12.05.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 12/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  11 Mayıs 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI :

 

            AP'nin (11/05) "BM Kalkınma Programı Başkanı Derviş: Türkiye, AB Hedefinden Sapmamalıdır" başlığı altında yer verdiği haberde, yeni atanan BM Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Derviş'in yaptığı bir açıklamada, Türkiye AB üyeliğini almadıkça Yunanistan ile Türkiye arasındaki sınırın yeni bir "demir perde" olabileceğini söylediği aktarılmaktadır. Haberde, Türkiye'nin eski bakanlarından Derviş'in Parlamento'da yaptığı veda konuşmasında, "Tam üye olarak AB'nin karar mekanizmasında yer almamız gerek. Aksi halde Meriç nehri bir tür Demir Perde'ye dönüşecektir... Avrupa coğrafyasının bir parçasıyız... AB bizim coğrafyamızdadır... Bizim için Avrupa'da yer almak çok önemli bir hedef ve çok zor bir  hedef, ama varmaya çalıştığımız sürece ulaşabileceğimiz bir hedef." dediği kaydedilmektedir.

            AP'nin (11/05) "Macaristan'da Bir Grup, Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı İmza Toplamaya Çalışıyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, eylemcilerin bildirdiğine göre, Macar bir grubun, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu Doğu Avrupa ülkesine gelmesinden bir gün önce, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı olanlardan 200 bin imza toplamaya çalıştığı bildirilmektedir.   Avrupalı Değerler Vakfı tarafından organize edilmekte olan Macaristan'daki kampanyanın sözcüsü Daniella Csizmadia'nın imza girişiminin bir milyon imza toplama kampanyası çerçevesinde olduğunu söylediği aktarılan haberde, kampanyanın ilk üç gününde Macaristan'da 700 imza toplandığı, imza kampanyasını organize edenlerin, Türkiye'yi AB'ye almanın "tehlikeli ve sorumsuz bir deneyim" olacağını savundukları ve siyasilere konuya ilişkin "dürüst bir kamuoyu tartışması" başlatma çağrısında bulundukları belirtilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Financial Times Deutschland gazetesinin (11/05) "Öcalan Kararı Öncesinde Brüksel'in Popülaritesi Azalıyor" başlığı ve Marina Zapf imzasıyla yayımlanan, yazıda, Türk halkının, ülkenin Avrupa Birliği üyeliğine verdiği desteğin azaldığı, AKP'nin yaptırdığı bir kamuoyu yoklamasının sonuçlarına göre, şu sıralar AB üyeliğini destekleyenlerin oranının yüzde 63 olduğu bildirilmektedir. Bu oranın yılın başında yüzde 70, hatta 2004 sonunda yüzde 75 olduğu hatırlatılan yazıda, halk nezdindeki Avrupa yanlısı güçlü havanın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı iki yıllık görev döneminde oldukça yoğun siyasi ve sosyal programları uygulamaya koyması yönünde cesaretlendirdiği, ancak AB müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim'in yaklaşmasının, Avrupa karşıtı milliyetçileri daha fazla işin içine çektiği ifade edilmektedir. Buna ilaveten, AB anayasasıyla ilgili tartışmanın da duyguları kızıştırdığı, çünkü Fransa ve diğer ülkelerdeki anayasa karşıtlarının, Türkiye'nin "tehdit eden üyeliğini" kullanarak hayır oyu kullanılması için reklam yaptıkları belirtilmektedir. Diplomatların, AB coşkusunun kaybolmasıyla, hükümetin reform şevkinin de azalacağından endişe ettikleri kaydedilen yazıda, Türkler arasında zaten, AB anayasasının başarısızlığa uğramasının kendi katılım müzakerelerini tehlikeye düşürebileceği korkusunun hakim olduğu, ancak Şansölye Gerhard Schröder gibi AB temsilcileri ve Ankara'daki hükümetin, bu iki olayın birbiriyle ilgisi olmadığını vurguladıkları aktarılmaktadır.

            Kölner Stadt-Anzeiger gazetesinin internet sayfasında (10/05) "CDU-CSU Birliği, AB Anayasası Tartışmalarını Türkiye'nin Üyelik Sorunuyla Birleştiriyor"  başlığı altında yayımlanan DPA çıkışlı bir yazıda, CDU-CSU Birlik partilerinin, AB Anayasası'yla ilgili kararını, Türkiye'nin AB üyelik tartışmalarıyla birleştirdiği, Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Eyalet Meclis Grubu Başkanı Michael Glos'un "Türkiye'nin üyeliği, ancak CDU ve CSU partileri Federal Meclis'te çoğunluğu sağladığı zaman engellenebilir." dediği aktarılmaktadır. Almanya Federal Meclisi'nde AB Anayasası'yla ilgili görüşmelerin sona ermesine iki gün kala, Birlik partilerinin onay vermesinin günden güne kesinlik kazandığı, ancak Birlik partilerinden çatlak seslerin de yükseldiği ifade edilen yazıda, Glos ve Birlik grubu parlamenteri ve iş adamı olan Norbert Röttgen'in (CDU)   açıklamalarında, eldeki mevcut yasa metninin her durumda Federal Meclise daha fazla söz hakkı tanıdığını belirttiği aktarılmaktadır. CDU Başkanı Angela Merkel ve CSU Başkanı Edmund Stoiber'in Birlik grubu üyelerini metni onaylamaları için ikna etmeye çalışacağı kaydedilen yazıda, karşıtların bir kısmının gerekçelerini, AB Anayasası metninde eksik bulunan din konusunun oluştuduğu, Glos'un AB'nin genişleme sürecinin aceleye getirildiği şeklindeki görüşünün de kamuoyu tarafından eleştirildiği ifade edilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

 

            Le Figaro gazetesinin internet sayfasında yer alan (11/05) "Türkiye'nin Birliğe Girmesine Karşı Daha İyi Bir Hayır Demek İçin Evet Deyin" başlıklı makalede, 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği ülkeleri devlet başkanlarının Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerini başlatmaya karar verdikleri, bu müzakere sürecinin uzun olmasına rağmen, en az 10 senelik bir dönemden bahsedilse de ve sonunda ne olacağı önceden garanti edilmese de, Fransa'da ve Avrupa'da, bu müzakerelerin sadece başlatılıyor olmasıyla heyecanlanan çok insan olduğu ifade edilmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "Tereddütümüz, Türk Hükümeti'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelikten başka her türlü ihtimali reddetmesi ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın televizyonlarda, Avrupa devlet başkanları zirvesi arefesinde tehditler ve talepler savurması kadar büyüktür. Güzel bir müzakere örneği. Avrupa Birliği'nin bugün Türkiye'nin üyeliği ile uyum arz etmeyen bir siyasi projesi var. Halkın oyuna sunulan Avrupa Anayasası'nda Avrupa Birliği'nde ortak değerler tesbit ediliyor ve bir Avrupa vatandaşlığının mevcudiyeti ifade ediliyor: Temel haklar şartı ve çevre şartı bir topluluk anlaşmasında ilk defa resmen kaydediliyor ve bir hukuki kuvvet kazanıyor. Burada Avrupa vatandaşlarının sivil, sosyal, siyasi ve çevre alanlarında hakları tespit ediliyor. Hal böyle iken Başbakanı, 'Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler kışlamız ve mü'minler askerlerimizdir.' diyen bir Türkiye Devleti'ni Avrupa siyasi projemize nasıl dahil edebiliriz? …Anayasa'nın, Türkiye'nin muhtemel Avrupa Birliği'ne üyelik yoluna ne kadar engeller koyduğunun ölçülemediğini zannediyoruz. Üstelik Fransız Anayasası'nın gözden geçirilmesi, Avrupa Birliği'nin, üyelik müzakerelerinin  başlatılmasına 1 Temmuz 2004'ten sonra karar verilmiş olan her bir devlete genişlemesi için halk oylaması düzenlenmesini mecburi kılacak. Demek ki, Türkiye hakkında son söz Fransızların olacak: Fransızların çoğu istemezse, reddeden sadece Fransa olsa bile, Türkiye Avrupa Birliği'ne üye olamayacak (Avrupa Anayasası, madde: 58). Ama yine de Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini reddetmek, ona sırtını dönmek demek değildir. Türkiye'nin 21'inci asırdaki rolü, kimliğini koruyarak Küçük Asya'daki tarihinden miras kalan ve Yakın Doğu ve Asya ile barış, mübadele ve istikrar köprüsü olma kabiliyetine sahip istidadını üstlenmek değil midir? Türkiye, Asya'nın Türkçe konuşan halkları ile Kafkas ve Orta Doğu halkları için federal kutup olabilir. İşte burada Avrupa Anayasası taslağı (madde: 57), Türkiye gibi Avrupa'ya yakın, ama sınırları dışında bulunan ülkelere yönelik özel bir statü kurarak bir çözüm getiriyor bize: İmtiyazlı ortaklık statüsü. Bu yol ile uyum içindeki Avrupa'nın sınırlarını ifade etmekle beraber sınırları dışındaki ülkelerle barış ve gelişme şartlarını meydana getireceğiz. İşte böylece hayır diyerek Anayasa taslağını reddetmek, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğine hayır demek için bizi en en iyi kozdan mahrum eder. Tersini düşünecek olursak, evet demek suretiyle Türkiye'nin üyeliğiyle bağdaşmayan bir siyasi projeye sahip olacağız. Bir tek siyasi kuvvet olma imkanlarına sahip, ama daha muhafazakar ve ümit vaadeden bir Avrupa kurma arzusu ve dahi ülkemizin geleceği ve gençlik için harekete geçmek gibi Anayasa'ya evet deme lehinde seferber edilen diğer deliller bir yana, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğine karşı olduğumuz içindir ki ilk defa, halk oylamasında cevabımız kesinlikle evet olacak."

 

            İSVİÇRE BASINI:

 

            Le Temps gazetesinin (11/05) "Türkiye, Fransa'daki Referandum Kampanyasında Tekrar Gündeme Geldi" başlığı altında ve Bernard Bridel imzasıyla, Eric Biegala ile yapılan bir söyleşiye yer verilmektedir. TF1 kanalında, Avrupa Anayasası konulu bir programa konuk olan Nicolas Sarkozy'nin "Evet"i desteklemek için Türk sorununu yeniden gündeme getirdiği, 29 Mayıs'taki "evet"in Ankara'nın Birliğe girişini zorlaştıracağını belirttiği, buna neden olarak da Anayasa metninin Türkiye'nin de yerine getirmek zorunda olduğu demokratik taleplerin seviyesini yükselteceğini söylediği açıklamasının konu edildiği söyleşide şu ifadelere yer verilmektedir:

 

            "SORU: Sarkozy'nin TF1'de ileri sürdüğü gerekçeyi mantıklı  buluyor musunuz?

 

            ERIC BIEGALA: Referandumdan 'evet' veya 'hayır'ın çıkması Birliğe girmek isteyen ülkeler açısından birşey değiştirmeyecek. Söz konusu ülkeler, Anayasa olsun veya olmasın Kopenhag kriterlerinde yer alan insan hakları, azınlık hakları gibi  birtakım şartlara uymak zorunda.

           

            SORU: Esas mesele Avrupa'nın sınırları sorunu değil mi?

 

            BIEGALA: Türkiye'nin karşısında olanlar için bu sınırlar kesin olarak belirlenmiş durumda: Sınırlar İstanbul Boğaz'ında sona eriyor. Ama bence olayı bu şekilde değerlendirmemek lazım. Birçoğu için Avrupa bir süper ulus örneği. Halbuki Avrupa inşası 'ulus devlet' kavramını aşmak üzere öngörülüyor. 11 Eylül vakası doğal sınırların barbarları durdurmadığı gösterdi.

 

            SORU: Kitabınızda Türkiye'nin üyeliğinin AB için harika bir sınav olduğunu söylüyorsunuz. Neden?

 

            BIEGALA: Çünkü üyelik Avrupa kimliği sorununu gündeme getiriyor. Bu kimlik ulus kavramı olarak algılanamayacağından dolayı bu, Avrupa vatandaşlığı olarak ortaya konuyor.

 

            SORU: Ama bu, Türkiye açısından da çok büyük bir sınav değil mi?

 

            BIEGALA: Kesinlikle, ama burada durum doruk noktada çünkü ulus devlet olmaktan memnun olmayan Türkiye aynı zamanda kökten milliyetçi bir rejim. Bu durumda Avrupalı düşünce günümüz Türk gerçeğine uymuyor.

 

            SORU: Jacques Chirac Türkiye'nin üyeliği konusunda referandum yapılacağı sözünü verdi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

            BIEGALA: Eğer bu konuda bir referandum yapılacaksa, bu, Avrupa nezdinde yapılmalıdır zira sorun Avrupa'yı ilgilendirmektedir. Türkiye'nin Avrupa'ya entegrasyonu söz konusudur, Fransa'ya değil."

 

                   

 
ESKİ SAYILAR