ANKARA, 03/06(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 02 Haziran 2005 tarihinde yayımlanan
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (02/06) "Avrupa Birleşik Devletleri
Değil" başlığı altında ve Allan Topol imzasıyla yer alan makalede,
Fransızların AB anayasası'na "hayır" demelerinin gerçekten tarihi bir
olay olduğu belirtilmektedir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın geniş
vizyonunun, Avrupa ülkelerinin Amerika'ya ekonomik ve hatta askeri
açıdan rakip olacak şekilde Birleşik Avrupa Devletleri adı altında
birleşmesinden ibaret olduğu ve bu vizyonun, bir açıdan Avrupa
Birliği'nin Fransa ve Almanya'nın hakimiyetinde olmasını öngördüğüne
işaret edilen makalede, Chirac'ın, Fransa'daki referandumdan haftalar
önce, halkın "evet" oyu vermesi için elinden gelen bütün çabayı
gösterdiği ve Fransa halkının, tüm bu çabaları dikkate almayarak yüzde
43 "evet" oyuna karşılık yüzde 57 "hayır" oyuyla Chirac'ı acımasızca
yenilgiye uğrattığı belirtilmekte ve şöyle denilmektedir: "Anayasa
artık paramparça. Şu an siyasi açıdan gevşek yapıdaki AB'nin devam
edip edemeyeceği dahi belirsiz. Şurası kesin ki, Washington'un artık
Avrupa'yı rakip olarak görmesine gerek kalmadı... Pek çok Fransız
kültürel açıdan çok farklı yapıdaki Doğu Avrupa ve muhtemelen Türkiye
ile siyasi entegrasyondan derin kaygı duyuyor. Sürüyle insanın iş ve
aş arayışı nedeniyle Batıya hücum etmesiyle 'bu insanlar bizleri
istila edecek' korkusu var... Müslüman ülke Türkiye ile katılım
müzakerelerine başlanması hususu dahi sonucu olumsuz etkiledi..."
AP'nin (02/06) "İspanyol
Bakan: AB Anayasası Konusundaki 'Hayır' Kararı Türkiye'nin Üyelik
Görüşmelerini Etkiler" başlığı altında yer verdiği bir haberde, İspanya
Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos'un yaptığı açıklamada, Avrupa
Birliği anayasasının Fransa ve Hollanda'da reddedilmesinin,
Türkiye'nin üyelik görüşmelerini etkileyeceğini söylediği
belirtilmektedir. İki kurucu ülkenin reddetmesiyle kriz tırmanıyor olsa
da, diğer Avrupa Birliği ülkelerine belgeyi oylamaları için imkan
tanınması gerektiği konusunda ısrar eden Moratinos'un, İspanyol
Radyosu'na yaptığı açıklamada, "Hiç şüphesiz, bu referandumların
sonuçlarının, 25 üyeli Birliğin muhtemelen Türkiye ve Hırvatistan gibi
ülkeleri de içerecek genişleme sürecinde etkisi olacaktır" dediği
belirtilen haberde, Moratinos'un, iki ülkeden çıkan "hayır" oyunun,
belgenin seçmenlere yeterince açıklanamamasından ve geçen yıl 10 yeni
ülkenin katılımıyla ortaya çıkan endişe ve korkulardan kaynaklandığını
söylediği kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe yayınında (02/06) "Avrupa'da Türkiye Tartışmaları
Yine Isınıyor" başlığı altında ve Bernt Rigert imzasıyla yer verilen
bir haberde, Fransızların ardından Hollanda'da da Avrupa anayasasına
ret çıkmasının, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin olarak zihinlerdeki
soruları yeniden gündeme getirdiği, üstelik bu gelişmenin tam da
Türkiye'de insan haklarını güçlendiren, özellikle kadınlara yeni bazı
hukuksal haklar tanıyan yeni Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girdiği
zamana denk geldiği belirtilmektedir.
AB anayasası projesinin
fiyaskoyla sonuçlanmaya yüz tutmasıyla siyasi havanın da değiştiği ve
halk oylamalarına giden çok sayıda seçmenin, AB'nin genişleme
politikalarını da eleştirdiği belirtilen haberde, Fransa ve Hollanda'da
çok sayıda sağcı grubun, Türkiye'nin üyeliği konusunu kasten anayasa
tartışmaları ile birbirine karıştırdığı ve bu son referandumlardan
sonra siyaseten zayıf konuma düşen Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın, 70
milyonluk Türkiye'nin Birliğe üyeliğini eskiden olduğu gibi
kararlılıkla savunamayacağı öne sürülmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği
perspektifinden bakıldığında ise Türkiye'nin başına asıl Avrupa
anayasasının reddinden çok, Birliğin en büyük üye ülkesi konumundaki
Almanya'da olası hükümet değişikliğinin ağrıtacak gibi göründüğü
vurgulanan haberde, Almanya'da Sosyal Demokrat-Yeşiller koalisyon
hükümetinin iktidardan inmesi durumunda, Türkiye yakın bir destekçisini
daha kaybetmiş olacağı ve Bavyera'da örgütlü Hristiyan Sosyal Birlik
Partisi'nin Genel Başkanı ve olası yeni hükümetin muhtemel Dışişleri
Bakanı Edmund Stoiber'in, Türkiye'yi Avrupa kulübüne almak istemediğini
geçenlerde bir kez daha yinelediğikaydedilmektedir.
Ekim ayında AB Dönem
Başkanlığı'nı üstlenecek olan İngiltere'nin, Türkiye'ye her halükarda
müzakerelere başlama güvencesi verdiği ve İngiltere Dışişleri Bakanı Straw'un,
Türkiye'nin AB üyeliğinden yana tavır aldığı ifade edilen haberde,
sonbaharda iktidara gelmesi durumunda, işte tam da bu noktada Hristiyan
Birlik Partileri'nin başbakan adayı Angela Merkel hükümeti ile
İngiltere arasında Birlik içi bir anlaşmazlığın alevlenmesinin de
mümkün göründüğüne işaret edilmektedir.
Die Zeit gazetesinde
(02/06) "Her Şeyi Geri Döndüremeyiz" başlığı altında ve Martin Klingst-Martin
Krupa imzalarıyla CSU Genel Başkanı ve Bavyera Eyaleti Başbakanı Edmund
Stoiber ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile
ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Birlik Partileri
yönetimindeki bir Federal Hükümet, ekim ayında Türkiye ile üyelik
müzakerelerini başlatır mı?
STOIBER: Evet. Gerçi, AB
Konseyi'nin kararına karşı mücadele ettik, fakat şimdi bu kararı tek
taraflı olarak geriye döndüremeyiz. Bu da politikada ciddiyetin bir
parçasıdır. Fakat Hristiyan Birlik partileri yönetimindeki bir
hükümetle, müzakerelerin farklı bir hedef yönü olacağı kesin. Biz,
Türkiye için üyelik değil ayrıcalıklı ortaklık istiyoruz.
(...)
SORU: Siz şimdi
müzakerelere hiç başlanmaması gerektiğini mi söylüyorsunuz?
STOIBER: Hayır, ama
Konsey'in kararı, belirli şartların yerine getirilmemesi durumunda
müzakerelerin kesilmesini öngörüyor. Tabii ki Angela Merkel
yönetimindeki bir Federal Hükümet, şartların yerine getirilmesi
konusunu sabit fikirli Schröder Hükümeti'nden daha farklı bir biçimde
değerlendirecektir. Ayrıca, müzakerelerde sadece Türkiye'nin değil,
AB'nin entegrasyon gücü de önemlidir. AB'nin entegrasyon gücü Türkiye
için uygun değil.
SORU: Fakat üyelik
müzakerelerinin sonunda üyelik var, başka bir şey değil.
STOIBER: Her şey Birlik
Partileri'nin önerdiği modelin uygun olduğunu gösteriyor: Türkiye'nin
Avrupa perspektifine 'evet', fakat tam üye olarak değil, ayrıcalıklı
bir ortak olarak. Fransızların 'hayır'ına rağmen Türkiye meselesinde
şimdiye kadar olduğu gibi davrananlar Avrupa'nın entegrasyon sürecini
tehlikeye sokarlar. Ayrıca, Fransızların 'hayır'ının tabii ki sadece
AB anayasasına değil, Türkiye ile yapılacak müzakerelere de doğrudan
etkileri olur..."
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde
(02/06) "Türkiye Anayasa Skandalının Kurbanı mı Oluyor?" başlığı
altında ve Jan Keetman imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türk medyasının
katılım sürecinin olumsuz etkilenmesinden korktuğu belirtilmektedir.
