02.06.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 02/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  01 Haziran 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            The New York Times gazetesinin internet sayfasında  (01/06) "Fransa'nın Hayırı" başlığı altında yer alan  başyazıda, Avrupa'daki hiçbir siyasi liderin, Fransız  seçmenlerin yeni AB Anayasası'nı reddetmesini görmezden  gelemeyeceğine işaret edilmektedir. Almanya Şansölyesi  Schröder'in yeniden seçimlere gitmek zorunda kalmasından  sonra ve Hollanda'nın Anayasa oylamasında büyük bir  ihtimalle bir hayır oyu vermesi öncesinde, Fransa'da  yapılan referandumun Avrupa'nın bir kimlik krizi yaşadığını  açıkça gösterdiği vurgulanan başyazıda, Fransa Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac'ın zararı kontrol etmek üzere hızla harekete  geçerek, Başbakan Jean-Pierre Raffarin'in yerine başkasını  atadığı ve güçlü siyasi rakibi Nicolas Sarkozy'i yeniden  hükümete aldığı, ancak yapılan bu değişikliklerin kitleleri yatıştırmayabileceği öne sürülmekte, AB'nin kendisi bir  çöküş tehlikesi içinde olmasa da, Birliğini derinleştirmeyi  ve genişletmeyi sürdüren bir kıta hayalinin büyük zarar  gördüğü vurgulanmaktadır. Fransızların Anayasa'yı neden  reddettiklerine dair açıklamalarda -göçmen korkusu, artan  işsizliğe dair endişeler, Türkiye'nin üyeliğine karşı direniş-  ortak iki noktanın olduğu belirtilen başyazıda, birincisi  korkunun; yeni üye ülkelerden gelecek ucuz iş gücünün  hücumuyla haftalık 35 saatlik işlerini kaybetme, Fransız  kimliğini yitirme ve "Anglosakson" ekonomik reformlarından  duyulan korku, ikincisinin ise iş çevreleri, siyasi seçkinler  ve sıradan halk -göçmenleri "Hayır" oyu verenlerin çoğunluğunu  oluşturan işçiler, çiftçiler ve fakirler- arasındaki ortak  zeminin kaybedilmesi olduğu ifade edilmektedir. Başyazıda,  "Orta ve Doğu Avrupa'daki yeni üyelerin şu anda kendilerini  bir yük gibi hissetmemeleri de önemli; özellikle Türkiye,  Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerin üyelik görüşmelerinin  geciktirilmesi riski de var. Türkiye'nin, üyeliğiyle ilgili  düşmanlığa öfkeleneceği kesin. Tepkiler, güven kaybederek  zayıflayan hükümetlerin ülkelerinin oldukça acil ihtiyacı olan  ekonomik reformları takip edebilmelerini de daha da güçleştirecek." denilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Merkur gazetesinin internet sayfasında (31/05) "Türkiye  Seçim Savaşı Konusu Olacak" başlığı altında ve Holger Eichele  imzasıyla yer alan bir yazıda, CDU Genel Başkanı Angela  Merkel'in, başbakan adayı olarak gösterilmesinden bir gün  sonra, görev başındaki Gerhard Schröder (SPD) ile ilk kez  karşı karşıya geldiği belirtilmektedir. Schröder'in, Merkel'in  Avrupa politikası alanındaki girişimlerinin "popülizm" olduğu eleştirisinde bulunduğu, Merkel'in Fransa'daki halk oylaması  ile ilgili tepkisinin de, Birliğin "korkaklığının" bir ispatı  olduğu belirtilen yazıda, Merkel'in, "Gerçekçi bir Türkiye  tartışmasının" yapılmasını talep ederek, AB'nin fazlasıyla  zorlanmaması gerektiği uyarısında bulunarak, "Avrupa ve  insanlar arasındaki yabancılaşmaya engel olabilmek için  Avrupa'nın sınırlarının belirlenmeye başlanması gerekiyor."  dediği kaydedilmektedir. Merkel'in kabinesinde olası Dışişleri  Bakanı olarak kabul edilen Hür Demokrat Parti (FDP) Federal  Meclis Grubu Başkanı Wolfgang Gerhardt'ın, CDU ve CSU'yu,  Türkiye'nin üyeliğini seçim savaşı konusu haline getirmemeleri  için uyardığı ifade edilen yazıda, herkes bir Alman Başbakan'ın  Brüksel'de "Evet, şimdi üyelik müzakerelerini biraz durduralım." diyemeyeceğini bildiği vurgulanmaktadır.

            Süddeutsche Zeitung'da (01/06) "Türkiye ile Yeniden  Konuşulsun" başlığı altında ve Jens Schneider imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, CSU'nun görüşüne göre, yakında Türkiye  ile yapılacak AB'ye üyelik müzakerelerinin, Fransa'daki AB  Anayasası referandumunun başarısızlığa uğramasından sonra  yeniden tartışmaya açılması gerektiği belirtilmektedir.  Hıristiyan Birlik Partileri'nin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı  oldukları hatırlatılan yazıda, CSU Eyalet Grup Başkanı Michael  Glos'un yaptığı açıklamada, AB'nin Türkiye ile üyelik  müzakerelerini başlatma kararının şimdi "çok dikkatli bir  şekilde geri alınması" gerektiğini belirttiği kaydedilmektedir.  Yazıda, görüşmelerin, "ortalığı kırıp dökmeden", Türkiye ile  ayrıcalıklı ortaklığa götürecek şekilde yürütülmeye çalışılması gerektiğini vurgulayan Glos'un, "Sanırım Türk dostlarımızla  yeniden konuşmanın zamanı gelmiştir." dediği ifade edilmektedir.

            Soester Anzeiger'ın internet sayfasında (01/06) "Seçim  Kampanyasının Konusu Türkiye... Eski Düşman İmajları" başlığı  altında ve Holger Eichele imzasıyla yer alan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Aslında Alman politikası, her yıl aynı soruyla  meşgul olmak zorunda kalmayacak kadar özgürdür: Türkiye konusuyla  seçim kampanyasına girilebilir mi? Evet girilebilir. Hatta  insanların endişeleri ciddiye alınmak isteniyorsa, girilmek  zorunda. Her iki tarafın, yani destekleyenlerle karşı çıkanların,  Federal Meclis seçimlerinde kendi gerekçelerini ortaya koyma  fırsatları var... Asıl soru, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin  tartışmanın seçim kampanyasında dile getirilip getirilmemesi  gerektiği değil, bunun nasıl yapılacağıdır. Şansölye adayı  Angela Merkel, 'Düşman imajlarının olmayacağı bir seçim  kampanyası' sözünü vererek şöyle dedi: 'Umudunu düşman  imajlarına bağlayanlar, korkuya umut bağlamış olurlar ve  korkarlar.' Gerçekten de tecrübeler göstermiştir ki, seçim  kampanyalarında Türkiye karşıtı kartlar, Birlik Partilerinin  kaybetmekten korktuğu zamanlarda açılmıştır. Bu korkunun şu  anda fazla baskın olmaması, umutlu olmak için bir neden teşkil  ediyor. CDU ve özellikle de CSU, ucuz popülizmle aşırı sağdaki  oyları toplama girişimine karşı direnmelidir. Örneğin dün olduğu  gibi: CSU tarafından ortaya atılan, Kırmızı-Yeşiller hükümetinin, Türkiye'ye olan sadakati nedeniyle Fransa'daki Anayasa  referandumunun başarısız olmasına katkı sağladığı iddiası  düşündürücüdür. Güvenilir analizlerin ortaya koyduğu kadarıyla, komşularımızın birçoğu, ülkelerinin ve Avrupa Birliğinin ekonomik durumundan memnun olmadıkları için hayır dediler. Fransa'da  ekonomi, büyüme, istihdam söz konusuydu; Almanya'da da bunlar  söz konusu olacaktır."

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Salzburger Nachrichten gazetesinin (01/06) "CDU/CSU  Türkiye'nin AB'ye Katılımını Torpillemek İstiyor" başlığı  altında ve DPA kaynaklı yayımlanan bir haberde, CDU ile  CSU'nun, Fransa'nın AB Anayasası'na hayır demesinden sonra,  Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda yeniden görüşülmesi  için yoğun çaba harcadıkları belirtilmektedir. CSU'nun  Eyalet Meclisi Grup Başkanı Michael Glos'un, Berlin'de  "Türkiye konusunun yeniden tartışmaya açılması gerektiğini  düşünüyoruz." dediği belirtilen haberde, 3 Ekim'de Türkiye  ile tam üyelik konusunda müzakerelere başlanacağı  hatırlatılmakta, CDU ve CSU'nun bu görüşmelerin giriş  müzakerelerine dönüşmesini istemedikleri ve görüşmelerin  "ucu açık" olarak ve "imtiyazlı bir ortaklık" hedef alınarak  yürütülmesini istedikleri ifade edilmektedir. Fransa ve  Almanya'nın giriş müzakerelerinin "motoru" olduğunun  belirtildiği vurgulanan haberde, Glos'un, Başbakan  Schröder'in haziran ortasında yapılacak AB zirvesinden önce  bir hükümet açıklaması yapmasını talep ederek, AB'nin  Türkiye'ye giriş müzakereleri teklif etme yolundaki kararının  "çok dikkatli bir şekilde" geri alınması gerektiğini söylediği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            The Financial Times gazetesinin internet sayfasında  (01/06) "Türkiye İçin Varsa Yoksa AB Üyeliği" başlığı altında  ve Vincent Boland imzasıyla yer alan makalede, Türkiye'nin AB  ile olan ilişkilerini etkileyen  çok unsur olduğu belirtilmekte, yatırımcılar için bunlardan hangilerinin önemli ve hangilerinin  tali olduğunu söylemenin zor olduğu kaydedilmektedir. Türkiye'nin  olası AB üyeliğinin Fransız seçmenler arasında bir mesele olsa da  olmasa da, "hayır"larının süreç üzerinde bir etkisi olmayacağı,  hem Türk Hükümeti'nin hem de Avrupa Komisyonu'nun müzakerelerin planlandığı gibi 3 Ekim'de başlayacağını açıkladığı belirtilen  makalede şöyle denilmektedir: "Türk piyasalarındaki yatırımcılar  için önemli olan Türkiye'nin eninde sonunda bir AB üyesi olup  olmaması değil, katılım sürecinin devam edip etmemesi. Açıkçası, Fransızların 'hayır'ına rağmen devam edecek... Türkiye için  Fransa referandumundan daha büyük bir aksaklık, geçen hafta  Almanya'da eylül ayında erken seçim yapılması kararı alınmasıydı.  Bu, Türkiye'nin nihai üyeliğine karşı çıkan Hıristiyan Demokratlar liderliğinde bir hükümetin iktidara gelmesiyle sonuçlanabilir...  Türkler, olası AB üyeliklerinin bazı üye devletlerde yarattığı  düşmanlığın farkındalar ve bundan rahatsızlar. Bu, Türkiye'nin AB  arzusuna dair kendi tutumunu etkileyebilir..."

 

            İTALYA BASINI:

 

            Il Giornale gazetesinde (01/06) "Ankara İyimserlik Sergiliyor,  Ancak Türk Basını AB Üyeliğine Sekte Vurulmasından Korkuyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Türk Hükümeti hiçbir şey olmamış  gibi davransa da, AB'deki en güçlü destekçileri Schröder'in  Almanya'daki bölgesel seçimleri kaybetmesiyle aldıkları sert darbe  için Fransa'yı suçladığı belirtilmektedir. Türk Hükümeti'nin  bugünlerde, biraz da içerideki imajını korumak ihtiyacıyla olsa  gerek, Fransa'nın Avrupa Anayasası'na verdiği "hayır" yanıtının  -her ne kadar AB'nin Türkiye'ye kadar genişlemesine duyulan yaygın karşıtlıktan beslendiği aşikar olsa da- Avrupa hedeflerini "hiçbir  şekilde değiştirmeyeceğini" söylemekte biraz zorlandığı belirtilen haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül'ün tek bir ses halinde, "Bizi bu aşamada ilgilendiren tek husus  3 Ekim'de müzakerelere başlayacak olmamızdır." dediği ve ikilinin  bu açıklamalarını Brüksel'deki AB Komisyonu sözcülerinin, AB'nin Hollandalı Dönem Başkanı ve Gül'e telefon eden İngiltere Dışişleri  Bakanı Jack Straw tarafından yapılan benzeri destek açıklamalarının  takip ettiği kaydedilmektedir. Haberde, hükümet ile paralel bir  çizgi izlemeyen, hatta hiçbir şey olmamış gibi davranması nedeniyle hükümeti "kendi kendini kandırmakla" suçlayan Türk basınının büyük  bir bölümünün yansıttığı gerçeklerle resmi gerçeklerin örtüşmediği,  tam aksine, Fransa'da yapılan referandumun Ankara için olumsuz bir  domino etkisi yaratacağına ilişkin yaygın bir kanının belirmiş  durumda olduğu ifade edilmektedir.

            La Repubblica'da (31/05) "Türklerin Hayal Kırıklığı: Şimdi  İşler Bizim İçin Daha Zorlaştı" başlığı altında yayımlanan  makalede, Fransa'nın "hayır" demesinin hemen ardından, Türkiye'nin  bu aşamadan sonraki Avrupa yürüyüşünün engellerle dolu olacağının  farkına vardığının altı çizilmekte, öte yandan Türkiye'nin,  Avrupa'da kendisine karşı çok kuvvetli bir sakınmanın var olduğunu  ve "hayır" yanıtının esasen AB'nin genişlemesine ve en başta kendi üyeliğine karşı olduğunu algılamaya başladığı kaydedilmektedir.  Resmi reaksiyonların ise temkinli olma eğiliminde olduğunun  vurgulandığı makalede, Türklerin, Avrupa'da katılımları konusunda  mevcut endişelerin farkında olmadıkları gibi, esasen problemin  sadece kendilerine verilen sözlerin tutulmasından ibaret olmadığını  da anlayamadıkları ileri sürülmekte ve buna karşın Türklerin, şu  aşamadan itibaren, artık kimsenin kendilerine "kıyak"  yapmayacağının ve Avrupa'daki düşmanlarının gittikçe artmakta  olduğunun da bilincine vardığının altı çizilirken, Türkiye'nin  -Fransa'daki gelişmeler nedeniyle- var olan endişelerinin  Almanya'da yaşanması muhtemel bir Angela Merkel değişikliği ile  daha da artabileceği vurgulanmaktadır.

 

                 

 
ESKİ SAYILAR