31.05.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 31/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  30 Mayıs 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            The Washington Post gazetesinin internet sayfasında  (30/05) "Fransa Avrupa Anayasası'nı Reddetti" başlığı  altında ve Craig Whitlock imzasıyla yer alan makalede,  Fransız seçmenlerin, önerilen Avrupa Birliği Anayasası'nı,  ülkenin hükümetteki elit tabakasıyla dalga geçer bir şekilde  kesin olarak reddederek, Avrupa'daki siyasi ve ekonomik  engelleri daha çok ortadan kaldırma yönündeki planları  rayından çıkardıkları belirtilmektedir. Muhalefet  liderlerinin, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın herkes  tarafından sevilmeyişinin, Fransız ekonomisinin zayıflığı,  ülkenin güçlenen merkezi Avrupa hükümeti karşısındaki  nüfuzunu kaybedeceği yönündeki korkular da dahil olmak  üzere çok çeşitli konularda Fransızların hayal kırıklığına  uğramalarından yararlandıkları belirtilen makalede, Avrupa  Birliği'nin Türkiye gibi daha fakir ülkeleri arasına almak  için sınırlarını genişletmeye devem etmesi halinde Fransa'nın  güçlük çekeceğine dair uyarılarda bulunan milliyetçi bir  parti olan Fransa İçin Hareket Partisi Başkanı Philippe de  Villiers'in, "Artık bir Anayasa yok. Avrupa'yı yeniden inşa  etmemiz gerekiyor. Bu oylama, bu ülkede, kuruluşlar ve halkın  gerçekten ne istediği arasında büyük bir fark olduğunu  gösteriyor." dediği aktarılmaktadır. Anayasa'ya karşı olan  pek çok Fransız seçmenin, Doğu Avrupa'dan pek çok ülkeyi  dahil ederek AB'nin 15 ülkeden 25 ülkeye genişletilmesini  oylamak için kendilerine bir şans verilmediğinden dolayı  öfkeli olduklarını söylediği ifade edilen makalede,  Avrupa'nın sınırlarının daha da genişletilmesi olasılığının  da -Müslüman Türkiye'ye ve yoksul Ukrayna'ya kadar-  Fransa'daki pek çok insanı tedirgin ettiği kaydedilmektedir.

            AP'nin (30/05) "Türk Liderler Fransa'nın AB Anayasası'nı  Reddetmesine Aldırmıyorlar" başlığı altında ve Louis Meixler  imzasıyla yer verdiği bir haberde, Türk liderlerin, AB'nin  geleceğine ilişkin soru işaretlerine rağmen bloğa katılım  amacıyla müzakereler aracılığıyla ilerleme kaydedeceklerini  söyleyerek Fransa'nın AB Anayasası'nı reddetmesini  önemsemedikleri belirtilmektedir. Fransız seçmenlerin,  Türkiye'nin katılmayı istediği Birliğin geleceğini  karışıklığa sürükleyerek AB Anayasası'nı reddettikleri  belirtilen haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel  Barroso'nun, Fransız LCI televizyonuna, Fransa'nın  Anayasa'yı reddetmesinin Türkiye'nin Birlik ile yapacağı,  bu yıl sonunda başlayacak müzakerelere gölge düşürmeyeceğini  söyleyerek, "Avrupa hükümetleri müzakerelerin 3 Ekim'de  başlamasına karar verdiler ve elbette başlayacak." dediği,  Türk yetkililerinden alınan bilgiye göre ise, İngiltere  Dışişleri Bakanı Jack Straw'ın Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül'ü arayarak müzakerelerin ekimde başlayacağını teyit  ettiği ve Fransız referandumunu Türkiye'nin AB girişimiyle ilişkilendirmenin yanlış olduğunu söylediği kaydedilmektedir.  Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün, oylamayı "büyük bir  sorun" olarak nitelendirerek AB'nin bu sorunları halledecek  gücü olduğunu söylediği, AB müzakerecisi Ali Babacan'ın,  oylamanın "beklenen bir sonuç" olduğunu ifade ederek,  Anadolu Ajansı'na, "Uzun bir zaman sürecek müzakere  sürecimizde farklı ülkelerde farklı siyasi akımlar  olacaktır. Türkiye bu hedefe kilitlenmiş kalacak. Sabırlı  olacağız ve çok çalışacağız." dediği belirtilen haberde,  İstanbul'da borsada biraz değişiklik olmasının AB  girişiminin uzun bir süreç olacağı görüşünü yansıttığı ve  ancak köşe yazarlarının oylamanın Türkiye için zorluklara  işaret edebileceği uyarısında bulunduklarına işaret  edilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Die Welt gazetesinde (30/05) "Neyin Acı Vereceğini  Önceden Söylemek" başlığı altında ve Matthias İken-Florian  Hanauer imzalarıyla Hamburg Belediye Başkanı Ole von Beust  (CDU) ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın  Türkiye ile ilgili bölümünde, "CDU, Türkiye'nin AB üyeliğini  şimdi seçim kampanyasının konusu haline getirirse ne olacak?"  şeklindeki bir soruya, Von Beust'in, "CDU yönetiminde Türkiye  ile müzakerelerden yana olan az kişiden birinin de ben  olduğumu biliyorsunuz. Merkel ve Schaeuble, müzakerelere  karşı olmakla birlikte AB Komisyonu'nun aldığı kararlara  uyacaklarını açıkça ifade ettiler. Müzakereler ucu açık  olarak yürütülecek. Benim açımdan şüpheli olan husus şudur:  Farzedelim ki AB Anayasası başka bir AB ülkesinde  başarısızlığa uğradı; o zaman genel olarak AB'nin  genişlemesine ilişkin sorunun gündeme geleceğini tasavvur  edebiliyorum, çünkü halk 'genişlemeyi istemiyoruz'  diyebilir. Bu sadece Türkiye için değil, Romanya ve  Bulgaristan için de geçerli." şeklinde cevap verdiği  belirtilmektedir.

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (30/05)  "Alman Resmi Kurumları, Ankara ile AB Müzakerelerine  Hazırlanıyor" başlığı altında ve Cem Sey imzasıyla  Almanya'nın önde gelen düşünce üretim merkezlerinden Bilim  ve Siyaset Vakfı'nın Türkiye Uzmanı Heinz Kramer ile  yapılan mülakata yer verilmekte, Heinz Kramer'in Türkiye'nin  AB üyeliği konusunda bir rapor hazırladığı ve rapor Almanya'da  bakanlar, milletvekilleri ve çeşitli kuruluşlar için,  müzakerelerin açılmasıyla birlikte kendilerini bekleyen  güçlükler ve bunların aşılması için önerileri kapsadığı ve  başlayacak müzakereleri dış etkenlerin de engelleyebileceğini hatırlatarak, bu dış engelleri de, Türkiye'de istikrarın  bozulması, Avrupa'nın entegrasyonunda duraksama olması,  Kürt sorununun Irak'taki gelişmeler dolayısıyla yeniden  alevlenmesi, Kıbrıs sorunu ve Türk-Yunan ikili sorunlarının  kalıcı sorunlar haline dönüşmesi olarak sıraladığı  kaydedilmektedir.                

            "SEY: Heinz Kramer'in hazırladığı raporun en can alıcı  bölümü, Türkiye'nin tam üyeliğinin önündeki en büyük engelin  aslında psikolojik olduğunu vurgulayan kesim. Bilim ve  Siyaset Vakfı Türkiye Uzmanı, müzakerelerin ucunun açık  olmasına yani mutlaka tam üyelikle sonuçlanması gerekmediğine  dikkat çekiyor. Bunun en önemli nedenini de, Türkiye'nin  üyeliğinin AB kamuoyunun geniş kesimlerinde arzu edilmemesi  olarak saptıyor. Bu sorunun aşılması için Kramer hem AB'nin  hem de Türkiye'nin kesenin ağzını açması ve birlikte  çalışması gerektiğini savunuyor. 

            KRAMER: Kamuoyunda sivil toplum örgütlerine dayanan  geniş bir tartışma ve aydınlatma gerekli. Bir yanda çok  sayıda Türk, diğer yanda da Avrupalılar arasında 10 yıl  sürecek yoğun bir diyalog... Bu bana, müzakere sürecinde  eşlik etmesi gereken zorunlu bir önlem gibi görünüyor. Bu  gerçekten, Avrupa halkının referandumlarda Türkiye hakkında  bugün olduğundan daha doğru bilgilere sahip olmasını  sağlayabilir..."

 

            AVUSTURYA BASINI:  

            Kurier gazetesinde (30/05) "Birlik Bundan Sonra Ne  Yapacak" başlığı altında ve Margaretha Kopeinig imzasıyla  yayımlanan yazının Türkiye ile ilgili bölümünde, Avrupa  gündeminde Anayasa dışında kararlaştırılmış olan ve  önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilecek bir dizi proje  olduğu belirtilmektedir. Yazıda, İngiltere'nin Dönem  Başkanlığı sırasında Türkiye ile 3 Ekim'de giriş  müzakerelerine başlama konusunun, birçok seçim kampanyası  için patlayıcı niteliğinde olacağı, bundan önce AB Komisyonu  tarafından AB değerlerine ve standartlarına uyum sürecine  ilişkin, çoğunluğu Müslüman olan ülkedeki demokratik  gelişmeyi inceleyeceği ve hataları gösterecek bir ilerleme  raporu yayımlanacağı kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (30/05) "Gül'e Göre, 'Hayır' Sonucunun  Türkiye'nin Adaylığına Etkisi Olmayacak... Helsinki'ye Göre,  Fransızlar, AB'yi Değil, Daha Çok Türkiye ve Bolkestein'i  Reddettiler" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yaptığı açıklamada,  Fransızların çoğunluğu tarafından Avrupa Anayasa Anlaşması'na  verilen "hayır"ın, AB üyelik müzakerelerini ekim ayında  başlatmaya hazır olacak Türkiye'nin adaylığı üzerinde  etkisi olmayacağını belirttiği kaydedilmektedir. Gül'ün,  "Bu, tamamen Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini başlatıp  başlatmamasına bağlıdır." dediği belirtilen haberde,  "Fransa'daki referandumun Türkiye ile hiçbir ilgisi yoktur."  şeklinde yineleyen Gül'ün bununla birlikte, bu referandumun  sonuçları hakkında Avrupa'da başlatılacak "büyük tartışmanın",  Birliğe üyeliğe aday Türkiye'yi kaçınılmaz bir şekilde "ilgilendirmesinin" beklendiğini vurgulayarak, Türk  Hükümeti'nin, 10 hatta 15 yıl sürmesi beklenen bu zorlu  süreçte hiçbir gecikmeye imkan vermemek için başlatılan  reformlar ile ilerlemeye kararlı olduğunu belirterek,  "Yapmamız gereken yolumuza devam etmek ve mümkün olan en  iyi şekilde Türkiye'yi 3 Ekim tarihine kadar hazırlamaktır."  şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır. Finlandiya Dışişleri  Bakanı Erkki Tuomioja'nın yaptığı açıklamada, Fransızların,  Avrupa Birliği'nden çok Türkiye'nin AB üyeliğine ve  "Bolkestein direktifine" hayır dediklerini kaydederek,  Fransızların Avrupa Anayasa Anlaşması'na hayır demelerinden  üzüntü duyduğunu ve bu "hayır"ın Anayasa Anlaşması'nın  geleceği için bozgun olduğunu söylediği ifade edilen haberde,  Bakan Tuomioja'nın, "Ancak acele sonuçlar çıkarılmamalı.  Yürütülen kampanya temel alındığında sonuç, anlaşma ile  hiçbir ilgisi bulunmayan Türkiye'nin üyeliği ya da  Bolkestein direktifi gibi konulara Fransızların 'hayır'ı  olarak yorumlanabilir." dediği belirtilmektedir.

            AFP'nin (30/05) "Türkiye'nin Üyeliği Konusu, Fransa'da  Hayır Kararı Çıkmasına Yardımcı Oldu" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Alman muhafazakarlarının yaptıkları  açıklamalarda, Türkiye'nin AB üyeliği perspektifinin  Fransa'da Avrupa Anayasası'na "hayır" taraftarlarını  artırdığını düşündüklerini belirttikleri ve bu üyeliğe  karşı yeni bir girişim yapılması çağrısında bulundukları  belirtilmektedir. Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi'nden  (CSU) Michael Glos'un, Alman Başbakan Gerhard Schröder'i  ve Almaya Dışişleri Bakanı'nı, Fransa'daki "hayır"ın  sorumluları olmakla suçlayarak, "Fransa Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac'ı ve sonuç olarak tüm Birliği Türkiye ile  Ekim ayında müzakerelere başlanması prensibini kabul etmeye  iten onlar." dediği ifade edilen haberde, "Artık durum,  Avrupa dışında olan bu ülkenin üyeliğine açık bir 'hayır'  demeyi gerektiriyor." diye konuşan Michael Glos'un,  "Avrupa'yı parçalayabilecek bir süreci" başlatma riski  bulunan üyelik müzakerelerinin başlatılmasını engellemek  gerekip gerekmediğinin tartışılması gerektiğini belirttiği,  Bundestag'daki Hırıstiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) Meclis  Grup Sözcüsü Peter Hintze'nin ise, Fransa'daki referandum  sonuçlarını analiz ederek "Türkiye konusunu yeniden gözden  geçirmek gerekir." dediği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            The Guardian gazetesinin internet sayfasında (30/05)  "'Hayır' Neden Avro Bölgesine Yardımcı Olabilir" başlığı  altında ve Ashley Seager imzasıyla yer alan makalede,  Avrupa'daki mali piyasalar ve dünyanın, AB Anayasası  konusundaki Fransız referandumun olası etkisini özümsemeye  çalıştıkları için bir miktar karmaşa içerisinde olabilecekleri  ileri sürülmekte ve döviz piyasasının, simsarların neredeyse  hepsinin, Fransa'dan ve Hollanda'dan çifte bir hayır oyu  çıkacağı yönündeki tahminleriyle kapandığı, mart ayının  ortalarından itibaren avro'nun dolar karşısında yüzde yedi  oranında değer kaybettiği belirtilmektedir. Capital  Economics'den analizci Simon Hayley'in, "Fransızların  'hayır' kararıyla pek çok piyasada tepkisel olarak satışlar gerçekleşecektir. Özellikle, avro karşısında sterlinde bir  sıçrama olacağını tahmin ediyoruz." dediği ifade edilen  makalede, borsa simsarlarının, aynı zamanda Fransızların  'hayır' kararının ardından Türk Lirası'nın da elden  çıkarılacağı tahminlerinde bulundukları kaydedilmekte ve  Türkiye'nin AB'ye katılım konusu referandum öncesi  kampanyada önemli bir etken teşkil ettiği ve "hayır"  oyunun Türkiye'nin katılımının ertelenebileceğine işaret  edebileceği öne sürülmektedir.

            The Daily Telegraph gazetesinin internet sayfasında  (30/05) "Türkiye'nin Avrupa Üyeliği, Fransa'daki Referanduma  Gölge Düşürdü" başlığı altında ve Colin Randall imzasıyla  yer alan makalede, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin  hayaletinin, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, konunun  Anayasa tartışmasına zarar vermesine izin verilmemesi  gerektiği yönünde sarfettiği hararetli çabaya rağmen,  Fransa'daki referandum kampanyasının üzerine kabus gibi  çöktüğü belirtilmektedir. Bazı siyasetçi ve gözlemcilerin,  Türkiye'nin ve büyük bir bölümü Müslüman olan 70 milyonluk  nüfusunun, Birliğin bir sonraki genişleme sürecinden  faydalanmasının karşısındaki güçlü Fransız muhalefetine  gafil avlandıkları belirtilen makalede, Cumhurbaşkanı  Chirac'ın, Türkiye'nin Birliğe kabul edilmesi gerektiğini  ileri sürdüğünde, cevabın derhal geldiği ve bu cevabın  düşmanca olduğu ve açıklanan kamuoyu yoklamalarında,  Türkiye'nin dahil edilmesine güçlü bir şekilde karşı  çıkıldığı ve hatta Chirac'ın iktidardaki partisi merkez  sağ UMP'den bile muhalif sesler yükseldiğine işaret  edilmektedir.

            The Guardian gazetesinde (30/05) "Avrupa Şaşkın"  başlığı altında yer alan başyazıda, Avrupa'nın ciddi  ekonomik ve siyasi sorunlarla karşı karşıya olduğu bir  dönemde Fransa'nın AB Anayasası'nı reddetmesinin, AB'yi  şaşkına çevirdiği belirtilmektedir. Fransa'nın Anayasa'ya  verdiği "hayır" oyunun utanç verici olsa da, etkilerinin giderilebileceğinin düşünüldüğü, çünkü Nice Anlaşması'nın  Birliğin işlevini sürdürmesini sağlayacağına işaret edilen  başyazıda, Anayasa'nın ilk rakamlara göre yüzde 45'e yüzde  55 oy oranıyla reddedilmesinin, kendi sıkletinde dövüşen  daha tutarlı bir Avrupa isteyenler için kötü bir haber ve  Anayasa'ya "hayır" oylarının çoğunlukta olduğu yönündeki  işaretlerin, avro'nun yabancı piyasalarda değer kaybetmesine  neden olduğu kaydedilmektedir. Fransa'dan gelen hayır oyunun,  geçen yaz yapılan Avrupa seçimlerine katılımın azlığıyla pek  iyi durumda olmadığı belirginleşmiş AB'nin güvenilirliğine  ve popülerliğine ağır bir darbe indirdiği, fakat tehlikede  olan sadece güvenilirlik olmadığı ifade edilen başyazıda,  artık Türkiye'nin üyelik müzakerelerine ekimde başlamasının  pek mümkün görünmediği, çünkü Türkiye karşıtlığının Fransa  ve Hollanda'da yürütülen "hayır" kampanyalarının ana  temalarından biri olduğu vurgulanmaktadır.

 

            İSPANYA BASINI: 

            La Razon gazetesinin internet sayfasında (30/05)  "AB, Siyasi Geleceğiyle Oynuyor" başlığı altında ve Javier  Jimenez imzasıyla yer alan bir yazıda, Avrupa Birliği'nin,  Avrupa Anayasası konusundaki Fransız referandumunun sonucu  olan "hayır"ın nasıl büyük bir keder dalgası yarattığını ve  yaklaşan siyasi geleceğe nasıl baktığını gördüğü, sonucun,  belli başlı Avrupa arzuları için ciddi bir etki yaratacağı  ve bu arzuların, şimdiki Anayasa metnine olan Fransız  reddinin rolünden etkilenecek gibi gözüken projeler olduğuna  işaret edilmektedir. Fransız "hayır"ının, 25 üye ülkenin  yürürlüğe geçirmeye çalıştığı siyasi katılım projesinin  duraklaması anlamına geleceği belirtilen yazıda, pazarlarda istikrarsızlığa neden olan siyasi bir krizin, ABD ve Japonya  gibi rakiplerinin altında bir büyüme hacmine sahip olan  Avrupa ekonomisi için hiç de uygun olmayacağı, çeşitli  uzmanların, son günlerde, Fransız oylamasının avro'yu  zayıflatacağı konusunda yorumlar yaptıkları ifade  edilmektedir. Anayasa'nın onaylanma sürecinin, yeni  ülkelerin katılımına da engeller koyduğu ve gerçekten  Türkiye gibi ülkelerin olası üyelikleri Fransa'daki ve bu  çarşamba günü bir referandum yapacak olan Hollanda'daki  kampanyanın tartışma konusu olduğu ve Fransız "hayır"ının,  AB'yle müzakereleri 3 Ekim'de başlaması gereken Türkiye'nin  katılımını zora sokacağı öne sürülmektedir.

 

 

    

  

                   

 
ESKİ SAYILAR