ANKARA,
20/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 18-19 Mayıs 2005
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (19/05) "Başbakan, Bush ile Görüşmeye
Hazırlanıyor" başlığı altında ve Andrew Borowiec imzasıyla yer alan bir
haberde, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile ABD Başkan Bush
arasında yapılacak görüşme ele alınmakta ve görüşmenin gündeminde,
Yunanistan-ABD ilişkileri, uluslararası terörizmle mücadele, Kıbrıs'ı
birleştirme çabalarında engellenen gelişmeler ve diplomatların
deyimiyle "Türkiye'nin Avrupa perspektifinin" yer alacağı
belirtilmektedir. Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in Washington
ziyaretinin, ABD'nin Yunanistan'ın ezeli rakibi Türkiye ile
ilişkilerindeki hassas döneme denk geldiği ve son zamanlarda ABD'ye
yönelik eleştirilerini azaltan Türkiye'nin, Yunanistan'ın Washington'un
bölgedeki stratejilerinin merkezi olarak ortaya çıkmasından rahatsız
göründüğü belirtilen haberde, Yunanistan ve Türkiye'nin, Türkiye'nin
AB'ye giriş müzakereleri sırasında uzun süredir devam eden
düşmanlıklarını azaltmaya çalışsalar da, Karamanlis'in Türkiye'ye,
askeri uçakların sık sık gerçekleştirdikleri izinsiz uçuşlarla Ege
Denizi üzerinde yarattıkları savaş tehdidinin AB'ye giriş ihtimaline
zarar vereceği uyarısında bulunduğu kaydedilmektedir.
Amerika'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe yayınında (18/05) "Başbakan Erdoğan: Eleştiriler
Haksız" başlığı altında ve Amberin Zaman-Barış Ornarlı imzalarıyla yer
verilen bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ankara'da
Amerika'nın Sesi muhabiri Amberin Zaman'a verdiği özel demeçte,
hükümetinin AB'ye üyelik yönündeki çabalarını sürdürmeye kararlı
olduğunu tekrarlayarak, hükümetin reform çabasının hızını azalttığı
yolundaki eleştirileri haksız bulduğunu da söylediği belirtilmektedir.
AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine 3 Ekim tarihinde başlama
kararı almasından bu yana yedi ay geçtiği, bazı Avrupalıların,
Türkiye'nin uyum paketleri çerçevesinde son iki yıl içinde kabul ettiği
reformları uygulamakta geciktiğini savunduğu ve bu durumun Avrupa
başkentlerinde kaygıyla izlendiği belirtilen haberde, bazı çevrelerin,
Başbakan Erdoğan'ın şimdiye kadar AB için bir müzakereci belirlememiş
olmasını, lideri olduğu İslam kökenli hükümetin reformlarda
yavaşladığına bir başka kanıt olarak nitelediği ve Başbakan Erdoğan'ın,
eleştirileri haksız bulduğunu, hükümetin AB'ye üyelik hedefinde
kesinlikle kararlı olduğunu ve süreçte ilerleme kaydedilmesi için
elinden geleni yapacağını söylediği vurgulanmaktadır. Başbakan
Erdoğan'ın, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde Türkiye'de
bir zamanlar hayal dahi edilemeyecek reformların kabul edildiğini
-Bunlar arasında Kürtçe'nin kullanımı konusundaki sınırlamaların
hafifletilmesi ve MGK'da askeri kanadın rolünün sınırlanması da yer
alıyor- ancak reformları uygulamakla görevli olan yetkililerin tutum
ve davranışının değişmesi gerektiğini söylediği kaydedilmektedir.
Haberde, uyum paketleri çerçevesinde kabul edilen bazı yasaların, Türk
kültürüyle, gelenekleriyle çeliştiğini, bu nedenle uygulanmasının
zaman alacağını dile getiren Başbakan Erdoğan'ın, AB'nin de Türkiye'ye
yaklaşımında her zaman samimi olmadığını, örnek olarak Kıbrıs'ı
gösterdiği ve Kıbrıslı Türklerin Annan planını kabul etmelerine rağmen,
hala Avrupalılar tarafından ekonomik yaptırım uygulandığını belirttiği
ifade edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe yayınında (18/05) "Türkiye Almanya'da Yine Gündemde"
başlığı altında yer verilen bir haberde, Almanya'nın Kuzey Ren Vesfalya
eyaletinde 22 Mayıs'ta yapılacak seçimler öncesinde, Türkiye'nin olası
AB üyeliğinin yine gündeme geldiği belirtilmektedir. Bir televizyon
proğramında karşı karşıya gelen iki aday Hıristiyan Demokrat Jürgen
Rüttgers ve Sosyal Demokrat Eyalet Başbakanı Peer Steinbrück'ün, bu
konuda farklı görüşler öne sürdükleri belirtilen haberde, Rüttgers'in,
Türkiye, Bulgaristan ve Romanya'nın üyeliğine karşı çıkarken, bu
ülkelere imtiyazlı ortaklık verilmesi gerektiğini ve Türkiye'nin
üyeliğini tamamen reddetmezken, koşulların şu an itibarıyla
olgunlaşmadığını öne sürdüğü, Steinbrück'ün ise, AB'nin genişlemesini
"Almanya için bir şans" olarak tanımladığı kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (19/05) "Türkiye ve
Euro Konuları, Hollanda'da Anayasa'ya 'Hayır'ın Ana Sebeplerinden"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Hollanda Haber Ajansı GPD'nin
yayımladığı bir kamuoyu araştırmasına göre, euroya geçişten duyulan
memnuniyetsizlik ve Türkiye'nin AB'ye girebileceği korkusunun, Avrupa
Anayasası'na "hayır" taraftarlarının gösterdikleri başlıca sebepleri
teşkil ettiği belirtilmektedir. GPD tarafından yayımlanan araştırmaya
göre, 1 Haziran'da yapılacak olan referandumda oy kullanmaya
gideceklerini belirtenlerin yüzde 50.9'unun "hayır" oyu
kullanacaklarını yüzde 28.6'inin ise "evet" oyu kullanacaklarını
belirttikleri ve oy kullanacakların yüzde 20.5'inin ise hala kararsız
olduklarını ifade ettikleri kaydedilen haberde, öte yandan Anayasa'yı
reddetmeye hazır olan seçmenlerin yüzde 52.3'ünün ise bu seçimlerine,
Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı çıkma arzusunu sebep gösterdiklerine
işaret edilmektedir.
Le Monde gazetesinde
(17/05) "Avrupa'nın Önemli Konusu Göç, Kampanyada İkinci Sırada"
başlığı altında ve Christiane Chombeau-Thomas Ferenczi imzalarıyla
yayımlanan bir yazıda, göçün, Avrupa'da önemli bir konu olduğu, ancak
Fransa'da referandum kampanyasında ikinci konuma düştüğü ve
Türkiye'nin ise istisna teşkil ettiği, zira göç konusundaki tartışmanın
yerini Ankara'nın olası üyeliğinin aldığı belirtilmektedir. "Avrupa
dünyadaki tüm ülkeleri kabul edemez" diyerek Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne girmesine karşı çıkan UMP Başkanı Nicolas Sarkozy'nin, yine
de anayasal anlaşmanın, güçlü işbirliklerine olanak vererek yasadışı
göçe karşı daha iyi mücadeleye olanak sağlayacağını belirttiği ifade
edilen yazıda, Philippe de Villiers'in, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
üyelik varsayımının neden olduğu korkudan net bir şekilde yararlandığı
ve el ilanlarından birinde, "Bir Türk araştırmasına göre, Türkiye'nin
üye olması durumunda Türklerin yüzde 44'ü, büyük olasılıkla AB'nin
başka bir ülkesine göç edecektir. Göç, yoğun olacaktır." denildiği
kaydedilmektedir.
AFP'nin (18/05) "Varşova,
Avrupa'ya Entegrasyon Emellerinde Ankara'nın Müttefiki Olarak Kalacak"
başlığı altında yer verilen bir haberde, Varşova'daki Avrupa Konseyi
zirvesi çerçevesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi
sırasında yaptığı açıklamada Polonya Başbakanı Marek Belka'nın,
Polonya'nın Avrupa emellerinde Türkiye'nin "bir müttefiki" olduğunu
belirttiği kaydedilmektedir. Belka'nın, "Polonya, Avrupa Birliği'ne
üyeliği amaçlayan girişimlerinde Türkiye'nin müttefiki olarak
kalmaktadır." dediği belirtilen haberde, Belka'nın, Varşova
yakınlarındaki Nadarzyn'de bir Türk ticaret merkezinin açılışında
yaptığı konuşmada ise, Polonya ve Türkiye'nin, Avrupa evinin aynı
deneyimini ve aynı vizyonunu paylaştıklarını söylediği ifade
edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (19/05) "Babacan:
Fransa'da Hayır Oyu Çıkması Türkiye-AB Görüşmelerini Durdurmayacak"
başlığı altında ve Paul Taylor-Adrian Croft imzalarıyla yer verdiği bir
haberde, Türkiye'nin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın,
AB Anayasası için yapılacak referandumda Fransa'da "hayır" oyu
çıkmasının Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giriş müzakerelerinin
başlamasını ertelemeyeceğini söylediği belirtilmektedir. Babacan'ın,
Fransızların 29 Mayıs'taki referandumda Anayasa'ya karşı oy
kullanmaları halinde birkaç hafta karışıklık ve belirsizlik yaşanmasını
beklediğini; ama sakin kalırsa ve reformlarına devam ederse Türkiye'nin
korkmasına gerek olmadığını söylediği belirtilen haberde, Babacan'ın
İspanya'ya yaptığı bir ziyarette, "Kısa vadede bazı soru işaretleri
olabilir. Ama birçok şeyin Türkiye'nin tepkisine bağlı olduğuna
inanıyoruz. Fransız referandumunun sonucu ne olursa olsun Türkiye
reform sürecine odaklanırsa ve hükümet ne istediği konusunda çok açık
olursa korkacak bir şeyimiz olmaz." dediği ifade edilmektedir. AB
Anayasası ile Türkiye arasında doğrudan bir bağlantı olmasa da Fransız
seçmenlerin çoğunun Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğu ve bu konu
halkın "hayır" oyu kullanması için bir sebep olarak gösterildiği
kaydedilen haberde, Fransa'nın AB Anayasası'na karşı çıkmasının AB'nin
3 Ekim'de giriş müzakerelerini başlatma kararını değiştirip
değiştirmeyeceği sorulduğunda Babacan'ın "Hayır, böyle düşünmek için
somut bir neden yok... Avrupa Konseyi'nin kararı çok açıktı ve AB de
kurallara bağlıdır. 10 yıl boyunca her gün Türkiye'nin üye olup
olmayacağını tartışamazsınız. Karar müzakerelerin başlatılması
konusunda alındı, Türkiye'nin kabul edilip edilmeyeceği konusunda
değil." dediği aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde (18/05)
"Türkiye ve Öcalan" başlığı altında ve Stathis Efstathiadis imzasıyla
yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi kararının Türkiye'nin siyasi ve askeri liderliği arasında
gerginlik boyutları kazanması olası; ülkenin AB üyeliği için sorunlar
yaratması, bunun da Erdoğan hükümeti üzerinde acı etkilerinin olması
ise kesindir. Brüksel'deki AB yetkilileri, aynı zamanda Avrupa
başkentlerindeki hükümet yetkilileri de, yüksek rütbeli üç askeri
liderin Türkiye'deki Kürtlerin liderinin davasının yeniden görüşülmesi
konusunda hükümetin herhangi bir kararını 'ordu kararını verdi. Yeni
dava açılmayacak' şeklinde şartlandırdığını şaşkınlıkla izledi.
Avrupalılar için soru bu açıklamaların ağır basıp basmadığı değil.
Aslında, hükümetin yetkili olduğu bir konuya Ordu'nun müdahil olması ve
takınacağı tavrı önceden belirlemesidir. Herhangi bir Avrupalı için
Ordu'nun tamamıyla siyasi olan bir konuya müdahil olması
düşünülemez... Öcalan için karar Erdoğan hükümetinin şimdiye kadar
karşılaştığı sorunların belki de en büyüklerden biridir. Başbakan ilk
başta mahkemenin önerilerine uyum sağlayacağı belirtileri vermişti;
ancak daha sonra Türk basınına göre, Cumhurbaşkanı Sezer'in müdahil
olmasının ardından, geriye doğru adım attı. Ordunun açıkça karşı
çıkması, hakimlerin düşmanca tavır takınması ve halk arasında
milliyetçiliğin yoğunlaşması -AB üyeliği aleyhinde sloganlar da
duyuldu- nedeniyle hükümet PKK liderini yeniden yargılamaya tereddüt
edecek. Bunun elbette ülkenin AB üyeliğine ilişkin prosedürü üzerinde,
kamuoyunun 'Öcalan konusu' için büyük hassasiyet gösterdiği Avrupa
hükümetleriyle ilişkileri üzerinde ciddi etkisi olacak..."
-
-
ESKİ SAYILAR