ANKARA,
23/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 20-22 Mayıs 2005
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (22/05) "Türkiye:
Tam AB Üyelik Dışında Hiçbir Şey Kabul Edilemez" başlığı altında yer
alan bir haberde, Türkiye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan'ın,
Türk gazetelerinin Fransa'nın Türkiye'ye "ayrıcalıklı ortaklık"
verilmesi önerisinin ayrıntılarına yer vermesinin ardından,
Türkiye'nin tam Avrupa Birliği üyeliği dışında hiçbir şeyi kabul
etmeyeceğini söylediği belirtilmektedir. Türkiye'nin üyeliğinin
Fransızlar arasında pek popüler olmadığı ve Fransa'nın büyük bir
bölümünün 29 Mayıs'ta Anayasa ile ilgili yapılacak referandumda "hayır"
oyu vermeyi planladığı ve Anayasa'nın, Fransızların, çoğunluğu Müslüman
olan Türkiye'yi AB'ye almak gibi konularla ilgili hoşnutsuzluklarını
dile getirmeleri için bir araç haline geldiği belirtilen haberde,
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan'ın yayımladığı bildiride,
"Türkiye için, nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, Türkiye'nin tam
üyelik hedefinden başka bir formülü ya da seçeneği kabul etmenin
imkansız olduğunu" söyleyerek, "Türkiye-AB ilişkilerinin ana ekseni
tam AB üyeliği elde etme hedefine dayanmaktadır." dediği
kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinin
internet sayfasında (21/05) "Birlik ve Türkiye... Bir Gelecek Vaadi"
başlığı altında ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yer alan
bir yazıda şöyle denilmektedir: "Avrupa Birliği vatandaşları, ona ne
denli güvendiklerini ölçüp biçiyorlar mı? Birlik, onu oluşturan ve ona
katılmak isteyen ulusları taşıyor. Kalıcı bir barışın şartlarını
garanti ediyor, ekonomik refahı ve sosyal güvenceyi en üst derecede
sağlıyor, aralıksız olarak kişisel özgürlükler ve insanlığın evrensel
değerlerini savunuyor. Bu çok iyi, çünkü Türkiye bu arzuları paylaşıyor
ve Birliğe katılmak istiyor. Birlik, ülkemin ekonomik dinamizminden,
büyümesinden yararlanacaktır. Bu perspektifin, Fransız kamuoyunun bir
bölümünde endişe ve eleştirilere yol açtığını biliyorum. Kabul etmesem
de, bunların bazılarını anlayabiliyorum: Ancak, mantıklı bir kanıta
açık olanlara göre, bunları yatıştırmak kolay. Türkiye Cumhuriyeti'nin
giriştiği bu tarihi hareketin ve vatandaşlarımın büyük bir çoğunluğunu
heyecanlandıran 'Avrupa emeli'nin birtakım belirgin işaretlerinin
olmasının; bizim, Birliğin değer ve hedeflerini tamamen paylaşmamızdan
korkanlara güvence vermeye yetmesi gerekir. Fransa ve Türkiye arasında
ortalama gelirdeki farklılıktan kaynaklandığı sanılan 'sosyal damping'
ve sınırların kaldırılması tehditlerine gelince; ben burada, aksine
bizim, Avrupa standartlarına uymaları için ülkemizdeki sosyal güvence
ve yaşam düzeyini kararlı bir şekilde yukarı çıkarmak amacıyla herşeyi
seferber etme arzumuzu gösterebilirim. Böylece, tüm ortakların azami
çıkarına yeni pazarlar açılacaktır... Türkiye Avrupa Birliği'ne
girerse, endüstriyel ve ticari gelişimi, diğer üye ülkelere, özellikle
de oldukça uzun bir ortak tarih ve güçlü kültürel bağları paylaştığı
Fransa'ya yeni ve güçlü büyüme fırsatları sunacaktır... Türkiye,
büyüklüğünü gösteren değerler ve eylemleri açıklarken, Avrupa'nın
kendini güç olarak gösterebilmesine katkıda bulunmak için Avrupa
ulusları bütününde meşru bir ortak olmayı istemektedir. En büyük arzum,
AB ile Türkiye arasındaki müzakerelerin başarıya ulaşmasıdır: Bunun,
ülkemin yararına olacağı kanısındayım, ancak şundan da eminim ki, bu
diğer üye ülkelerin de çıkarınadır... Türkiye'nin 'Avrupa arzusu'nun
yol açtığı 'tereddütler' yüzünden şaşırılmamalıdır: Siyasetten
beklenmeyen şey, kaygı üretmesidir. Ancak bu bizi, bize yapılana
hakettiği karşılığı vermeye götürmemelidir."
