26.05.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 26/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  25 Mayıs 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (25/05) "İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi:  İtalya Türkiye'nin AB Umutlarını Kuvvetle Destekleyecek"  başlığı altında yer verdiği bir haberde, İtalya Başbakanı  Silvio Berlusconi'nin, Ankara'nın ekim ayında AB ile  üyelik müzakerelerine başladığında, İtalya'nın Türkiye'yi   destekleyen ülkelerin başında geleceğini söylediği  belirtilmektedir.

            Berlusconi'nin söz konusu açıklamalarının Türkiye'nin   üyelik ihtimaline dair beklentilerinin azaldığı bir döneme   rastladığı belirtilen haberde, Fransa ve diğer AB ülkelerinde,  yoksul, kalabalık ve çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'nin  üye olmasına karşı güçlü bir muhalefetin olduğu, Fransa'da  yapılacak Anayasa referandumunda "hayır" kampının galip  geleceğine dair işaretlerin çoğalmasının, AB'nin genişleme  planlarından vazgeçebileceğine dair korkuların artmasına  neden olduğu, ayrıca Almanya'da Türkiye'nin AB üyeliğine  şiddetle karşı çıkan bir politikacının da yaklaşan erken  seçimleri kazanma ihtimalinin oldukça yüksek göründüğüne  işaret edilmektedir.

            Berlusconi'nin, Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile   düzenlediği ortak basın toplantısında, "3 Ekim'de üyelik   müzakereleri başladığında, İtalya Türkiye'yi destekleyen   ülkelerin başında gelmeye devam edecektir" dediği ve   halihazırda Avrupa'daki parti liderleriyle Türkiye konusunda  görüşmelerde bulunduğunu ve onlara "Avrupa'nın çıkarlarını  kendi çıkarlarının önünde tutmaları gerektiğini" söylediğini  belirttiği ifade edilen haberde, Berlusconi'nin,"Avrupa  Doğu'ya bir kapı olan Türkiye gibi büyük bir ülke görmek  istiyor... Türkiye, demokrasinin İslam ülkelerinde  varolabileceğinin bir kanıtı" diye konuştuğu aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Hamburger Abendblatt gazetesinin internet sayfasında  (25/05) "Türkler Avrupa'ya Şüpheyle Yaklaşıyor" başlığı  altında ve Marlies Fischer imzasıyla yer alan bir haberde,  Türkiye'de kısa bir süredir "AB, Türkiye'yi kabul edecek,  Türkiye de AB'nin üyesi olmak istiyormuş gibi davranıyor"  şeklindeki sözlerin ağızdan ağza dolaştığı belirtilmekte  ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, nihayet AB ile  yürütülecek olan görüşmeler için, başmüzakereci olarak,  ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'ı tayin ettiği,  fakat Ankara ve Brüksel'de, Türkiye ve AB'nin gerçekten de  birbirlerine uygun olup olmadığı konusundaki şüphelerin  arttığına işaret edilmektedir. 3 Ekim tarihinde başlayacak  olan müzakereler konusunda AB Komisyonu'nun, Almanya'daki  olası bir iktidar değişikliğinden dolayı, engelleyici bir  tutum beklemediğini açıkladığı, Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül'ün de, Berlin'de gerçekleşecek bir hükümet değişikliğinin  müzakereler üzerinde bir etkiye sahip olmayacağını söylediği  belirtilen haberde, Türkiye'deki gözlemcilerin ise, AB'de  Türkiye karşıtı bir tutumdan endişe duydukları ifade edilmekte  ve sonuçta CDU/CSU partilerinin, her fırsatta Türkiye'nin  tam üyeliğine karşı olduklarını AB'de beyan ettiği ve daha  ziyade ayrıcalıklı bir ortaklık konusunda çaba sarf ettikleri hatırlatılmaktadır.

            Brüksel'in, reform hızının kesilmeden sürdürülmesini   talep ettiği, hatta 3 Ekim'de müzakerelere başlama sözünü   tutmamakla bile tehdit ettiği ifade edilen haberde, AB'nin,  NATO üyesi Türkiye'nin, reformlarını sürdürmesiyle ve Batı'ya  yönelen yolu vazgeçilmez olarak kabul etmesiyle ilgilendiği,  ancak Türkiye'nin kendiliğinden AB üyeliği konusunda geri  adım atmasının Brüksel'de hiç kimseyi üzmeyeceği  vurgulanmaktadır.

            Die Tageszeitung'da (25/05) "Berlin Sarsılıyor, Brüksel  Sallanıyor" başlığı altında ve Daniela Weingaertner imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Almanya'da iktidar partisi Sosyal  Demokratların Kuzey Ren Vestfalya'da seçimleri kaybetmeleri  ve yapılacak erken seçimler ele alınmakta ve Fransızların AB  Anayasası'nı reddetmeleri durumunda, Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın günlerinin de, tıpkı sosyal demokrat Gerhard  Schröder gibi sayılı olduğu anlamına geleceği vurgulanmakta,  bunun sadece, genişlemiş Avrupa'yı yeniden yönetilebilir  hale getirecek AB reformu fırsatının kaçırıldığı anlamına  gelmeyeceği, bundan sonraki büyük üyelik projesi de   tehlikeye girmiş olacağı, Ankara'nın kendisini, üyelik  sürecinin çıkmaz ayın son çarşambasına kadar uzayabileceğine   hazırlaması gerektiği kaydedilmektedir. Birincisi, Fransa  ve Hollanda'da Anayasa tartışması ile Türkiye'nin üyeliği  tartışmasının birbirine karıştırıldığı ve Anayasa'yı  reddeden birçok seçmenin, aslında böylece genişleme hızına  karşı olan isteksizliklerini ifade etmek istediği, ne kadar  çok "hayır" oyu bir araya gelirse, o kadar çok Türkiye'nin  karşıtlığı anlamının çıkarılacağı belirtilen yazıda, ikincisi,  CDU ve CSU'nun bile Türkiye konusunu seçim kampanyasında  kullanacaklarını açıkladıkları kaydedilmektedir.

            Die Tageszeitung'da (25/05) "Tehlike Kaynağı CDU"  başlığı altında ve Jürgen Gottschlich imzasıyla yayımlanan  bir yorumda, AB'nin en önemli devletlerinde şu sıralar neler  olup bittiğinin, henüz Ankara'da gerçek anlamda kabul edilmek  istenmediği, Dışişleri Bakanının ısrarla, "Yükümlülüklerimizi   yerine getirirsek, Avrupa Birliği ile müzakereler 3 Ekim'de   başlar" diye tekrarladığı, Başbakan Erdoğan'ın da, Berlin'den   gelen korkutucu haberin inadına, uzun süren tereddüdün  ardından, Brüksel için başmüzakerecisini atadığı, ancak   müzakereler ekim ayında başlasa bile, bunun tahammül edilemez   bir çekişme olacağının şimdiden belli olduğu ifade edilmektedir.

            CDU'nun seçim zaferinden sonra Almanya ve muhafazakar  Sarkozy'nin iktidarı üstlenmesinden sonra Fransa ağırlıklarını  sürecin başarısız olmasından yana koymaları durumunda,  müzakerelerde başarılı olunamayacağı öne sürülen yorumda,  "Türkiye'nin üyeliğinin masadan kalkmasıyla, Avrupa'nın  sorunlarının sona ereceği de söylenemez. Anayasanın Fransa'da  reddiyle birlikte, AB'nin de, geleceğinin nasıl olması  gerektiğine nihai olarak açıklık getirmesi gerekir. Türkiye'ye  ise herhalde sadece, kendini AB'nin bu kimlik arayışının  dışında tutması ve azınlık ya da insan haklarıyla ilgili  endişelerden ziyade çok daha farklı nedenlerle ülkeyi teşhir  edecek politikacıların şamar oğlanı yapmasına izin vermemesi  tavsiye edilebilir. Ankara için bu, modernleşmeyi Brüksel'in  büyük desteği olmadan devam ettirmesi gerektiği anlamına  geliyor. Bu çok zor olacak, çünkü reformların sonunda  erişilmesi düşünülen refah kazanımı, AB perspektifi olmadan  gerçekleştirilemez. Buna rağmen Ankara'daki hükümetin,   Brüksel'in kararlarını kabul etmek ve AB içinde yaşanacak   açıklık sonrasında yeni bir başlangıcın mümkün olmasını umut  etmekten başka çaresi kalmıyor" denilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (25/05) "Ankara'da Merkel  Alarmı" başlığı altında ve Susanne Güsten-Matthias Schlegel  imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, Almanya'daki siyasi  depremin ardından Türkiye AB içindeki en önemli ortağı için  endişelendiği belirtilmekte ve neticede bir iktidar   değişikliği sonrasında Almanya'nın, Türkiye'nin en sadık   destekçisinden, Türkiye'nin AB üyeliğinin en acımasız  karşıtı haline dönüşebileceği öne sürülmektedir. Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın tamamen sürpriz bir şekilde, AB'ye  üyelik görüşmelerinde Türkiye'nin başmüzakerecisinin   ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan olacağını   açıkladığı belirtilen yazıda, Ankara'daki Batılı bir  diplomatın, dünyada, Almanya'daki hükümet değişikliğinin  böylesine dramatik etkileri olduğu başka bir ülke  bulunmadığını, bu yüzden de Türklerin "endişelenmekte haklı  olduklarını" söylediği ifade edilmektedir. Almanya'daki   erken seçimlerin, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin   başlayacağı 3 Ekim'den önce yapılacak olmasının, Türkiye'deki   birçok kişinin, CDU/CSU-FDP hükümetinin müzakereleri hala engelleyebileceğinden kaygılanmasına yol açtığı ifade edilen  yazıda, Hristiyan Birlik Partileri Federal Meclis Grubu   Başkan Yardımcısı Wolfgang Schaeuble'nin yaptığı açıklamada,  böyle bir şeyin olmayacağını ve Parti Genel Başkanı Angela  Merkel'in geçen yıl yaptığı Türkiye ziyaretinde Başbakan  Erdoğan'a, Almanya'daki bir hükümet değişikliği durumunda  "Pacta sunt servanda" (anlaşmalara uyulmalıdır) sözünün  geçerli olduğunu ve gelecekte Birlik Partileri tarafından  yönetilecek her hükümetin, eski hükümetlerin Almanya adına  aldığı her karara saygı göstereceğini vurguladığı  kaydedilmektedir.

            AB Konseyi'nin 2004 yılı sonunda ucu açık müzakerelerin  3 Ekim tarihinde başlatılmasını karara bağladığına işaret  eden Schaeuble'nin, "Bu karar tartışmaya açık değil" dediği  belirtilen yazıda, Birlik Partileri tarafından yönetilen  bir hükümetin bu müzakerelere katılacağını ve "sorunların  gözardı edilmemesine çok eleştirel bir şekilde dikkat  edeceğini" belirten Schaeuble'nin, "Görüşümüz aynı: Bize  göre ayrıcalıklı ortaklık daha iyi bir çözüm, fakat bu,  müzakerelerin başlaması için bir engel değil, müzakerelerin  bir sonucudur" vurgulamasını yaptığı ve Türkiye konusunun,  "birçok insanı meşgul etmesi" nedeniyle seçim kampanyasında  rol oynayacağını, fakat "kampanyanın merkezi konusunu" teşkil  etmeyeceğini ifade ettiği kaydedilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Die Presse gazetesinde (25/05) "Türkiye Almanya'nın  Desteğini Kaybetmekten Korkuyor" başlığı altında ve  Friederike Leibl imzasıyla yayımlanan bir haberde,  Ankara'nın resmi olarak, Almanya'da yapılacak erken  seçimlerin Türkiye'nin AB'ye katılım şansını  etkileyeceğinin sözünü bile etmek istemediği ve Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül'ün, "Türkiye'nin ilişkileri partiler ile değil, ülkeler iledir" dediği, buna rağmen Almanya'daki  bir hükümet değişikliğinin Türkiye'ye çok ağır bir darbe  olacağı belirtilmektedir.

            Ankara'nın en önemli destekçilerinden biri olan  Başbakan Gerhard Schröder'in, kamuoyunda Türkiye'nin AB  üyeliğine karşı giderek büyüyen antipatiye rağmen, son  ana kadar giriş müzakerelerinin planlandığı tarihte  başlaması konusunda ısrar ettiği belirtilen haberde, CDU  ile CSU'nun ise Türkiye'nin tam üye olmasını reddettikleri  ve imtiyazlı bir ortaklıktan yana oldukları, müzakerelerin  3 Ekim'de başlaması gerektiği ve bunun Almanya'daki yeni  hükümet için ilk önemli tarih olacağı kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

 

            Le Figaro gazetesinde (24/05) "Türkiye-AB Görüşmeleri  Tehdit Altında" başlığı altında ve "A.B." rumuzuyla  yayımlanan bir haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in  Kuzey Ren Vestfalya'daki seçim yenilgisinin, Recep Tayyip  Erdoğan'ın Türk Hükümeti için de ağır bir darbe olduğu  belirtilmektedir. Almanya'da erken genel seçim yapılacağına  ilişkin açıklamanın, Ankara için hayra alamet olmadığı,  seçimden galip çıkmaları durumunda Hristiyan Demokratların  (CDU/CSU) 3 Ekim'de başlayacak olan müzakereleri ertelemesi  için AB'ye baskı yapabileceği öne sürülen haberde,  Türkiye'nin üyeliğine karşı olan CDU/CSU'nun, bu konuyu   temcit pilavı gibi sürekli gündeme getirdiği, Nicolas   Sarkozy gibi Alman sağının lideri Angela Merkel'in de,   Birlik ile Türkiye arasında "ayrıcalıklı ortaklığı"  savunduğu kaydedilmektedir.

            Aralık 2004'te Avrupa Konseyi sırasında Avrupa'da  Türkiye için "üçüncü yol" varsayımının, Türkiye'nin   üyeliğinden yana olan Jacques Chirac ve Gerhard Schröder   tarafından reddedildiği ifade edilen haberde, Alman Sosyal  Demokrat hükümetinin, eylül ayındaki seçimden yenik çıksa  bile Paris ve Londra'nın, Ankara'nın üyeliğini savunacağı,  ancak üyelik konusunun, hiç olmadığı kadar hassaslaşacağına  işaret edilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (25/05) "Ukrayna AB Hedefinden Sapmayacak"  başlığı altında ve Gleb Bryanski imzasıyla yer verdiği bir  haberde, Ukrayna Dışişleri Bakanı Borys Tarasyuk'un, yaptığı  açıklamada, Fransa ve Hollanda AB'nin yeni anayasasını   reddetse bile Ukrayna'nın Avrupa Birliği'ne katılma  yönündeki uzun vadeli hedefinden sapacağını zannetmediğini  kaydettiği belirtilmektedir.

            AB üyeliğinden umutlu olan Türkiye'nin, Fransa ve   Hollanda'nın AB Anayasası'nı reddetmesinin AB'nin daha  fazla genişlemesini engelleyebileceği konusundaki  endişelerini dile getirirken, Tarasyuk'un bu konuda  o kadar endişeli olmadığı belirtilen haberde, Tarasyuk'un,  NATO ülkeleri ile ortak devletlerin İsveç'in kuzeyinde  yaptıkları bir toplantı sırasında yaptığı açıklamada,  "Fransa ve Hollanda'daki referandumlardan 'hayır' kararının  çıkması Avrupa Birliği'nin daha fazla genişlemesini  zorlaştırabilir. Fakat bu bizim AB'ye doğru ilerlememizi   engellemeyecek, çünkü AB mevcut haliyle varolmaya devam   edecek" dediği aktarılmaktadır.

            Haberde, Tarasyuk'un, "Önümüzdeki referandumların  sonuçlarından korkmuyoruz" diyerek, Ukrayna'nın, Türkiye'nin  aksine AB ile müzakerelere başlamak için henüz bir tarih  almadığını kaydettiği ifade edilmektedir.

            The Guardian gazetesinin internet sayfasında (25/05)  "Nihai Sınır" başlığı altında yayımlanan başyazıda şöyle  denilmektedir: "Bu hafta Avrupa ile ilgili önemli bir hafta.  Fakat hangi Avrupa'dan söz ediyoruz? Bu soruyu cevaplamak  hiç kolay değil. Kıtamız hakkındaki tanımlar belirsiz.  Örneğin, Avrupa açısından haftanın ilk önemli olayı olan  Erovizyon Şarkı Yarışması Kiev'de yapıldı; ikinci önemli  olay olan Liverpool ile Milan arasındaki Şampiyonlar Ligi  final karşılaşması ise bugün İstanbul'da yapılacak. Hem Kiev  hem de İstanbul Avrupa tarihinde önemli bir rol oynadılar.  Yine de, Avrupa'nın önemli üçüncü olayının gerçekleşeceği   yer olan Fransa'da çoğu vatandaş için ne Ukrayna ne de   Türkiye gerçekten Avrupa'ya ait. Avrupa'nın sınırlarını  tanımlamak, şarkı yarışması, futbol ve anayasanın onaylanması  için yapılacak referandumun da doğruladığı gibi kesin olmayan  bir bilim. Her birinin Avrupası farklı. Erovizyon Şarkı  Yarışması'nın organizatörlerine göre, hem İzlanda hem de  İsrail Avrupa'ya aitler. Bu iki ülkenin futbol kulüpleri  de Avrupa futbol müsabakalarında yer alıyor. Yine de ne  İzlanda ne de İsrail, Türkiye ve Ukrayna'nın şu an yaptığı  gibi AB'ye katılmak için baskı yapıyor. Türkiye AB'ye üye  olursa, zaten Brezilya ile olan kara sınırından rahatsız  olan bazı Fransız seçmenleri korkutabilecek şekilde Birliğin  İran ve Irak ile de kara sınırları olacak."

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia gazetesinde (25/05) "Chirac, Fransızları  Türkiye'nin Yakında AB'ye Katılımı Hususunda Rahatlatıyor"  başlığı altında bir haber-yorumda, Türkiye'nin AB'ye  katılımına karşı duyulan tepkiden dolayı AB Anayasası'nın  reddedilmesine sebep olabileceğini düşünen Fransa  Cumhurbaşkanı Jacgues Chirac'ın, Anayasa'nın kabulünün  Türkiye'nin AB yolunu "daha uzun" kılacağını vurguladığı  belirtilmektedir. Türk gözlemcilerin de bütün Avrupa'da  Türkiye karşıtı bir hava tespit ettikleri, ancak Türk  siyasi liderliğinin her şeyin iyi gittiğine dair güvence  verdiği belirtilen haber-yorumda, Ermeni Örgütleri  Koordinasyon Komisyonu tarafından basına verilen Fransa  Cumhurbaşkanı'nın mektubunda "Türkiye'nin daha uzun bir  yolu var. AB, değerlerinin AB Anayasa Anlaşması yoluyla  tekrar teyit edilmesi yönünde ek bir aşamaya geçmeye  hazırlandığından, bu yol daha uzun oluyor" dediği ifade  edilmekte ve Türkiye'nin adaylığının, sadece Fransa'da  değil Hollanda'da da AB Anayasası'nın referandumda  onaylanması konusunda vatandaşların tutumunda önemli rolü  olduğu vurgulanmaktadır. Almanya'daki yerel seçimlerde  iktidar partisi Sosyal-Demokratların yenilgisi dolayısıyla  siyasi gelişmelerin de Türkiye'nin yönelimini etkilediği  ifade edilen haber-yorumda, Almanya'nın sonbaharda erken  seçime yöneldiğinden, Türkiye konusunun muhalefet partisi  Hristiyan Demokratların seçim propagandalarına dahil  edilmesinin beklendiği, çünkü Hristiyan Demokratların  Türkiye'nin üyeliğine karşı çıktığına işaret edilmektedir. Elefteros Tipos gazetesinde (25/05) "Türkiye'nin Heyecanı"  başlığı altında ve Yorgos Kuvaras imzasıyla yayımlanan bir  haber-yorumda, Avrupa'daki siyasi gelişmeler ve Washington'un  Orta Doğu'ya ilişkin stratejisinin Türkiye için yeni veriler   oluşturduğu ve bu verilerin Türkiye'nin hem AB beklentisini   hem de Yunanistan ve Kıbrıs gibi komşu ülkelere karşı   tutumunu etkileyeceği öne sürülmektedir. Almanya'da Sosyal  Demokratların Kuzey Ren Vestfalya seçimlerinde yenilgisinden  sonra beklenen hükümet değişikliğinin, Berlin'in Ankara  politikasında değişiklik yapmasına sebep olacağı ve seçimleri  kazanacağı tahmin edilen Hristiyan Demokratların Türkiye'nin  AB üyeliğine ciddi itirazları olduğu, bunun da AB'nin  Ankara'ya karşı havasını etkileyeceğinin normal göründüğü  belirtilen haber-yorumda, önümüzdeki günlerde yapılacak  olan AB Anayasası'na ilişkin Fransa ve Hollanda  referandumlarının muhtemel "hayır" neticesinin, AB   genişlemesi hususunda "ikinci düşüncelere" sebep olacağı  ifade edilmektedir. 

 

 
ESKİ SAYILAR