ANKARA,
06/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 03-05 Haziran 2005
tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin (04/06) internet sayısında United Press International'a (UPI)
ait bölümde "Fransa ve Almanya, Türkiye'nin AB Üyeliğine Gölge Düşürdü"
başlığı altında Azam S. Ahmed imzasıyla yer alan haberde şöyle
denilmektedir: "Fransızlar ve Hollandalıların yapılan referandumlarda
anayasa anlaşmasını reddetmesinin ardından Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne katılımı belirsizliğe doğru yol alırken, halkın Ankara'nın
üyeliğine karşı olan politikacılara verdiği destek giderek
kuvvetleniyor. Hollanda'da çarşamba günü yapılan referandumda oy
kullananların yüzde 61'i, geçen hafta sonu Fransa'daki referandumda
ise halkın yüzde 55'i anayasaya 'hayır' dedi. ABD ve Avrupa Çalışmaları
Merkezi direktörü Jeremy Shapiro, referandumlardan çıkan sonucun üye
sayısını 15'ten 25'e çıkaran geçen seneki genişleme dalgası konusunda
yaşanan ve giderek büyüyen rahatsızlığın bir dışa vurumu olduğunu
belirtiyor. Shapiro, 'Fransızların vermeye çalıştığı mesajlardan
birisi AB'nin bu hızlı genişleme sürecinden ve bunun Fransız sosyal
devlet modeline verdiği zarardan ciddi rahatsızlık duyulduğudur.'
şeklinde konuşuyor. Fransa'daki bu referandum ve Almanya'daki son
siyasi gelişmeler Avrupa'nın siyasi yapısını sarstı. Fransa'da yeni bir
Başbakan atandı ve eski Maliye Bakanı Nicholas Sarkozy'nin İçişleri
Bakanlığına getirilmesi bekleniyor. Sarkozy Halk Hareketi Birliği'nin
lideri ve 2007'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin en şanlı
adaylarından. Sarkozy, Türkiye'nin katılımına şiddetle karşı çıkıyor.
Türkiye için başka bir sorun da Almanya'dan gelebilir. Başbakan Gerhard
Schröder, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan bir diğer isim Hristiyan
Demokrat Birlik Partisi lideri Angela Merkel'e karşı gelecek seçimlerde
yeniden iktidara gelebilmek için çetin bir mücadele verecek. Schröder
ve partisi 22 Mayısta Kuzey Ren-Westfalya'da yapılan seçimleri
kaybetti ve Alman Başbakan bu yenilgi üzerine erken genel seçimlerin
yapılması çağrısında bulundu. Şansölye uzunca bir süreden beri
Ankara'nın katılımına destek veriyor ancak Merkel, Türkiye'nin AB'ye
tam üye olmaması gerektiğini savunuyor. Merkel, Türkiye'yi yüksek sesle
eleştiriyor ve lideri olduğu CDU'ya olan halk desteğinin son dönemlerde
artmış olması Türkiye'nin üyeliğine şüpheyle yaklaşanların sayısının
arttığını gösteriyor... Türkiye'nin önündeki bir diğer mesele de Kıbrıs
sorunu. Geçen sene adanın yeniden birleşebilmesi için BM'nin
hazırladığı bir barış planı Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilmiş
ancak Kıbrıslı Rumlar planı reddedince ada bölünmüş haliyle AB'ye üye
olmuştu. Bu, Türkiye ile Kıbrıs arasında büyük çekişmeye neden
olmuştu. Türkiye'nin müzakerelere başlayabilmesi için bir ön şart
olarak Gümrük Birliğini Kıbrıs dahil 10 yeni üyeyi kapsayacak şekilde
genişleten bir anlaşmaya imza koyması gerekiyor. Bu anlaşmanın
imzalanması Ankara'da karışıklığa neden oldu, zira bu, Kıbrıs'ın
egemenliğinin fiilen tanınması anlamına gelecek. Kıbrıs'ın Washington
temsilcisi Euripides L. Evriviades, bunun Türkiye için bir tehdit
oluşturmadığını tam tersine bir fırsat teşkil ettiğini söylüyor."
AP'nin (03/06) "Türkiye
Başbakanı: Türkiye AB Anayasası'nın Reddedilmesine Rağmen Reformlara
Devam Edecek" başlığı altında ve Louis Meixler imzasıyla yer verdiği
bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Fransa ve Hollanda'da
AB referandumlarının başarısız sonuçlanmasından dolayı hayal
kırıklığına uğradığını, ancak Türkiye'nin AB üyeliği için çabalarını
sürdürmeye kararlı olduğunu söylediği belirtilmektedir. Erdoğan'ın
AP'ye verdiği özel röportajda aynı zamanda, AB ülkelerinin, Türkiye
reformlarını tamamladığında, ülkenin üyeliğine destek vermesini
beklediğini de belirttiği kaydedilen haberde, Başbakan Erdoğan'ın, "10
ila 15 yıl içerisinde AB, medeniyetlerin buluştuğu bir yer olacak.
Türkiye'nin katılımıyla AB küresel bir güç olacak" diye belirterek,
Türkiye'nin AB eğilimli reformları sürdürmeye devam etmeye kararlı
olduğunu ve çok büyük ve çoğunluğu Müslüman olan ülkeyi kabul edip
etmeme konusunun Avrupa ülkelerinde giderek bir endişe kaynağı olmasını
önemsemediğini sözlerine eklediği vurgulanmaktadır. Haberde,
Erdoğan'ın, "Üyeliğin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunun ötesine
geçtik. Reformlar konusunda başarılı olursak, bütün üye ülkeler bize
karşı adaletli davranacaktır... Reformları gerçekleştireceğimize
inanıyoruz çünkü bu konuda kararlıyız ve hem parlamentodan hem de
dışarıdan desteğimiz var." dediği aktarılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Financial Times Deutschland
gazetesinde (03/06) "Genişleme Endişesi Avrupa'yı Sardı" başlığı
altında ve Daniel Domney-Marina Zapf imzalarıyla yayımlanan bir
yazıda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, Avrupa
hükümetlerine acilen çağrıda bulunarak, üye adayı ülkeler Bulgaristan,
Romanya ve Türkiye'ye sırt çevirmemelerini istediği belirtilmektedir.
Rehn'in Brüksel'de yaptığı açıklamada, AB'nin genişlemesinin,
Fransızlar ve Hollandalıların AB Anayasası'nı reddetmeleri dikkate
alınmadan sürdürülmek zorunda olduğunu söyleyerek, "Avrupa kamuoyunun,
referandumlarda rol oynayan genişleme endişelerinin tabii ki
bilincindeyiz. Ancak, verilen söze bağlı kalmamak kötü bir örnek
olacaktır." dediği belirtilen yazıda, İspanya Dışişleri Bakanı Miguel
Angel Moratinos'un, açıkça Türkiye ile katılım müzakerelerinin yeniden
gözden geçirilmesini dile getiren ilk hükümet temsilcisi olduğu ve AB
genişlemesiyle ilgili hızlı sürecin halk nezdinde "pek çok korku ve
belirsizlik" yarattığını söylediği belirtilmekte ve Bakana göre,
referandumların düşünmeye zorladığı ve bunun "kuşkusuz" Türkiye ile
müzakereleri de ilgilendirdiği kaydedilmekte, CSU Genel Başkanı Edmund
Stoiber'in ise daha da ileri giderek Federal Almanya Şansölyesi Gerhard
Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'ı, AB'nin iki kurucu
devletinde halkın aldığı karardan sorumlu tutarak, "halkın çoğunluğunun
sesine kulak vermeden" Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediklerini
söylediği vurgulanmaktadır.
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (03/06) "Stoiber Suçu Schröder ve Chirac'ın Türkiye
Politikasına Yüklüyor" başlığı altında ve Johannes Leithaeuser-Albert
Schaeffer imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, AB Anayasası'nın
Hollanda'da reddedilmesinden sonra, Almanya'da hem hükümet hem de
muhalefet onaylama sürecinin diğer AB ülkelerinde devam etmesi
çağrısında bulundukları, fakat iktidar ve muhalefetin, Avrupa
Birliği'ne ilişkin gerekli reformlar konusunda çıkardıkları sonuçlar
birbirlerine farklı olduğu kaydedilmektedir. Hükümet Sözcüsü Anda'nın,
iktidarın Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemeye devam ettiğini
açıklarken, CSU Genel Başkanı Stoiber'in, CDU ve CSU tarafından
önerilen Türkiye ile ayrıcalıklı ortaklık modeline yönelik onayın
Avrupa'da giderek arttığını söylediği belirtilen yazıda, Federal
Hükümet tarafından da desteklendiği şekliyle bugüne kadar yürüten AB
genişleme politikasının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini
belirten Stoiber'in, Şansölye Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı
Chirac'ın, Türkiye'nin üyeliğine verdikleri destekle "AB Anayasası'nın
mezar kazıcıları" haline geldiklerini söylediği ifade edilmektedir.
Anayasa sözleşmesinde yer alan, Temel Haklar Şartı ya da AB
kurumlarının işlerliğine ilişkin kararlar gibi önemli bölümlerden
vazgeçilmemesini isteyen Stoiber'in, gerekirse bunların ayrı ve daha
dar bir anlaşmada biraraya getirilerek ayrıca karara bağlanması
gerektiğini vurgulayarak, başarısızlığa uğrayan sözleşme metninin,
bazı ülkelerde çoğunluğu sağlayamayacak belirli bölümlerinde artık
ısrar edilmemesini istediği belirtilen yazıda, Şansölye adayı Merkel'in
ise, "Bu şekilde devam politikası" yürütülmemesi yolunda uyararak, ret
oylarıyla ifadesini bulan halkın endişelerinin ciddiye alınması
gerektiğini söyleyerek, AB'nin "aşırı bürokrasisinin" azaltılması,
Avrupa İstikrar Paktı'nın da yumuşatılmaması gerektiğini belirttiğine
işaret edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard gazetesinin
(04/06) "Eğer AB Ayakta Kalacak Olursa" başlığı altında ve Adelheid
Wölfl imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB Anayasası'nın Türkiye'nin
AB'ye katılımıyla bir ilişkisi olmadığını söyleyen Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün haklı olduğu, ancak AB halkının bunun bilincine
varmasını bekleyemeyeceği belirtilmekte, nitekim birçok Fransız ve
Hollandalının globalleşmeyi önleyecekleri yanılgısına düştükleri için,
anayasaya " hayır" dediği, gerçek olanın ise Fransızların yüzde 35'inin
olumsuz tutumlarına neden olarak Türkiye'nin katılım ihtimalini
göstermeleri olduğu kaydedilmektedir. Fransız diplomatlarının yazın
Türkiye ile imtiyazlı bir ortaklık konusunda görüşmeyi teklif
edecekleri ve hassas katılım tartışmasını sona erdirecekleri yolunda
söylentiler dolaşmaya başladığı belirtilen yorumda, Fransa'nın şimdiye
kadar şımartılan Türkiye'yi yalnız bırakma hevesine kapılabileceği,
bunun, popüler olmasına karşın aptalca bir tutum olduğu, çünkü AB
konularının, ulusal hükümetlere ilişkin hoşnutsuzluğu göstermek için
kullanılabileceği şeklindeki yanılgıyı güçlendireceği ifade
edilmektedir.
Avusturya televizyonu
ORF2'nin (03/06) saat 22.00 ana haber bülteninde yer alan "Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün Ziyareti" başlığı altında ve Thomas Hois imzalı
bir haberde, uzmanların, Fransa ve Hollanda'da AB anayasası konusunda
yapılan halk oylamalarının olumsuz sonuçlanmasının Türkiye ile
bağlantılı olduğunu düşündükleri, oylamada hayır demenin bir nedeninin
de, Türkiye'nin AB'ye katılımından duyulan korku olduğu öne
sürülmektedir. Şimdi İstanbul ve Ankara'da, krize giren AB'nin,
planlanan giriş müzakerelerini ertelemesinden korkulduğu kaydedilen
haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, anketlere göre Türkiye'nin
AB'ye katılımına oldukça şüpheli bakan Avusturya'ya bir sempati
ziyaretinde bulunduğu bildirilmektedir. Haberde şöyle denilmektedir:
"Gül, 'AB anayasası konusunda olumsuz sonuçlanan halk oylamalarının ve
bunun AB politikacıları arasında neden olduğu şokun, Türkiye'nin giriş
müzakereleriyle bir bağlantısı olmadığını' birçok kez vurguluyor.
GÜL: Biz tartışmadan
kaçmıyoruz, ama anayasa konusunda yapılan halk oylamalarının bizimle
bir ilişkisi yok. Bu, AB içindeki bir tartışma. Ekim ayında planlandığı
gibi müzakerelere başlayacağız. Bu iki konuyu birbirinden ayırmazsak,
çok dar görüşlü bir politika yapmış oluruz.
Anlaşılan şimdi, fazla
heyecanlanmama ve göze batmama politikası izleniyor. AB ülkeleri
liderleri 17 Aralık'ta Türkiye ile, birçok ülkenin istediği gibi
imtiyazlı ortaklık değil, tam üyelik konusundaki müzakerelere 3
Ekim'de başlama kararı almışlardı.Ancak Fransa ve Hollanda'daki
oylamalardan sonra barometre fırtınaya işaret ediyor. Türkiye ile giriş
müzakerelerinin ertelenmesini isteyen sesler çoğalmaya başladı. Türk
Hükümeti ise dışa karşı soğukkanlı bir tavır takınıyor. AB'de
sertleşen hava konusunda verilen tek taviz, müzakerelerin uzun
süreceğinin kabul edilmesi."
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinin
internet sayfasında (03/06) "Ankara Kendisini Bekleyen Zorluklara Karşı
Tedbir Alıyor" başlığı altında ve Thierry Oberlé imzasıyla yer alan
haberde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün referandumda
"hayır"ın kazanmasının büyük bir problem teşkil ettiğini tespit eden
ilk kişi olduğu ifade edilmekte, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ise
bu konuda inançlı olduğunu ve üyelik görüşmeleri konusunun bundan
etkilenmeyeceğini ifade ettiği, fakat Hollanda ve Fransa'da yapılan
seçimlerin Türkiye'de endişe yarattığı belirtilmektedir. Haberde,
“Fransız-Alman beraberliğinin bozulma riski, şüpheleri arttırıyor,
çünkü Almanya'daki seçimlerde muhafazakarların kazanması durumunda,
Angela Merkel Türkiye'ye kapıları kapatacağını bildirdi. Merkel geçen
sene, tercihinin imtiyazlı ortaklıktan yana olduğunu Türkiye'ye yaptığı
ziyaret sırasında dile getirmişti. Buna paralel olarak, AB'nin
Türkiye'den, Birlik'teki diğer ülkelere oranla daha fazlasını istediği
düşüncesi giderek yaygınlaşıyor. Muhalefet, Avrupa'ya doğru zorlanan
yürüyüşte, halktan gerekli özverilerde bulunmasını istemek için AB'den
güvence alıp almadıklarını iktidara sormaya başladı. AKP ise, böyle
bir güvenceye sahip olmadığını kabul ediyor.” denilmektedir.
AFP'nin (03/06) "Schröder,
Romanya ve Bulgaristan İçin Öngörülen Üyelik Tarihini Destekliyor"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Almanya Başbakanı Gerhard
Schröder'in yaptığı açıklamada, Romanya ve Bulgaristan'ın öngörülen
üyelik tarihini desteklediği belirtilmektedir. Haberde, Schröder'in,
Romanya Başbakanı Calin Popescu Tariceanu ile gerçekleştirdiği görüşme
sonrasında, "Romanya ile Bulgaristan'ın AB'ye girişi ve Türkiye ile
üyelik görüşmelerine başlanması konusunda yapılan tartışma hakkında
değişik görüşler mevcut, ama ben bu başvuruları desteklemekte
kararlıyım." dediği ifade edilmektedir.
İSPANYA BASINI:
El Comercio gazetesinin
internet sayfasında (04/06) "Türkiye, Avrupa'dan, Kapıların Kendisine
Kapatılmamasını İstiyor" başlığı altında yer alan bir haberde, Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Viyana'da, Avrupalıların, ülkesinin
Birliğe katılma arzusunu AB Anayasal Sözleşmesiyle bağdaştırmamaları
gerektiğini savunduğu bildirilmektedir. Fransa ve Hollanda'nın
Anayasa'yı reddetmeleri karşısında Gül'ün, Ankara'nın Avrupa Birliği'ne
katılma isteklerinin, şimdi de anayasa metniyle bağlantılıymış gibi
muamele görmesine karşı olduğunu gösterdiği kaydedilen haberde,
Avusturyalı meslektaşı Ursula Plassnik'le görüştükten sonra Bakan
Gül'ün, "Müzakerelerin, Türkiye'deki reformlarla orantılı olarak uzun
bir süreye ihtiyacı var." dediği aktarılmaktadır. Haberde, bir çok
analizcinin Fransızlar ve Hollandalıları anayasayı reddetmeye götüren
faktörlerin Türkiye'nin AB'ye olası katılımına bağlı olduğuna işaret
ettikleri ve bu hayır cevaplarının, bu ülkenin giriş takvimini
ertelemesi gerektiği üzerinde durdukları belirtilmektedir.
ABC gazetesinin internet
sayfasında (04/06) "Avrupa'daki Kriz, AB'ye Aday Ülkelerde Korku
Uyandırıyor" başlığı altında ve Simon Tecco imzasıyla yer verdiği
haberde, Avrupa Anayasası'na yönelik Fransız "hayır"ının, AB'ye aday
ülkelerde endişe yarattıysa da Hollanda'nın reddinin, Romanya,
Bulgaristan, Hırvatistan ve Türkiye hükümetlerinde huzursuzluktan
ziyade paniğe sebep olduğu değerlendirmesinde bulunulmaktadır. Haberde,
Avrupa Parlamentosu'nda Alman Hristiyan Demokratik Partisi lideri Markus
Ferbes'in "Anayasa 2007'den önce kabul edilmezse, yeni genişlemenin
anlamı olmadığına" dair açıklamalarına rağmen Alman Şansölye Gerhard
Schröder'in Romanya Başbakanı Calin Popescu Tariceanu'ya, "'Hayır'a
rağmen AB, Romanya ve Bulgaristan'a verdiği söze sadık kalmak zorunda"
dediği nakledilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
The Guardian gazetesinde
(04/06) "Avrupa Birliği: Kayıp Dünya" başlığı altında yayımlanan
başyazıda, AB anayasası krizinin henüz görülmediği belirtilmekte ve
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in
buluşmasının ardından daha da belirginleşecek olan birçok farklı
yönünün olduğuna dikkat çekilmektedir. Fransa ve Hollanda
referandumlarının ardından AB'nin küresel aktör olma isteğinin ciddi
bir yara aldığı kaydedilen başyazının Türkiye'ye değinilen bölümünde,
"Şimdi ne yapılacağı konusundaki bölünmeler, önceden üzerinde
anlaşılmış politikalara bağlı kalmayı zorlaştırabilir: Türkiye ile
üyelik müzakereleri planlandığı gibi ekim ayında başlayacak, ancak bu
görüşmeler, Türkiye'de ve Müslüman dünyada tepkiler de yaratarak, daha
zor geçecek ve daha uzun sürecektir. AB'nin 'üç büyüğü' İngiltere,
Fransa ve Almanya, İran'ın nükleer silah edinmesini durdurma
çabalarını engellenmemesini sağlamak ve ABD'nin, kendi diplomasilerinden
kabul edilemez uzaklığını korumasını kolaylaştırmak zorundalar."
denilmektedir. Haziran ortalarında yapılacak AB zirvesine kadar
Anayasal Sözleşme'nin yaşayacağının, ancak öldüğünün telaffuz edildiği
andan itibaren de bazı önemli reformların onunla birlikte öleceğinin
vurgulandığı başyazıda, bu reformlardan birinin 2.5 yıl sürecek sürekli
başkanlık sistemi, ikincisinin ise Avrupa komisyon ve hükümetleri
arasındaki geleneksel ayrılığı sona erdiren AB dışişleri başkanlığı
olduğu kaydedilmektedir.
The Economist dergisinde
(04/06) "Ölen Avrupa" başlığı altında yayımlanan başyazıda, nüfusu ve
ekonomisi ABD'den daha büyük bir Avrupa Birleşik Devletleri kurmak
isteyenlerin, Fransa ve Hollanda'da AB Anayasası'na "hayır" denen
referandumlarla gerçekle yüzleşmek zorunda kaldıkları belirtilmektedir.
Başyazıda, AB'nin iki kurucu ülkesinin ilk kez bir Avrupa sözleşmesini
reddettiklerine dikkat çekilmekte, ancak yine de Anayasa'nın diğer
ülkelerde onaylanma sürecinden geçmesinde ısrar edenler olduğu
bildirilmektedir. Her iki ülkenin de hayır kampanyalarında Türkiye'nin
üyeliğine olan muhalefetin rol oynadığı belirtilen başyazıda, Fransa ve
Hollanda'da alınan sonuçtan sonra AB liderlerinin genişlemenin aleyhine
dönmeleri ve hatta Romanya ve Bulgaristan'ı almak konusunda bile geri
adım atmaları olasılığının yüksek olduğu ifade edilmekte, "Türkiye'nin
Ekim ayındaki katılım müzakerelerinin başlamasını da iptal
edebilirler." denilmektedir. Başyazıda, "Genişleme AB'nin en başarılı
politikası oldu. Geçen Mayıs ayında on üyenin alınması AB sınırlarında
bir barış ve artan refah bölgesi oluşturulmasına yardımcı olurken yaşlı
kıtanın çok ihtiyaç duyduğu ekonomik dinamizmi de sağladı. Balkan
ülkeleri ve Türkiye'nin üyelikleri için de benzeri noktalar öne
sürülebilir. Türkiye'nin üyeliği aynı zamanda, Batı ile İslam dünyası
arasındaki gerginliği ortadan kaldırmaya yardımcı olarak büyük
stratejik yararlar da sağlayacaktır. Avrupalı seçmenlerin bu konularda
ikna edilmeleri gerektiği doğru, ama bu en azından kısmen, liderlerin
genişlemenin gereğini pek açıklamamalarından kaynaklanıyor. Fransa ve
diğer bazı ülkelerin bundan sonraki genişlemeleri referanduma
götürebilecekleri dikkate alınırsa, politikacıların daha iyi satış
yapmayı hızla öğrenmeleri gerek." şeklindeki değerlendirmeye yer
verilmektedir.
The Economist dergisinde
(04/06) "Avrupa Birliği Anayasası: Öldü, Ama Henüz Gömülmedi" başlığı
altında yayımlanan bir yorumda, Fransa ve Hollanda referandumlarının
Avrupa'yı nasıl etkileyeceği incelenmektedir. Yorumun Türkiye ile
ilgili bölümünde, "Fransa, Almanya ile ortak bir girişimle Avrupa'da
tekrar inisiyatifi ele alamazsa, AB ile ilişkilerinde giderek daha
hırçın olabilir. Bu da kulübün gelecekteki genişlemesi açısından kötü
olur. Katılım sözleşmeleri imzalamış olan Bulgaristan ve Romanya bile,
son dakikada kapıların sürgülendiğini görebilir, zira Fransa
parlamentosu hala Bulgaristan ve Romanya'nın üyeliklerini onaylamadı.
Ekim'de AB ile üyelik müzakerelerine başlaması beklenen Türkiye için
belirtiler daha da kötü. Hem Fransa'da hem de Hollanda'da Türkiye'nin
üye olma ihtimali hayır kampanyalarının önemli bir kozuydu. Bir sonraki
Almanya Başbakanı olma ihtimali yüksek olan Angela Merkel, Türkiye'nin
AB üyeliğine karşı. Müzakereler zamanında başlasa bile, ancak AB'nin,
üyeliğin garanti olmadığını daha da belirgin bir hale getirmesi halinde
başlayabilir." denilmektedir.
İTALYA BASINI:
Il Giornale gazetesinde
(05/06) "Türkiye'yi durdurmak gerek" başlığı altında yer verilen
mülakatta, CDU'nun Dış İlişkiler Sorumlusu Friedbert Pflüger'in,
iktidara gelmeleri halinde Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı
ortaklık verilmesi yönünde icraat göstereceklerini dile getirmektedir.
Mülakatta, Referandumlarda büyük bir çoğunluğun Anayasa'ya karşı
olmadığı, ama Brüksel'in aldığı ya da almadığı kararlara karşı oy
kullandığını vurgulayan Pflüger'in, Avrupa'nın 25'e, hatta 27 üyeye
genişlemesi kararının akabinde bir de Türkiye ile katılım
müzakerelerinin başlatılmasına yeşil ışık yakılmasının Avrupalılarda
bir tür "acil durum havası" yarattığının altını çizerek, insanların,
evrenselleşmenin aslında "sınırların yıkılması" anlamına gelmesinden
endişe duyduklarını belirtmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos gazetesinde
(03/06) "Türkiye-AB" başlığı altında ve Yorgos Kuvaras imzasıyla
yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin Avrupa
perspektifine karşı Avrupa'da olumsuz bir dinamizmin yaratılmasını
kutlamaya acele edenler daha soğukkanlı davransalar iyi olur.
Gerçekten, bir yandan Fransa ve Hollanda'nın Avrupa Anayasası'na
'hayır'ı, öte yandan da Almanya'da seçimleri Hıristiyan-Demokratların
kazanacağı belirtilerinin verilmesi, Ankara'nın Avrupa umutları için
daha olumsuz bir ortam biçimliyor. Fakat, Avrupa Anayasası'na ilişkin
referandumlar ve Avrupa'da hükümet değişiklikleri bir yana, aslında bu
umutların gerçekleşmesi, zaten uzun sürecek olan Türkiye'nin çok
belirli önşartları yerine getirmesine bağlı. Avrupalıların, Türkiye'nin
Avrupa'ya üye olmasını kaygıyla düşünenlerin dahi istemediği tek şey,
Türkiye'nin yalnızlığa itilmesi ve Avrupa yörüngesi dışında
kalmasıdır. Coğrafi konumu, hacmi ve yoğun nüfusu Türkiye'yi
görmezlikten gelinmesi ve kaderine terkedilmesi imkansız olan bir
faktör olarak ön plana çıkarıyor. Alman Hıristiyan-Demokratların lideri
Angela Merkell dahi, Ankara'ya giderek, ülkenin gelecekte AB üyesi
olmasını kuşkuyla karşıladığını anlatmak için Ankara'yı ziyaret etmek
gereğini duydu. Türkiye'de istikrarsızlık yaratacak Avrupa ülkesi
yoktur, bunun nedenleri de kolay anlaşılır. Yunan hükümeti komşumuz
ülkenin Avrupa perspektifini desteklemekle çok iyi yapıyor. Türk-Yunan
ilişkilerinin istikrara kavuşması için tek yol budur."
-
-
ESKİ SAYILAR