Le Figaro gazetesinin
internet sayfasında (21/05) "Philippe de Villiers: Hayır Oyu,
Avrupa'nın Kurtarılmasına Olanak Sağlayacaktır" başlığı altında ve Sophie
Huet-Guillaume Tabard imzalarıyla Fransa İçin Hareket'in (MPF) Başkanı
Philippe de Villiers ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta
şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Kamuoyu
yoklamalarında hayırın ilerde olduğuna inanıyor musunuz?
PHİLİPPE de VİLLİERS:
Oldukça ihtiyatlı olmak ve Fransızlara saygı duymak lazım. Onlara şunu
söylüyorum: 'Oyunuzu kullanın, bu son şans oyudur!' Zira evetin
kazanması durumunda herşey önceden olduğu gibi devam edecektir:
İşsizlik yarası ve sınırların kaldırılması, göç akını, Türkiye ile
müzakerelerin başlatılması... Ancak hayırın kazanması halinde Avrupa
sağlıklı bir şok yaşayacaktır. Başlıca ekonomi analizcisi enstitülerin
belirttiği gibi, referandumda bir hayır Fransa'da yapısal reformlar
yapmak için bir elektroşok oluşturabilir. Benim hayırım, Avrupa'nın
kurtarılmasına imkan tanıyacaktır, serbest mübadeleci değil, bağımsız
ve korumacı bir Avrupa.
SORU: Sağ-sol bölünmesi
ötesinde, hayır taraftarlarının sahip olduğu ortak temalar var mı?
PHİLİPPE de VİLLİERS:
Hayırın merkezinde oldukça geniş ölçüde paylaşılan iki unsur olduğunu
düşünüyorum: Türkiye olmaksızın gerçekten Avrupa olan bir Avrupa'ya ve
Fransa'ya bağlanmak; gerçek anlamda demokratik ve korumacı bir
Avrupa'ya..."
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (22/05) "Türkiye
AB Anayasa Referandumlarını Yakından İzliyor, Güvence Talep Ediyor"
başlığı altında ve Paul Taylor imzasıyla yer verdiği bir haberde,
gelecek haftaki referandumda Fransızların AB Anayasası'na "hayır"
cevabı vermeleri durumunda Türkiye'nin, kendisinin bunun ilk
kurbanlarından biri olmasından korktuğu belirtilmektedir. Türkiye'nin
üyelik müzakerelerinin başlaması için kesin tarih almasının üzerinden
daha yalnızca beş ay geçmişken, Türk yetkililerin şimdi de ülkenin
adaylığının Fransa ve Hollanda'daki "hayır" kampanyalarının temel
argümanlarından biri haline gelmesinden çekindiği belirtilen haberde,
TBMM'nin Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger'in, Madrid'de
düzenlenen bir konferansta "Türkler, Türkiye'nin Fransa'daki
tartışmaların merkezinde yer almasından bir hayli şikayetçiler." dediği
ifade edilmektedir. Dülger'in, hükümet yetkililerinin çoğunlukla
görmezden geldiği bir endişeyi dile getirerek, Fransa'nın anayasa
anlaşmasını reddetmesinin, AB genişlemesini frenleyebileceği "ve hatta
Türkiye ile müzakerelerin ertelenmesine neden olabileceği" konusuna
değindiği kaydedilen haberde, Madrid'in katılım müzakerelerini yürütmüş
İspanyol Büyükelçi Raimundo Bassols'un, Türkiye'nin "sessiz bir devrim"
gerçekleştirerek müzakerelerin başlaması için siyasi ve insan hakları
konusundaki kriterleri zaten çoktan yerine getirdiğini belirterek,
"Aday ülkeler ev ödevlerini zekice yaptıklarını göstermeliler." dediği,
Türkiye'nin üyeliği meselesinin Parlamentoyu ikiye böldüğünü ve
Ankara'nın önceki başarılarının üstüne yatmaması gerektiği uyarısında
bulunan Avrupa Parlamentosu'nun eski Başkanı Enrique Baron'un ise, "En
önemli reformlar daha yapılmadı." diyerek, devlet yapısının, yargının,
tarımın, bölgesel ve toplumsal politikaların yenilenmesi ihtiyacına
işaret ettiği vurgulanmaktadır.
İSPANYA BASINI:
ABC gazetesinin internet
sayfasında (19/05) "Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan:
Türkiye 10 Yıl İçinde AB'ye Girebilecek" başlığı altında ve Alberto Sotillo
imzasıyla Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan ile yapılan bir
mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin dahil
olduğu bir AB, şimdikinden çok farklı bir kulüp olurdu; bu da bazı
Avrupalıları korkutuyor.
BABACAN: Bu, sadece Türkiye
ya da AB için değil, tüm bölge için önemli bir adım olacak. AB'nin
demokratik özgürlüklerinin hüküm sürdüğü bir ülke olan Türkiye'nin tam
bir demokrasi olmasının önem taşıdığı bu bölgede, çok derin
değişikliklere iştirak ediyoruz. Bölgenin diğer ülkeleri için bir
model oluşturma tutkusu taşıyor değiliz, ancak bu ülkeler Türkiye'de
yaşananları yakından takip edecekler. Müslüman bir ülkenin, demokratik
bir ülke olamayacağı söylendi ve Türkiye bunun tersini gösteriyor. Bu
anlamda AB, medeniyetlerin buluşmasına ve birlikte var olmasına biçim
vermek zorunda.
(...)
SORU: AB Anayasası
konusundaki Fransız referandumundan çıkacak olumsuz bir sonuç,
Türkiye'nin girişi için bir fren olur mu?
BABACAN: Fransa'da zaten,
Türkiye'nin üyeliği konusunda bir referandum öngörülüyor. Şimdiki
referandumun Türkiye'yle değil, AB Anayasası ile ilgili olması gerekir.
Sonucun "hayır" olması dünyanın sonu olmayacak. AB, anayasa olmadan da
var. AB, özellikle Türkiye'nin girişiyle güçlenecek bir barış
projesidir. Sorun şu ki, ülkemiz, Fransızların iç tartışması haline
dönüşebilir. Ancak biz hoşgörülüyüz ve sabırlı olmalıyız. Biz, katılıma
imkan tanıyan reformları devam ettirmeye odaklanmalıyız. Bize
müzakerelere başlamak için bir tarih verildi ve alınan kararlar
konusunda sözünden dönmek, AB'nin alışkanlığı değil. Kimsenin,
Türkiye'nin reformlarına devam etmesiyle kaybedecek bir şeyi yok.
Müzakereler, on yıl gibi bir sürede tamamlandığı zaman, Türkiye daha
modern, AB'yi daha güçlü kılacak, gelişmiş bir ülke olacak..."
JAPONYA BASINI:
Nihon Keizai Shimbun
gazetesinde (20/05) "Türkiye'nin AB Üyeliğine Yunanistan'dan Destek"
başlığı altında yayımlanan bir haberde, Japonya'ya ziyarette bulunan
Yunanistan Ekonomi ve Maliye Bakanı Alogoskufis'in 19 Mayıs'ta, Nihon
Keizai gazetesiyle yaptığı mülakatta, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin,
"Yunanistan'ın ekonomik pazarının büyümesine katkıda bulunacaktır.
Aktif olarak destek vereceğiz." dediği belirtilmektedir. Haberde, Alogoskufis'in
ayrıca "Sistemde reforma gidilmesi gibi Türkiye'nin çok sayıda gündem
maddesi var." sözlerine yer vererek, ekim ayından itibaren başlayacak
üyelik müzakerelerinin uzun süreceği görüşünü ortaya koyduğu
kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Athens News gazetesinde
(20/05) "Kıbrıs'ta Çözümü Yeniden Yaratmak" başlığı altında ve George
Gilson imzasıyla İngiltere'nin Atina Büyükelçisi Simon Gass ile
yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Kıbrıs konusu ve çözüm
arayışlarının ele alındığı mülakatta, "Türkiye-AB görüşmeleri 3 Ekimde
başlayacak ve birçok kişi Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin sonu olacağını
iddia ediyor. İngiltere, Ankara'nın katılımının önde gelen
savunucularından. Sizce Türkiye Birliğe neden üye olmalı?" şeklindeki
bir soruya, Gass'ın, "Bazı insanlar bunu öne sürüyorlar ancak birçoğu
bu şekilde düşünmüyor, çünkü AB durağan bir kurum değil. Messina
Konferansı'ndan sonra kurulan AB, bambaşka öncelikleri olan daha küçük
bir kurumdu. Zaman içerisinde bu durum değişti. Sağlıklı ve
yaşayabilen bir kurum olabilmek için AB'nin zaman içerisinde değişmesi
lazım. Türkiye'nin üyeliği ile değişecek tek bir Avrupa kavramı
olduğunu öne sürmek doğru değil. Türkiye'nin katılımının ülkenin
boyutu, ekonomisi ve tarihi açısından AB'nin şimdiye kadarki
genişlemelerinden farklı olacağı doğrudur. Ne var ki Türkiye'ye AB
üyesi olma fırsatının verilmesini gerektirecek güçlü birtakım nedenler
var. Bunlardan biri, yönünü Batıya, Avrupa'ya çevirmiş ve Avrupa'nın
dayandığı insan hakları, dinsel haklar, ekonomik standartlar ve
toplumsal hakları kucaklamak isteyen bir Türkiye'nin bu tutumunu
sağlamlaştırma fırsatıdır. Eğer bu olursa, zamanla AB'nin geri kalanına
ekonomik yararlar sağlayacak ve doğu sınırlarında AB'ye daha fazla
güvenlik ve istikrar sunabilecek istikrarlı bir Türkiye'yi görmeyi
bekleyebiliriz. Türkiye'nin doğru koşullar altında üyelik için
çalışmaya teşvik edilmesi fırsatını değerlendirmemiz gerekir." dediği
aktarılmaktadır.
İmerisia gazetesinde
(20/05) "Fransa'daki İki Referandumun Gölgesinde" başlığı altında ve
Georgos Kapopulos imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, AB Anayasası
referandumunda muhtemel bir Fransız "hayır"ının, 3 Ekim'e programlanmış
olan AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlangıcını ertelemeye
yönelteceği ve hiç kimsenin Anayasa Anlaşması'nın onaylanmasını,
Türkiye'nin AB beklentisiyle bağdaştırmasa da, hakikatin kendiliğinden
ortaya çıktığı belirtilmektedir. Türkiye'nin sadece reform
hareketlerinin teşvikiyle karşılaşmadığı, AB'nin 1973'teki
genişlemesinden sonra katılım yöneliminin Fransa'nın siyasi
koşullarına bağlanan ilk ülke olduğuna işaret edilen haber-yorumda, 29
Mayıs'ta "hayır" çıktığı takdirde, müzakerelerin başlamasının, AB
reformlarının şu veya bu şekilde çözülmesine kadar erteleneceği, Ankara
ile müzakerelerin, en az sosyal müktesebatın küçülmesi kadar Avrupai
düşünceyi kuvvetlendirdiğinin açık olduğu ifade edilmekte ve
müzakerelerin ertelenmesinin, şiddetli AB arası karşı karşıya gelmelere
sebep olacağı vurgulanmaktadır. Haber-yorumda, "1 Temmuz'da başkanlığı
devralacak olan Londra, müzakerelerin zamanında başlaması için savaş
verecek, Berlin'in tutumu ise henüz belli değil. Fransa'nın 'evet'
demesi durumunda da, Fransa'nın yeni bir üye-ülkenin katılımı için
referandum yapmasına ilişkin anayasal zorunluluğu geçerli olacak.
Katılım müzakerelerinin tehiri Erdoğan ve karmaşık reformcu cephe için
ağır darbe olacak, Türkiye ve AB'de, özel ilişki müzakerelerinin tek
gerçekçi beklenti olduğunu iddia edenleri kuvvetlendirecek.
Müzakerelerin zamanında başlaması durumu veya Fransız referandumunda
tam katılımın onaylanması da, müzakerelere olumsuz tesir edecek.
Türkiye'nin AB ilkelerine uyumundan bağımsız olarak, AB bütünleşmesinin
yol açtığı karşı çıkmalar ve hoşnutsuzluklar için her an günah keçisi
olma tehlikesi olacak. Bunun haricinde bugünkü şartlar dahilinde diğer
üye devletlerin Türkiye'nin katılımı için referandum yapılmasını
benimsemesi ihtimali kuvvetlidir." denilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR