ANKARA,
13/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 12 Mayıs 2005
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (12/05) "AİHM, Asi
Kürt Lider Öcalan'ın Adil Yargılanmadığına Hükmetti" başlığı altında ve
Jan Sliva imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin (AİHM) aldığı bir kararda, Abdullah Öcalan'ın Türkiye'de
adil yargılanmadığına hükmettiği ve söz konusu kararın Avrupa Birliği
ile üyelik müzakerelerine başlama hazırlığında olan Ankara'ya, ülkenin
en meşhur mahkumunu yeniden yargılaması yönünde baskı uygulayacağı öne
sürülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Türk yetkililerin
Öcalan'ın tutuklanmasının ardından yasal temsilcileriyle görüşmesini
engelleyerek ve adil ve bağımsız bir yargılamaya tabi tutulma hakkından
mahrum bırakarak, uluslararası anlaşmaları ihlal ettiğine hükmettiği
belirtilen haberde, Öcalan davasının, özerklik arayışında olan Kürt
militanlarla uğraşırken bir yandan da Avrupa İnsan Hakları
standartlarını yakalamak isteyen Türk Hükümeti için problem yaratan
bir konu olduğu ifade edilmektedir. Türk milliyetçilerini
öfkelendirmesi muhtemel olan bu kararın, ekim ayında Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlaması beklenen Avrupa Birliği tarafından
memnuniyetle karşılandığı ifade edilen haberde, Avrupa Parlamentosu Dış
İlişkiler Komitesi üyesi Vittorio Emanuele Agnoletto'nun, "Siyasi
açıdan Türkiye'nin adil ve bağımsız yeni bir yargılama yapmasını
bekliyoruz. Zamanlama temelde çok önemli olacaktır. Süratle alınacak
bir yeniden yargılama kararının Türkiye'nin AB ile müzakerelerinde çok
önemli bir etkisi olacak." dediği ve karara karşı gösterilen tepkilere
yer verilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde
(12/05) "Erdoğan AB ile Giriş Müzakerelerinde Görüşmeci Olacak" başlığı
altında yayımlanan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ekim
ayında başlayacak olan AB ile giriş müzakerelerini kendisinin ele
almak istediğine işaret edilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın iktidar
partisi AKP'nin yönetim kurulu toplantısında, "Son söz benim olacak."
dediği, ancak AB politikası için hükümet içinden bir koordinatör tayin
edileceği belirtilen haberde, Ankara'da son günlerde hükümet içindeki
bir güç kavgasının, müzakerelerde Türkiye'yi temsil edecek bir
görüşmecinin belirlenmesini engellediği yolunda spekülasyonlarda
bulunulduğu vurgulanmaktadır.
Kurier gazetesinin Avrupa
özel ekinde (08/05) "Daha Büyük, Daha Renkli ve Daha Çok Tartışmaya
Açık" başlığı altında ve Margaretha Kopeinig imzasıyla yayımlanan
yazının Türkiye ile ilgili bölümünde, AB'ye üyelik konusunda Balkan
ülkelerine daha büyük şans tanındığı, Türkiye'nin AB'ye üyelik
ihtimalinin ise hala yoğun tartışmalara neden olduğu ve Müslüman
ülkenin Birliğe alınmasının AB halkının bazı kesimlerinde tartışıldığı
belirtilmektedir. Türkiye sorununun çoğunlukla iç politikaya alet
edildiği ya da popülist amaçlar için kullanıldığına işaret edilen
yazıda, Avrupa Parlamentosu'nda çoğunluğun Türkiye'nin AB'ye
yakınlaşması konusunda görüş birliğine varmış durumda olduğu, ama
parlamento grupları arasında bölünmenin görüldüğü vurgulanmakta ve
Avrupa Hıristiyan Demokrat Partisi'nin Parlamento Grubu Başkanı Hans
Gert Pöttering'in Aralık 2004'te, "AB tarihinde şimdiye kadar
Türkiye'nin katılımı kadar önemli sonuçlara yol açabilecek bir karar
hiç alınmadı. Eğer bu katılım gerçekleşirse, AB'nin karakteri
değişecektir." dediği, Sosyal Demokratların lideri Martin Schulz'in ise
"Yalnız giriş perspektifi bile ülkeyi değiştirdi." diyerek sonu açık
bırakılan giriş müzakerelerine başlama kararını savunduğu
hatırlatılmaktadır.
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinde
(11/05) "Anayasa, Türkiye'nin Akıbeti Hakkında Karar Verecek" başlığı
altında ve Pierre Avril imzasıyla yer alan bir yazıda, Avrupa
Anayasası'na "evet" taraftarı olanlar arasında yer alıp da Türkiye'nin
Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkanlara göre, anlaşmanın, Türkiye'nin
Birliğe girmesini daha da zorlaştıracağı, egemenlikçilerin ise, 29
Mayıs'ta referanduma sunulacak anlaşmanın bunu kolaylaştıracağını
söyledikleri belirtilmekte ve şöyle denilmektedir: "Anlaşma metni,
harfiyen kabul edildiği takdirde, bu tutumların hiçbiri kesinlikle
doğru değildir. 'Birliğin değerlerine' ilişkin bölüm, Avrupa
'kulübüne' olası entegrasyonundan önce Ankara'nın yerine getirmesi
gereken birçok talep konusunda fikir vermektedir. Buna göre, Birlik,
insan onuruna saygı, demokrasi, eşitlik ve azınlıklar da dahil insan
haklarına saygı değerleri üzerine 'kurulmuştur.' Bu değerler,
çoğulculuk, ayrımcılık yapılmaması, hoşgörü, adalet, dayanışma ve
erkek-kadın eşitliğiyle tanımlanan bir toplumda üye devletlerin ortak
değerleridir. Bu değerler listesi, Ankara'da halen gözlemlenen
demokratik eksikliklere atıfta bulunmaktadır... Anlaşma'ya evet demeyi
isteyen, ancak Türkiye'nin üyeliğine karşı olanlar, Türkiye'nin hala
katetmesi gereken uzun yolu vurgulamak için bu düzenlemeleri ileri
sürüyorlar. Bu kişiler, referanduma sunulan metnin, üyeliğe alternatif
senaryoları, özellikle 'ayrıcalıklı ortaklığı' kolaylaştırdığını
vurguluyorlar... Sonuçta, Anayasa mevcut kuralları değiştirmiyor ve
Ankara'nın üyeliğine evet ya da hayır diyecek olan Avrupa Konseyi'dir.
Sonuç olumlu olursa, Anayasa'da öngörülen, oyların nüfusa oranla
dengelenmesine ilişkin yeni kurallar, Türkiye'ye Konsey içinde üstünlük
verecektir. Türkiye'nin oyu, Fransa ya da Almanya'nın oyundan daha
fazla olacaktır. Egemenlikçiler, Ankara'nın üyeliğine karşı çıkmak
için bu yeni kuralları gerekçe gösteriyorlar. Eğer 10 yıl sonra, 70
milyondan fazla nüfusa sahip olan bu ülkeyi kabul etmek için makul bir
yol bulmak amacıyla yeni bir anlaşma hazırlanmazsa!"
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (12/05)
"Fransızların 'Hayır' Oyu, AB'nin 2007'den Sonraki Genişlemesini
Yavaşlatabilir" başlığı altında ve Toni Vorobyova imzasıyla yer verdiği
bir haberde, Reuter haber ajansı tarafından yapılan bir anketin,
Fransızların Avrupa Anayasası'nı reddetmelerinin, AB'ye katılmak için
henüz müzakerelere başlamayan Türkiye'nin, Sırbistan ve Ukrayna gibi
ülkelerin işini daha da zorlaştırabileceğini ortaya koyduğu
belirtilmektedir. Son yapılan kamuoyu yoklamalarının, Fransızların
oylamasının çok heyecanlı geçeceğini, "hayır" oyunun büyük olasılıkla
euroya geçmek isteyen yeni AB üyelerinin para birimlerinin değer
kaybetmesine neden olacağını ve dolayısıyla AB'nin daha çok bütünleşme
yolundaki ilerlemesine gölge düşürebileceğini gösterdiği belirtilen
haberde, SEB Merchant Banking'den Mats Olausson'un, Anayasa'nın
reddedilmesinin Birliğin Doğu'ya doğru daha fazla ilerlemesine engel
olabileceğini, zira Nice Anlaşması'nın, Birliğin 27 üyeye -daha
fazlasına değil- kadar genişleyebileceğini şart koştuğunu söyleyerek,
"Nice Anlaşması Romanya ve Bulgaristan'ı AB'ye kabul etmeye hazır,
ancak Anayasa'nın onaylanmaması halinde diğer adaylar için durum
farklı olacaktır." dediği ifade edilmektedir. 26 analizciye göre yeni
Anayasa olmadan diğer ülkelerin üye olmalarının daha fazla çaba
gerektirebileceği, en fazla kaybedenin Türkiye olabileceğine işaret
edilen haberde, ancak bazı AB ülkelerinde Türkiye'nin üyeliğine karşı
güçlü bir muhalefetin söz konusu olduğu ve bazı Fransız seçmenlerin
protestolarını dile getirmek için AB referandumunu pekala
kullanabileceği öne sürülmekte ve Köln'deki Oppenheim Research'den
Dagmar Alpen'in, "Fransız seçmenlerin 'hayır' oyu Türkiye'nin AB üyesi
olarak kabulüne karşı bir ret olarak yorumlanabilir. Hala, Türkiye
ile müzakerelerin referandumun başarısız olması sonucunda iptal
edileceğinin olası olmadığını düşünüyoruz, ancak bu durum AB
Komisyonu'nun Türkiye'nin ilerlemesini değerlendirirken toleranslı
olmasını kesinlikle zorlaştıracaktır." dediği aktarılmaktadır.
Reuter'in (12/05)
"Öcalan'la İlgili Karar Türkiye'yi Zora Sokuyor" başlığı altında ve
Gareth Jones imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin (AİHM), Kürt asi Abdullah Öcalan'ın 1999 yılında görülen
davasının adil olmadığına karar vererek, milliyetçi tepkilere boyun
eğmeyip, AB'ye yönelik emellerine destek mahiyetinde davanın tekrar
görülmesi yönünde karar alması için Türkiye üzerinde baskı oluşturduğu
belirtilmektedir. Ankara'nın, Öcalan'ın gerçekten de yeniden
yargılanabileceğine dair sinyaller verdiği, ancak Öcalan'ı kendi
ülkelerini bölmek isteyen bir terörist olarak gören Türklere bu
kişinin elini kolunu sallayarak çıkıp gidemeyeceğini garanti etmek
amacıyla, hızla yeni bir tavır sergilediği belirtilen haberde,
Macaristan'a yaptığı gezi sırasında açıklama yapan Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın, "Bu dosya tekrar açılsa da açılmasa da, milletin
vicdanında kapanmış bir konudur (Öcalan davası)." dediği ifade
edilmektedir. AİHM'nin verdiği kararın, ekim ayında AB'ye katılım
müzakerelerine başlamaya hazırlanan Türkiye'nin AB'nin insan hakları
standartlarına ulaşmak için yoğun çaba harcadığı hassas bir dönemde,
ülkedeki siyasi tansiyonun yeniden artacağına dair endişeleri
artırdığına işaret edilen haberde, Türk Ordusu'nun ise, Avrupa'nın
kasıtlı olarak Türkiye'ye sorun yarattığı şeklindeki yaygın milliyetçi
söylemi tekrarlarcasına, AİHM'nin aldığı kararın "hukuki değil siyasi
bir karar" olduğunu söyleyerek kınadığı kaydedilmektedir. AİHM
kararının, kıtadaki en üst düzey insan hakları denetim organı olan
Avrupa Konseyi tarafından onaylanmasının gerektiğine yer verilen
haberde, Türkiye'nin AB'ye giriş müzakerelerinin yönünü tayin edecek
olan Avrupa Komisyonu'nun, bir yandan hükümetin söz konusu karara karşı
takındığı sakin tavrı memnuniyetle karşılarken, diğer yandan da
Ankara'nın hukuki yükümlülüklerinin altını çizdiği ve Sözcü Amadeu
Altafaj Tardi'nin, "Avrupa Komisyonu Türkiye'den İnsan Hakları
Mahkemesi'nin bu kararına saygı göstermesini bekliyor. Türkiye, Avrupa
Konseyi'nin bir üyesi, bu yüzden mahkemenin aldığı tüm kararları
uygulamakla yükümlüdür." dediği, bu durumun müzakerelere bir etkisinin
olup olmayacağı sorulduğunda ise, Komisyon'un kararın nasıl uygulamaya
konulduğunu bekleyeceğini söylediği belirtilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Vradini gazetesinde (12/05)
"Türkiye'nin AB Beklentisine Yeni Olumsuz Ses" başlığı altında
yayımlanan bir haber-yorumda, Türkiye'nin AB'ye katılımının tepki
yaratmaya devam ettiği ve AB Parlamentosu eski başkanı Fransız Simonne
Weil'in, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkarak bir "katılım
anlaşması"na taraftar olduğunu belirttiği ifade edilmektedir. Weil'in,
AB Anayasası konusunda 29 Mayıs'ta Fransa'da yapılacak referandumda
"evet" için yapmış olduğu çalışmalar sırasında özel LCI televizyonunda
"Türkiye'nin çok küçük bir bölümü Avrupa'da bulunuyor." dediği
belirtilen haber-yorumda, söz konusu açıklamanın, Abdullah Öcalan'ın
tekrar yargılanması ihtimaline yol açacak olan AİHM kararının
açıklanmasının beklendiği sırada yapıldığına dikkat çekilmekte Öcalan
hakkında böyle bir gelişmenin, 3 Ekim'de AB üyelik müzakerelerinin
başlanmasına hazırlanan Türkiye'nin "Avrupalı" olmak hususundaki
kararlılığının sınavı olacağı öne sürülmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR