18.05.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 18/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  17 Mayıs 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (17/05) "Üyelik  Üzerinde Hak İddiası Yok" başlığı altında ve Reinhard Müller  imzasıyla yayımlanan bir yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye  Avrupa'ya ait midir? Bir bakıma çoktan Avrupa'nın parçasıdır.  Avrupa Konseyi'nin onlarca yıldır üyesi olarak Türkiye,  örneğin Rusya ve Moldova gibi İnsan Hakları Konvansiyonu'na  bağlıdır ve Strasbourg'daki İnsan Hakları Mahkemesi'nin  denetimine tabidir. İnsan Hakları Konvansiyonu'na bağlılık,  devletler arası ekonomik topluluktan uluslar üstü bir  devletler birliğine dönüşen AB'ye üyelik için bir koşuldur.  Avrupa Konseyi (AB'nin de desteğiyle) birçok hedefe   ulaşmıştır: Türkiye idam cezasını kaldırmak ve Kürt lider   Öcalan'ın idam edilmeyeceği güvencesini vermek zorunda   kalmıştır. Geçtiğimiz hafta Öcalan olayında yeniden Türkiye   aleyhine bir karar çıkmış, Büyük Daire, Öcalan'ın hukuk   devletine uygun bir şekilde yargılanmadığı hükmüne varmıştır.   Bu hüküm bir taraftan, Türkiye'nin Batılı anlamda bir hukuk   devletinden henüz ne kadar uzakta olduğunu gösteriyor. Diğer   taraftan ise ülkenin sağladığı ilerlemeler de fark edilmeyecek  gibi değil, çünkü devlet güvenlik davalarındaki birçok eksiklik giderilmiştir ki bunu Strasbourg'daki mahkeme de kabul ediyor.  Bu, Türkiye'nin AB üyeliği bakımından ne anlama geliyor?  Potsdam'daki devletler hukukçusu ve BM İnsan Hakları  Komisyonu'nun eski üyesi Eckart Klein, AB'nin temel   değerlerini hiçbir tehlikenin tehdit etmediğini düşünüyor...  Klein, İslami kökten dinciliğe geri dönüş tehlikesini çok  düşük görüyor ve AB değerlerinin büyük oranda ihlali durumuna  karşı mevcut yaptırım mekanizmasına işaret ediyor..."

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Kathimerini gazetesinde (17/05) "Başbakan Avrupa'nın  Öcalan Kararı Yüzünden Sıkıntıda" başlığı altında ve Burak  Bekdil imzasıyla yayımlanan makalede, PKK lideri Öcalan'ın  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından yeniden   yargılanmasına hükmetmesi ele alınmakta ve Öcalan'ın yeniden yargılanmasını Türk halkının çoğunun öyle kolay  hazmedemeyeceğine işaret edilmektedir. Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın yeniden yargılama meselesinin hükümet tarafından  değil adalet sistemince değerlendirileceğini söyleyerek, topu  ayağından çıkarıverdiği ve  bu noktada bir ikilemle karşı  karşıya olduğu belirtilen makalede, kararın yargıya bırakılması  durumunda yeniden yargılama diye bir şey olmayacağı, bunun da,  Erdoğan'ın AB davasına zarar vereceği öne sürülmektedir.  Milliyetçilerin gözünde AİHM kararının, Avrupa'daki Türkiye  önyargısının bir başka örneği olduğu ifade edilen makalede,  bu gelişmenin, ülkenin baştan başa milliyetçi bir dalgaya  kapıldığı ve PKK'nın şiddetin dozunu artırdığı bir döneme  rastlamasının ayrıca vahim bir durum olduğu, Öcalan'ın da  ateşi körükleme fırsatını kaçırmayarak, Marmara Denizi'ndeki  cezaevinden, yeniden yargılanmasının, Kürtlere daha fazla hak  tanınması ve PKK ile barış pazarlığına oturulmasını sağlayacak  bir fırsat olduğunu söylediği ve tüm bunların Türkiye'de öfkeyi  daha da tırmandırdığı kaydedilmekte ve bunun Türkiye'nin AB  karşıtları için bulunmaz bir malzeme olduğunun da su  götürmeyeceği vurgulanmaktadır. Makalede, "Erdoğan'ın önünde  çok zorlu bir süreç var: AB davası ile 'Batı'nın Türk karşıtlığı'  diye algılanan eğilime dair endişesi hergeçen gün artan kamuoyu  arasında, dengeyi bulmak zorunda. Ermeni soykırımı iddiaları  gibi siyaseten çok daha hassas konularda AB'nin baskılarını  artırması durumunda, Erdoğan AB'ye üyelik için giderek daha  çetin bir hal alan yol haritasıyla halkın hassasiyeti arasında  denge kurmak gibi incecik bir ip üzerinde yürüyecek gücü  bulamayabilir. Üstelik bu günlerde bazı AB ülkelerindeki güçlü  muhalefetten ötürü Türkiye'nin tam üyeliğinin on yılı aşkın   bir süre ertelenebileceğine dair belirtiler var. Üyelik için   tarih tahminleri en erken 2012 ile 'asla' şıkları arasında   değişiyor. Fransızların Avrupa Anayasası'na 'hayır' demesi,   Türkiye'nin (ve belki de Hırvatistan'ın) kulübe katılımını   ister istemez zorlaştıracaktır... Erdoğan, milyonlarca öfkeli  Türk'ü, AİHM kararının salt usule ilişkin olup nefret ettikleri  adama özgürlük veya daha hafif bir ceza verilmesini  gerektirmediğine ikna etmek için büyük bir ustalıkla  bilgilendirme kampanyası yürütmelidir. Buradaki beceriksizliği,  Erdoğan'ı, halkıyla AB davası arasında son derece güç bir  seçimle karşı karşıya bırakacaktır." denilmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinde (17/05) "Charles Ries:  Yunanistan Balkanlar'da En İyi Dost" başlığı altında ve  Angeliki Spanu imzasıyla ABD'nin Atina Büyükelçisi Charles Ries  ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Yunanistan-ABD, Türk- Yunan ilişkileri, Balkanlar'da ve Orta Doğu'da Yunanistan'ın  rolü, Kıbrıs, terörizm konusu ve ABD'nin FYROM'u "Makedonya  Cumhuriyeti" adıyla tanımasının ele alındığı mülakatta şu  ifadeler yer almaktadır: 

(..)  

            "SORU: Yunanistan'ın Türkiye'nin Avrupa yönelimini  desteklediği biliniyor. Ancak Türkiye'nin sorumluluğuyla   Ege'deki gerginlik devam ediyor. ABD, Türkiye'nin Ege'deki   tahrikçi davranışını neden görmezlikten geliyor?

 

            RİES: Yunanistan'ın Türkiye'nin Avrupa yönelimini   destekleme kararını alması çok önemli ve gerçekten stratejik  önemde. Yunan Hükümeti ve ana muhalefet partisi Türkiye'nin  üyelik perspektifinin Yunanistan'ın çıkarına olacağı  konusunda hemfikir. Ege'de sorunlar uzun zamandan beri mevcut  ve çözümlenmeleri kolay değil. ABD, NATO'daki iki müttefikin  sonunda Ege'deki sorunlarını çözümlemek yönünde çalışacaklarını  ümit ediyor..." 

 

                   

 
ESKİ SAYILAR