ANKARA,
30/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 27-30 Mayıs 2005
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (28/05) "Rice:
Türkiye ile AB'nin Geri Kalanı Arasındaki Bölünmeyle Başedemeyiz"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, ABD Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice'ın, Avrupa Birliği'nin nihayetinde Türkiye'yi kabul
etmemesinin korkunç sonuçları olacağı uyarısında bulunduğu
belirtilmektedir. "Türkiye'nin AB standartlarını karşıladıktan sonra
kabul edilmesi önemli. Zira Türkiye ile Avrupa'nın geri kalanı
arasındaki bölünmenin bedelini karşılayamayız." diyen Rice'ın,
Türkiye'nin kabul edilmemesinin Müslüman Türkiye ile Hıristiyan Avrupa
arasında "medeniyetler çatışması" olarak görülebileceğini ve bunun da
korkunç bir şey olacağını söylediği belirtilen haberde, Rice'ın bu
yorumları, Commonwealth Club'da yeni AB Anayasası'nın onaylanmasıyla
ilgili bir soruyu cevaplarken yaptığı ifade edilmektedir. Haberde,
Anayasa ile ilgili tartışmaya karışmak olarak algılanacak bir şey
söylemek istemediğini belirten Rice'ın, ABD-Avrupa ilişkilerinin
önemine dikkat çekip AB üyeliği ihtimalinin Orta ve Doğu Avrupa'daki
ülkeleri demokrasi yönünde ilerlemeleri için teşvik ettiğini
söyleyerek, "AB'nin istikrar kaynağı olduğuna inanıyoruz ve bütünleşme
ve birleşme yönündeki çabalarına devam etmesini umuyoruz." dediği
kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde
(27/05) "Merkel ve Müntefering Türkiye Konusunda Farklı Görüşteler"
başlığı altında ve Gernot Facius imzasıyla yayımlanan yazının Türkiye
ile ilgili bölümünde, CDU Parti Başkanı Angela Merkel ile SPD Genel
Başkanı Franz Müntefering'in Protestan Kiliseler Günü'nde merakla
beklenen tartışmasında, Avrupa politikası konusunda yeniden görüş
ayrılığının ortaya çıktığı belirtilmektedir. Merkel'in Hannover'de
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda uyarırken, Müntefering'in genişleme
için "eşsiz tarihi fırsat"tan söz ettiği ve binlerce insan tarafından
alkışlarla karşılanan iki üst düzey politikacının, endişelerin aksine,
seçim mücadelesine girişmedikleri belirtilen yazıda, katılım
müzakereleri esnasında, Türkiye'ye ayrıcalıklı ortaklığı cazip kılmak
için elinden geleni yapacağını söyleyen Merkel'in, Brüksel'in
geçtiğimiz yıl gerçekleşen genişlemenin ardından, şimdi önce üye
ülkeler arasındaki ilişkileri derinleştirmesi gerektiğini belirttiği,
Müntefering'in ise buna, Avrupa'nın hiçbir şeyi aceleye getirmemesi
gerektiğini, ancak Türkiye'nin de oraya dahil olabileceğine ilişkin bir
sinyale ihtiyacı olduğunu söyleyerek karşılık verdiği
kaydedilmektedir. Yazıda, CDU/CSU tarafından yönetilecek bir Federal
Almanya Hükümeti'nin, Türkiye'nin AB ile katılım müzakerelerini
engellemeyeceğini söyleyen Merkel'in, "anlaşmalara bağlı kalınmalıdır."
diye konuştuğu, Katolik olan SPD Genel Başkanı Müntefering'in ise, bir
İslam ülkesinin AB'ye katılımını "hem Avrupa hem de Türkiye için bir
şans" diye nitelediği ifade edilmektedir.
Die Welt gazetesinde
(27/05) "Yeni Seçimler Öncesinde Devlet Reformu Yok" başlığı altında ve
Joachim Fahrun imzasıyla Berlin Belediye Başkanı ve Eyalet Başbakanı
Klaus Wowereit ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın
Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadelere yer almaktadır:
"SORU: Federal Parlamento
seçim kampanyasında Türkiye'nin AB üyeliği konusu bir rol oynayabilir.
Hıristiyan Birlik Partileri, AB üyeliğini engellemek istiyor. Siz bu
tezlerin karşısına ne koyuyorsunuz?
WOWEREIT: Almanya'daki
erken seçim konusu İstanbul'da yoğun ilgi uyandırdı. Borsa önemli
düşüşler kaydetti. Federal Almanya Hükümeti'nin, Türkiye'nin AB
üyeliğine ilişkin tutumunda değişiklik olabileceğinden endişeleniliyor.
İstanbul gibi bir şehirde Türkiye'nin Avrupa'ya ait olduğu farkediliyor.
Gerekli reform adımları atılır ve kriterler yerine getirilirse,
ülkenin AB'ye alınmasından yanayım. Bu ülkede, liberalleşme ve hukuk
devletinin gelişmesi için Türk Hükümeti'nin AB üyeliğini istemesi bile
tek başına büyük ilerleme kaydedilmesini sağladı. Eğer Federal Almanya
Hükümeti Türkiye pozisyonunu değiştirecek olursa, birçok güveni yıkmış
oluruz. (...)
SORU: Seçim kampanyasında
SPD olarak, Hıristiyan Birlik Partileri ile farkınıza işaret etmek için
Türkiye konusunda açıkça hücuma geçecek misiniz?
WOWEREIT: CDU/CSU üyelik
konusuyla korkuları da uyandırıyor. SPD'nin, ekonomi politikasına
ilişkin konuların yanında geleceğe yönelik sosyal politika konularını
da ele alması iyi olurdu. Toplumumuzda liberallik, sendikaların
rolü, Almanya'nın uluslararası toplumdaki rolü, Irak ve Türkiye
konuları... Bunlar da SPD'nin federal siyasi varlığının parçasıdır."
Almanya'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe yayınında (28/05) "Almanya'da, Türkiye'nin AB
Üyeliğine İlişkin Tartışmalar Yaşanıyor" başlığı altında yer verilen
bir haberde, Almanya'da önümüzdeki sonbaharda yapılması muhtemel erken
genel seçimle ilgili olarak, Türkiye'nin olası Avrupa Birliği üyeliği
konusunda tartışmalar yaşandığı belirtilmekte ve Hür Demokrat
Parti'nin, seçimin favorisi ve olası koalisyon ortağı Hıristiyan
Birlik Partileri'ni, Türkiye'yi propaganda malzemesi haline
getirmemeleri konusunda uyardığı kaydedilmektedir. Hür Demokratların
Federal Meclis Grubu Başkanı Wolfgang Gerhardt'ın, "Hannoversche
Allgemeine Zeitung"a verdiği demeçte konuya ciddiyetle yaklaşılması
gerektiğini vurguladığı, Avrupa Birliği Komisyonu Başkan Yardımcısı
Verheugen'in de aynı konuda uyarıda bulunarak, Hıristiyan Demokrat
lider Merkel'e, Türkiye'nin üyeliği konusundan elini eteğini çekmesini
salık verdiğini söylediği belirtilen haberde, Verheugen'in, Avrupa
Birliği devlet ve hükümet başkanlarının geçtiğimiz aralık ayında
oybirliğiyle Türkiye'ye müzakere tarihi verdiğini hatırlattığı
vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung gazetesinde
(27/05) "AB'ye Katılım Yolunda Yeni Engeller" başlığı altında ve
Martyna Czarnowska-Wolfgang Tucek imzalarıyla yayımlanan bir yazıda,
muhalefetteki Birlik Partileri'nin (CDU/CSU), Almanya'nın Türkiye ile
giriş müzakerelerine başlanmasını geciktirebileceğini ve bunu seçim
kampanyasına konu yapacaklarını açıkladıkları, Ankara'nın ise Avrupa
Konseyi kararlarına dikkat çektiği belirtilmektedir. Özellikle Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder'in kişisel çabaları sonucu, aralık ayında
uzun zamandan beri beklenen giriş müzakerelerinin başlangıç tarihi
belirlendiği, Türkiye'ye birçok şart koşulduğu, ama takvimin kesinlik
kazanmış gibi göründüğü belirtilen yazıda, Türk Hükümeti'nin şimdi
yepyeni bir durumla karşı karşıya kaldığı ve Almanya'da erken
seçimlerde, iç politikada yara almış bir Başbakan ve CDU Başkanı
Angela Merkel'in yeni başbakan olma ihtimali olduğu kaydedilmektedir.
Türkiye'nin AB'ye katılımının sorgulandığı ve birdenbire imtiyazlı
ortaklık deyiminin yeniden gündeme geldiğine işaret edilen yazıda,
Merkel'in, Türkiye'nin tam üyeliği yerine ikinci bir seçenek olan
imtiyazlı ortaklık için yoğun çaba harcadığı hatırlatılmakta ve
Hannover'deki Protestan Kilisesi Günü'nde bu seçenekten yeniden söz
ederek, "Bu yolu Türkiye açısından çekici hale getirmek" için elinden
gelen her şeyi yapacağını söylediği ifade edilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (30/05)
"Fransızlar, Yaklaşık Yüzde 55 Oranında Hayır Oyu Vererek Anayasa'yı
Reddettiler" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransızların
gerçekleşen referandumla, yaklaşık yüzde 55 oranında "Hayır" oyu
vererek Avrupa Anayasası'nı reddettikleri, böylece Avrupa'da büyük bir
kriz başladığı ve Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın başını çektiği
liderlere açıkça hakarette bulunulmuş olduğu belirtilmektedir.
İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan kesin sonuçlara göre, yüzde
45.13'lük "Evet"e karşılık yüzde 54.87 "Hayır" oyu çıktığı belirtilen
haberde, Avrupa Anayasası'nın kurucu ülkelerinden Fransa'nın, Anayasa
Anlaşması'nı reddeden ilk AB ülkesi olduğu vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (29/05) "Hollanda
Başbakanı: AB Anayasası'na Yanlış Nedenlerle Karşı Çıkmayın" başlığı
altında ve Karl Emerick Hanuska-Emma Thomasson imzalarıyla yer verdiği
bir haberde, Başbakan Jan Peter Balkenende'nin, "hayır" oyları için
öne sürülen nedenlerin anlaşmayla hiçbir ilgisi olmadığını söyleyerek,
Hollanda'dan yeni Avrupa Anayasası'na karşı çıkmamasını istediği
belirtilmektedir. Balkenende'nin, De Telegraaf gazetesine verdiği
mülakatta, "Hollanda kabinesine karşı mısınız, o zaman 2007'de sandık
başına gidebilirsiniz. Avro ve Türkiye'nin de Anayasa ile hiçbir
ilgisi yok. Şüpheniz varsa ve gerçekten mutsuzsanız, o zaman Anayasa
kitapçığına bakın ve bir cevap bulup bulamayacağınızı görün." dediği
belirtilen haberde, "evet" kampanyasının Hollanda'daki bütün ana
partiler tarafından desteklense de kamuoyu araştırmaları seçmenlerin
anlaşmaya karşı çıkacağını gösterdiği kaydedilmektedir.
İTALYA BASINI:
Il Giornale gazetesinde
(27/05) "Türkiye'yi AB'de Görmek İstiyoruz" başlığı altında yayımlanan
bir haberde, İtalya Başbakanı Berlusconi'nin sıkça yöneldiği "dostluk
ve kişisel ilişkiler diplomasisi"ne bu defa da Başbakan Erdoğan'ın
başvurduğu ve Berlusconi ile sahip olduğu "özel ilişkiyi" ön plana
çıkartarak İtalya'dan, nüfuzunu kullanmasını ve Avrupa Birliği'ni
"sınırlarını Ankara'ya kadar genişletmesi" konusunda ikna etmesini
istediği kaydedilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın, Batı ile Doğu arasında
her zaman bir köprü vazifesi yapmış olan ülkesinin karşı karşıya
kalacağı direnişi yumuşatmak adına çaba sarf edeceğinin ve bu nedenle
de temaslarına "aile dostundan" başladığının altı çizilmekte,
Erdoğan'ın, "Türkiye AB'ye tam üyelikten farklı bir alternatifi kabul
etmeyecektir." diyerek, tavrını çok net bir biçimde ortaya koyduğu
kaydedilen haberde, Berlusconi'nin de hiç gizlemeden Erdoğan'ın bu
çizgisini desteklediği ifade edilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR