16.05.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 16/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  13-15 Mayıs 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa  Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu  hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            New York Times gazetesinin internet sayfasında (13/05)  "AİHM Kürt Lideri Tekrar Yargılaması İçin Türkiye'ye Baskı  Yapıyor" başlığı altında ve Craig Smith-Şebnem Arsu  imzalarıyla yer alan makalede, Avrupa İnsan Hakları  Mahkemesi'nin (AİHM) aldığı karar dolayısıyla Türkiye'nin,  Kürt lider Abdullah Öcalan'ı yeniden yargılamak zorunda  kalabileceği, zira mahkemenin, Kürt liderin adil  yargılanmadığına hükmettiği belirtilmektedir. Türkiye'nin  kararı dikkate almayı reddetmesi durumunda, AB'ye üyelik  sürecinin sekteye uğrayabileceği ileri sürülen makalede,   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Bu dava yeniden   görülebilir, fakat halkın vicdanında çoktan kapanmıştır."  dediği ifade edilmektedir. Türkiye'de birçok insanın,  Öcalan'ın yeniden yargılanmasının Kürt milliyetçiliğini  ateşleyeceğinden korktuğu ve Öcalan dosyasının yeniden  açılmasının Türk milliyetçiliğini de körükleyebileceği,  bunun da Türkiye'nin AB üyeliğini tehlikeye atabileceği  öne sürülen makalede, AİHM'in kararının gerekçeleri  arasında, Öcalan'ın mahkeme öncesinde çok uzun süre  gözaltında tutulması ve savunma hazırlaması için çok az  zaman tanınmasının bulunduğu ve bu konuya Türk  yetkililerinin gösterdiği tepkilere yer verilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Die Welt gazetesinde (13/05) "Öcalan" başlığı altında  ve Boris Kalnoky imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Avrupa  İnsan Hakları Mahkemesi'nin, PKK lideri Abdullah Öcalan  hakkındaki davanın adil görülmediğine hükmettiği  belirtilmekte ve "Ankara'daki hükümetin üç seçeneği var:  Hükümet davanın yeniden görülmesine karar verebilir, ama  bunu yapmak zorunda değil, kaldı ki mahkeme de bunu  özellikle altını çizerek önermedi. Veya olayı sadece bir  formalite olarak dikkate alır. Ya da bu kararı Kürt  sorununun çözümüne doğru yaklaşmak için bir fırsat olarak  kullanır. Yeniden yargılamanın, Türklerin AB üyeliği için  bir önkoşul olmadığını ifade eden Adalet Bakanı Cemil Çiçek   çok doğru söylüyor. Ancak AB, bir iç savaşın yaşandığı bir  ülkeyi hiçbir zaman almayacaktır. Kürtlerle Türkler arasında  taşınabilir bir barış, AB'ye üyelik için çok hatta belki de  en önemli koşul." denilmektedir.

            Süddeutsche Zeitung'da (13/05) "Ankara İçin Hassas  Karar" başlığı altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla  yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye AB'ye  girmek için çaba harcıyor. Recep Tayyip Erdoğan hükümeti  bu yüzden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararını  görmezden gelemez. PKK gerillası elebaşının ömür boyu demir  parmaklıklar arasında kalacağı şimdiden kesin olsa da hükümet,  Abdullah Öcalan gibi bir terör babasına da adil yargılanma  şansı vermek zorundadır. Strasbourg'daki hakimler de hükmü  değil, sadece yargılanmanın adil olmayışını kınadılar.  Ankara'daki hükümet için bundan çıkarılacak sonuç net olsa  da, bunu Türkiye'de herkese anlatmakta zorlanacak.  Strasbourg'dan gelen karar, ülkede giderek artan Avrupa  şüphecisi bir atmosfere denk geldi. Türklerin duyguları,   Avrupa'nın, boğazdaki ülkenin yoluna yeni taşlar koymak   için elinden geleni yaptığını söylüyor. Bu yüzden  Türkiye'deki Avrupa karşıtları mahkemenin kararını kendi  amaçlarına alet etmeye çalışacaklar... Bazı radikallerin  seve seve alevlendirmek istediği yeni bir Kürt ihtilafı,  Türkiye'nin AB şansını ciddi bir şekilde tehlikeye  düşürecektir. AB için ise bu, Strasbourg kararını uygulamaya  koyması için Ankara'ya zaman tanıması gerektiği anlamına  geliyor. Anlaşılan hakimler de böyle düşünüyorlar, zira yeni  Öcalan davası için bir tarih belirlemediler."

 

            BELÇİKA BASINI:

 

            Derniere Heure gazetesinin internet sayfasında (13/05)  "Öcalan Tekrar Yargılanacak" başlığı altında yer alan bir  haberde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kürt Lider   Abdullah Öcalan'ın adil yargılanmadığına karar verdiği ve AB  kapısını çalan Türkiye'nin, 1999 yılında idam cezasına  çarptırılan ve 2002 yılında cezası ömür boyu hapse çevrilen  Öcalan'ı tekrar yargılamasının gerekeceği belirtilmektedir.  Avrupa Birliği'nin kararı memnuniyetle karşıladığını   belirttiği ifade edilen haberde, Avrupa Parlamentosu Dış  İlişkiler Komisyonu üyesi Vittorio Emanuele Agnoletto'nun,  "Türkiye'den beklentimiz Öcalan'ı adil ve bağımsız bir şekilde  yargılamasıdır. Türkiye'nin Kürt lideri bir an önce adil bir  şekilde yargılaması AB-Türkiye müzakerelerinde olumlu bir rol oynayacaktır." dediği ve AİHM'in kararını memnuniyetle  karşılamayan Türkiye'nin, yine de bu karar saygı duyacağını  ve Kürt lideri tekrar yargılayacağını açıkladığı  kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

 

            Le Monde gazetesinin internet sayfasında (13/05) "AB  Türkiye'ye, Demokratik Reformların Gerçekleştirilmesi  Konusunda Çağrıda Bulundu" başlığı altında ve Thomas Fernczi  imzasıyla yer alan bir haberde, Türkiye'nin üyelik  görüşmelerine başlanmasına beş aydan az bir zaman kala AB'nin,  Ankara'nın son yıllarda insan hakları alanında kaydettiği  gözle görülür gelişmeleri memnuniyetle karşıladığı, fakat  reformların uygulanmasının gecikmesinden endişe duyduğu  belirtilmektedir. 5 Mayıs'ta İstanbul'da Genişlemeden  Sorumlu Avrupa Komiseri Olli Rehn'in, Türkiye'de başlatılan  reformların geri döndürülemez olduğunu belirttiği ve  muhataplarına, bu reformları ara vermeden hayata geçirmeleri  çağrısında bulunarak "Reformların hızı, görüşmelerin hızını  belirleyecek. Türkiye AB'nin gözetimi altında olacak, sadece  yöneticilerinin değil aynı zamanda basın kuruluşlarının ve  kamuoylarının da gözetiminde olacak. Bu siyasi bir gerçek."  şeklindeki ifadeleri hatırlatılan haberde, Komisyon'un AİHM'in  Öcalan konusundaki kararını açıklamasından sonra Türk  yetkililerinin bu karara uyulacağını söylemesinden büyük  memnuniyet duyduğunu dile getirdiği ve Komisyon Sözcüsü'nün,  insan haklarına riayet edilmesinin AB üyeliğine aday ülkelerin  yerine getirmesi gereken bir kriter olduğunu ve AİHM'in konu   hakkındaki görüşünün AB için bir referans değeri taşıdığını   belirttiği kaydedilmektedir.

 

            ERMENİSTAN BASINI:

 

            Asbarez gazetesinin internet sayfasında (12/05) "Barnier  Bir Kez Daha AB Adayı Türkiye'nin Geçmişini Gündeme Getirdi"  başlığı altında yer alan bir haberde, Fransa Dışişleri Bakanı  Michel Barnier'in bir kez daha, Türkiye'nin AB'ye girmeden  önce sözde Ermeni soykırımını tanıması gerektiğini vurguladığı belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyesi olabilmek için 15-20  yıllık bir müzakere dönemi geçireceğini hatırlatan Barnier'in,  bu zorunlu müzakerelerin sonlandığı aşamada da sözde Ermeni  soykırımını inkar etmesi durumunda AB'ye üye olamayacağını  söylediği belirtilen haberde, Barnier'in, "Müzakereler olumlu  sonuçlansa bile Fransa Anayasası'nın, Türkiye'nin AB'ye  girişinin bir halk oylaması ile tasdik edilmesini öngördüğünü  dikkate almalıyız. Türkiye, Avrupa'nın Türkiye'ye değil,   Türkiye'nin Avrupa'ya katılmaya talip olduğunun bilincinde   olmalıdır." dediği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            The Economist dergisinde (14/05) "Türkiye ve AB... Hala  Aşılması Gereken Engeller Var" başlığı altında yayımlanan  bir yorumda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, hükümetini,   "AB ile 3 Ekim'de başlaması öngörülen katılım müzakerelerine   hazırlanmak için yeterince çaba sarf etmiyor" diye   eleştirenlere kızdığı ve bu eleştiriyi getirenlerin ise,  Erdoğan'ın müzakereler için tarih aldığı 17 Aralık AB  Zirvesi'nden önceki aylarda büyük reformlar yaptığını, ancak  o zamandan bu yana hiçbir şey yapılmadığını öne sürdükleri,  Türk milliyetçiliğindeki yükselişin de, AB'ye katılma   planının geri teptiğini gösteren bir belirti olarak   değerlendirenlerin olduğu belirtilmektedir. Kıbrıs sorunu ve  AB için baş müzakereci atanamaması konusunda ele alındığı  yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin AB ile 3 Ekim'de  üyelik müzakerelerine başlaması kesin mi? Tam değil. Türkiye  resmen iki koşulu yerine getirmek zorunda. Bunların birincisi  yeni Ceza Kanunu'nun haziran ayında yürürlüğe girmesi.  İkincisi ise, Gümrük Birliği anlaşmasının Kıbrıs dahil,  AB'nin 10 yeni üyesini de kapsayacak şekilde genişletilmesi.  Ancak başka sorunların da ortaya çıkması kesin. Örneğin,  herkes Hırvatistan'ın daha önce söz verilen tarih olan  17 Mart'taki müzakerelere başlayamadığının farkında. Çünkü AB,  bu ülkenin Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi ile işbirliği  yapmadığına hükmetti. Kıbrıs'ın da Ekim ayı sonrası Türkiye  ile müzakerelerde sorun çıkaracağı biliniyor. Türkiye ile  ilgili mevcut iki sorun, iki hafta içinde Fransa ve Hollanda'da   yapılacak olan Avrupa Anayasası referandumları. Her iki ülkede   de Türkiye'nin üyeliği, hayır cepheleri için önemli bir silah.   Türkiye, insan haklarına saygı ve Kürtlerle diğer azınlıklara   yönelik muamelelerinde önemli ilerlemeler sağladı. Ancak hala,   Avrupa standartlarını yakalaması için yapması gereken çok şey   var. Ülkede ordu halen, Atatürk'ün laik mirasını korumakta   önemli bir rol oynuyor. Generaller, ülkenin AB arzularını   kucakladı; ancak üyeliğin kendi miraslarını zayıflatması değil, desteklemesi koşuluyla. Avrupalıların kendilerine yönelik  husumetlerini aşma yolunda çok çalıştıktan sonra, Türklerin   AB'nin kurallarının külfetli olduğu sonucuna varması çok garip   bir durum; ancak bunu tasavvur etmek mümkün."

            The Guardian gazetesinde (14/05) "Kürtler... Türkiye İçin  Sınav" başlık altında yayımlanan başyazıda, PKK Lideri Öcalan'ın  Kenya'da yakalanışı ve Türkiye'de Devlet Güvenlik Mahkemesi  tarafından daha sonra 1999'da vatana ihanet suçlamasıyla verilen  ölüm cezasını, Avrupa Birliği'ne üyelik vaadi karşılığında  ödenmesi gereken bedelin bir parçası olarak ömür boyu hapis  şeklinde hafifletilmesi ele alınmakta, Türkiye'nin şimdi de,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Öcalan'ın yargılanmasının  adil olmadığı şeklindeki kararı karşısında yeni bir sınavla yüz  yüze olduğu belirtilmektedir. Türkiye'deki 12 milyon Kürt'ün,  Öcalan'ın Kürdistan İşçi Partisi PKK'nın savaş sürdürdüğü döneme  göre daha iyi durumda olduğuna işaret edilen başyazıda, AB'ye  katılım kampanyasının bir parçası olarak, sınırlı Kürtçe yayın  ve özel eğitime, Atatürk'ün üniter mirasının bekçilerini   kızdırarak da olsa izin verilirken, Öcalan'ın yakalanmasını   takip eden ateşkes güney ve güneydoğuya nispi bir barış ortamı   getirdiği ifade edilmektedir. Ekim ayında katılım görüşmelerine  başlanacak AB'nin talepleri karşısında çok fazla taviz verildiği  yönünde uyarıda bulunan güçlü generaller ve milliyetçilerden  gelen tepkilere yer verilen başyazıda, Türklerin AB'ye katılım  heveslerinin, 70 milyon Müslümanın kabul edilmesine karşı Fransa,   Almanya ve diğer bazı ülkelerdeki muhalefet karşısında Birliğin  savunmaya geçmesi nedeniyle kırıldığı ve Güneydoğu'da ateşkesin  ihlali ve münferit şiddet olaylarının yeniden başlaması ile  komşu Iraklı Kürtler ile ilgili endişelerin ateşi körüklediği kaydedilmektedir. AB'nin de, ABD gibi, PKK'yı terörist örgüt  olarak gördüğü belirtilen başyazıda, Türklerin çoğunluğunun  Öcalan'ın darağacına gönderilmemiş olması nedeniyle pişman ve  Avrupa'nın yeni yargılama talebi karşısında kızgın olduğu,  ancak mahkemenin Öcalan'ın masum olduğunu iddia etmediğine  işaret edilmekte ve "Öcalan yeniden yargılanıp mahkum olsa  dahi, izlenecek süreç, Türkiye'nin kendi şeytanlarına karşı   durması ve daha geniş bir Avrupa ailesine katılmayı hak etmesi   için gereksinim duyduğu desteği sağlayacak doğru istikamet   olacaktır." denilmektedir.

 

            İSPANYA BASINI:

 

            ABC gazetesinin internet sayfasında (13/05) "AB,  Türkiye'den, Kürt Lider Abdullah Öcalan'la İlgili Davanın  Tekrar Edilmesini İstedi" başlığı altında ve Enrique Serbeto  imzasıyla yer alan bir haberde, Avrupa İnsan Hakları  Mahkemesi'nin Kürt gerilla lideri davası hakkındaki kararının,  oldukça nazik bir dönemde, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki  ilişkileri zorlaştırmakla tehdit ettiği ve kararın, Türkiye'yi  suçladığı ve Öcalan hakkındaki davanın tekrar edilmesini  istediği belirtilmektedir. Davanın tekrarlanmasının, askerler  için bir küçümseme anlamına geleceği, bunu yapmamak ise insan  hakları alanındaki prestijine zarar vereceği; bu ikilemin,  Ankara'nın Brüksel ile olan ilişkilerine yansıyabileceği öne  sürülen haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, mahkemenin   Türkiye'den istemiş olduğu kararı yerine getirip getirmeyeceği  konusuna açıklık getirmediği, ancak "Bu dava yeniden açılsa  bile, Türklerin kalbinde kapanmış bir meseledir." dediği  vurgulanmaktadır.

 

            İTALYA BASINI:

 

            La Repubblica gazetesinde (14/05) "AİHM'in Kararı: Öcalan  Yeniden Yargılanmayı Hak Etmektedir" başlığı altında yayımlanan  bir haberde, Türkiye'nin AİHM'in kararı konusunda tepkili olduğu  ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da "Bizim için konu   kapanmıştır. Türk kamuoyu da esasen Öcalan'ı yargılamıştır. Bir  hukuk devleti olan Türkiye'de yargı bağımsızdır." şeklinde   açıklamada bulunduğu kaydedilmekte, bununla birlikte yine de   Türkiye'nin Öcalan davasının yeniden görülmesi ihtimalini   dışlamadığı, mamafih hükümetin bunu AB ile üyelik   müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim tarihinin sonrasına ertelemeyi hedeflediği vurgulanmaktadır.

            Il Manifesto gazetesinde (13/05) "AİHM Kürt Liderin   Davasının Adil Olmadığını Söylüyor. Türk Hükümeti ise Dişlerini   Sıkarak, 'Yapmamız Gerekeni Yapacağız' Diyor... Öcalan: Herşey Yenibaştan" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Komünist  Yeniden Kuruluş Partisi (PRC) listesinden Avrupa Parlamentosu'na  seçilen  Vittorio Agnoletto'nun, AİHM kararını yorumlamak   amacıyla düzenlediği basın toplantısında, "Türkiye'nin bu karara  nasıl karşılık vereceğini görmenin önemli olduğunu, netice  itibariyle Türkiye'nin -hukuki mevzuatını ileri sürerek- davanın  hemen görülemeyeceğini söyleyebileceğini, bunun ise kabul  edilemez olduğunu, derhal bir tarih talep edilmesi gerektiğini  ve bu tarihin de Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılacağı  3 Ekim'den önce olması gerektiğini" ifade ettiği kaydedilmektedir. Haberde, insan hakları meselesinin Türkiye'nin AB üyeliği  kapsamında denetlenecek konuların nüvesini oluşturması  gerektiğini belirten Agnoletto'nun Öcalan davasının bir ölçüde   bu gelişmelerin sonucunu oluşturacağına dikkat çektiği ve bu   konuda Türkiye'ye sürekli olarak baskı yapılması gerektiğini   savunduğu ifade edilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            İmerisia gazetesinde (13/05) "Türkiye'nin AB Yoluna  Öcalan-Stoiber Engeli" başlığı altında yayımlanan bir haber- yorumda, Alman Hıristiyan Demokratlar Başkanı Bavyera Başbakanı Stoiber'in, Türkiye'nin olası AB üyeliğini "veto" etmesinin,   özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Abdullah   Öcalan'ın davasını "haksız" olarak nitelendirmesinden ve Kürt  liderin yeniden yargılanmasını talep etmesinden sonra,   Ankara'nın daha da sıkı kuşatılmasına neden olduğu  belirtilmektedir. AİHM'in kararının bağlayıcı olmamasına rağmen,  konunun, gelecek ekim ayında üyelik müzakereleri başlamadan önce   insan hakları alanında Erdoğan hükümeti için kritik bir sınav  oluşturacağı ve belki de yoğunlaşmakta olan itiraz seslerini  susturacağı belirtilen haber-yorumda, Stoiber'in, Almanya'da  iktidara "CDU ile CSU parti koalisyonunun geçmesi durumunda  Türkiye'nin hiçbir zaman AB üyesi olmaması için elimizden  gelen her şeyi yapacağız." şeklinde bir açıklama yaptığı  kaydedilmektedir. Erdoğan hükümetinin artık Brüksel'in talepleri  ile Türkiye'nin bir numaralı aranan adamının yakalanmasından ve  mahkum edilmesinden altı yıl sonra yeniden yoğunlaşmaya başlayan  halkın aşırı milliyetçiliği arasında kaldığı ifade edilen haber- yorumda, Ankara'nın "gerekeni yapacağı" hakkında AB'ye güvence   vererek, Kürt lideri yeniden yargılayacağını ima ettiği öne  sürülmekte ve AB Komisyonu ile AB Parlamentosu'nun Ankara'ya  Öcalan'ı tekrar yargılaması önerisinde bulundukları, AB Komisyonu   Sözcüsü Amadeus Altaphage'nin, "Türkiye Avrupa Konseyi üyesidir   bu nedenle de Mahkeme kararına saygı göstermesi gerekir." dediği aktarılmaktadır.

            İmerisia gazetesinde (13/05) "Anayasa Anlaşması ve  Genişleme..." başlığı altında ve  Yorgo Kapopulos imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Anayasa Anlaşması'nın onaylanması  aslında genişlemeyle ilgili olmadığı belirtilmekte, Bulgaristan  ve Romanya'nın 1 Ocak 2007 tarihinde AB'ye tam üye olacakları,  Avrupa'nın da uyum sağlamakta eksiklikler öne sürerek, üyeliği  bir yıldan fazla bir süre için geciktiremeyeceği   kaydedilmektedir. Ankara'nın üstlenmiş olduğu yükümlülükleri   yerine getirmesi durumunda, Türkiye'nin 3 Ekim 2005 tarihinde  üyelik müzakerelerine başlaması için de aynısının geçerli  olduğu, ancak Birliği derinleştirmek-genişletmek konularını  birbirinden ayrı tutmak bir şey, Fransızların "hayır"  demesinden sonra ortamın nasıl biçimleneceğinin başka bir şey  oluşturduğu ve her halükarda bir aday ülkenin uyum sağlayıp  sağlamadığı ve yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği  hakkındaki değerlendirmenin tarafsız değil, her şeyden önce  siyasi bir karar olduğu ifade edilen yorumda şöyle  denilmektedir: "Bugünkü koşullar altında ve Anayasa anlaşması  onaylanmazsa, Bükreş ile Sofya'nın katılımlarının gecikeceği   ve Ankara ile üyelik müzakerelerinin başlamasının sürekli   olarak, AB'nin krizi aşmasına kadar erteleneceği kesin   sayılmalı. Bu tür bir gelişme, ilgili ülkeler için nasıl bir   anlam taşıyacak? Bugün kesinlikle verilebilecek tek cevap,   Avrupa'ya yönelik hayal kırıklığının bırakacağı boşluğu   ABD'nin kapatacağı: Türkiye ile ilişkilerini düzene sokacak,   gerek Büyük Orta Doğu gerekse eski SSCB'ye müdahale   yeteneklerini destekleyerek, Bulgaristan ile Romanya'nın   statülerini yükseltecekler. Avrupa anayasasının reddedilmesi  ve genişlemenin önümüzdeki aşamasının engellenmesi AB için  çok büyük bir zarar oluşturacak: AB'nin on yeni üye ülkesinin  esaslı bir şekilde Avrupa'ya uyum sağlamaları gecikecek,  ABD'nin siyasi düzeyde müdahil olma yeteneği devam edecek,  belki de güçlenecek. Doğu Avrupa'da ve Balkanlar'da Amerikan   üsleri kurmak, Moskova'nın eski SSCB üzerindeki etkisinin   azaltılması yönündeki çabaya bağlanacak... ABD'nin Büyük Orta  Doğu stratejisine Türkiye'nin uyum sağlaması, AB'nin  Washington'a karşı müzakere kartlarının değerini düşürecek.  Anayasa'nın reddedilmesi durumunda bugün olduğu gibi, 'Nice  Anlaşması ile işimize devam ederiz' görüşünün çok basit  olduğu nettir. '25'lerin AB'si yeni bir müzakereyi organize  etme gücünü bulsa, yeni bir anayasa metninin hazırlanmasını  ve onaylanmasını başarsa dahi, jeopolitik dengelerle ilgili  kayıpların yeniden kazanılması kolay olmayacak. AB bir iç  kriz nedeniyle Romanya, Bulgaristan, Türkiye ve Batı  Balkanlar'a yönelik yükümlülüklerini yerine getirmezse  jeopolitik açıdan intihar etmiş olacak, bunun da Yaşlı  Kıta'nın gelecekte dünya dengelerini biçimleyen güç olarak  ortaya çıkmasını olumsuz yönde etkileyecek." 

                   

 
ESKİ SAYILAR