24.05.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 24/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  23 Mayıs 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Die Welt gazetesinde (23/05) "Büyük Hayal Kırıklığı"  başlığı altında ve Faruk Şen imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Federal Almanya Şansölyesi Schröder'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaretin, ülkenin AB'ye yakınlaşması  konusunda Türk kamuoyuna önemli bir destek verdiği  belirtilmekte ve Türkiye'de AB üyeliği hakkındaki şüphelerin  hızla büyüdüğü bir ortamda Schröder'in kararlaştırılan  müzakere tarihine net bir şekilde bağlı kalmasının önemli  bir sinyal olduğu ifade edilmektedir. 3 Ekim 2005 tarihinde  başlaması öngörülen Türkiye ile katılım müzakereleri süreci  ve Türkiye'de yapılan reformların ele alındığı yorumda,  AB'nin, serbest dolaşım, yapısal ve tarım politikası gibi  alanlarla ilgili geçiş süreleri, istisnai kurallar ya da  kalıcı koruma maddelerinde mümkün olabilen en büyük hareket  alanını kendisi için güvenceye aldığı, şimdi Türkiye'de  birçoklarının bu zorlu yola değip değmeyeceğini sorduğu  ifade edilmekte, "Türkiye'nin bundan ne çıkarı olacak?"  sorusuna yer verilmekte, Türkiye'deki kamuoyu yoklamalarında  bu hava değişiminin şimdiden belirginleştiği kaydedilmektedir.  Yorumda şöyle denilmektedir: "Yıl sonundan önce tüm kamuoyu  yoklamalarında halkın yüzde 80'i Türkiye'nin Avrupa yolunu  onaylarken, bugün bu oran sadece yüzde 60. Kamuoyundaki  tartışmalarda şimdi, onlarca yıl boyunca Türkiye'deki siyasi  çatışmaları kutuplaştıran gerekçeler yer alıyor: Siyasi  istikrar ve toprak bütünlüğüne karşı çoğulculuk riske  atılıyor. Reform karşıtları giderek daha endişeli bir  şekilde, Kuzey Irak'ta oluşan Kürt bölgesine işaret  ediyorlar. Katılım müzakerelerine başlanmasının koşulu  olarak Başbakan Erdoğan tarafından verilen, Kıbrıs Rum  kesiminin diplomatik açıdan tanınacağı sözü, Türk seçmenleri  nezdinde daha 2004 seçimlerinde bile hiç popüler değildi...  Son dönemde 1915'deki Ermenilere yönelik katliamın Türkiye  tarafından soykırımı olarak tanınmasına ilişkin tartışma,  AB üyeliğinin karşıtları tarafından, Birliğin, Türkiye'nin  ulusal bütünlüğünün temel direklerini sarstığının kanıtı  olarak lanse ediliyor... Türkiye'deki Avrupa yanlısı güçler,  AB tarafından Türk ekonomisinde talep edilen köklü ve acı  veren yapısal uyumlara bakarak, Türkiye'nin üyeliğinin  ekonomik getirisinin ne olacağını soruyorlar. Ve bir  bakımdan haklılar: Yunanistan, İspanya ya da Polonya gibi  devletlerin yapısal ve tarım desteklerinden fazlasıyla  avantaj sağladıkları dönemler, 2014 sonrası için hazırlanan  AB mali çerçevesine göre bir daha geri dönmemek üzere sona  ermiş olacak. Aynı zamanda, özerk ekonomi ve tarım  politikasından vazgeçen Türkiye, ülkede kestirilemeyen  toplumsal sonuçları da hesaba katmak zorunda kalacak.  Böylece, öngörülebilir bir sürede, daha bu yıl dolmadan  önce neredeyse kimsenin tasavvur edemeyeceği bir durum  ortaya çıkabilir: Türkiye, tam katılım müzakerelerine  başlamışken ve gerçek üyelik elle tutacak kadar  yakınlaşmışken, alternatif bir yol arayabilir.  Önümüzdeki aylarda Avrupalı hükümetlerin, reformlar  eksikliklerine ilişkin eleştiriler ile net bir üyelik  perspektifinin korunması arasında doğru dengeyi bulmaları  önem taşımaktadır. Milliyetçi güçlere Avrupa karşıtı  gerekçeler sunulmadan, müzakerelerin başlangıcı için  gerekli olan reformlar kararlılıkla talep edilmelidir."

            Frankfurter Allgemeine-Sonntagszeitung'da (22/05)  "İşkence Yasağı Her Polis Karakolunda Geçerli Olmalıdır"  başlığı altında ve Markus Wehner imzasıyla Alman Yeşiller  Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

 

(...)

 

            "SORU: Türkler hala AB'ye girmek istiyorlar mı?

 

            ROTH: Evet. Türk toplumunun büyük bir bölümü hala  üyelikten yana. Geçen yıl, AB perspektifinin Türkiye'nin  çıkarına olduğu yönünde bir bilinç oluşturuldu. Feminist,  Kürt ve dini kesimlerden çok sayıda sivil toplum kuruluşu,  reformların devam ettirilmesi için zorluyor.

 

            SORU: Her türlü eleştirinin Türkiye tarafından hemen  kötü anlaşıldığı gibi bir izlenim mevcut.

 

            ROTH: Türkiye konusunun Avrupa'da nasıl tartışıldığı  çok iyi idrak ediliyor. Sayın Stoiber'in, geçen hafta AB  üyeliğine karşı her türlü yasal imkanın kullanılmak zorunda  olduğu yönündeki açıklamaları inanılmaz ölçüde büyük hasara  yol açtı. Böyle bir şey sadece AB karşıtlarını, milliyetçileri  güçlendirir ve Türkiye'yi hukuk devleti yolunda bir milimetre  ileri götürmez.

 

            SORU: Yeşiller olarak sizin, AB'ye üyelik için  verdiğinizi destekte inandırıcı olmadığınız bir nokta var mı?

 

            ROTH: Reform sürecinin, Türkiye'deki duruma yönelik  bütün haklı eleştirilerle birlikte dışarıdan desteklenmesi  çok önemli. Fakat ben, muhalefetin yaptığı gibi, 'ne  yaparsanız yapın Avrupa'da asla bir yeriniz olmayacak'  dersem, o zaman hükümet ve reformcu güçlerin dayanağını  ellerinden almış olurum. AB perspektifi, Türkiye'de birkaç  yıl önce tasavvur edemeyeceğim reformların yapılmasına  katkıda bulunmuştur. Hıristiyan Birlik Partilerinin  ayrıcalıklı ortaklığı ise, kapalı kapı anlamına geliyor.  Birlik Partileri böylece Türkiye'den gelen göçmenlerin  sırtından kötü bir iç politika yapmaktadır. Bu, ülkemizde  bölünme anlamına gelir. Eğer bu, Sayın Glos'un dediği gibi  seçim konusu haline gelirse, o zaman ciddiyetle ilgisi olmaz.  Çünkü Türkiye'nin AB üyesi olup olmayacağına kesinlikle  önümüzdeki dört yıl içerisinde karar verilmeyecek. Söz konusu  olan uzun bir müzakere sürecinin sonundaki Türkiye'dir. Ve  o Türkiye, bugünkü Türkiye olmayacaktır."

            Der Tagesspiegel gazetesinde (22/05) "Binlerce Korku  Var" başlığı altında ve Sabine Heimgaertner-Albrecht Meier  imzalarıyla Fransız filozof Andre Glucksmann ile yapılan  mülakata yer verilmektedir. Mülakatta, "Chirac ve Schröder'in  ikisi de Türkiye ile üyelik müzakereleri yürütmek istiyorlar.  Türkiye'nin AB içinde bir yeri olmalı mı?" şeklindeki bir  soruya, Glucksmann'ın, "Öncelikle şuna inanıyorum: Türkiye  meselesi, anayasa oylamasında 'hayır' sonucuna ulaşmak  isteyenler tarafından tam da şu anda ortaya atılmıştır, en  azından Fransa'da böyle. Çünkü müzakerelerin çok uzun  süreceği açık. Türkiye meselesi, neden kesin bir 'hayır'  cevabı çıkmasını tahrik ediyor? Çünkü halkın daha şimdiden  AB'nin doğuya genişlemesiyle sorunları var. Türkiye  sorunuyla, yangına benzin dökülüyor. Ben şahsen, Türkiye'nin  AB içinde yer almasında prensipte hiçbir engel olmadığını  düşünüyorum; fakat kesinlikle şu anda değil. Türkiye'nin  günün birinde üyelik koşullarını yerine getirip getirmeyeceği  uzun vadede bile hiçbir şekilde kesin değil. Fakat Türkiye  şu anda, 'Türkler bizim gibi değil, aynı şekilde Doğu  Avrupalılar da öyle' sloganıyla ırkçılık ve İslam  konularındaki muhtemel tüm korkuları kışkırtmaya çok uygun.  Şu anda Fransa'da tuhaf olan da bu: Polonyalı muslukçu ile  Müslüman göçmen aynı düşman imajını oluşturuyorlar."  şeklinde cevap verdiği belirtilmektedir.

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (21/05) "Avrupa'nın  Sağcıları Türkiye'ye Karşı Harekete Geçiyorlar" başlığı  altında ve Gerd Höhler imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  Yunan Neonazilerinin Türkiye'nin üyeliğini yaz kamplarının  konusu haline getirecekleri, 16-18 Eylül'de düzenlenecek  olan yaz kampına, çeşitli Avrupa ülkelerinden yüzlerce aşırı  sağcının katılmasının beklendiği ve etkinliğin, "Türkiye,  Avrupa'dan defol!" sloganı altında gerçekleştirileceği  belirtilmektedir. "Avrupa Festivali"nin organizatörlüğünü  Neonazi Yunan partisi "Chrysi Avgi"nin (Altın Tan Kızılı)  yaptığı belirtilen yazıda, Yunan aşırı sağcılarının, 1999  yılından bu yana Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden yüzlerce  katılımcının geldiği, altı yaz kampı kurdukları ifade  edilmekte ve Parti Sözcüsü Dimitris Papageorgiu'nun, bu yıl  daha büyük bir katılım olacağını düşündüğü, çünkü internette  de reklamı yapılan "Avrupa Festivali'nin", Türkiye'nin AB  üyeliğine karşı mücadeleye ayrıldığı kaydedilmektedir.  İnternet sayfasında Türkiye'nin yerinin Avrupa değil Asya  olduğu; "en az 70 milyon Asyalının, Avrupa'daki anavatanları  doldurmayı" beklediği; Türkiye'nin AB üyeliği durumunda  "ilk kurbanın", bir "Osmanlı vilayeti haline gelecek olan  Yunanistan olacağının" belirtildiği vurgulanan yazıda,  Alman NPD ile İngiltere, İspanya, İtalya ve Hollanda'dan  aşırı sağcı örgütlerden heyetlerin katılmasının beklendiği,  ABD'li Nazi örgütü "Volksfront"(Halk Cephesi)'un da  internette "Avrupa Festivali" için reklam yaptığına işaret  edilmekte ve "Avrupa Festivali'nin", dört Neonazi grup,  Chrysi Avgi (Yunanistan), NPD (Almanya), Forza Nuova  (İtalya), La Falange (İspanya) tarafından düzenlendiği  belirtilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Wiener Zeitung'da (21/05) "Türkiye'nin Katılımı Konusuna  Şüpheli Bakış" başlığı altında yayımlanan haberin Türkiye ile  ilgili bölümünde, Başbakan Schüssel'in, "Taxpayers Association  of Europe" kuruluşunun Avrupa Vergi Mükellefleri Ödülünü  alırken yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye katılımı  konusunda "şüpheci ve çekimser" bir tavır takınarak,  "Türkiye'nin 20 ya da 30 yıla kadar katılım olgunluğuna  gelmesi ihtimal dahilinde. Ancak, bugün bu olgunlukta değil."  dediği belirtilmektedir. Böyle bir katılımı destekleyenlerin  bunun getireceği masrafları pek dikkate almadığını,  Bulgaristan ile Romanya'nın katılımının bile Avrupa'ya çok  pahalıya mal olacağını belirten Schüssel'in, Bulgaristan ile  Romanya'nın komünizmden dolayı zarar gördüklerinden, bu iki  ülkenin yol açacağı masraflara daha anlayışlı baktığını da  sözlerine eklediği ifade edilen haberde, Schüssel'in,  "Türkiye'ye evet dersem, Ukrayna ve Rusya'ya da evet demem  gerekir." dediği aktarılmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (23/05) "Alexander: Onaylanacak Bir Anayasa  Kalırsa, İngiltere de Oylayacak" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet  Bakanı Douglas Alexander'ın yaptığı açıklamada, "onaylanacak  bir anayasa kalırsa" İngiltere'nin de Avrupa Anayasası  hakkında referandum düzenleyeceğini belirttiği  kaydedilmektedir. Alexander'ın, "Fransa ve Hollanda  halklarının, Anayasa Anlaşması'nın onaylanmasını desteklemek  gerektiğini anlamalarını umuyoruz." dediği belirtilen haberde,  ülkesi 1 Haziran'dan itibaren altı aylığına AB Dönem  Başkanlığı'nı yürütecek olan Douglas Alexander'ın, Avrupa  Anayasası'nın onaylanması konusundaki belirsizliklerin,  3 Ekim için öngörülen Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  başlamasını etkilemeyeceğini belirttiği ifade edilmektedir.  Haberde, Fransa'da ve Hollanda'da yapılacak olan  referandumların, Birliğin genişlemesi hakkında değil Anayasa  Anlaşması hakkında olduğunun altını çizen Alexander'ın  "Üyelik müzakerelerini, 3 Ekim'de İngiltere'nin Dönem  Başkanlığı'nda başlatmayı öngörüyoruz." dediği  aktarılmaktadır.

 

            İSPANYA BASINI:

 

            El Periodico gazetesinin internet sayfasında (22/05)  "Le Pen Türkiye'nin AB'ye Katılımına Karşı" başlığı altında  ve Montse Capdevila imzasıyla yer alan bir yorumda,  Jean-Marie Le Pen'in Ulusal Cephesi'nin aşırı sağcılarının  "hayır"ının, şimdiye kadar en az yaygara koparanı olduğu  belirtilmektedir. Ulusal Cephe'nin "hayır"ının, Avrupa'ya  açık bir "hayır" olduğu belirtilen yorumda, Le Pen'in, her  zaman Avrupa inşasına, doğal olarak da anayasaya karşı  olduğu; zira anayasayı, savunduğu milliyetçiliğin en kötü  düşmanı olarak değerlendirdiği kaydedilmekte ve "Le Penciler  Avrupa'nın yapılanması konusunda anayasadan duydukları  şüpheyi belirtiyorlar: Avro, genişleme... Yabancı düşmanlığı  ve ırkçılık; göç çığı ve Türkiye gibi ülkelerin katılımı  sayesinde 'diğer kültür ve dinlerin' sızmasından doğan  şikayetlerle besleniyor. Ulusal Cephe için, Anayasa  Sözleşmesi, 'ulusal bağımsızlığın sonu'. Bu yüzden 'hayır'ın  zafer kazanması durumunda Le Penciler, yeni bir müzakereyi  değil aksine Fransa'nın AB'den çekilmesini ya da en azından,  herhangi bir çok ulusluluk işaretini bertaraf etmek için  önceki tüm sözleşmelerin gözden geçirilmesini istiyorlar."  denilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia gazetesinde (22/05) "Brüksel Yoluyla  Ankara-Kerkük" başlığı altında ve Eleni Kohaimidu imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Ankara'nın, Avrupa'nın EUJUST LEX  olarak bilinen Irak ile ilgili yegane ortak faaliyet planı  çerçevesinde Iraklı hakimlerin ve polislerin eğitimini  üstlenmek için AB'de güçlü bir lobiyi harekete geçirmiş  bulunduğu belirtilmektedir. Ankara'nın, Avrupalı yetkililere  sunduğu "non papers"larda uluslararası deneyimini ön plana  çıkardığı ve güçlü konumdan ortak Türk-Avrupa çıkarlarına  "hizmet" etmek için savaş sonrası Irak'ta önemli rol  üstlenmeye hazır olduğunu belirttiği kaydedilen yorumda,  Ankara'nın Iraklı hakim ve savcıların eğitimini (Türkiye  içinde ya da dışında), aynı zamanda da polislerin eğitimini  (Türk tesislerinde yapılmasını tercih ediyor), EUJUST LEX  programına katılımı için Avrupa kasasından bir tek euro  talep etmeden üstlenmeyi talep ettiği, AB'nin şemsiyesi  altında Irak'ın jeopolitik paylaşılmasına katılma yolları  aradığı ve böylece Amerikalılar ve Irak'ın Kuzeyindeki  Kürtler ile karmaşık ilişkiler ağını ulusal çıkarları  yararı yönünde ele almayı amaçladığı vurgulanmaktadır. 

 

 
ESKİ SAYILAR