AB anayasası ile aslında hiçbir ilgisi olmayan "Türkiye ile 3 Ekim'de
başlaması beklenen AB giriş müzakerelerinin", hem Fransa hem de
Hollanda'daki kampanyalarda önemli bir rol oynadığı belirtilen yazıda,
birçok Fransız ve Hollandalının oylamada "hayır" diyerek, bu konudaki
protestolarını dile getirmek istedikleri, şimdi bir de Almanya'da
seçim hazırlığı içinde olan Birlik Partileri'nin direnişinin buna
eklendiğine işaret edilmektedir.
BELÇİKA BASINI:
La Libre Belgique
gazetesinin internet sayfasında (02/06) "Referandumların Sonuçları,
Avrupa Genişleme Felsefesine Olumsuz Mesaj Gönderdi" başlığı altında ve
Sabine Verhest imzasıyla yer alan bir yorumda, Fransa ve Hollanda'da
Anayasa Anlaşması'nın reddedilmesi ve Birliğin Orta ve Doğu Avrupa'ya
genişlemesine etkileri ele alınmaktadır. Hollandalılar ve Fransızların,
kimliklerini kaybetmekten, genişlemiş Avrupa'da artık söyleyecek
sözleri olmamasından ve sevilmeyen Türkiye'ye genişlemekten
korktukları, yabancı düşmanlığı ile renklenen korkunun, sadece aşırı
sağ tarafından değil, tehlikeli biçimde ulusalcılık ile sosyalizmi
birleştiren bir hareket tarafından da körüklendiği belirtilen yorumda,
AB'ye üye ülkelerin, genişleme konusunda yeniden düşünmelerinin
gerektiği, dolayısıyla 2007'de Birliğe katılacak Bulgarlar ve
Romanyalıların kapasitelerini değerlendirirken daha katı olabilecekleri
ve bu iki üyeliği bir yıl geciktirebilecekleri, bazılarının ayrıca,
Türkiye ile üyelik görüşmelerinin başlamasıyla ilgili büyük bir
gerginliği önceden söyledikleri ifade edilmektedir. Görüşmelerin
başlamasının, 3 Ekim için programlandığı, ancak Fransa ve Hollanda'da
halkın 'hayır' demesinin, Almanya'da Hristiyan-Demokratların iktidara
gelme olasılığının ortaya çıkmasının, mevcut durumu karıştırma
tehlikesi içerdiği vurgulanan yorumda, referandum sonuçlarının, Avrupa
genişleme felsefesine olumsuz bir mesaj gönderdiği öne sürülmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (02/06) "Türkiye,
AB Bünyesindeki Krize Rağmen Avrupa'ya Yönelişini Sürdürüyor" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın
yayımladığı bildiride, Avrupa Birliği'nin, önce Fransızlar ve sonra da
Hollandalıların Avrupa anayasasını reddetmesinden sonra karşılaştığı
krizi çözeceğinin ümit edildiği ifade edilerek, Avrupa'ya yönelişin
sürdürüleceğinin tekrarlandığı belirtilmektedir. Dışişleri
Bakanlığı'nın bildirisinde, "uzlaşma, sağduyu ve ortak hedeflere ulaşma
kararlılığının" her zaman AB bünyesinde görüş ayrılıklarından önce
geldiği değerlendirmesinde bulunulduğu belirtilen haberde, Dışişleri
Bakanlığı'nın, "Bugün su yüzüne çıkan problemlerin aşılacağı ve Fransa
ve Hollanda halklarının demokratik kararlarından gerekli dersleri
çıkararak, Avrupa entegrasyonunun daha ileri gideceği ümidini
koruyoruz" dediği ifade edilmektedir. "Türkiye, halkının büyük kısmı
tarafından yapılan tercihin gereklerini yerine getirme çabalarını
sürdürecektir" diye devam edilen bildiride, "Türkiye'nin önümüzdeki
günlerdeki temel hedefinin, 3 Ekim'de başlayacak olan AB'ye üyelik
müzakerelerinin başarılı bir şekilde neticelenmesini temin etmek
olduğunun" hatırlatıldığı kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
The Financial Times
gazetesinde (02/06) "Avrupa'nın Güvenilirlik İçin İzleyeceği En İyi Yol
Büyümek" başlığı altında ve Quentin Peel imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Fransa ve Hollanda'da yapılan AB anayasası referandumlarından
çıkan "hayır" sonucu değerlendirilmektedir. Referandumlarda sadece
yeni Avrupa anayasasına değil, aynı zamanda AB'nin genişlemesine de
"hayır" denildiği kaydedilen yorumda, bunun aynı zamanda, Birliğin son
50 yıl içinde sağladığı tüm kazanımlarının da reddedilmesi anlamına
geldiği ifade edilmektedir.
Yorumda, artık
geçerliliğini yitirmiş de olsa, yeni anayasa metninin ruhunu teşkil
eden "yeni bir meşruiyet anlayışıyla daha fazla demokrasi ve
şeffaflık" temeline sahip çıkılması gerektiği vurgulanarak, böyle bir
meşruiyet olmaksızın, Balkanlar, Türkiye ve Ukrayna'yı kapsayacak
şekilde doğu ve Güney Avrupa'da istikrar ve demokrasiyi destekleyecek
genişleme sürecinin gerçekleşmeyeceği aktarılmaktadır.
The Daily Telegraph
gazetesinde (02/06) "Şimdi de Hollanda 'Hayır' Dedi" başlığı altında
yayımlanan bir haberde, Hollanda'da 200 yıldır ilk kez yapılan bu
referandumda halkın avro ile ilgili sıkıntılardan fiyat artışlarına,
özellikle Türkiye'nin üyeliği olmak üzere Birliğin genişlemesine
yönelik tepkilerini dile getirme şansı elde ettiği bildirilmektedir.
Haberde, AB anayasasının Fransa'nın ardından Hollanda'da da büyük bir
çoğunlukla reddedildiği belirtilmekte ve Avrupalı liderlerin,
anayasasının tüm üye ülkelerde oya sunulması gerektiği yönünde ısrarcı
oldukları vurgulanmaktadır.
The Daily Telegraph
gazetesinde (02/06) "Yaşlı Avrupa Kulübü Özünü Koruma Mücadelesi
Veriyor" başlığı altında yayımlanan bir yazıda, Fransa ve Hollanda'dan
gelen "hayır" yanıtlarının ne anlama geldiğini kavramanın, AB için
aylar hatta yıllar alacağı belirtilmekte; ancak Birliğe katılmak
isteyen ülkeler için "Yaşlı Avrupa'nın kendi içine döndüğü" mesajının
gayet açık olduğu vurgulanmaktadır. İngiltere'nin halen, Türkiye'nin de
dahil olacağı AB'nin yeni genişlemelerinin sadık savunucusu olduğu
kaydedilen yazıda, Fransa ve Hollanda'nın Türkiye'ye yönelik açık
karşıtlığına ilaveten, Almanya'da önümüzdeki sonbaharda yapılacak
erken seçimlere de Türk sorununun damgasını vuracağı, Almanya'daki
muhafazakar muhalefetin Türkiye'yi AB içinde görmek istemediği
aktarılmaktadır.
The Times gazetesinde
(02/06) "Hollanda'nın Cüreti" başlığı altında yayımlanan başyazıda,
Hollandalı seçmenlerin, AB anayasasına Fransa'dan da büyük bir darbe
indirdikleri kaydedilmektedir. Bunun sebepleri arasında göç konusunda
duyulan endişelerin de bulunduğu belirtilen başyazıda, İslamcıları
eleştiren bir kişinin öldürülmesinden sonra düzenlenen gösteriler ve
camilere yönelik saldırıların toplumdaki kutuplaşmaya ve ülkedeki
yaklaşık bir milyon Müslümana duyulan tepkiye işaret ettiği
bildirilmektedir. Başyazıda, "Türkiye'nin AB'ye üyelik başvurusu
anayasayla ilgili olmamasına rağmen, Avrupa'nın Hristiyan mirasını
sulandıracak her genişleme, aralarında nüfuzlu Hristiyan gruplar da
bulunan seçmenlere zül geliyor" denilmektedir.
The Independent gazetesinde
(02/06) "Bu, Avrupa İçin Kriz Değil, Sadece Siyasi Liderleri İçin
Sorun" başlığı altında ve Adrian Hamilton imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, "neredeyse isteriye varan" kriz söylentilerinin, Avrupa'ya
kuşkuyla bakanların bu yöndeki arzularının ifadesinden ibaret olduğu
değerlendirmesi yapılmaktadır. Yorumda, Avrupa'nın şimdiye kadar olduğu
gibi "yuvarlanıp gitmeye" devam edebileceği ve çevre, Afrika'ya yardım,
ABD ile ticaret veya Türkiye'nin üyelik müzakereleri gibi konularla,
sırası geldiğinde ilgilenebileceği kaydedilmekte ve bütün bunların
"siyasi olarak ele alınması gereken siyasi kararlar" olduklarına
dikkat çekilmektedir. İki yıl içinde Avrupalı liderlerin çoğunun
değişeceği belirtilen yorumda, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in,
tekrar seçilme endişesiyle Türkiye'den bahsedemeyeceği, Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, bütün çabasını yeni hükümetinin
yürümesine sarfedeceği, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in ise Avrupalı
kuvvetleri toplayarak, yeni ufuklara taşıyacak otoritesi ya da
dostları olmadığı bildirilmekte ve bütün bunların Türkiye'yi Avrupa'da
görmek isteyenlere cazip gelecek bir ihtimal olmadığı
vurgulanmaktadır.
Reuters'in (02/06)
"Yunanistan: Türkiye'nin AB Girişimi 'Hayır' Oylarından Etkilenmemeli"
başlığı altında ve Karolos Grohmann imzasıyla yer verdiği bir haberde,
Yunanistan'dan yapılan açıklamada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik
girişiminin ve Kıbrıs sorunu konusundaki anlaşmanın, Fransa ve
Hollanda'nın AB anayasasını reddetmesinden etkilenmemesi gerektiği
kaydedildiği belirtilmektedir. Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros
Molivyatis'in gazetecilere, Fransa ve Hollanda'daki referandum
kararlarının, Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlanması için saptanan
3 Ekim resmi tarihini etkilememesi gerektiğini söylediği belirtilen
haberde, çifte "hayır" kararının, bazı yerlerde, AB'nin Türkiye,
Hırvatistan ve diğer daha uzak bölgelerde üye olmak isteyen ülkelerle
planlanan üyelik görüşmelerine devam edip etmeme konusunda şüphelere
yol açtığı ifade edilmekte ve anayasada, Türkiye'nin üyeliğine doğrudan
bir göndermede bulunulmadığı, ancak hem Hollanda hem de Fransa'daki
"hayır" taraftarlarının, büyük, nispeten fakir ve çoğunluğu Müslüman
olan Türkiye'nin AB'ye kabul edilmesinden kamuoyunun duyduğu endişeyi
suistimal ettikleri kaydedilmektedir.
Haberde, Molivyatis'in, "17
Aralık 2004 tarihinde AB tarafından Türkiye'nin üyeliği konusunda
alınan kararda bir değişiklik söz konusu değil. Türkiye'nin AB'ye
doğru yönelişine o tarihte karar verildiği ve prosedürlerin ve
koşulların da ortaya konulduğu bir gerçektir. Bu kararların
değiştirilmesini de kimse talep edemez. Türkiye bu kararlarda
belirlendiği üzere Avrupa yolunda ilerlemeye devam etmelidir ve
Yunanistan'ın bu konudaki tutumu değişmemiştir" dediği
aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde (02/06)
"Türkiye Tehdidi" başlığı altında ve Alkis Kurkulas imzasıyla bir
yayımlanan bir haber-yorumda, Avrupa siyaset sahnesinde son zamanlarda
görülen yer değiştirmelerin, AB geleceğine ilişkin kararlarla
bağdaştırıldığı belirtilmektedir. Sosyal-Demokratların Ren-Vestfalya
yenilgisinin, Alman seçmenlerinin bazı çıkar çevrelerin savaş sonrası
"müktesebatları"na karşı çıkabilecek bir Avrupa görüşüne ve Türkiye'yi
içine alacak bir Avrupa'dan hoşlanmamalarına ilişkin olduğu belirtilen
haber-yorumda, Fransa'da AB anayasasının reddedilmesi, genişlemiş bir
Avrupa'nın, Türkiye'yi de kapsayan -ne dehşet!- bir Avrupa'nın
yarattığı, Fransız ruhsal yapısıyla bağlantılı olduğu, Türkiye'nin
zaten AB üyelik müzakerelerine başlamadan, Avrupa'nın biçimlenmesini
etkilediği kaydedilmektedir. Birleşik Avrupa stratejisinden
uzaklaşmanın, AB anayasasının reddedilmesinin, Hristiyan-Demokratların
iktidar beklentisinin, Türkiye'deki AB karşıtı çevreleri güçlendirmiş
bulunduğu ifade edilen haber-yorumda, sadece son haftalarda,
Türkiye'nin AB öncesi dönemine ilişkin milliyetçilik yansımalarının ve
içe dönüklüğe çakılı kalmak gibi, çarpıcı belirtilerinin tekrar
görüldüğü vurgulanmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR