27.05.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 27/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  26 Mayıs 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (26/05) "Türkiye'nin AB ile Üyelik Müzakereleri  Almanya Seçimlerinde Kampanya Malzemesi Haline Gelebilir"  başlığı altında ve Matt Surman imzasıyla yer verdiği bir  haberde, her ne kadar yeni bir hükümetin çoktan üzerinde   anlaşmaya varılmış olan AB'ye üyelik müzakerelerini raydan  çıkarması muhtemel olmasa da, Türkiye'nin AB girişimi ve  olası göçmen akınının, sonbaharda yapılacak seçimlerde  Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'i devirmek isteyen  muhafazakarlar tarafından kampanya malzemesi olarak  kullanılacak gibi göründüğü belirtilmektedir. Muhafazakar  lider Angela Merkel'in, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine  karşı çıktığı ve iş için göçmenlerle rekabet etmek zorunda  kalmaktan korkan seçmenlerin desteğini kazanabileceği öne  sürülen haberde, Schröder'in tüm kalbiyle Türkiye'nin  üyeliğini desteklerken; Merkel'in, çoğunluğu Müslüman olan  ülkenin AB'yi hem kültürel hem de mali olarak aşırı  zorlayacağını ileri sürdüğü ve tam üyelik yerine, tanımı  oldukça muallak olan "imtiyazlı ortaklık" konusunda ısrar  ettiği kaydedilmektedir. Almanya'da 40 yıl yaşadıktan sonra  şimdi vatandaşlık başvurusunda bulunan Berlin Türk Cemaati  Genel Sekreteri Celal Altun'un, "Muhafazakarların gündeme  getirmek istedikleri bakış açısı İslamiyet'e karşı  Hıristiyanlık. Büyük bir ekonomik alternatif yok, dolayısıyla  CDU, oy toplamak için, kampanyanın ana teması haline getirmese  de Türkiye ve göç meselelerini ön planda tutacak." dediği  belirtilen haberde, Almanya Türk Toplumu Genel Başkanı Hakkı  Keskin'in, muhafazakarların artık topun yuvarlanmasını  durduramayacaklarını ve üyelik gerekliliklerinin daha da katılaşamayacağını düşündüğünü söyleyerek, "Bu uluslararası  bir anlaşma ve bir ülke siyasi gündemi belirleyemez. Türkiye  diğer AB adaylarından çok daha katı reform gereklilikleri  karşılamak zorunda kaldı. Daha katı ne olabilir? Aslında CDU  Almanya'nın uzun süredir bir göçmen toplumu, çok kültürlü bir  ulus olduğu gerçeğini kavrayamadı. Yeni bir hükümet bu gerçekle  başa çıkmak zorunda kalacak. Daha kötüsü olamaz." dediği  aktarılmaktadır. Haberde, AP Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı  Elmar Brok'un, Türkiye'nin bir kampanya malzemesi haline   getirilmemesi konusunda uyardığı ve bir Alman radyosuna yaptığı açıklamada, "Vatandaşların bu konuda soru soracaklarından eminim.  Ama bu seçimlere taşınmamalı ve bir ülke tüm eleştirinin odağı  haline getirilmemeli." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

            The Washington Times gazetesinin internet sayfasında  (26/05) "Chirac, AB Anayasası'na 'Evet' Oyu İçin Çağrıda  Bulunacak" başlığı altında ve David R. Sands imzasıyla yer alan  makalede, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 29 Mayıs'ta  yeni AB  Anayasası için yapılacak olan ulusal referandumda  öneriye destek verilmesi için son bir defa televizyon yoluyla   halka çağrıda bulunmayı planladığı ve kamuoyu araştırmalarının sonuçlarının gösterdiği üzere yüzde 6 ila 8 oranında önde  görünen Anayasa karşıtlarını ikna etmek için son bir gayret   göstereceği belirtilmektedir. Anayasa'ya verilecek ret oyunun  çok şaşırtıcı olacağı, çünkü Fransa'nın bugüne kadar geleneksel  olarak daha güçlü, daha birleşik bir AB için kendisini hep bir  lokomotif olarak gördüğüne işaret edilen makalede, bazıları  Anayasa'ya "hayır" oyunun, Chirac hükümetini, ağır işleyen  ekonomi ve yüzde sekiz oranındaki işsizlik nedeniyle protesto  etmek amacıyla verileceğini düşündüğü öne sürülmektedir. AB  yetkililerinin inkarlarına rağmen Fransa'daki birçok seçmenin, Anayasa'nın, çoğunluğun karşı olduğu Müslüman Türkiye'nin nihai  AB üyeliğinin yolunu açacak bir unsur olduğunu düşündükleri  belirtilen makalede, milliyetçi politikacı Philippe de  Villiers'in, yaptığı bir konuşmada, "Anayasa ve Türkiye arasında  bir bağlantı olmadığını iddia edenler yalan söylüyorlar." dediği, sosyalist eski Başbakan Lionel Jospin'in ise, rakibi Chirac'ı  Anayasa konusunda destekleyerek, bu konudaki yakınmaların  tartışmayı daha da içinden çıkılmaz bir hale soktuğunu söylediği kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (26/05)  "Erken Seçim Tartışmaları Sürüyor" başlığı altında yer verilen  bir haberde, Almanya'da bir enstitünün yaptırdığı ankete göre,  Almanların yüzde 92'sinin eylül ayında yapılacak bir erken  seçimde, Sosyal Demokratların şansının az olduğunu düşündüğü  ya da hiç şans tanımadığı belirtilmektedir. Almanya'da yaşanan  iç siyasi gelişmelerin Washington ve Brüksel'de de yakından  takip edildiği, endişeler ve beklentiler ışığında hesaplar  yapıldığı ve özellikle Irak savaşına muhalefeti nedeniyle ABD  ile yıldızları barışmayan Schröder'in gitmesinin Washington'un  işine geleceği, AB'nin ise, Hıristiyan Birlik Partileri'nin  iktidara gelmesi durumunda, Avrupa karşıtlığının yükselmesinden  endişe ettiği vurgulanan haberde, Almanya ile Irak savaşı  konusunda sorun yaşayan Washington ile Berlin arasında sorun  yaratacak bir başka noktanın ise Türkiye konusu olduğu ve  Merkel'in Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olmasına pek iyi  bakmayan Washington'un, Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediği  ifade edilmektedir. Haberde, AB'nin de Merkel'in Türkiye'nin  üyeliğine karşı olmasından dolayı endişeli olduğu ve Brüksel   çevrelerinin Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi Başkanı  Stoiber'in "Türkiye'nin üyeliğini meşru her araçla engellemeye çalışacağız." uyarını hatırlattığı ve bunun sorun olabileceğini belirttiklerine işaret edilmektedir.

            Financial Times Deutschland gazetesinde (26/05) "ABD Yeni  Hükümete Umut Bağlıyor" başlığı altında ve Hubert Wetzel-Silke  Mertins imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, Almanya'da büyük  bir ihtimalle eylül ayında yapılacak erken seçimlere ve seçimler sonrasında ABD-Almanya ilişkilerine değinilmekte ve Şansölye  olmuş bir Angela Merkel'in şüphesiz ki Beyaz Saray'da, şu anki  Şansölye Schröder'den daha iyi karşılanacağı belirtilmektedir.   ABD Başkanı George W. Bush siyasi bakımdan, Doğu Almanyalı   muhafazakar Merkel'e daha yakın durduğu belirtilen yazıda,   ancak Merkel'in önemli bir noktada Bush ile ters düştüğü ve  bunun da Türkiye'nin AB üyeliği olduğu ifade edilmektedir. CDU  Genel Başkanı'nın bu üyeliği eylül ayındaki seçim zaferinden  sonra engellemek istediği, Bush'un ise yıllardır üyelik için  şahsen girişimlerde bulunduğu vurgulanan yazıda, Cumhuriyetçi  Parti'den önemli bir dış politikacının, Hıristiyan Birlik  Partileri'nin Türkiye meselesindeki tutumlarını "düpedüz  ırkçılık" olarak nitelediği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (26/05) "Merkel: Türkiye Kıbrıs Konusundaki  Tutumuna Açıklık Getirmeli" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Almanya'nın muhalefetteki Hıristiyan Demokratik  Birliği'nin (CDU) lideri Angela Merkel'in, Türkiye'nin,  Avrupa Birliği ile 3 Ekim'de katılım müzakerelerine  başlamadan önce, Kıbrıs konusundaki tutumuna açıklık  getirmesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Büyük bir  ihtimalle eylül ayında yapılacak olan erken seçimlerde  Başbakan Gerhard Schröder'e meydan okuması beklenen Merkel'in,  "Bu konuya açıklık getirilmeli." dediği belirtilen haberde,   Türkiye'nin tam üyeliğinin şu anda Birlik için çok fazla yük  getireceğini söyleyen Merkel'in, CDU'nun bilinen duruşunu  yinelediği ve Ankara için "imtiyazlı ortaklığın" daha uygun  olacağını ifade ettiği kaydedilmektedir. Bear Stearns'de  yükselmekte olan piyasalar analisti olan Tim Ash'in,  Merkel'in açıklamalarının, CDU'nun Türkiye'nin üyelik  görüşmelerine başlamasını durdurmak üzere engeller yaratmak  istediğini gösterdiğini söylediği ifade edilen haberde,   Merkel'in Kıbrıs konusundaki açıklamalarını yorumlayan   Ash'in, "Buradan kolayca, Gümrük Birliği'ni genişletecek   protokolün imzalanmasının ötesinde, nihai bir barış   anlaşmasına ulaşmak için daha fazla çaba gösterilmesi gibi  birşeyler aradığını anlıyoruz. Eninde sonunda bu, Kıbrıs  Türk tarafından daha fazla taviz verilmesi anlamına geliyor  ki bu da, AB üyeliği konusundaki belirsizlik göz önüne  alındığında Erdoğan'ın kolayca verebileceği birşey değil."  dediği aktarılmaktadır.

 

            İTALYA BASINI:

 

            Il Giornale gazetesinde (26/05) "Berlusconi Erdoğan'ın  Endişelerini Giderdi: Türkiye'yi AB'de Görmek İstiyoruz"  başlığı altında ve Fabrizio De Feo imzasıyla yayımlanan bir  haberde, "dostluk ve kişisel ilişkiler diplomasisinin"  Berlusconi'nin diğer dünya liderleriyle ekonomik ve politik  ilişkiler başlatmasına her zaman yardımcı olduğu, ancak bu  kez Başbakan Berlusconi ile sahip olduğu "özel ilişkiyi" ön  plana çıkaran ve İtalya'dan bizzat nüfuzunu kullanarak,  Avrupa Birliği'ni "sınırlarını Ankara'ya kadar genişletmesi"  konusunda ikna etmesini isteyen Türkiye'nin Başbakanı Recep  Tayyip Erdoğan olduğu ifade edilmektedir. Berlusconi ile  Erdoğan arasında sıkı dostluğa değinilen haberde, Erdoğan'ın,  "Türkiye AB'ye tam üyelikten farklı bir alternatifi kabul  etmeyecektir." dediği, Berlusconi'nin de hiç gizlemeden bu  çizgiyi destekleyerek, "Ben ve Erdoğan meselelerin çözümünde  aynı somut yönteme sahibiz. O, büyük reformlar gerçekleştirdi.   Gelişmeyi teşvik eder mahiyette bir hükümet politikası yürüttü.  Yüzde 30-40 civarında olan enflasyonu yüzde 10'ların altına  çekti. Avrupa liderleriyle ilişkilerin tesisinde önemli bir  rol oynadı. Ve de şu anda Türkiye'nin diğer Avrupa ülkelerinden  hiç ama hiçbir farkı yoktur. İşte bu nedenledir ki İtalya  Türkiye'ye katılım müzakerelerinde destek için en başlarda yer  alacaktır. Ancak mesele Avrupa'daki Türkiye taraftarlarının  oluşturduğu çemberi genişletmek olacaktır. Avrupa Anayasası  için Fransa'da yapılacak olan referandumun da göstereceği gibi  bu hiç de kolay bir iş olmayacaktır. Ama İtalya kendi gücü  dahilinde elinden gelen her şeyi yapacaktır. Her zaman  devletlerin kendi çıkarlarının da üzerinde genel çıkarlar  bulundurması gerektiği fikrini destekledim. Türkiye'nin AB  ülkeleri arasına katılmasında genel bir çıkarımızın mevcut  olduğu çok açıktır. Halihazırda bu konuda bir demokrasi ve  özgürlük ailesi olan Avrupa Halk Partisi, Angela Merkel ve  Kohl'ün Alman Hıristiyan Demokrat Partisi de dahil olmak  üzere konuşup tartışmaya başladık. Türkiye'nin talebinin  dikkate alınacağından hiç kuşkum yok. Diğer taraftan daha en  başından beri NATO'da yer alan, gelişme oranı çok yüksek,  İslam ülkelerinde de demokrasinin mümkün ve  gerçekleştirilebilir olabildiğini kanıtlayan, Doğu ve Batı  arasında sınır oluşturan bir ülkeyi yanımızda bulundurmak  bizim çıkarımızadır." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir. 

 

 

 
ESKİ SAYILAR