kararlaştırıldığı şekilde 3 Ekim'de
başlamasında ısrar ettiği belirtilmektedir. Şansölye Schröder'in,
Türkiye'ye yaptığı iki günlük ziyaretin sonunda, Türkiye'nin AB yolunda
tutarlı bir şekilde yürümeye devam edip etmeyeceği konusunda "kuşku
tohumları atıldığını", bu çizginin Türkiye'de ve dışarıda yeterince
desteklenip desteklenmediği hususunda son olarak tereddüt bulunduğunu,
fakat Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması gibi "tarihi öneme
sahip" stratejik bir kararın "anketlere ve referandum sonuçlarına"
bağlanamayacağını söylediği belirtilen yazıda, Schröder'in, Ankara'nın
ekim ayına kadar yerine getirilmesi gereken reform ödevlerini
yapacağına inandığını belirttiği kaydedilmektedir. Schröder'in
katıldığı toplantılarda yaptığı tüm konuşmalarda, Türkiye'yi,
reformları gözden kaçırmaması yolunda uyararak, "güvenlik güçlerinin
kötü muameleleri, düşünce özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ve kadınlara
ayrımcılığın" Avrupa'nın değerleriyle bağdaşmayacağını söylediği
kaydedilen yazıda, Başbakan Erdoğan'ın ise, reform iradesinin genel
olarak devam ettiğini belirtirken, AB tarafından talep edilen Kıbrıs
protokolünün ne zaman imzalanacağı konusunda somut bir tarih vermediği,
fakat Alman tarafının, bu seyahatin "doğru bir zamanda yapıldığı"
izlenimini edindiğini belirten Schröder'in yakın danışmanlarından
birinin, yapılan reformların ödüllendirilmediği şeklinde Türkiye'de
var olan izlenimin dağıtılmasının gerekli olduğunu söylediği
vurgulanmaktadır. Yazıda, Başbakan Erdoğan'ın, 29 Mayıs'ta Fransa'da
yapılacak AB Anayasası referandumu nedeniyle duyduğu endişeyi dile
getirerek, referandumun olumsuz sonuçlanması halinde AB'nin genişleme
iradesinin azalacağını belirttiği, Schröder'in ise, Aralık 2004'te AB
Konseyi ve Türkiye'nin, üyelik müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin
bir anlaşma yaptıklarına işaret ederek, iki tarafın da buna uymaları
gerektiğini söylediğine işaret edilmektedir.
Financial Times
Deutschland gazetesinde (06/05) "Schröder, Katılım Müzakereleri
Öncesinde Türkiye'yi Güçlendiriyor" başlığı altında ve Marina Zapf
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye ve Almanya'nın, Fransa'daki
AB Anayasası referandumu başarısızlıkla sonuçlansa bile, Türkiye'nin
AB ile katılım müzakereleri için belirlenen takvime bağlı kalmak
istedikleri belirtilmektedir. Federal Almanya Başbakanı Gerhard
Schröder ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul'da
gerçekleştirilen Türk-Alman Ekonomi Kongresi'nde yaptıkları açıklamada,
Fransızların hayır demesinin müzakerelerin başlangıcını etkilememesi
gerektiğini belirttikleri ifade edilen yazıda, Schröder'in, bu tür
tarihi kararların değişken kamuoyu yoklamaları ve de referandumlara
bağlı kılınamayacağını söylediği kaydedilmektedir. Katılım
müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasının planlandığı ve AB Anayasası'nın
Fransızlar tarafından mayıs sonunda reddedilmesi halinde, Paris'in,
ülkede Türkiye'ye şüpheyle yaklaşan havayı dikkate alarak katılım
sürecini engellemesinin söz konusu olduğu, ayrıca Fransızlardan çıkacak
bir "hayır"ın, AB içinde de bundan sonraki genişleme adımlarının
sorgulanmasına yol açacak bir krize neden olabileceği öne
sürülmektedir. Yazıda, Şansölye Schröder'in, reform dinamizminin
kaybolduğuna ilişkin çekincelere karşı çıkmakla birlikte, Türk
yönetimini acilen reformları "kararlılıkla" güçlendirmesi yönünde
uyardığı ve kendisine fahri doktor unvanının verildiği Marmara
Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, ülkedeki değişikliklerin geri
dönülmezliğinin ve "toplumsal gerçekliğinin" garantiye alınması
gerektiğini söyleyerek, buna "hukuk devleti, temel özgürlükler ve insan
ile azınlık haklarına tam saygının da" dahil olduğunu belirttiği ve
"Güvenlik güçleri tarafından kötü muamele yapılması, düşünce
özgürlüğünün kısıtlanması ve kadınlara ayrımcılık yapılması, ortak
değerlerimizle bağdaşmaz." diye konuştuğu aktarılmaktadır.
