01.06.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 01/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  31 Mayıs 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            The Christian Science Monitor gazetesinin internet  sayfasında (31/05) "Avrupa Entegrasyonu Yol Ayrımında"  başlığı altında ve Peter Ford imzasıyla yer alan makalede,  Fransa'nın yapılan referandumda Avrupa Anayasası'nı  reddetmesinin, daha derin bir Avrupa entegrasyonu planlarını  bir süreliğine durdurduğu, ayrıca Polonya'dan Portekiz'e  kadar liderlere, halklarının bu Birlik'ten ne beklediğine  dair durup düşünmeleri için süre tanınmış olduğu  kaydedilmektedir. Fransızların "hayır"ının aslında ne AB'yi  ne de anayasayı öldürdüğü ve AB liderlerinin kıta çapında  ülke ülke onaylama sürecinin planlandığı gibi devam etmesi  gerektiğini vurguladıkları belirtilen makalede, uzmanlara  göre Avrupa'da girilecek olan bir hareketsizlik ve iç  gözlem döneminin, AB'yi ABD karşısında kendinden emin  küresel bir güç haline getirme çabalarına açıkça zarar  vereceği, ancak bunun Washington tarafından hoş  karşılanmayacak başka etkilerinin de olacağı -örneğin AB  liderlerinin ABD'nin önemli bir müttefiki olan Türkiye ile  üyelik müzakerelerine başlanmasını ertelemeleri gibi- ifade  edilmektedir. Bu müzakerelerin, sıradan Avrupalıların büyük,  yoksul ve Müslüman bir ülkenin kulübe kabul edilmesi  konusundaki endişelerine rağmen ekim ayında başlamasının  planlandığı hatırlatılan makalede, Merkezi Londra'da bulunan  bir düşünce kuruluşu olan Avrupa Reform Merkezi'nden uzman  Mark Leonard'ın, Avrupalı seçmenler seslerini duyurmaya  çalışırken ve Türkiye'nin üyeliği istenmeyen bir durum arz  ederken, "AB'nin genel hoşnutsuzluğa cevaben yapabileceği  somut şeylerden birinin, üyelik müzakerelerini erteleyerek  Türkiye'yi günah keçisi olarak kapı dışarı etmek olacağını"  söylediği kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Berliner Zeitung'da (31/05) "Türkiye'nin AB Üyeliğini  İstiyoruz" başlığı altında ve Thorsten Knuf imzasıyla  Türk-Alman Sanayi ve Ticaret Odası Genel Müdürü Marc Landau  ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu  ifadeler yer almaktadır:

 

            "SORU: Sayın Landau, Federal Meclis seçimlerini  kazanmaları halinde Türkiye'nin AB adaylığına nasıl  yaklaşacağı konusunda Birlik Partileri'nden çelişkili  sinyaller geliyor. Şansölye adayı Merkel de CSU gibi  prensipte bu ülkenin üyeliğine karşı olduğunu söylerken,  ekim ayından itibaren müzakerelerin başlamasını öngören AB  kararına da saygı göstermek istiyor. Türk-Alman iş dünyası  bu zig zag çizgiden endişeli mi?

 

            MARC LANDAU: Hayır. O tarihte Almanya'da hükümette kim  olursa olsun, biz müzakerelerin aynen kararlaştırıldığı gibi  3 Ekim'de başlayacağından kesin olarak eminiz. Merkel, geçen  yıl Türkiye'ye yaptığı ziyarette ve başka ortamlarda hep,  hükümete gelmeleri halinde bir defa alınan kararlara saygı  göstereceğini vurguladı. Biz bunu özellikle olumlu  karşılıyoruz. Buradaki Alman ekonomisi Türkiye'nin AB  üyeliğini istiyor.

 

            (...)

 

            SORU: CDU/CSU'nun Türkiye meselesini seçim kampanyasının  konusu yapma planları hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

            LANDAU: Bunun yapılmamasını tavsiye edebilirim sadece.  Bu konu seçim kampanyası polemiklerine uygun değil. Burada  söz konusu olan, kısa vadeli duygular değil, uzun vadeleri  çıkarlar ve bağlantılardır. Türkiye meselesini seçimlerde  ölçüsüz bir şekilde kızıştırmak kimseye yarar sağlamaz. Ne  Almanlara ve burada bulunan şirketlere, ne de Türklere..."

 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (31/05) "Türkiye  Soğukkanlılık Sergiliyor" başlığı altında ve Gerd Höhler  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türk Hükümeti'nin,  Fransızların AB Anayasası'na hayır demelerinin ardından  soğukkanlılık sergilediği, buna karşılık komşu ülke  Yunanistan'da, Türklerin AB'ye üyelik umutlarının boşa  gitmesi halinde, gerginlik yaşanmasından endişelenildiği  belirtilmektedir. 3 Ekim'de başlaması öngörülen Türkiye  ile katılım müzakerelerinin erteleneceği görüşünde  olmadığını söyleyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, "Bu  sonuç Fransızları ilgilendirir, Türkiye'yi değil. AB  (katılım müzakereleri) kararını aldı. AB içinde sürekli  hükümetler değişir, partiler gelir ve giderler. Tüm bunlar  bizi etkilemez. Biz sadece AB standartlarını kararlılıkla  uygulamaya konsantre olmalıyız." dediği belirtilen yazıda,  Fransızların, Türklerin üyelik perspektifine yönelik  "hayır"ının, Türklerden ziyade komşu Yunanlıları  endişelendiriyormuş gibi gözüktüğü ve Başbakan Kostas  Karamanlis'in, Fransa'daki oylama sonucunu "sorunlu" diye  tanımlamakla birlikte, Avrupa'nın birleşme sürecinin  "hiçbir zaman pürüzsüz" yürümediğini hatırlatarak, "Tüm  çelişki ve krizlere rağmen AB hep öne doğru ilerledi."  dediği kaydedilmektedir.

            Nürnberger Nachrichten gazetesinin internet sayfasında  (31/05) "Türkiye İçin Bitti" başlığı altında ve Georg Escher  imzasıyla yer alan bir haberde, CSU politikacısı olan ve AB  Parlamentosu Başkan Yardımcılığı görevini yürüten İngo  Friedrich'in de, Fransızların AB Anayasası'na "hayır"  demelerinin ardından, nasıl devam edileceği sorusuna cevap  bulamadığı ve bu durumda Türkiye'nin AB üyeliğinin "söz  konusu olamayacağının" şu anda kesin olduğu belirtilmekte,  çünkü Friedrich'e göre, geçerli olan Nice Anlaşması'nın  eski kurallarının, Türkiye'nin üyelik kriterlerini  "yetersiz" olarak nitelendirdiği kaydedilmektedir. Bu  ifadeler karşısında, SPD'li Federal Meclis üyesi Günter  Gloser'in sadece başını onaylamaz şekilde sallamakla  yetinerek, "Böyle konular oylanmadı ki." sözleriyle karşı  çıktığı ve "Fakat CSU'lu arkadaşımız bazen böyle işte."  diye sürdürdüğü ifade edilen haberde, Birlik Grubu Başkan  Yardımcısı Wolfgang Schauble'nin, Ankara ile yaklaşmakta  olan AB üyelik müzakerelerine atfen, üyelik müzakerelerinin  "ucu açık bırakılarak" yürütülmesi gerektiğini söylediği  vurgulanmaktadır.

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (31/05) "Hıristiyan  Birlik Partileri AB'nin Genişlemesini Frenliyorlar" başlığı  altında ve Michael Bergius imzasıyla yayımlanan yazının  Türkiye ile ilgili bölümünde, Federal Almanya Hükümeti'nin,  Fransızların "Hayır"ına rağmen hala AB Anayasası'nın  onaylanmasında ısrar ettiği ve Hıristiyan Birlik  Partileri'nin, genişleme sürecine ara verilmesini talep  ettikleri belirtilmektedir. Başta Başbakan adayı Angela  Merkel olmak üzere Hıristiyan Birlik Partili üst düzey  politikacıların, halihazırdaki genişleme çizgisinin  yeniden gözden geçirilmesini talep ettikleri, Hessen ve  Saarland Eyaletleri Başbakanları Roland Koch ve Peter  Müller'in "genişlemelerin hızıyla ilgili sonuç"  çıkarılmasını talep ettikleri belirtilen yazıda, Federal  Parlamento'daki Avrupa İşleri Komisyonu Başkanı Matthias  Wissmann'ın (CDU), 2007'de planlanan Bulgaristan ve  Romanya'nın üyeliğiyle ilgili olarak, "'siyasi indirim'  yapılmamalı" diyerek, hükümeti, Türkiye meselesinde  başını kuma gömerek, halkın korkularını kabullenmek  istememekle suçlayarak, CDU/CSU tarafından desteklenen  AB ile Türkiye arasında "ayrıcalıklı ortaklığın" şimdi  daha da güncelleşeceğini söylediği kaydedilmektedir.

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (31/05) "Bir Nefes  Molasına İhtiyacımız Var" başlığı altında ve Michael  Bergius imzasıyla CDU Avrupa Politikacısı Matthias  Wissmann ile yapılan mülakata yer verilmektedir.  Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer  almaktadır:

 

            "SORU: Gelelim Türkiye'ye. Burada pacta sur servanda  (Anlaşmalara bağlı kalınmalıdır) ilkesi mi geçerli yoksa  -Fransa'daki referandum nedeniyle- katılım müzakerelerinin  3 Ekim'de başlamasını sorgulayacak mısınız?

 

            WISSMANN: Türkiye şimdiye dek müzakerelerin başlaması  için AB Konseyi tarafından öne sürülen koşulları yerine  getirmedi ve reform sürecini belirgin bir şekilde  yavaşlattı. Ancak bunun yanında AB'nin de üye alabilecek  durumda olup olmadığının sorulması gerekiyor. Şimdi yön  değişikliğine gidilmesi ve örneğin ayrıcalıklı ortaklık  gibi üçüncü bir yola sapılmasına yönelik gerekçeler,  bugüne dek olduğundan daha güçlü olacak.

 

            SORU: Seçimi muhtemelen kaybedecek olan şu anki  hükümetten, o zamana kadar bu bağlamda ne bekliyorsunuz?

 

            WISSMANN: Büyük ölçüde çekimser olmasını ve uzun  vadede yerine getirilemeyecek ümitler uyandırmamasını.  Şimdiki hükümet artık hareket edebilecek durumda değil  ve şimdiye kadarki açıklamalarıyla ideolojik açıdan  kendini bağlamıştır. Kırmızı-Yeşiller şimdiye kadar  kafalarını kuma sokarak, halkın bu denli hızlı bir  genişlemeye karşı şüphesinin ne denli büyük olduğunu  kabul etmek istemediler. Türkiye konusunda yakında  Fransa ve Hollanda'dan çok farklı sinyaller duyacağız.  CDU/CSU olarak, Türkiye ile, -tam üyelik konusundaki  tüm farklı düşüncelere rağmen- yakın bir işbirliği  arayışında olduğumuzu göstereceğiz."

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Der Standard gazetesinde (31/05) "Ankara'da Yapay  Soğukkanlılık" başlığı altında ve Jürgen Gottschlich  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'de çevrelerin,  Fransa'nın hayır cevabından etkilenmiş görünmediği ve  önde gelen Türk politikacılarının Fransa'nın AB  Anayasası'nı reddetmesi karşısında, meydan okurcasına  soğukkanlı bir tutum sergiledikleri belirtilmektedir.  Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in, ilk tepki  olarak, "Önümüzde uzun bir müzakere süreci var.  Fransa'daki referandumun sonradan anımsanan şeylerden  olup olmadığını göreceğiz." dediği belirtilen yazıda,  Türk Hükümeti'nin, özellikle de CDU/CSU saflarından  gelen, müzakerelere başlama tarihini erteleyip, AB'de  Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı bir ortaklık  teklif etme yönünde çaba harcama önerisini duymazlıktan  geldiği, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Türkiye'nin  Anayasa referandumundan etkilenmediğini belirterek,  "Giriş müzakerelerinin başlangıcı hükümet değişimi, ya da  halk oylamalarına bağlı değildir. Bütün bunların bizimle  ilgisi yok." dediği ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir:  "Ankara'nın Fransa ve Almanya'daki siyasi ortamın değişmesi  konusunda verdiği tek taviz, Türk Hükümeti'nin de artık  ülkeyi uzun bir müzakere sürecinin beklediğini vurgulaması  oldu. Türk politikacılar gelecekte yalnız AB değil kendi  ülkeleri içindeki ortam ile de mücadele etmek durumunda  kalabilirler. "Bizi istemeyenlerin peşinden niye koşalım?"  diye düşünerek, Türkiye'nin AB'ye katılımını reddedenlerin  sayısı bu yıl ilk kez oldukça yükseldi. AB'yi onaylayanların  oranı 2004 yılında yüzde 75 iken, bu oran son anketlere göre  yüzde 65'e düştü."

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            The Times gazetesinde (31/05) "Negatif Nasıl Pozitif  Olur" başlığı altında yayımlanan başyazıda, Fransa'da yapılan referandumdan çıkan "hayır" sonucunun, Başbakan Tony Blair  için, artık varlığı ortadan kalkan anayasanın olumlu ve  olumsuz yanlarının tekrar değerlendirilmesi yönünde bir  fırsat teşkil ettiği kaydedilmiş, temmuz ayında AB dönem  başkanlığını devralacak İngiltere'nin, Fransa referandumundan  çıkan olumsuz sonucu olumluya çevirmesinin önemi vurgulanarak,  Birliğe yeni katılacak ülkelerin eski üyelerle eşit muamele  görmesi, Doğu Avrupalılara ikinci sınıf vatandaş ve ucuz  işgücü muamelesi yapılmaması ve Türkiye'ye de kapıların  açılması gerektiği belirtilmektedir.

            The Times gazetesinde (31/05) "Ortalığı Temizlemek  İngiltere'ye Düşecek" başlığı altında ve Peter Riddell  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Fransa'dan gelen "hayır"  yanıtından sonra, Birliğin genişlemesi ve Türkiye'nin  üyeliği de dahil olmak üzere, Başbakan Tony Blair'in Avrupa  stratejisinin riske girdiği değerlendirmesi yapılmaktadır.  Yorumda, İngiltere'den de güçlü bir destek gören ve Müslüman  dünya ile köprü teşkil edecek Türkiye'nin AB üyeliğinin de,  bugün gelinen noktada yeni karşıt görüşler ve engellerle  karşılaşacağı belirtilmektedir.

            The Daily Telegraph gazetesinde (31/05) "Avrupa'ya Daha  Gerçekçi Bir Bakış Fırsatı" başlığı altında yayımlanan  başyazıda, Fransa'nın Avrupa Anayasası'na "hayır" demesinin,  savaş sonrası Avrupa tarihinde dönüm noktası olduğuna işaret  edilmektedir. Hayır oyunun, AB içinde öncü bir rol üstlenen  Fransa'nın bu konumundan feragat edeceğinin habercisi olduğu  kaydedilen başyazıda, bu gelişmeyle AB'nin ağırlık merkezinin  Doğu'ya kaydığı değerlendirmesi yapılmaktadır. Fransızların  Anayasa'yı reddetmelerinde Türkiye'nin büyük Müslüman  nüfusuyla AB'ye katılımından duyduğu endişelerin de etken  olduğu belirtilen başyazıda, hem Fransız hem de Alman  liderlerin Türkiye'yi desteklediklerini, ancak bu meselenin  Fransa'da "hayır" oylarını artırmasından sonra, sadece  Türkiye'nin değil, Romanya ve Bulgaristan'ın AB  üyeliklerini de eskisi kadar savunamayacakları  değerlendirmesine yer verilmektedir.

            The Financial Times gazetesinde (31/05) "Genişleme,  Oylamanın En Büyük Kurbanı Olmaya Aday" başlığı altında ve  Daniel Dombey imzasıyla yayımlanan bir haberde, genişleme  sürecinden duyulan kuşkuların hem Fransa hem de Hollanda'da  Anayasa'ya muhalefeti tetikleyen başlıca unsur olduğu,  sadece Türkiye'nin üye olmasına muhalefetin değil, geçen  yılki genişlemenin sosyal ve ekonomik etkilerinin de bunda  rolü olduğu belirtilmiş, bunun sonucunda, Hırvatistan,  Türkiye ve Arnavutluk ve eski Yugoslav devletleri ile  katılım müzakerelerinin kuşkuya düştüğü bildirilmektedir.

            Reuter'in (31/05) "AB Temsilcisi, Türkiye'yi Elindeki  İşe Odaklanmaya Teşvik Ediyor" başlığı altında ve Gareth  Jones imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu  Türkiye Temsilcisi Hans-Jörg Kretschmer'in, Reuter'e verdiği  mülakatta, Türkiye'nin Fransa'dan gelen "hayır" oyunun  Avrupa'da yarattığı kargaşayı göz ardı ederek AB'ye üye  olmak için gereken reformları hızla gerçekleştirmeye  odaklanması gerektiğini ifade ettiği bildirilmektedir.  Anayasa'nın, Türkiye'nin AB üyeliğine doğrudan atıfta  bulunmadığı, fakat "hayır" oyu için kampanya yürütenlerin,  çoğunluğu Müslüman olan, Irak ve İran'a komşu büyük ve  fakir Türkiye'nin AB'ye alınması yönündeki endişelerden  faydalandıkları belirtilen haberde, Kretschmer'in, "Türkiye  ev ödevini doğru yaparsa, üyeliğin gereklerini yerine  getirmediği yönünde Avrupa'dan gelecek eleştirileri de  engellemiş olur. Türkiye'nin tek hedefi reformlara  odaklanmak olmalıdır. Eğer Türkiye sorumluluklarının  tamamını yerine getirirse, bu süreci (AB üyeliği)  durdurmaya yönelik herhangi bir girişimin gündeme geleceğini  sanmıyorum. Birçok AB ülkesinde görülen Türkiye'ye yönelik  şüpheleri gidermenin en iyi yolu, Türkiye'nin hukukun  üstünlüğünü savunan ve azınlık haklarına saygı gösteren bir  Avrupa ülkesi olduğunu herkese göstermektir." dediği  aktarılmaktadır.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) internet sayfasında  (31/05) "Hrisostomidis: Kıbrıs, Türkiye'nin Üyelik  Müzakereleri Konusunda AB'nin Kararını Desteklemeye Devam  Ediyor" başlığı altında yer alan bir haberde, Hükümet  Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in yaptığı açıklamada, Kıbrıs  Hükümeti'nin, 2004 yılının Aralık ayında yapılan AB doruk  toplantısında "Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin  başlaması" konusunda alınan kararı desteklemeye devam  ettiğini söylediği belirtilmektedir. AB Anayasası'nın  Fransız halkı tarafından reddedilmesi ve sonucun, Kıbrıs  sorununda herhangi olası bir gerilemeye neden olup  olmayacağı konusunda bir değerlendirmede bulunan  Hrisostomidis'in, Fransa'nın Anayasa'yı reddetmesinin,  Türkiye'nin üyelik sürecine etkisinin ne olacağının  belirsiz olduğunu ifade ederek, AB'nin Ankara ile üyelik  müzakerelerini 3 Ekim'de başlatma kararı aldığını  anımsattığı ifade edilen haberde, "Olayların nasıl  gelişeceğini kimse bilemez." diyen Hrisostomidis'in,  Türkiye'nin üyelik sürecine etki etmesi  halinde neler  olabileceğinin göz önüne alınması gerektiğini belirterek,  Türkiye'nin katılım sürecinin olumsuz şekilde etkilenmesi  halinde, tutumunun da sertleşip sertleşmeyeceğinin  belirsiz olduğunu açıkladığı kaydedilmektedir.  

 

                 

 
ESKİ SAYILAR