07.06.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 07/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  06 Haziran 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (06/06)  "Türkiye AB'ye Kabul Edilmeli" başlığı altında ve Aydan  Kızıldağlı imzasıyla yer verilen bir haberde, CNN  televizyonunun pazar günleri yayımladığı Late Edition  programına katılan Dışişleri eski Bakanı Alexandre Haig  ve Beyaz Saray eski Güvenlik Danışmanı Zbigniew  Brzezinsky'nin AB'nin Türkiye'yi üyeliğe kabul etmesinin  bölge açısından büyük önem taşıdığına işaret ettiği  belirtilmektedir. Irak konusunda izlenen politikanın  değerlendirildiği programda, Dışişleri eski Bakanı  Alexandre Haig'in, Amerika'nın Irak'taki varlığını başarılı  bir sonuç alınıncaya kadar sürdürmesi gerektiğini, aksi halde  bölgede Arap olmayan kökten dinci ülkelerden gelebilecek  tehlikeler olduğunu, Irak'a komşu Türkiye'nin böyle bir  tehlike yaratacak ülkelerden biri olmadığını da vurgulayarak,  AB'ye girme konusunda Türkiye'nin desteklenmesi gerektiğini  belirttiği kaydedilen haberde, Amerika'nın Türkiye politikasını  iyi idare etmesi gerektiğini kaydeden Haig'i, "Türkiye şüphesiz,  Irak konusunda yeterli kararlılık göstermemiz durumunda bize  karşı düşmanca hareket edebilecek ülkelerden biri değildir.  Eğer Türkiye'ye iyi politikalar uygulamaz ve Avrupalı  dostlarımızı bu ülkenin AB'ye katılması konusunda ikna edemezsek,  bizim için gelecekte iyi olmayan sonuçlar doğabilir." dediği ifade edilmektedir. Haberde, Avrupa'nın Türkiye'yi dışlamaması  gerektiğini söyleyen Zbigniew Brzezinsky'nin, "Haig'in kaygısını  anlıyor ve paylaşıyorum. Avrupa'nın Türkiye'ye uzun vadede yeni  bir Orta Doğu sorunu haline gelme durumuna itmemesi gerektiğine inanıyorum. Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olma emelinin  desteklenmesi ve bu yönde hareket edilmesi gerekir. Bu, hem  Amerika'nın hem de Avrupa'nın çıkarlarının gereğidir." dediği aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Bild am Sonntag gazetesinde (05/06) "Türk Başbakanı CDU'ya Saldırıyor" başlığı altında ve Jochen Gaugele-Anna Meissner  imzalarıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan mülakata  yer verilmektedir. Fransa ve Hollanda'nın AB Anayasası'nı  reddetmesi konusu ile Almanya'da erken seçimler ve Şansölye  Schröder'den Şansölye Merkel'e geçişin Türkiye için ne anlama  geleceğinin ele alındığı mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

 

            "SORU: Angela Merkel, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne tam  üyeliğine karşı...

 

            ERDOĞAN: AB, Türkiye'yi üye olarak almaya hazır olduğunu  daha önce defalarca göstermiştir. 1999'da Helsinki, 2002'de  Kopenhag ve son olarak da 2004'te Brüksel'deki zirve  toplantılarında alınan kararlar açıktır. Siyasi partiler  gelirler ve giderler, fakat devletlerin siyasi temel çizgileri  nadiren değişir.

 

            SORU: CDU/CSU, Türkiye için 'imtiyazlı ortaklık' öneriyor.  Bunu kabul eder miydiniz?

 

            ERDOĞAN: Türkiye'nin hedefi AB'ye tam üyeliktir. Herhangi  farklı bir şeyi kabul etmeyiz. İmtiyazlı ortaklık olarak  adlandırılan ortaklık, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin  ruhuna aykırıdır. Böyle bir ortaklık, AB'nin Türkiye'ye karşı  üstlendiği yükümlülüklere de aykırı düşmektedir. Almanya'da  CDU/CSU'dan gelen öneriler, Türkiye ile AB arasındaki  ilişkileri riske sokmaktadır. Bu öneriler, Avrupa  bütünleşmesinin ileri götürülmesine ilişkin ortak hedefimize  hizmet etmemektedir.

 

(...)

 

            SORU: Almanya ve diğer üye ülkelerde, Türkiye'nin reform  hızını kesebileceğine ve yeniden Avrupa'dan uzaklaşabileceğine  ilişkin endişeler artıyor.

 

            ERDOĞAN: Türkiye'deki reformların çok yavaş ilerlediği  şeklindeki tüm iddialar haksız ve temelsizdir. Hükümetim,  Kasım 2002'den bu yana görevdedir ve tüm Türk hükümetlerinin  son 50 yılda yaptıklarından daha fazla reform gerçekleştirmiştir. Demokrasi ve hukuk devleti konularında yaptıklarımız sessiz bir  devrimden aşağı değildir. Ve ben şu sözü veriyorum: Reformlar  devam edecektir. Kimse hükümetimin, vatandaşlarımızın hepsine  daha fazla demokrasi verme konusundaki kararlılığından şüphe duymamalıdır..."

 

            Deutsche Welle Radyosu'nun internet sayfasında (06/06)  "Anayasa Referandumlarının Ardından AB Türkiye ile Nasıl Devam  Edecek?" başlığı altında ve Bernd Riegert imzasıyla yer alan  bir haberde, Fransızlar ve Hollandalıların Anayasa'ya "hayır"  demelerinin ardından, merak edilen sadece AB'nin nasıl devam  edeceği değil, aynı zaman Türkiye'nin olası bir üyeliği  hakkında da yeni soru işaretlerinin belirdiği kaydedilmektedir.  İki Avrupalı kurucu ülkenin "hayır" demesiyle, Avrupa'daki  politik ortamın da değiştiği, bu durumun Türkiye konusuna da  etki edebileceği, çünkü birçok Anayasa karşıtının, aynı zamanda  Avrupa Birliği'nin genişlemesine de karşı olduğu belirtilen  haberde, Fransa'da sağ grupların, Türkiye meselesini Anayasa  tartışmasıyla birleştirdiklerine işaret edilmektedir.  Brüksel'deki resmi makamların, şu sıralar elbette yeni bir  Türkiye yöneliminden söz etmediği ifade edilen haberde, AB  Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in,  Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasının öngörüldüğü  ve alınmış kararların geçerli olduğunu belirttiği kaydedilmekte,  Fransız ve Hollandalı seçmenlerin "hayır" demelerinden sonra da değişmediğini söylediği vurgulanmaktadır. AB'nin en büyük ülkesi durumundaki Almanya'nın olası bir iktidar değişikliğine sahne  olmasının, Türkiye'nin üyelik konusu açısından, Avrupa'nın  Anayasa krizinden neredeyse daha ağır bastığı belirtilen haberde,  Kırmızı-Yeşil Federal Hükümeti'nin değişmesi halinde Türkiye'nin,  Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın zayıf bir konuma gerilemiş olması  nedeniyle bir müttefikten daha olacağı, sonbahardan itibaren  önemli bir politik göreve gelmesi beklenen Bavyeralı CSU Başkanı  Edmund Stoiber'in, Türkiye'nin kulübe alınmasını istemediğini bir  kez daha tekrarladığı, CDU/CSU partilerinin Federal Başbakan adayı  Angela Merkel'in de, "imtiyazlı ortaklık" modelinden yana olduğuna  dikkat çekilmektedir.

            Berliner Zeitung'da (06/06) "Hıristiyan Birlik Partileri  Brüksel'de Siyaset Değişikliği Talep Ediyor" başlığı altında ve  Bettina Vestring imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB Anayasası  krizinden sonuç çıkaran CDU ve CSU'nun önde gelen Avrupa politikacılarının, Brüksel'de siyaset değişikliğine gidilmesini  talep ettikleri belirtilmektedir. İngo Friedrich (CSU) ve Elmar  Brok'un (CDU), haziran ortasında yapılacak olan AB devlet ve  hükümet başkanları zirvesinde, Komisyonun, mevcut ve planlanan  tüm yönetmelikleri, zorunlu olup olmadığı konusunda incelemekle görevlendirilmesi gerektiğini söyleyerek, AB'nin genişleme  siyasetinde de bir değişiklik talep ettikleri belirtilen yazıda,  CSU Genel Başkan Yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu Başkan Vekili  de olan Friedrich'in, "Biz, sadece Avrupa düzeyinde mutlaka  yapılması gerekenleri düzenleyen, mütevazı bir Avrupa istiyoruz."  diye konuştuğu ifade edilmektedir. AB'nin genişlemesinin  yavaşlatılmasını da talep eden Hıristiyan Birlik Partili iki  politikacı Brok ve Friedrich'in, 2007 için planlanan Romanya ve Bulgaristan'ın üyeliğinin en az bir yıl ertelenmesini isteyerek, Türkiye'nin alınmasını da reddettikleri belirtilen yazıda,  "Türkiye, Fransa ve Hollanda'da bardağı taşıran son damla oldu."  diyen Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Brok'un,  "Bundan Batı Balkanlar ve Ukrayna için de sonuç çıkarılması gerekir,  tam üyeliğin yanında bir seçeneğe ihtiyacımız var." ifadesini  kullandığı kaydedilmektedir.

            Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung'da (05/06) "'Bu  Şekilde Devam' Politikası Olmaz" başlığı altında ve Eckart Lohse  imzasıyla CDU Genel Başkanı Angela Merkel ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

 

            "SORU: Fransa ve Hollanda'da yapılan referandumlardan sonra Avrupa'nın geleceğine ilişkin kapsamlı bir tartışmaya da ihtiyacı  var mı?

 

            MERKEL: Güçlü ve vatandaşa yakın bir Avrupa hepimiz açısından önemlidir. Ancak, Avrupa fikri sadece insanlar tarafından da  anlaşıldığı takdirde gelecekte başarılı olacaktır. Sorun burada  yatıyor: Sadece Fransa ile Hollanda'da değil, Avrupa'nın birçok  bölümünde, bürokratik düzenlemelerin aşırılığından ve İstikrar  Paktı'nın sulandırılmasından dolayı rahatsızlık var. Aynı zamanda  Avrupa Birliği'nin sınırlarının ötesine taşmasından duyulan endişe artıyor. Bu yüzden, 'Bu şekilde devam' politikası olmamalı.

 

            SORU: Avrupa'nın kendi sınırları konusunda da kapsamlı  konuşması gerekiyor mu?

 

            MERKEL: Irak, İran ve Suriye'yle sınırları olan Türkiye ile  katılım müzakerelerinin başlatılması, Avrupalı birçok vatandaşı yormaktadır. Bu nedenle insanların endişe ve sıkıntıları Avrupa politikasının gündeminde yeniden en üst sırada yer almalıdır.  Sadece bürokrasiyi kalıcı bir şekilde azaltır, büyüme ve istihdamı destekler ve Avrupa Birliği'ni aşırı genişletmezsek, Avrupa fikri  de geniş kabul görecektir.

 

            SORU: Tüm koşulların yerine getirilmesi halinde, AB'nin  Türkiye ile katılım müzakerelerine 3 Ekim'de başlanması öngörülüyor.  Bunun iyi bir karar olduğunu düşünüyor musunuz?

 

            MERKEL: Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması kararlaştırılmış bir meseledir. Fakat müzakerelerin gerçekten  ucu açık olarak yürütülmesi gerekir. CDU ve CSU, Türkiye'nin  AB'ye tam üyeliği yerine imtiyazlı ortaklığın doğru müzakere  sonucu olduğu yönündeki inancını müzakerelere taşıyacaktır.

 

            SORU: Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini prensipte tamamen  imkansız mı görüyorsunuz?

 

            MERKEL: Biz imtiyazlı ortaklık istiyoruz..."

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Die Presse gazetesinde (06/06) "Felce Uğrayan Avrupa'ya  Maddi Destek" başlığı altında ve Friedrerike Leibl imzasıyla  yazının Türkiye ile ilgili bölümünde, Başbakan Wolfgang  Schüssel'in Avrupa Birliği'ndeki Anayasa krizinde hız seçeneğini  yeğlediği ve Göttweig Manastırı'nda yapılan Wachau Avrupa  Forumu'nda "İzlediğimiz çizgiden ayrılmamalıyız. Şimdi 'ara  verme düğmesine' basmak bir hata olur." dediği belirtilmektedir.  Slovenya Başbakanı Janez Jansa'nın da AB ülkelerine dayanmaları  için çağrıda bulunarak, oylamalardan alınan olumsuz sonuçların  gerçi AB için "ciddi bir sınav" niteliği taşıdığını, ancak hırslı hedeflerden vazgeçmenin yanlış sinyal olacağını söylediği  belirtilen yazıda, Jansa'nın ayrıca Türkiye'nin AB'ye katılımı  gibi "ciddi" konuların hafife alınmaması konusunda da uyardığı  ifade edilmektedir. "Hata yapmamalıyız." diyen Jansa'nın tıpkı  Başbakan Schüssel gibi, Ankara ile ekim başında başlanacak olan  giriş müzakerelerinin "ucu açık" olarak sürdürülmesi gerektiğini vurguladığı kaydedilen yazıda, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün  Avrupa Forumu'nda yaptığı bir konuşmada, ülkesinin AB'ye  üyeliğinin getireceği avantajların altını çizerek, AB'nin Türkiye sayesinde "stratejik derinliğe" kavuşacağını söylediği  belirtilmektedir.

            Kurier gazetesinde (05/06) "SPÖ Başkanı: Bu Dayanılacak  Gibi Değil" başlığı altında ve Patricia Haller imzasıyla SPÖ  Başkanı Alfred Gusenbauer ile yapılan mülakatın Türkiye ile  ilgili bölümünde, "Romanya ve Bulgaristan 2007 yılında AB'ye  katılmalı mı? Türkiye ile sonbaharda müzakerelere başlanmalı  mı?" şeklindeki bir soruya, Gusenbauer'ın, "25 ülkeden oluşan  AB'nin Nice Anlaşması ile işlevini sürdüremeyeceği söylendiği  için Anayasa yapıldı. Şimdi yine dönüp dolaşıp Nice Anlaşması'na  geldik. Yeni bir Anayasa ve yeni bir çerçeve olmadan ne genişleme,  ne de Türkiye ile müzakereler gerçekleştirilebilir..." şeklindeki  cevap verdiği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            The Financial Times gazetesinde (06/06) "AB'yi Pazarlamak"  başlığı altında yayımlanan başyazıda, AB'nin genişlemesi ile  Fransa ve Hollanda'da, Anayasa Anlaşması'nın reddedilmesi  konuları ele alınmaktadır. Ekonomik göstergelerin yavaşlamaya  ya da durgunluğa işaret ettiği bir dönemde iş korkusu, genişlemiş  ve her kafadan ayrı bir ses çıkan bir Birlikte denetimi ve  kimliğini kaybetme korkusu ve nüfusu büyük ve Müslüman olan  Türkiye'nin şahsında "öteki"nden duyulan korku biraraya  geldiğinde, ortaya küskün bir ret cevabının çıktığı belirtilen  başyazıda, geçen yılki 10 yeni üyenin yarattığı "Büyük Patlama"yı özümsemenin zaman alacağının açık olduğu, AB'nin büyük güvenlik  çıkarları olan Türkiye ve Batı Balkanlar'da ise daha da çetin  zorluklarla karşılaşılacağına işaret edilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:

 

            La Repubblica gazetesinde (06/06) "AB'ye insanları  yakınlaştırmak için daha fazla yatırım yapılması gerekir"  başlığı altında Daniel Cohn-Bendit ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta, Cohn-Bendit'in kendisine yöneltilen  "Bulgaristan ve Romanya'nın entegrasyonu ve Türkiye ile  müzakereleri yavaşlatmak gerekli midir?" sorusuna, şu şekilde  yanıt vermiştir: "Biz Yeşiller Partisi olarak Bulgaristan ve  Romanya'nın katılımının ertelenmesini talep etmiştik ancak  sosyal demokratlar bize yüklendi. Ankara ile müzakereleri  başlatmaktan başka bir şey yapmayacağız. Önümüzdeki 10 ila 15  yıl içinde de ne fazlasını, ne de azını yapacağız. Türkiye'nin  katılımı içinde bulunduğumuz şu anın konusu değildir;  müzakerelerin ucu açıktır..."

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia gazetesinde (05/06) "Ankara Kaygılı, Atina  Şaşkın" başlığı altında ve Kira Adam imzasıyla yayımlanan bir  yorumda şöyle denilmektedir: "Fransa ve Hollanda'da Avrupa  Anlaşması için yapılan referandumların olumsuz neticeleri,  Türkiye'nin 3 Ekim'e kadar yükümlülüklerini yerine getirmesi  durumunda, üyelik müzakerelerini etkilemeyecek. Hangi  yükümlülüğü? Gümrük Birliği Protokolü'nün imzalanması ve Ceza  Kanunu'nda değişikliklerin yapılmasıyla ilgili yükümlülükler.  Türkiye, gelişmelerden dolayı kaygılı olduğu belirtileri  veriyor. Yunanistan düşünceli, Brüksel ise şaşkın görünüyor.  Tabii, şu anda konuya ilişkin kararı geri almayı düşünen yok,  fakat on yıl belki de daha fazla sürecek olan bir zamandan  sonra müzakerelerin sonucunun ne olacağı ve sonucun içeriği  hakkında şimdiden tahminlerde bulunmak cesaretini gösteren de  yok. Başka bir ifadeyle, üyelik müzakerelerinin başlamasından  dört ay önce, ülkenin, sadece 'özel ilişki' ile sonuçlanması  olası bu kadar yorucu girişimleri için ilk kez bu kadar  güvensizlik duyuyor. 'Özel ilişki' senaryosu, Almanya'da  seçimlerden sonra hükümet, muhafazakar Angela Merkel'e geçerse  daha da güç kazanacak..." 

 

 
ESKİ SAYILAR