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (06/05) "AB Üyeliği Demiri Atmış Olarak Kalmak Faydalı"
başlığı altında ve Rainer Hermann imzasıyla Deutsche Bank Başekonomisti
Norbert Walter ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Fransa'nın, 29
Mayıs'taki referandumda AB Anayasası'nı reddetmesi halinde Türkiye'de
neler olabilir?
WALTER: O zaman Türkiye'de
türbulanslar olacağını zannetmiyorum. Buna rağmen böyle bir şey olsa
bile, Fransızların hayır cevabının, atılan AB demirinin dayanmayacağı
endişesine yol açacağı için olur. Fransızların, Türkiye'nin üyeliği
öncesinde de bir referandum yapılması konusunda ısrar edebileceklerinden
ve bir referandumu yine reddedebileceklerinden endişe duyulabilir. Bu,
kırılmaları harekete geçirebilir.
SORU: Türkiye'nin
ekonomisini, artık dışarıdan gelecek şokları yara almadan atlatacak
kadar istikrarlı mı buluyorsunuz?
WALTER: Henüz bunu söylemek
mümkün değil. İhtiyatlı olmak gerekir. Ancak temel veriler gerçekten
iyi görünüyor. Ekonomi politikasında seçilen yön de, hükümetin bunu
Avrupa'ya hoş görünmek için değil, böyle bir reform politikasının
ülkeye faydalı olacağını bildiği için yaptığını gösteriyor. Fakat
atılan AB üyeliği demiri de yardımcı oluyor...
SORU: Türkiye AB'ye ait mi,
değil mi?
WALTER: AB üyeliğinin bir
mecburiyet olduğunu düşünüyorum. Ancak bu, AB tarihinde üstesinden
gelmemiz gereken en zor olaydı, çünkü Türkiye kültürel bakımdan net bir
Avrupa kimliğine sahip değil. Her iki taraf da bunu önceden bilmeli ve
başarıya ulaşmak için sıkı çalışmalı."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (08/05)
"Türk Cumhurbaşkanı, Üyelik Görüşmelerinin Ekim Ayında Başlaması
Konusunda Israr Ediyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 9 Mayıs Avrupa Günü öncesinde
yayınlanan mesajda, AB'yi, ülkesinin üyelik görüşmelerine başlaması
için öngörülen 3 Ekim tarihine sadık kalmaya çağırdığı
belirtilmektedir. Sezer'in, "Türkiye'nin modern Avrupa'nın bir parçası
olma hedefi, dış politikasının temel taşıdır (...) Türk halkının esas
beklentisi, üyelik görüşmelerinin başka süre verilmeksizin, 3 Ekim'de
başlamasıdır." açıklamasında bulunduğu belirtilen haberde,
"Görüşmeleri sağlamlaştırmak için Türkiye'nin elinden geleni yapacağı
konusunda hiçbir kuşku duyulmamalıdır." diyen Sezer'in, Avrupalılardan
da aynı ihtiyatı göstermelerini beklediğini ifade ettiği
kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (07/05) "Bir Ulusun Sanatı" başlığı
altında ve Bruce Millar imzasıyla yer alan makalede, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne katılımının gündemde büyük yer işgal ederken, ülkenin çağdaş
sanatçılarının kendi çaplarında üyelik hedefine destek vermeye
çalıştıkları, ancak bu desteğin her zaman hükümetin onayını almadığı
belirtilmektedir. İstanbul'un bu yıl Londra'nın kültürel gündeminde
üst sıralarda yer aldığı belirtilen makalede, ilk önce Kraliyet Sanat
Akademisi "Türkler: Bin Yıllık Yolculuk" adlı sergiye ev sahipliği
yaptığı, ardından ise, Türkiye'nin en önemli çağdaş sanatçısı Kutluğ
Ataman'ın İstanbul'daki gecekondu hayatını yansıtan "Küba" başlıklı
video enstalasyonunun geldiği, geçen ay ise Türkiye'nin en çok tanınan
yazarı Orhan Pamuk'un "İstanbul" adlı romanının İngilizce çevirisinin
satışa sunulduğu ifade edilmektedir. Bütün bu kültürel faaliyetlerin,
Avrupa'daki liderlerin Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımı
nedeniyle beliren zorlu birtakım tartışmalarla başetmeye çalıştığı bir
döneme denk gelmesinin tesadüf olmadığına işaret edilen makalede,
Atlantik kıyılarından Rus sınırına kadar tüm Birlik üyesi ülkelerin
şimdi AB'nin Orta Doğu'ya doğru genişlemesini tartıştığı ve "Yüzyıllar
boyunca doğu egzotizminin sembolü olan İstanbul Avrupa'nın büyük
şehirlerinden biri olarak Londra, Paris, Milan ve Barcelona'nın yanında
yerini alabilecek mi?" sorusuna yer verilmektedir. Türk Hükümeti'ne
bakılırsa bu sorunun cevabının kesin bir "evet" olduğu ve bu katılıma
katkıda bulunacak her türlü kültürel çabanın da memnuniyetle
karşılanacağı kaydedilen makalede, "Türkler" sergisinin bunu açık bir
şekilde yaptığı, ancak İstanbul'da doğmakta olan çağdaş sanatın
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda daha karmaşık düşünceler barındırdığı
vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia
gazetesinde (06/05) "AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri
İhlalleri Sadece Gazetelerde Görüyor" başlığı altında ve Kosta Moshona
imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Finlandiyalı Olli Rehn'in, İstanbul'daki bir forumda
Ege'deki Türk ihlallerinin sadece gazetelerin başlıklarında olduğunu
iddia ettiği belirtilmektedir. Metnin, AB Komisyonu tarafından
açıklanan ve "Türkiye'nin Öncelikleri Nerede Yoğunlaşmalı" başlıklı
konuşmasında Rehn'in, Türkiye'nin komşu ülkelerle ilişkilerine de
değindiği belirtilen haber- yorumda, Rehn'in, "Gazetelerin başlıklarına
alışık olanlar, Türkiye'nin komşuları ile ilişkilerini devamlı
gerginlik kaynağı olarak görmektedirler. Ruh sağlığım için, olaylara
belirli bir mesafeden bakmayı tercih edenlerdenim. Artan bir gerginlik
görülmemekte aksine devamlı bir iyileşmenin şahidi olmaktayız." dediği
aktarılmaktadır. Haber-yorumda, Rehn'in, Kıbrıs Rum kesimini de içine
alacak Gümrük Birliği Protokolü'nün Ankara tarafından imzalanması
beklentisinin Kıbrıs konusunun toptan çözümü yönünde müspet ve iyi adım
olduğunu ifade ederek, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin son
toplantısında "25" üye devletin ortak metninde bahsedilen onaylama ve
uygulama yönündeki arzularını Brüksel'de unutarak, sadece imzadan
bahsettiği kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR