17.05.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 17/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  16 Mayıs 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Frankfurter Allgemeine-Sonntagszeitung'da (15/05) "Asla  AB Üyesi Olmayacak!" başlığı altında ve Eckart Lohse-Wulf  Schmiese imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, Edmund Stoiber'in  12 Mayıs Perşembe günü Alman Federal Meclisi'nde Hristiyan  Birlik Parti sıralarının alkışları arasında Türkiye'nin AB  üyeliği konusunda, "Yeni bir hükümet kurulduğunda, tam  üyeliğin asla gerçekleşmemesi için yasal imkanlar  çerçevesinde mümkün olan her şeyi yapacağız" dediği ve  bunun boş bir söz değil gibi göründüğü belirtilmektedir.  CDU ve CSU'nun, Berlin, Münih ve Brüksel'de, Birlik  Partileri'nin yönetimine geçecek bir hükümetin Türkiye'nin  AB üyeliğini hangi noktalarda engelleyebileceğini ayrıntılı  bir şekilde uzun süredir düşündüğü belirtilen yazıda,  Hristiyan Demokratların dikkatlerini ilk aşamada Fransa'daki  AB Anayasa referandumuna yönelttikleri ve Alman Federal  Meclisi Avrupa İşleri Komisyonu Başkanı Matthias Wissmann'ın,  29 Mayıs'ta yapılacak referandumun başarısızlıkla sonuçlanması  durumunda, "bundan sonraki genişlemeler ve böylece Türkiye'nin  üyeliğiyle ilgili olarak da bir nefeslenme molası verilmek  zorunda kalınacağını" söylediği, CSU Eyalet Grubu Başkanı  Michael Glos'un ise, Şansölye'nin Fransa Cumhurbaşkanı  Chirac'ı Türkiye'nin tam üyeliğini desteklemeye ikna ettiğini,  ancak birçok Fransızın, Türkiye'nin üyeliğine karşı oldukları  için AB Anayasası aleyhinde oy kullanacağını belirttiği  kaydedilmektedir.

            Almanya'nın Birlik Partileri'nin, Türkiye konusunda tıpkı   Stoiber ve Merkel gibi düşünen bir Fransız müttefiki çoktan   buldukları ve bunun da Nicolas Sarkozy olduğu vurgulanan  yazıda, Michael Glos'un "muhtemelen geleceğin cumhurbaşkanı  ve dostumuz" diye iltifat ettiği Sarkozy'nin, CSU'nun son  kurultayına bağlanarak, ekrandan Stoiber ve coşkulu  arkadaşlarına, "Senin gibi ben de, Avrupa'nın sınırları  olması gerektiğine inanıyorum -yani, Türkiye önündeki  sınırlara-" dediği ifade edilmektedir.

            Yazıda şöyle denilmektedir: "Muhafazakarlar, Türkiye  ile müzakerelerin 3 Ekim tarihinde boşatılması durumunda,  bu süreci durdurmak için kullanılacak noktaları biliyorlar:  Siyasi koşullar olan hukuk devleti, insan hakları ve işkence  yasağı. Brüksel Kulübüne girmek için Türkiye'nin bu konularda  ne derecede yeterli olduğunun dile getirilmesi gerekiyor.  Bu konuda müzakerelere ara verilmesi ya da durdurulmasına  kadar birçok görüş farklılıklarının ortaya çıkması mümkün...  Türkiye 10-15 yıl içerisinde üye olursa, üyeliğin AB Konseyi  tarafından onaylanması gerekecek. CDU/CSU o aşamada kendi  yönetimleri altındaki Alman Hükümeti'nin, diğer bütün AB  ülkeleri arasında yalnız kalma pahasına Türkiye'nin üyeliğine  'hayır' oyu vermesinin mümkün olabileceğini düşünüyor. Ancak  Türkiye'nin üyeliğine örneğin Cumhurbaşkanı Sarkozy gibi  çok sayıda liderin 'hayır' oyu vermesinin tahmin edilebileceği belirtiliyor."

            Die Welt gazetesinde (14/05) "Türkiye 'Yapması Gereken  Şeyi Yapacak'" başlığı altında ve Boris Kalnoky imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin,  PKK lideri Öcalan'ın Türkiye'de görülen davasının hukuk  devleti normlarına aykırı olduğuna ilişkin kararı ele  alınmaktadır. Türkiye'nin davayı muhtemelen yeniden ele  alacağı ve Türkiye'nin şeklen buna mecbur olmadığı, fakat  AB'ye üyelik şansını korumak istiyorsa mutlaka harekete  geçmek zorunda olduğu, bunun yapılmaması halinde bu  meselenin yakında Avrupa Konseyi'nin bir oturumunda dile  getirilebileceği öne sürülen yazıda, "Avrupa Konseyi, insan  hakları konularıyla uğraşıyor, Türkiye ise buraya üye ve  AB'ye katılmak istiyorsa, üye olarak da kalmak zorunda.  Gerçi AB ve Avrupa Konseyi arasında resmen bir bağlantı  yok; fakat Konsey'e üyelik, bir tür yeterlilik belgesi.  Bugüne kadar hiçbir ülke Avrupa Konseyi'ne üye olmadan AB  üyesi olmadı. Türkiye, Avrupa Konseyi kendisinden harekete  geçmesini isteyene kadar beklerse, bu sorun tırmanacaktır:  Konsey geçmişte 90 PKK davasını hukuka aykırı, haksız ve  kabul edilemez olarak değerlendirmişti. Bu tespitler her  defasında Türk Hükümeti'ne iletilmiş ve her defasında da  dikkate alınmamıştı. Ankara, Avrupa Konseyi'nin Öcalan'la   ilgilenmesini beklerse, o zaman bu eski 90 dava da yeniden   gündeme gelecektir. Böyle bir şey, milliyetçilerin daha   şimdiden hükümeti Avrupa'ya 'boyun eğmekle' suçladıkları   Türkiye'deki tepkileri daha da tırmandıracaktır..."  denilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            International Herald Tribune gazetesinin internet  sayfasında (16/05) "Avrupa'dan Türkiye'ye Sinyal: Abdullah  Öcalan'ı Yeniden Yargılayın" başlığı altında yer alan bir  haberde, Türklerin çoğu zaman, kendilerinin Orta Doğulu  Müslüman bir devlet olmaları gerekçesiyle Avrupa'nın AB  üyeliğine aday diğer hiçbir ülkeye yapmadığı kadar engel  çıkardığından şikayet ettikleri ve bu şikayette biraz  haklılık payı olduğuna işaret edilmekte, ancak Türkiye'nin  en sonunda Kürt lider Abdullah Öcalan'ı adil bir şekilde  yargılaması yönünde ortaya konan son engelde de haklılık  payı olduğu kaydedilmektedir. Şimdi ise söz konusu olan  meselenin, Türk liderlerin, Avrupa İnsan Hakları  Mahkemesi'nin geçen hafta, Öcalan'ın 1999 yılında adil  yargılanmadığı yönünde aldığı karara uyup uymayacakları   meselesi olduğu belirtilen yazıda, en az 30 bin insanın  ölümüne neden olan bölücü isyanın önderliğini yapan  Öcalan'ın, vatana ihanet suçundan ömür boyu hapis cezası  aldığı hatırlatılarak, Türkiye'nin bu duruma nasıl karşılık  verdiğini yakından takip etmenin haksız bir yanının olmadığı  ve Türkiye'nin bu aşikar sorunu  gözardı etmesinin nedeni  olarak birçok mazeret sunarak, Strasbourg mahkemesinin  aldığı kararın büyük ölçüde prosedür gereği olduğunu ve bu  hükümlerin bağlayıcı olmadığını savunduğu ifade edilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:

 

            Il Manifesto gazetesinde (12/05) "Ankara'nın AB Tutkuları  Üzerinde APO Gölgesi" başlığı altında yayımlanan bir haber yorumda, AB'ye girmeyi hak ettiğini göstermeye çalışan  Türkiye'nin bugün hala Öcalan'dan korkuttuğu ve Öcalan'ın  Kürtler ile bir türlü halledilemeyen bir sorunu temsil ettiği vurgulanırken, Türkiye'nin Öcalan'ı yeniden yargılamaktan  kaçınmaya çalıştığı kaydedilmektedir.

            Haberde, AİHM'in kararının Öcalan'a yeni bir fırsat  verebileceğinin ve terörist elebaşının Türkler ile Kürtler  arasındaki soruna barışçı bir çözüm üretme stratejisini,  davanın yeniden görülmesi sayesinde lanse edebileceğinin  altı çizilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Kathimerini gazetesinde (16/05) "Türk Milliyetçiler  Avrupa'ya Karşı" başlığı altında ve A. Masavetas imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, "AİHM'in Abdullah Öcalan'ın  davasının tekrarlanması kararını almasını protesto eden  Türk milliyetçiler öfkeli. Fanatikler ve genelde onların  görüşlerini dile getirmekte olan Bozkurtlar Ankara'nın  Avrupa perspektifine ilişkin en iyi avukatları değiller.  Üstelik, Türkiye'nin Avrupa yönelimine ilişkin 'dikenler'  sadece bunlar değil" denilerek, Türk kadının toplumdaki  konumu konusuna da yer verilmektedir. Yazıda, "Türk yasası  diğer Müslüman ülkelerin yasasıyla kıyaslanırsa, Türk  kadının Müslüman dünyasının en şanslı kadını olduğu  sonucuna varılacak. Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk   yıllarından beri, Türk kadını Mustafa Kemal'in reformlarından   yararlandı, Avrupalı kadınlardan çok daha önce, 1930 yılında   seçme ve seçilme hakkına sahip oldu. Atatürk'ün mirasına   Erdoğan hükümetinin AB müktesebatına uyum çerçevesinde   yaptığı büyük yasal reform ilave edildi" denilmektedir.

            Avriani gazetesinde (16/05) "Türkiye'ye Avrupa Mesajı"  başlığı altında yayımlanan Y. Mil. rumuzlu bir haber-yorumda,  "Avrupa devletin bir numaralı düşmanıyla ilgili konuyu nasıl  ele alacağına dair taleplerde bulunduğu şu anda dahi, Ankara   bir Avrupa ülkesi olup olmayacağı hakkında kararını almalı.   Türkiye Öcalan sınavını başarıyla geçirse dahi birçok   sorunları olacak, fakat en azından çok hassas bir konuda   Avrupa kanunlarına uyum sağladığını göstermiş olacak.   Aslında, Öcalan davasının görüşülmesi kolay bir iş olacak,   çünkü yeni bir dava aynı kararla sonuçlanacak. Türkiye,   aleyhinde tavır takınanlara hata işlediklerini göstermeli.   Avrupalı hakimler Ankara'ya güçlü ve kaygılandırıcı bir   mesaj gönderdiler: Ya Öcalan'ı yeniden yargılayacak ya da   Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin çabalarını mahvedecek"   şeklinde ifadeler yer almaktadır. 

 

                   

 
ESKİ SAYILAR